Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

353. Bölüm Vosu'yu Görme

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Vosu, Zend'in tanıdığı ilk kişi olmuştu. Ondan hemen önce dışarıya çıkmış olan askerin bir Kraliyet Askeri olduğunu anlamıştı elbette, sadece kıyafetinden bile anlaşılıyordu onun. Ancak isimlerini bilmiyordu Zend Kraliyet Askerleri'nin, bir ara göz atacaktı, aklındaydı... Kraliyet Askerleri epey güçlüydü, evet, ancak hepsi Siyahlar'a girmeyi tercih etmiyordu. Bu da onlardan birisi olmalıydı, Zend Siyahlar'da olan hemen herkesi epey tanıyor olduğu için, bu kişinin Siyahlar'da olmadığını tahmin edebilmişti. ''Vay be...'' demişti genç adam, bir iç çekerek. ''Genelde bu zaman, benim işlerimin bir anda ters gitmeye başladığı zaman olurdu. Mesela buradan Tou, Dustin filan inerdi, tüm işlerim bozulurdu ve ben de, planlarım elimde patlamış bir şekilde oturmak zorunda kalırdım. Gerçekten de Vosu mu buradaki, gözlerime inanamıyorum, sanırım ağlayacağım...'' dedi, hemen her seferinde işleri ters gidiyordu, bu yüzden de artık böyle bir huy edinmişti Zend. Tam işleri güzel giderken kötü bir şeylerin olmasını beklemeye başlıyordu, hep böyle oluyordu çünkü, belki şans, belki tesadüf, belki de bu olayları düzenleyen kişinin bilerek yaptığı, kasıtlı alçaklıklardı... Bilemiyordu. 

Vosu'nun da gözlem yeteneğinin zayıf olmadığını fark etmişti o an. Era'nın nerede olduğunu anlayabilmişti, gerçekten de oradaydı o anda, büyülü yaratık. Bu etkileyiciydi, muhtemelen bu yeteneği deneyimleriyle kazanmıştı o, Zend, bu yüzden onun küçümsenmemesi gerektiğini düşünüyordu. Bu düşüncesinde haklı olduğunu da zamanla kendine kanıtlayacaktı, biliyordu...

''Oh...'' dedi Fozre'nin askerleri, Vosu'nun söyledikleriyle birlikte biraz şaşırmışlardı. Kendilerine birinin saldırmasını beklemiyorlardı çünkü, zaten, bunu bekleyememişlerdi de...

Çünkü daha konuşmaya, hatta arkalarını dönmeye vakit bulamamışlarken öldürülmüşlerdi, duyulan tek şey, kafalarının üstünde oldukları yere düşerek yerde yuvarlanmaya başlaması olmuştu... Era'nın onları öldürmesi, bir saniye bile almamıştı belki de. Daha sonra da başsız kalmış vücutları dizlerinin üzerine çökmüş, yavaşça yere yığılmışlardı. Pek yüksek seviyeli sayılmazdı bu ikisi, Eralkavender'in keskin ve ölümcül saldırılarına karşı koymaları imkansızdı... Doğal olarak, o harekete başladığı anda hayatlarını kaybetmişlerdi.

''Bu da kim?'' diye sordu Kraliyet Askeri, Era'nın görüntüsünü gecenin karanlığının içerisinde bir anda ortaya çıkıp, daha sonra tekrardan kaybolmuş olan bir sarılık olarak görmüştü. Kendisi net olarak seçememişti yani... Bu da onu hafifçe panik yapmaya itmişti, deneyimli bir savaşçı olduğu için paniğin onu ele geçirmesine elbette izin vermemişti, ancak onu göğsünün içerisinde hissetmişti... Kılıcını hızlı bir şekilde çıkarmıştı, aynı zamanda yardım da istemişti, arabanın içerisindeki diğer arkadaşından. O da, diğer Kraliyet Askeri'nin yardım isteğinin hemen ardından dışarı çıkmış, etrafı kolaçan ederek, Vosu'yu koruma amaçlı beklemeye başlamıştı.

''Ben bu tarafı kontrol edeceğim,'' dedi içeriden son çıkan Kraliyet Askeri, o bir kılıca sahip değildi ama. Bir büyücü olmalıydı, havaya doğru yükselmişti yavaşça, zaten bir savaşçıymış gibi görünmüyordu, ellerinde yeterince çalışma izi yoktu, zarif bir kadındı, bir büyücü olduğu her halinden belliydi. Era'nın ellerinden kurtulamayacak olması ne yazıktı ama... ''yukarıdan onu izlemek daha kolay olacaktır, ortaya çıktığı anda ona güzel sürprizler göstereceğim.'' dedi, kendine güvendiği de her halinden belli olmaktaydı. Muhtemelen epey yetenekli bir büyücüydü, ancak karşısında kimin olduğunu da bilmiyordu...

''Tamam.'' dedi diğer Kraliyet Askeri. O da orta yaşlıydı ve saçlarını kafasının üstünde toplamış bir erkekti, Dustin tarafından görevlendirilmişti Vosu'yu koruması için, büyük ihtimalle. Zaten başka bir nedeni de olamazdı burada olmasının. Kraliyet Askerleri, Kraliyet Sarayı ile Kraliyet Ailesi'nin etrafında dolaşan bir birlikti çünkü, diğer ailelere de yardım ettikleri pek fazla görülmezdi. Aslında onların Pounz Ailesi'nin yanından çekilmesi Dustin için pek iyi bir şey değildi, çünkü bu hamlesi kendi ailesini biraz tehlikeye atmıştı... Eğer Zend, Dustin'in ailesine zarar vermek isteseydi muhtemelen bunu başarırdı. Ancak böyle bir amacı yoktu ne yazık ki, Dustin'in bu açığını değerlendirmesi mümkün olmuyordu. Dustin de bu konuda epey şanslı sayılırdı, genç adamın böyle bir amacı olsaydı, ailesi epey sorun yaşardı. Kral bunu nasıl yapıyor bilmiyordu, ama o gerçekten de takdiri hak ediyordu bu şekilde... Hamlelerini bir şekilde doğru hale getirmeyi başarıyordu, normalde olsa, ailesinden korumaları almak yapabileceği en büyük hatalardan birisi olurdu. Çünkü Vosu'yu isteyen biri onun ailesini de isteyebilirdi, daha sonra da onların üzerinden istediği şeyi elde ederdi. Ancak Zend böyle bir yola başvurmayı düşünmüyordu, çünkü bu yol savaşçılığa hiç mi hiç uymuyordu. Masumları işin içine karıştırmak istemiyordu, bu yüzden Dustin'in bu hatasını değerlendirmekten vazgeçiyordu...

Kraliyet Askeri, etrafta ölümcül birisinin olduğunu bildiği için iyice kötü hissetmeye başlamıştı, son derece gergindi ancak bir şey yapamıyordu bu konuda. Bu da onun sinirini bozuyordu zaten, ne kadar denerse denesin etrafta birinin olduğuna dair bir ipucu yakalayamıyordu. O yaratık bir anda ortaya çıkmış, enerjisinin az bir kısmıyla iki askeri anında öldürmüştü, kendisinin tepki verecek zamanı bile olmamıştı, elbette gergin olurdu. O iki kişiyi enerjisinin küçük bir kısmıyla öldürerek, daha sonra da kendisini gizleyebilecek kadar nitelikli birine karşı kazanması mümkün müydü? Hayatını ortaya koyarak savaşacaktı elbette, ancak elinden ne kadarının geleceğini tahmin edemiyordu...

Era, onu daha fazla bekletmemiş ve ortaya çıkmıştı yavaşça, onları buradan uzaklaştırmalıydı çünkü. Zend, Kraliyet Askerleri buradayken rahat bir şekilde savaşamazdı Dustin'le. Ona bir fırsat yaratması gerekiyordu...

Ağzından sıcak buharlar çıkarken, yavaş bir şekilde nefes vermişti büyülü yaratık. Vücudu epey ısınmıştı, o da yaptığı şeyler için fazlasıyla enerji ve emek harcıyordu sonuçta, hiçbir şey, anında olup bitmiyordu. Her şeyi sizin halletmeniz gerekliydi... Yine tehditkâr bir şekilde baktı etrafına, daha sonra da büyücü olanın üstüne doğru ilerledi, geriye doğru itileceğini tahmin etmişti önceden. 

Tahmin ettiği gibi de olmuştu, havadaki kadın, onu havayı kullanarak geriye doğru ittirmişti. Bu da Era'nın beklediği hamleydi zaten, arabanın yakınına doğru düşmüş ve onu hızlı bir şekilde ağzıyla yakalamış, ormanın içine doğru fırlatmıştı... Onunla beraber, arabayı çekiyor olan atı da fırlatmıştı elbette... Bu pek hoş görülmeyebilirdi ancak onların kendisinin peşinden gelmesini sağlayabilmesi için bunu yapması zorunluydu. Eğer gidiş yollarını yok etmezse, insanlar ona odaklanmazdı... Şimdi orman gibi bir yerdelerdi, yolun iki yanında da pek çok ağaç vardı. Eğer yalnız ve yalın gitmek isteyen birisi olursa, çeşitli saldırıların hedefi olmayı kabul etmesi gerekirdi. Zaten eğer bir saldırıya uğradıysan, muhtemelen bunun devamı da gelirdi. Sonuçta sadece tek bir büyülü yaratık olmayacaktı saldırıyor olan...

''Bu Zend'in büyülü yaratık ortağı.'' dedi Vosu, Zend onu duymuştu, iki Kraliyet Askeri ile birlikte Era'yı bıraktıktan sonra kenara çekilmişti o. Era'yı görür görmez, onun Zend'in ortağı olduğunu anlamıştı. Kendisi bu kadar odaklanmışken o gence, onun büyülü yaratığını görür, nasıl olur da anlamazdı Zend'in ortağı olduğunu? ''Kendisi de buralarda bir yerde olmalı, görünüşe göre o da bana saldırmayı düşünüyor, Dustin haksız değilmiş...'' dedi, sesi telaşlı gibi çıkmıyordu şu anda. Böyle bir şeyin olmasını bekliyordu sanki... Bu da Zend'in biraz kuşkulanmasına neden olmuştu tabii.

''Güzel tahmin,'' dedi Zend, kendisini yavaşça açığa çıkarmış, enerjisini gizlemeyi sonlandırmıştı. Direkt olarak Vosu'nun yan tarafındaydı şu anda, kendisine doğru dönmüştü adam. ''öyleyse bunu merak ederek ölmeyeceksin, bu iyi...'' diyerek devam etti, sesinde hafif bir alay vardı.

''Zend, benim Lurgus Nata'dan güçsüz olduğumu falan mı düşündün bir şekilde?'' dedi Vosu, sesi ciddi çıkmaktaydı. ''Yoksa neden karşıma çıkasın ki burada, seni öldürmemin bir sorun olmayacağı bir yerde?'' diyerek konuşmasını sürdürdü o da aynı şekilde, kendisine güveniyormuş gibiydi, Zend gibi.

''Yok canım,'' dedi Zend, ellerini kaldırmıştı yavaş bir şekilde, omzunu silkmesinin hemen ardından. ''ben senin Lurgus Nata'dan zayıf olduğunu düşünmüyorum, dürüst olabilirim değil mi?'' dedi ve güldü birazcık. Şimdi Vosu'yu biraz sinirlendirse iyi olurdu.

''Hmm... Öyleyse neden oradasın? Seni öldürmem, gerçekten de bir sorun olmayacak mı?'' diye ordu Vosu, sesinden tehditkârlık akıyordu adeta, Zend'i yenebileceği konusunda kendisine epey bir güveniyormuş gibiydi. ''Yoksa, seni öldürmek istemediğim yalanına gerçekten de inandığını mı söylüyorsun?'' dedi, son derece düşüncesiz bir şekilde konuşuyordu şu anda. Eğer Tarini burada olsaydı, o artık kesinlikle ölüydü. Aynı şekilde Gri Engerek de benzer bir sonucu verirdi, etrafta gizlenen başka birinin olup olmadığına bakmamışken, direkt olarak kendi suçunu itiraf etmiş, Zend'i öldürmek istediğini belli etmişti. Zend eğer bir büyülü eşya ile bu anı kaydetmiş olsaydı, Vosu'nun işi direkt olarak biterdi.

Gerçi, zaten bitecekti...

''Bilmem, belki de beni kolay öldür diye gelmişimdir.'' dedi Zend, dudaklarını ısırmıştı. ''Sonuçta ben senin çocuklarını gebertip duruyorum, biraz da senin intikam için uğraşman lazım. Ne rahat adamsın sen, kaç tane çocuğunu kesip biçtim, ezdim, parçaladım, yok ettim, sen daha hiçbir şey yapmıyorsun. Gerçekten yüzsüzsün, ben senin yerinde olsam, çocuklarımın katilini gördüğüm anda cezasını verirdim, daha sonrasında ne olacağını bir saniyeliğine bile düşünmeden hem de. Ah, pardon, unutuyordum; sen bunları anlayamayacak kadar korkaksın. Hahahaha...'' dedi, daha sonra da geçmişe yönelik, onun küçük çocuklarını nasıl öldürdüğüne dair bir iki hikaye daha anlattı... Ankoa'ya anlattıklarının benzerleriydi biraz önce söylediği şeyler. Bu tip kışkırtmalar, her zaman başarılı oluyordu zaman geçtikçe...

''Kapa çeneni...'' demişti Vosu, kendisini kaybetmeye yavaşça yaklaşıyordu, Zend bunu güzel bir şekilde değerlendirecekti biraz sonra, Vosu, öfkelenmesinin bedelini direkt olarak hayatıyla ödeyecekti. Öfkeli bir şekilde bir savaşa girmenin sonucu genelde bu oluyordu çünkü, sakin hareket edilmedikçe işin sonu iyi değildi. Çocuklarının nasıl öldürüldüğünü duymak hoşuna gitmemişti, özellikle küçük çocuğunun öldürülmesi... Onun, oldukça fazla sinirlenmesine neden olacak bir şeydi! 

''Oh, oh, doğru, en önemlisini az daha unutuyordum!'' dedi Zend, içinde olduğu çalılıktan çıkmış, Vosu'ya doğru yürümeye başlamıştı. Üç Kraliyet Askeri ile mücadele eden Era işi iyi götürüyor gibi görünüyordu, onun ilerilerde, askerlerle boğuştuğunu görebiliyordu Zend. 'Bir dakika, üç tane mi Kraliyet Askeri vardı?' diye sordu kendi kendine, daha önceden, onun iki tane Kraliyet Askeri'ne karşı savaştığını görmüştü. Ancak şimdi araya bir tane daha girmişti anlaşılan, bu hayra alamet değildi. Eğer araya bir kişi girdiyse, daha fazlası da girebilirdi ve bu olmadan önce Zend işini bitirmeliydi, planı epey güzel gidiyordu çünkü, bunun bozulmasını göze alması mümkün değildi. ''Ovaur'u öldürmek en güzeliydi!'' dedi sesli bir şekilde, ellerini, neşelice göğsünde birleştirmişti. ''Kendini beğenmiş, beni yenebileceğini düşünen o gereksiz çocuğu öldürmek benim için gerçekten de mükemmeldi...'' dedi, gözlerini iyice açmıştı. ''O gün içerisinde beni yenebileceğini düşünmüştü, gerizekalı, gerçekten de hiç kafası çalışmıyor... Sırf kardeşlerini güzel bir şekilde öldürdüm diye bana o şekilde davrandı ve ailesini ele verdi, eğer o olmasa muhtemelen öğrenemezdim, Fozre Ailesi'nin başıma ödül koyduğunu... Bir de tatmin olmuş gibi görünüyordu, biliyor musun Vosu? Beni Kraliyet Sarayı'nda yaptığımız savaşta dövdü ya, gerçekten de tatmin olmuştu o an... Yani hedefleri çok küçüktü, o kadar ezikti ki, beni sadece döverek tatmin olabiliyordu... Ben ise, kılıcımı onun kafasına geçirip tanınamayacak bir hale gelmesini sağlayana kadar tatmin olmadım, belki de senin rezil oğlun ile aramızdaki en büyük fark budur, hahahaha...'' dedi, Vosu'nun kendisini zor tuttuğunu görebiliyordu. Muhtemelen birkaç şey daha söylemesinin ardından, o kendisini tutamayacak ve Zend'e doğru, tamamen hata yapmaya açık bir şekilde saldırıya geçecekti...

''Ancak, kılıçlarının parça parça olarak yüzüne saçılması, daha sonra iç organlarının etrafa saçılması, yerde oluşan kan gölü, onlar efsaneydi işte! Ovaur kadar gereksiz birisi bile, bazen işe yarar olabiliyormuş, onu öğrendim!'' dedi, kahkahayı bir kere daha basmıştı... Tabii son dediğiyle birlikte, kışkırtmasına kanan Vosu, ona doğru saldırıya geçmişti bile...

***

 

1701