Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

362. Bölüm 3. Kitap, Pounz'un Sarsılışı, Final: Ödülün Kaldırılması

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Zend, başına konulacak olan ödülün hızlı bir şekilde belirlenmiş olduğunu görünce epey şaşırmıştı aslında. ''Demek Fungyuo İmparatoru ve Dustin de işin içindeymiş... Heh, Dustin'in olduğunu tahmin ediyordum ancak şu herif hiç aklıma gelmemişti. Bir de daha önceden onun yanına gittiğim zaman, bana Chibui'de bana destek olmaları için bir asker ekibi vermek falan istemiş, benimle ilgileniyormuş gibi davranmıştı. Rezil herif, demek, gerçekten de beni öldürmek gibi bir amacı varmış... Qouen böyle söylemişti de tam anlamıyla inanmamıştım, görünüşe göre, Qouen sonuna kadar haklıymış bu konuda...'' dedi, daha önceki konuşmalarında Qouen, babasının böyle bir amaca sahip olduğunu söylemişti Zend'e. Zend tabii ki ona inanmıştı, sonuçta Qouen onun güvendiği bir insan haline gelmişti hızlı bir şekilde. Ama içinde bir şüphe kalmamış da değildi tabii, Fungyuo İmparatoru'na ne kadar öfkelense ve onun ölmeyi hak ettiğini düşünse de, içinde minik bir parça, onun, Zend'in babası olduğunu düşünüp böyle bir şeyi yapmamış olduğunu düşünüyordu. Ancak şimdi anlamıştı ki Zend, o herif, gerçekten de Zend'in tam anlamıyla düşmanıydı ve Zend tarafından öldürülmesi gerekiyordu gelecekte. Zend bunu bir şekilde yapacaktı, kafasına koymuştu şimdi iyice. Kendisine tam olarak kabul ettirmişti, gün gelecekti, o adam da Zend'in ellerinin altında can verecekti... O günler çok da uzakta değildi.

 

Kısa bir süre daha, Zend hakkında konuşulmuştu orada. Ödülün ne kadar olacağı tam olarak belirlenmişti...

 

''Kral Fungyuo, siz Zend'in güçlenmesi için bir şey yaptınız mı özel olarak?'' diye sordu Dustin, araya girerek. ''O, yedinci seviyede ve on yedi yaşındayken neden Hırsız Çağı'ndaki beş yüzü aşkın kişiyi tek başına, çıplak elleriyle öldürebilecek kadar güçlü bir hale geldi? Bunun özel bir sebebi olmalı, kafamı gençlere çevirip biraz bakındığımda, on yedi yaşında bunu yapabilecek kadar güçlü olan, sokaktan çıkmış birini göremiyorum ne yazık ki. Bunu sağlayan başka şeyler olmalı.''  Dustin o zamanlar Zend'in kısa bir süre Pounz'un en büyük dahisi olarak görüleceğini tahmin etmiyordu elbette, aslında Hırsız Çağı'nda olanların arkasında da başka bir şeyin olduğunu tahmin ediyordu. Ancak yine de Zend'in güçlü olduğunu kendi kendisine kanıtlamış gibiydi, bu yüzden de danışma ihtiyacı duymuştu Fungyuo İmparatoru'na. Belki birkaç bilgi alabilirdi bu şekilde.

 

''Ne yazık ki, ben bir şey yapmadım. Zaten onu çok uzun zaman boyunca görmemiştim, birkaç sene önce Fungyuo Sarayı'na geldi. Tou ile birlikteydi de Fun da gizli bir şekilde takip ediyordu onu, bu yüzden müdahale edemedim, bir şey yapamadım. Ancak onun yaşadığı her an, benim için bir sorun. Eğer ki ileride bir şekilde benim çocuğum olduğunu anlamayı başarırsa, başım inanılmaz derde girer. Zaten düşmanlarım bol, şimdi bir de Zend'i bana karşı çeşitli şekillerde kullanmak isteyenler ortaya çıkar, hiç uğraşamam. Bir an önce, benim etkimin olduğu bilinmeden öldürülmesini istiyorum.Başıma dert olmadan önce...''  Fungyuo İmparatoru hızlı bir şekilde konuşmuştu bir kere daha, bu konuda epey hassasmış gibiydi.

 

''Evet, al benden de o kadar.'' dedi Dustin. ''Ancak onun bu kadar güçlü olması da, aklımı birazcık çelmiyor değil. Eğer onu kendi safıma çekebilirsem güzel şeyler olabilir, Zend'in gelecekte çok güçlü birisi olacağı açık...'' diyerek devam etti, dudağını bükmüştü hafifçe.

 

''Dustin, eğer böyle bir düşüncen varsa işe hiç girmeyelim.'' dedi kızıl saçlı olan kral, ciddiyet akıyordu yüzünden, gücüne epey güvendiği apaçık ortadaydı. Burada bir otoritesi varmış gibi duruyordu, Dustin'in ona göre daha güçsüz olduğunu düşünmüyordu Zend, ancak emindi ki, Dustin ona göre güçsüz değildi. Onun bir düşmanı olduğu için bunu anlayabiliyordu genç adam rahat bir şekilde, Dustin güçlü biri olmasının yanı sıra zekiydi de. Bu da onu tehlikeli birisi yapıyordu zaten, eğer birisi sadece güce sahip olsa bir sorun olmazdı, çünkü kolay bir şekilde yenilmesi, daha sonra da öldürülmesi mümkündü. Ancak kişi gücünün yanında zekaya da sahip olunca asıl sorun başlıyordu. ''Onun kesin bir şekilde öldürülmesini istiyorum ben.''

 

''Hadi ama,'' Dustin, bir elini aşağıya doğru sarkıtmıştı oturduğu koltuğun kol koyma bölgesinden. ''eğer senin çocuğun olduğunu birilerine anlatmaz ya da belli etmez ise hiçbir sorun yaşanmayacaktır, kime, neden anlatacak ki bunu? Yeterince şeye sahip olduğu sürece bunu kesinlikle gizli tutacaktır... Araştırdım bunu, biraz para harcayarak onun bu konuyu unutmasına yol açabiliriz. Senin çocuğun olduğunu tamamen aklından çıkarabilir yani... Pounz'da çok fazla dahi yok, o eğer böyleyse onun ölmesini sağlamak çok da bir yarar sağlamayabilir bana...''

 

''Dustin, görünüşe göre mantıklı düşünme yetini kaybettin. Tanrı'nın Şefkati'nin bıraktığı bir çocuk senin için nasıl iyi olabilir? Emin ol, seni birkaç sene içerisinde öldürmeye çalışacaktır bile. Üstelik, senin de söylediğin gibi eğer bir dahiyse, bu senin için daha da kötü bir şey. Qouen, senin de dediğin gibi zamanında ona bu kadar değer verdiyse, neler neler yapmıştır kim bilir. Yani o, muhtemelen özel şeylere sahip bir genç olacak büyüdüğü zaman. Yaşıtlarına göre çok daha önde olacaktır, o yaşlı herifin neler yapabileceğini , bu odadaki herkes biliyor değil mi? Bir zahmet, kendi mirası olarak görülecek olan çocuk için de bir şeyler yapsın... Muhtemelen, eğer elimizdeki fırsatı kaçırırsak o, kısa bir süre içerisinde hiç öldüremeyeceğimiz bir güç seviyesine ulaşmış olacak. Tabii kaçmayı falan da öğrenir, onu bir şekilde öldürmeyi kolay kolay başaramayız. Yapabileceğimiz en iyi şey, şu an harekete geçerek Zend'in öldürülmesini sağlamak. Yoksa gelecekte, inanın bana başımıza büyük bir bela olacak o...''  Fungyuo İmparatoru konuşmaya devam etti hızlı bir şekilde, burada onlardan başka kimsenin olmadığını bildiği için rahat bir şekilde konuşabiliyordu anlaşıldığı üzere. Zend'in daha sonradan Saf Görü ile onların bu konuşmasını izleyebileceği, aklının ucundan bile geçmemişti muhtemelen o zamanlarda... Aslında bir imparator olarak, bunun gerçekleşebileceğini biliyor olması gerekiyordu. Zend'in bu dünya hakkında öğrendiği şeylerden birisi de, yapacağı şeyleri gizli yapmasının gerekli olduğuydu. Eğer gizli olmazsa yapılanlar, Saf Görü gibi muazzam yeteneklere sahip olan kişiler bir şekilde senin geçmişte yaptığın, ancak öğrenilmesini istemediğin şeyleri öğrenmeyi başarabiliyorlardı. Bu da senin oldukça zor bir duruma düşmene neden olabilirdi, hatta muhtemelen, sadece bu anın duyulmasından dolayı öldürülecekti ileride onlarca, belki de yüzlerce kişi. Saf Görü gibi, daha nice yetenekler vardı kim bilir. Onların tamamını bilmek, buna göre hareket etmek en iyisiydi. Aksi takdirde bir şekilde zararlı çıkılması mümkündü çünkü, bilmediğin yeteneklere karşı savaşamazdın.

 

''Haklısın gerçi...'' Dustin, yavaşça dudaklarını bükmüştü bir kere daha. Zend Pounz'da olduğu için onu öldürmek konusunda net bir karara varmamıştı, ancak Qouen'e duyduğu nefreti hatırladıkça, onu öldürmesi gerektiği gerçeği net bir şekilde yüzüne çarpıyordu... ''Doğru doğru, öyleyse direkt olarak Zend'in başına ödülü koyalım. Daha sonra da bir şeyler oldukça artırırız, sonuçta bizim için para çok da sıkıntı olmayacak...'' diyerek devam etti, sinsi bir şekilde gülümsemekteydi, geçmişte kazandığı kinlerin iletileceği bir kapı açılmıştı şu anda ona. Bu da, tahmin edilebileceği üzere Zend'in ta kendisiydi... Tabii, aklında bir fikir daha oluşacaktı kısa bir süre sonra. Zend'in öldürülemeyecek kadar değerli bir savaşçı olduğunu gördüğü zaman, onu krallığa eklemek için bir şeyler yapmaya çalışacak, genç adamı zorlayacaktı. Bunun sonunda da Vosu öldürülecekti, belki daha da fazla kişi de Vosu'nun yanında gidecekti hatta, ancak şu an onun bunlardan haberi yoktu...

 

Kısa bir süre daha, Zend hakkında konuştuktan sonra konuşmayı bitirmişlerdi. Daha doğrusu Zend'in Saf Görü'sü sonlanmıştı, bunun nasıl olduğu konusunda net bir fikre sahip değildi genç adam. Kendine gelmesinin hemen ardından, kafasında, Saf Görü'nün ona duyurduğu şeyler varken hızlı bir şekilde sarayın içine doğru ilerlemeye başlamıştı, vakit kaybetmemeliydi...

 

***

 

Zend, kısa bir süreliğine anılarına dalmasının ardından tekrardan, Yuna'nın karşısında bulmuştu kendisini.

 

''Zorlamış olabilir, ama sonuçta iki taraf da memnun olmuştu... Senin başındaki ödül kaldırılmıştı, babam da seni krallığa...'' dedi Yuna, Zend'in dediklerini tam olarak hazmedememişti görünüşe göre henüz. Birden duraksamasının hemen ardından, Zend'in söylediklerine inanamıyormuşçasına konuşmaya devam etmişti. ''Bir dakika, babam asla senin başına ödül koymak gibi bir şeyi yapmaz.''

 

''Oh, emin misin?''

 

''Evet, kesinlikle eminim. O bunu yaparken onu izledim, herhangi bir şekilde yanlış olma ihtimali yok yani bunun. Tam anlamıyla doğru, hiçbir yanlışlık yok.'' dedi Zend, Yuna'ya bunu net bir şekilde anlatmak istemişti.

 

''Hayır, böyle olmuş olamaz.'' dedi Yuna, babasının Zend'in başına ödül koyduğuna inanamazdı. ''Yalnızca Vosu'yu öldürmene bir kılıf uyduruyorsun, onu sevmediğin için öldürdün, Ovaur ve Ankoa'yı öldürerek zaten ona büyük bir zarar vermiştin ancak bu senin için yeterli olmadı, gidip onu öldürmek için bir bahane aradın ve bunu buldun.'' dedi, kafasını sallamıştı iki yana.

 

''Yuna, aptal olma.'' Zend ciddileşmişti bu sefer, Yuna'nın iradesiz konuşmaları biraz sinirini bozmuştu aslında. ''Kraliyet Askeri oldum diye, sana kendimden yüksekmişsin gibi davranmamı bekliyorsan, sana üzücü bir haber vermek zorundayım. Kraliyet Askeri olmamın bambaşka bir nedeni vardı, gidip de Dustin'e hizmet edecek değilim. Başıma ödül koydurup, güçlü olduğumu gördükten sonra beni krallığa bağlamaya çalışmış olan birisine bağlı kalacak kadar salak ve vizyonsuz değilim, sakın yanlış anlama beni. Yalnızca amaçlarıma ulaşmam için şimdilik bunu yapmam gerekiyordu, eğer ki gerekirse Dustin'i öldürebilirim bile, benim için hiç sorun olmaz.'' dedi, sesi soğuk ve sakindi. Yuna'nın bu tavırları biraz canını sıkmıştı aslında, o neşeliyken iyi bir kız oluyordu ancak üzüldüğü zaman, devamlı olarak sızlanmaya devam ediyordu. Zend ise bu kadar sızlanmayı kabul edecek kadar sabırlı değildi...

 

''Sen...'' dedi Yuna, geriye doğru çekilmiş, Zend'den ellerini çekmişti. Bugüne kadar onun herhangi bir şekilde Dustin için sorun olacağını düşünmemişti, bu yüzden onun Ovaur'u öldürdüğünü, aynı zamanda o kapüşonlu ve maskeli kişi olduğunu herkesten saklamıştı. Ancak şimdi Zend'in söyledikleri, kabul edilemeyecek seviyedeydi... ''Sen böyle birisi değilsin Zend, sen krallığına bağlı ve iyi birisisin, kendine gel...'' diyerek mırıldandı, son derece baskı altında kalmıştı şu anda, gözlerinden devamlı olarak yaşlar süzülüyordu ve başını aşağıya doğru eğmiş, ellerini gözlerine dayamıştı.

 

''Yuna, sen olayı çok yanlış anlamışsın.'' Zend, elini Yuna'nın omzuna attı. Onun kendisine bakmasının ardından, sesindeki soğukluk dibine kadar hissedilebiliyorken, gecenin karanlığıyla birleşen gözlerini genç kızın gözlerine doğru yönlendirdi, ''Eğer ki gerekirse seni bile buracıkta öldürebilirim prenses, gözümü bile kırpmam.'' diyerek devam etti, tabii bu söylediğiyle birlikte Yuna'nın gözleri ardına kadar açılmıştı. Genç kız geriye doğru birkaç adım daha atmış, rengi solarken, kıyafetine takılmasıyla birlikte yere düşmüştü... Ancak Zend'e bakmaya devam ediyordu korkmuş bir şekilde, ''Senin... Senin bu kadar korkutucu birisi olduğunu düşünmemiştim...'' dedi, Zend'i bir daha görmek istemiyormuş, ondan uzak durmak istiyormuşçasına kendisini geriye doğru sürüklemişti elleriyle. Daha sonra da ayağa kalkarak arkasını döndü, ''Sen hayal ettiğim gibi iyi birisi değilsin... Karanlık içini ele geçirmiş!'' diyerek devam etti, gözlerinin yaşını silmiş ve koşarak uzaklaşmıştı.

 

''Heh...'' Zend bir nefes verdi. ''Salak kız, benim geçmişteki halime benziyor...'' dedi, arkasını dönmüş ve balkonun korkuluklarına doğru ilerlemiş, iki elini onların üstüne yerleştirmişti. ''Gerçek dünyayı gördüğü zaman hayal dünyasının nasıl yıkılacağını tahmin bile edemiyorum...'' diyerek devam etti, bir kere daha gökyüzüne doğru çevirmişti gözlerini. Tüm değişen dünyada, değişmeyen tek şey bu gökyüzüydü. Her şey farklılaşıyordu, ancak o aynı kalıyordu, sabitti. Aynı zamanda hayranlık vericiydi.

Bir serüveni daha, bu şekilde sonlanmıştı genç adamın. Daha neler neler yapacaktı hayatında, o zaman kendisine söylense inanamayacağı şeyleri başaracaktı zamanla. Ama şimdi hala, on yedi yaşındaki sıradan bir gençti. Güçlenmeye, gelişmeye başlamıştı artık, amaçladığı şeyleri yavaş yavaş elde ediyordu. İstekleri sağlamdı, kolay kolay değişmiyordu. Gelecekte nice düşmanlar lanet edecekti ona, geçmişte yaptığı çalışmalara, güçlenmesini sağlayan geçmişteki düşmanlarına... Vosu ise, onlardan sadece birisiydi.

 

Evet, Zend'in, gençken gelişiminde çok büyük bir rol oynamış olan Chibui Dağı'ndaki eğitiminin bitmesinin ardından Pounz'a dönmesiyle yaşadığı, o zamanlar hayatında büyük bir aksiyonun oluşmasını sağlamış olan bir macerasının daha sonu gelmişti. Ödülü kaldırdı, zorluklarla karşılaşmış olsa da sonunda başardı.

 

Size bu hayatı anlatmaya devam edeceğim, dostlar. Uzun zamandır yaptığım gibi... Buna başladığımda Zend henüz minicik bir çocuktu, ellerini, o günden bugüne değişmemiş tek şey olan gökyüzüne kaldırdığı zaman, gelecekte ölümsüzlük yolunda ilerleyeceğini düşünerek hayaller kuruyordu, hatırlıyorsunuz değil mi? Onun macerası, bitmek bilmiyormuşçasına ilerleyeceği yolunda kendisine eşlik eden kaderle birlikte, sürmeye devam edecek... Ancak, gelecekte hiç ummadığınız şeyler bile olacak... Mesela onun hayatından, en son hatırladığım parçayı söyleyeyim... Gün gelecek, Zend bu gökyüzünün bile değiştiği zamanların geldiğini görecek... Zend'in, garip bir şekilde başlayan ölümsüzlük macerası, son bulmayı bilmezmişçesine devam edecek...

 

***

 

1874