Elinize sağlık :)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
354. Bölüm Vosu'ya Karşı
Zend, Vosu'nun kendisine doğru ilerlemeye başladığını gördüğü anda kılıcını yüzüğünden çıkarmıştı tam olarak. Biraz önceden beri eli yüzüğündeydi zaten, Vosu'nun tamamıyla kışkırtılmış bir hale girmesi için bekliyordu. Bu şekilde, olabileceği en avantajlı konumda olacaktı. Çünkü Vosu, eğer onun elinde bir Ağır Kılıç'ın olduğunu görürse ona saldırmaktan vazgeçebilir, hatta hızlı bir şekilde geri çekilerek kaçmaya başlayabilirdi bile. Bu da Zend'in hem vakit kaybetmesine, hem de Vosu'nun Fozre Ailesi'nin ana binasına yaklaşmasına, dolayısıyla Fozre'nin içindeki askerlere bir işaret yollamasına izin vermesine neden olurdu. Bu ihtimali kabul etmesi hiç akıl kârı olmazdı onun... Son ana kadar geride kalması en iyisiydi. Şimdi Vosu kaçmaya çalışacak olsa bile, Zend'in yakalama mesafesinde olacağı için başarısız olmuş bir şekilde öldürülecekti, savaşmak zorundaydı. Eğer ölürse de yapabileceği bir şey yoktu artık, ancak kaçmaya çalışırsa sadece yorgun ölecekti... Eğer o an aklı başında olsa Zend'e saldırmamayı tercih edebilirdi, yenilme ihtimali de vardı çünkü. Genel olarak insanlar bunu düşünmüyordu; o Lurgus Nata'yı yenerek bir imkansızı başarmıştı, evet, bu doğruydu. Ancak, ya o Lurgus Nata'ya göre çok daha güçlüyse?
Vosu da düşünmemişti işte bunu. Onun Lurgus Nata'nın gücünde olduğunu düşünüyordu istemsiz olarak, bu konuda pek fazla kafasını çalıştırmıyordu. Bu yüzden ona saldırmıştı zaten, Zend'in, Lurgus Nata'nın gücüne oranla epeyce fazla bir güce sahip olma ihtimali aklının ucundan bile geçmemişti biraz önce. Öfkesine yenik düşmüş ve her şeyi kafasından çıkarak, saldırmaya başlamıştı. Aslında Ankoa'nın maruz kaldığı şey de buydu, Zend'in öfke verici alayları kontrolü kaybetmesine neden olmuştu, Vosu'nun da, Ankoa'nın da...
Zend'in Ağır Kılıç'ı ortaya çıktığı anda hafifçe ürkmüştü zaten, aslına bakarsanız bunu bekliyordu, Kral Dustin'in tahminine göre, Zend seviyesini yükseltmek yerine tamamen fiziksel güç odaklı olarak çalışmıştı geçmişte. Bu yüzden şu anda yedinci seviyede olmasına rağmen İmparator Seviye birisini yenebilecek kadar güçlü bir hale gelmişti, bunun başka bir açıklaması olabilir miydi? Sadece deneyim, onun, Lurgus Nata gibi aralarında çok büyük bir seviye farklı olan birisini yenmesi için kesinlikle yeterli olmazdı... İşin içinde başka bir şey de olmalıydı...
Bunun da, bir Ağır Kılıç olduğunu tahmin etmişti. Ovaur'un ölümünü başka ne açıklayabilirdi ki? O öyle bir ezilmişti ki, iç organları etrafa saçılmış, vücudu normale göre düz bir hale gelmişti... Bunu sağlayabilecek tek şey muazzam bir fiziksel güçtü, Zend böyle bir şeye sahip olmalıydı. Peki fiziksel olarak son derece fazla olan bir güce sahip olan kişi ne kullanırdı? Elbette, bir Ağır Kılıç... Kral, Zend'in bunu nasıl yapabildiğini bilmiyordu ancak onun bir şekilde bir Ağır Kılıç kullanabilecek kadar güçlendiğinden emindi. Ovaur'un kılıçlarını da bu şekilde kırmıştı. Yüze yapılmış tek bir darbe, kılıç parçalarının yüzün iyice içine girmesine ve kafatasının kırılmasına, aynı zamanda da vücudun yere yapışarak, adeta ezilmiş bir sineğe dönüşmesine yol açmıştı... Bunu da yalnızca bir Ağır Kılıç yapabilirdi zaten.
Yani Vosu, genç adamın büyük ihtimalle bir Ağır Kılıç kullandığını tahmin edebiliyordu daha önceden... Ürkmesini sağlayan şey bu değildi, ürkmesini sağlayan şey, Zend'in aurasının, o kılıcı eline almasıyla birlikte adeta baştan sona değişmesiydi! Kılıcı tuttuğu gibi, kendisine saldırılmasını bekleyen bir şeytana dönüşmüştü sanki o çocuk. Vosu'yu yiyecekmiş gibi duruyordu, gözlerinden akan öldürme isteği, yaşlı adamın kalbinin teklemesine neden olmuştu neredeyse. Vosu deneyimli biriydi ve böyle bir şeye kanmayarak, saldırıya devam etmesinin gerektiğini elbette bilirdi. Daha önce yüzlerce savaşa girmişti sonuçta, Vosu'nun kılıcı tarafından yenilgiye uğratılana kadar tehditkâr ve korkutucu olmaya devam eden kişileri görmüştü daha önce. Ancak Zend bambaşka görünüyordu... Şeytan... Evet, onu en iyi nitelendirebilecek kelime buydu muhtemelen. Genç adam bir şeytanı andırıyordu... Birinin yaklaşmasını bekleyen, kan kırmızısı kılıcını daha önceden rakiplerinin kanıyla boyamıştı sanki, yeni boya yenileme yeri de Vosu'nun vücuduydu... Gözlerindeki yoğun öldürme arzusunu gören bir kişi, ölümü şiddetli bir şekilde istemediği sürece nasıl Zend'e saldırabilirdi cesaretli bir şekilde? Bu gözleri gördükten sonra, Zend'i yeneceğine yönelik olan kesin kararı bir anda değişmeye başlamıştı zaten...
Gözü korkmuş olsa da, başlattığı saldırıdan geri de çekilemeyeceğini biliyordu Vosu. Bir kere saldırıya girmişti, bir daha çıkamayacaktı. O an, bir hata yaptığını anlamıştı aslında... Zend'in kışkırtmasına gelmişti, çok yanlış yapmıştı ancak ne yazık ki, geri dönme imkanı yoktu... Bir kere başladığı ile devam etmesi gerekiyordu. Yenme olasılığı da olmalıydı sonuçta, o geçmişte bunun gibi bir sürü kişiyi öldürmüştü! Bu yüzden, tüm cesaretini topladı ve Zend'e kılıcını yolladı.
Zend, Vosu'nun iki eliyle tutup kendisine savurduğu kılıca hızlı bir şekilde karşılık vermişti. Kılıcını yukarıya doğru çekti hemen, zaten saldırıyı birkaç saniye önceden tahmin etmişti, bir sorun yaşamayacaktı bu yüzden. Ayrıca kızıl kılıcı kendisine göre hafif kalıyordu, ağırlığı bir ton kadar olmalıydı, ancak Zend normalde Siyah Gökyüzü ile oluşturduğu kılıcını kullanmak için ayarlanmış olan bir tekniği öğrenmişti, o karanlık kılıcı da kızıla göre daha ağırdı ve bu yüzden, bu kılıca hakim olmak pek sorun olmuyordu. Gerçi tam zamanında yetişmişti teknik de, Zend, Chibui'nin kapılarının açılmasına az bir vakit kalmışken bitirmişti tekniğini. Böylece Ağır Kılıçları kullanabilecek bir seviyeye gelmişti.
Vosu'nun kılıcı da ağır görünüyordu, muhtemelen rakiplerini güç farkıyla yenebileceği bir savaş stilini kullanıyordu o. Ne büyük şanssızlıktı ama! Karşısına, fiziksel gücü ile yenmesinin asla mümkün olmayacağı birisi vardı şu anda. Zaten Zend'in gücünü Dustin'den duyduğu anda, onu yenmesinin kesin olmayabileceğini fark etmişti Vosu, birkaç sene içerisinde. Ancak bunun hemen şimdi olacağını düşünmüyordu, yoksa, yanlış mı düşünmüştü uzun zamandır? Zend'in kendine güvenen, savaşı çoktan kazanmışçasına yüzüne geçirdiği gülümsemesi niye orada olabilirdi ki, durum eğer böyle değilse? Sadece Vosu'yu şaşırtmaya mı çalışıyordu?
Evet evet, kesinlikle öyle olmalıydı. Bu psikolojik bir hamleydi ve hemen herkes bunu başarabilirdi, Vosu, geçmişte pek çok kez kendisinin de kullandığı bir şeye kanacak mıydı? Bu imkansızdı! Kılıcı bir kere daha savurmadan önce, birkaç tekniğini aktifleştirmişti bile.
''Savaş Tanrısı'nın Heyecanı demek...'' Zend mırıldandı sessizce. Yüzünde kendine güvendiğini belli eden ifadesi vardı. ''Bende de var.'' diyerek devam etti ve vücudunun etrafında, kırmızı bir enerji tabakasının meydana gelmesini izledi. Vosu birkaç teknik daha aktifleştirmişti ancak sadece bir aptal, aktifleştirdiği teknikleri rakibine söylerdi, savaşın ortasında. Bunu yapacak kadar da akılsız değildi o, bu yüzden Zend, diğer teknikleri tanıyamamıştı. Ancak çok da özel bir olayları olamazdı, ne kadar fark yaratabilirlerdi ki? Aurasını epey değiştirmeleri bile mümkün olmamıştı.
Vosu, Zend'in de bir Tanrı Tekniği'ni aktifleştirdiğini görmesine takılmadan, kılıcını hızlı bir şekilde onun kafasına doğru bir kere daha yolladı. Kılıcı olukça büyüktü, uzunluk olarak Zend'in Ağır Kılıç'ı kadar vardı en azından. Ancak genişliği, elbette onun kadar yoktu.
Zend, bir kere daha kolayca savuşturmuştu saldırıyı. Bu tip saldırılar ona zarar verebilir miydi ki? Vosu'nun büyülü yaratık ortağı da bu sırada Era'ya doğru ilerlemişti hızlı bir şekilde, üç tane Kraliyet Askeri'nin onun için yeterli olacağından emin olamamıştı anlaşılan. Zaten Era da, karşısındakilerin tamamını birden yenemeyeceğini anlamış ve defans odaklı bir savaş stilini kullanmaya başlamıştı, Zend bir yandan da onları takip ediyordu. Eğer bir aksilik olursa direkt olarak onlara yardıma gidecekti çünkü, Vosu'yu öldürmek, Era'yı kaybetmeyi göze alabileceği bir şey değildi. Vosu'yu daha sonra öldürmeyi de deneyebilirdi, ancak Era'yı bir kere kaybederse, daha sonra tekrardan bulamazdı... Ölen geri dönmüyordu sonuçta.
Bu sefer saldırı sırası kendisindeydi. Kılıcını kaldırdı, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanamıyordu ancak Savaş Tanrısı'nın Heyecanı ile birlikte kullandığı Kral Modu, yeterince hız kazanmasını sağlıyordu. Eğer mecbur kalırsa büyüsünü de kullanacaktı zaten.
Şeytani bir şekilde baktı bir kere daha, Vosu'ya. Adamın kalbinin titremesine neden olduğunu, onun seğiren göz bebeklerinden anlayabiliyordu. Hızlı bir şekilde harekete geçti, bu kılıç onun hareket hızını çok da düşürmüyordu. Diğerinden farklıydı yani, bu konuda...
''Geber!'' diyerek sesini hafifçe yükseltti ve Vosu'nun yanına doğru ilerleyip, kılıcını onun üst tarafından yolladı. Bu da bilerek yaptığı bir şeydi, Vosu'ya, oğlu Ovaur'un ölümünü hatırlatmaya çalışıyordu. Bu onun daha da sinirlenmesine ve psikolojik olarak yıpranmasına yol açacaktı çünkü...
Vosu, kılıcını yukarıya doğru kaldırdı ve Zend'in saldırısını karşıladı. Garip bir şekilde, kılıcına hiçbir şey olmamıştı. Zend bu ilk saldırısı olduğundan dolayı tüm gücünü kullanmamıştı zaten, eğer saldırıların yansıtılmasını sağlayan bir tekniği kullanıyorsa Vosu, ilk saldırıda tüm gücünü kullanması kendisi için bir sorun oluştururdu. Dikkatli olmalıydı!
'Bir dayanıklılık tekniği kullanıyor olmalı.' dedi yavaşça kendi kendine, toprak elementine bağlı olan dayanıklılık grubunun, kılıç ve çeşitli silahlara fazlasıyla sağlamlık kazandırdığını biliyordu. Burada da o çeşit bir şey olmalıydı, yoksa o kılıç, Zend'in saldırısından sonra bir süre boyunca titrerdi muhtemelen. Genelde böyle oluyordu, Zend birinin kılıcına vurduğu zaman. Chibui'de birkaç kere denemişti bunu... 'Bir Ağır Kılıç'a karşı iyi seçim.' diye içinden geçirmeye devam etti ve saldırısını tekrarladı.
Vosu, yine kılıcını kaldırmıştı Zend'in saldırdığı yere doğru. Ancak bu sefer, hızı biraz azalmıştı.
'Yavaşlıyor.' diye düşündü bu sefer de Zend. 'Kılıç darbelerimi bir dayanıklılık tekniği ile karşılayabiliyor ama bu önemli değil, sonuçta kendisi yeterince güçlü değil. Kolları yavaşça uyuşmaya başlamış olmalı.'
Genç adam, saldırısını sonlandırmasının ardından Vosu'nun kendisine saldırdığını görmüştü ani bir şekilde, o, kendisine göre daha hızlıydı, bunu kabul etmek gerekirdi.
Ancak Zend'in refleksleri de hiç fena sayılmazdı... Kılıcını, kendisine aşağıdan geliyor olan Vosu'nun kılıcının önüne çıkardı hızlı bir şekilde. Vosu, şaşkınca geri çekilmek zorunda kalmıştı. Zend'in, öylesine ağır olan bir kılıcı nasıl kolayca savurabildiğini anlamamış gibi görünüyordu. O kılıç sadece kendi kılıcına iki kere saldırmıştı, ancak bu, kol kaslarının ağrımaya, ellerinin de uyuşmaya başlamasına neden olmuştu neredeyse. Hemen hemen tüm sağ kolunu hissedemiyordu şu anda, neyse ki kontrol etmesi mümkündü...
''Bu gücü...'' dedi yavaşça. ''Nasıl elde ettin?''
Zend kendisine seslenen Vosu'ya gülümsedi, tatmin olduğunu belli edecek bir şekilde. Onun, Zend'in gücünü kabul etmesi gerçekten de hoşuna gitmişti. ''Sırlar anlatılmaz...'' diyerek, kılıcını hızlı bir şekilde ona doğru yolladı tekrardan. Bu sefer, Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi ile kılıcının art arda iki kere saldırabilmesini sağlayacaktı...
Düşündüğü gibi olmuştu da. Üstelik, beklemediği bir şey de olmuştu. İkinci saldırısından hemen sonra Vosu'nun kılıcı kırılmıştı, dayanıklılık tekniği uzun süre boyunca kendisini taşıyamamış gibi görünüyordu...
''Hahaha,'' Zend bir kahkaha attı hızlıca. ''kılıcın bu kadar dayanıksızmış demek!''
Zend'in kelimeleri kulağına ulaşmış olan Vosu ise sessiz bir şekilde dişlerini gıcırdatabilmişti yalnızca. Kılıcının bu kadar hızlı bir şekilde pes etmesini elbette beklemiyordu...
''Neyse ki, asıl kılıcımı ilk olarak kullanmaya başlamamışım...'' dedi yaşlı adam, daha sonra da elindeki kabzayı yere bırakarak, yüzüğüne dokunmuştu. ''Benim usta olduğum stil aslında, rakiplerimi gücümle saf dışı bırakmaya dayanmıyor...'' demiş, yavaşça gülümsemişti. Görünüşe göre bu sefer yapabileceklerine güveniyordu...
***
1640
Magnec