Sende az değilsin ranon
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
329. Bölüm Şu Teknik Gibi
''Ne?'' Era Zend'e baktı bir anda şaşkın bir şekilde. ''Nasıl yani, ne nerede?''
''Gecenin Parıltısı.'' dedi Zend, kaşları çatılmıştı. Onu yüzüğünün içine koyduğundan kesin olarak emindi ancak gözlerinin önünde herhangi bir küre yoktu... ''Onu yüzüğüme koyduğumu net bir şekilde hatırlıyorum!''
''Öyleyse oralardadır, dikkatli bak!'' Era tekrar seslendi Zend'e, bu sefer, sesinin bir parçasından da anlaşılabilen bir azarlama vardı, ama bunun altında bir endişe de yatıyormuş gibiydi. Zend böyle bir tekniği kayıp falan etmiş olamazdı, değil mi?
''Bakıyorum zaten!'' Zend aynı şekilde cevap verdi, hafifçe sitem etmişti. ''Ama hiçbir yerde görünmüyor, her şeyin açık olması lazım burada, önümde dizililer! Era, bu yüzüklerden hiç kullanmadığın için bilmiyorsun ancak burada olup da, sahibinin kendisini görmesini engelleyebilecek bir kabiliyete sahip herhangi bir eşya yok. Yani şimdi gözlerimin önünde olması gerekiyordu!'' diyerek devam etti, tekniğin nereye kaybolduğu konusunda hiçbir fikri yoktu ne yazık ki...
''Öyleyse diğer şeylerin içine falan bak, sağa sola falan girmiştir.'' Era bir köşeye kıvrılmıştı hızlı bir şekilde, yattığı yerden takip edecekti muhtemelen Zend'in durumunu.
''Öyle bir şeyin olması da imkansız.'' Zend kafasını salladı, bir eşyanın, bir yüzüğe konulduğu zaman kullanıcının haberi olmadan bir başka büyülü eşyanın içine girmesi falan mümkün müydü? Böyle bir şeyi duymamıştı daha önce genç adam... ''Benim iznim olmadan, kafasına göre hareket edememesi gerekiyordu, o sadece bir eşya, bir küre. Nasıl ben farkında olmadan diğerlerinin arasına falan girebilir ki?'' dedi, şu anda eşyasını incelemeye devam ediyordu genç adam. Karşısında yüzüğe koymuş olduğu her şey vardı, kızıl Ağır Kılıç'ı, yıllar önce Jongtham'dan aldığı teknik öğretici el kitapları, Gri Engerek'ten aldığı kılıç ve başka bir sürü şey... Ancak aralarında, o siyah küre yoktu. Zend dikkatli bir şekilde tekrar tekrar bakmasına rağmen onu görmeyi başaramamıştı...
''Aslında imkanlı olduğu söylenebilir.'' Zend tam konuşmuş ve bıkkın bir şekilde nefes vermişken, içinden bir ses yükselmişti. ''Zend, Era'yı içine alabilecek kadar büyük ve geniş bir yüzüğün olsa ve sen de ortağını onun içine koysan, ne olurdu?''
Zend Ranon'un sesiyle irkilmişti bir anda, Gecenin Parıltısı'nı aramaya çok odaklanmıştı ve bunun dışında hiçbir şeye bakmıyordu o an. Onun sorusunu da bu yüzden direkt olarak cevaplayamamıştı ve bir süre boyunca sessizce bekleyip, Ranon'un sorusunu birkaç kere aklından geçirmişti. Böyle bir şeyi daha önce düşünmemişti, tanıdığı kimse bu tip büyülü bir yüzüğe bir canlıyı koymaya çalışmamıştı ve okulda da büyülü yüzükleri işlerken, içlerine canlıların konulmasının imkansız olduğunu; çünkü Ki Enerjisi'nin canlı bir vücuttayken depolanmasının hiç kolay olmadığını söylemişti öğretmenleri, yani Hefrols. Onların çeşit çeşit büyülü eşyayı tanıması için görevlendirilmiş kişi... Zend de bu yüzden kabul etmişti direkt olarak, neden bir canlının bir büyülü eşyaya sokulamadığı konusunu kurcalamamayı tercih etmişti, gözüne yeterince net gelmişti çünkü.
Ancak öyle değil miydi yoksa?
Ranon'un verdiği örnekte durum, Zend'in bildiğine göre biraz farklıydı. Eğer bir canlının bir büyülü eşyanın içine konulabildiğini kabul ediyorsak... Neler olurdu acaba? Zend biraz daha düşünmüş, daha sonra da meraklı bir şekilde sormuştu. ''Ranon, Era'yı bir büyülü eşyaya sokmak mümkün mü ki?''
''Teoride evet, pratikte de evet aslında, ancak elbette Era'nın devasa enerjisini kabul edebilecek kadar büyük bir büyülü eşyaya sahip olmak pek kolay değildir, dünyada böyle bir eşya belki bir, belki de iki tane vardır. Era kadar enerjiye sahip olan bir taş için durum aynı değil tabii, Ki Enerjisi, canlı bir vücuttayken yüz, hatta bin kat daha büyük olur, cansız bir nesnedeki ile oranlandığı zaman. Bunun nedeni enerjinin devamlı olarak canlı bir şekilde hareket etmesi, bir taşa bir büyü yaptığın zaman büyü bir şekil alır ve kendisini bu şekilde kilitler, bu onun enerji olarak hafiflemesini sağlar, eğer bir büyü yapılırken, aynı zamanda kararsız bir şekilde ilerlemeye devam etseydi kullanıcısının vücudunu parçalardı muhtemelen, ondan ayrılırken. Vücut, o kadar büyük bir enerji parçasını kendisinden ayırmaya dayanamazdı ve yapan kişi de ölürdü, ama yaptığı büyünün de oldukça büyük bir etkisi olurdu, bu, kendisini feda etmek isteyen büyücüler tarafından kullanılan oldukça meşhur bir yöntemdir. Eğer düşmandan kaçışın yoksa ve ustalıkla bir büyüyü kullanabiliyorsan, bu büyüyü tekrar yaparak enerjinin kararsız halde kalmasını ve cisimleşmemesini sağlarsın, vücudundan ayrıldığı gibi senin de Ki Havuzu'nu patlatır muhtemelen, ancak dışarıda muazzam bir yıkım etkisi oluşturur. Kendi özünü bulamamış, sahibi tarafından şekillendirilmeden dışarıya yollanmış olan saf enerji, her an patlamaya hazırdır ve en ufak bir uyarıda, büyük bir zarar verir her yanına... Bu yüzden bir büyü yaparken, onu şekillendirdiğinden emin olmalısındır. Elbette, bu büyü yaparken geçerli olan bir şey. Eğer yeterince geniş bir büyülü eşyaya sahip olsaydın, Era'yı onun içine koyabilirdin ve herhangi bir sorun olmazdı, bir eşyanın içine konulmuş olsa da o kararsız enerjiyi bir arada tutan Era'nın vücudu hala işlevini sürdürüyor olacaktı sonuçta...'' dedi, daha sonra da Era'yı örnek vererek büyülü eşyanın bir özelliğinden bahsetmeye devam etmeden önce bir nefes aldı. ''Asıl soru işareti, bu sırada Era'nın ne yapabileceği. Bir büyülü eşyanın için konulduğu için bilinçsiz mi olacak, hareket edemeyecek mi? Enerjisi mühürlenmiş gibi mi olacak, yoksa özgürce istediğini yapabilecek mi orada? Ne dersin?''
Zend Ranon'un sorularının ardından bir süre daha sessiz kalmıştı, bunların cevabını bildiğini söyleyemezdi... ''Bilemiyorum, bilinçsiz mi olurdu acaba?'' dedi, bir büyülü eşyanın içerisindeyken bilinçli olmak ne kadar mantıklı olabilirdi ki?
''Yanlış cevap.'' dedi Ranon, yavaşça gülmüştü. ''Tam anlamıyla bilinçli olurdu, dilediği gibi hareket edebilir, oradaki diğer şeylerle uğraşabilirdi bile... Bir nevi bir yer değiştirme büyüsü gibi düşün bunu, bir kişiyi, belirli bir süreliğine başka bir yere gönderiyorsun. Bu sırada neden onun bilinci kaybolsun ki? Kendisini istediği gibi kontrol edebilme özelliğine sahip olduğu için, o büyülü eşyanın içerisindeyken seninle iletişim dahi kurabilirdi Era, eğer onun içine girebilseydi. Yani senin başına gelen de aslında buydu,'' dedi Ranon, sonunda Zend'in beklediği noktaya gelmişti... Elbette diğer bilgileri de merak ediyordu genç adam, sonuçta Ranon'dan aldığı bilgiler hiçbir zaman işe yaramaz olmazdı ve bu çeşit önemli şeyleri öğrenmemek, Zend için büyük bir hata olurdu. Ama yine de Zend'in aklındaki asıl şey Gecenin Parıltısı'ydı, bu yüzden Ranon'un konuyu buraya bağlamasını istiyordu artık...
''Gecenin Parıltısı da senin büyülü eşyanın içerisinde özgürce hareket edebiliyordu yani, tekniklerini kontrol et... Onlardan birisini seçip birleşmiştir muhtemelen.''
''Ne?!'' O ana kadar Ranon'un söylediklerini uysal bir şekilde dinleyen Zend, Ranon'un ağzından çıkan son cümlelerle birlikte adeta kendisini kaybetmişti... ''Ranon, sen ciddi olamazsın!'' diye bağırdı kendisini engellemeden, daha sonra da yüzüğün içindeki tüm teknik kitaplarını hızlı bir şekilde çıkardı.
''Ah, sana onun girdiği yerde diğer nesnelerle iletişime geçebileceğini söylememiş miydim? Unutmuş olmalıyım...'' dedi Ranon, yüzünde bir gülücük vardı kesin, Zend sadece dinleyerek bile onun yüz ifadesini hayal edebilmişti şu anda.
''Bunu bilerek yaptın, değil mi?!'' demişti, elinde belirmiş birkaç teknik kitabını telaşlı telaşlı yere dizerken, Zend. ''Eminim, bunu bilerek yaptın! Of, yüzüğümdekilerin tamamı Jongtham'dan aldığım, dandik el kitaplarıydı! Eğer Gecenin Parıltısı onlardan birini seçmişse, böyle bir tekniği direkt çöpe attım demektir...'' dedi, sitemli bir şekilde genç adam. Ranon'un yaptığı onu gerçekten de sinirlendirmişti, neden böyle bir şeyde Zend'e haber vermemişti ki o? İşi gücü Zend'in ilerleyişini zorlaştırmaktı onun, başka vakit ayırdığı hiçbir şey yoktu! Eski, Zend'e sürekli destek olan ve onun gelişmesini sağlayan Ranon yoktu artık, şimdiki Ranon onun güçlü bir savaşçı olmasını sürekli yavaşlatıyordu!
Tabii sadece öfkelendiği anlarda böyle düşünüyordu Zend, yoksa Ranon'un ona yaptığı çeşitli katkıları asla unutmazdı, unutamazdı da zaten...
''Yok canım, niye bilerek yapayım ki? Hahaha...'' Ranon cevap vermişti, sanki Zend'i iyice öfkelendirmek istiyordu.
''...'' Zend sessizleşti, çünkü Ranon'a bağırıp çağırmak istemiyordu. Hem eğer bir şey yaptıysa bir bildiği de vardı, boş yere yapmamıştı böyle bir şeyi, onun amacı Zend'i güçlendirmekti ve yaptığı her şey onu daha da güçlü yapabilmek içindi. Eğer Zend'e bilerek söylemediyse Gecenin Parıltısı'nın bu ayrıntısını, bu, Zend'i güçlendirecek bir şeydi de ondan söylememişti... Başka bir açıklama getiremiyordu genç adam buna.
''Hangisi ile birleşmiş o halde?'' diye sordu Zend, tekniklerde bir fark yokmuş gibi görünüyordu dışarıdan... Zaten muhtemelen değişim iç tarafta olmuştu, bu yüzden enerjisine odaklanmış ve onu, önündeki kitaplara doğru yollamıştı. Zaten Ranon da bu sorusuna cevap vermemişti, aynı zamanda Era da Zend ve Ranon arasındaki konuşmayı duyabildiği için araya girmemeyi tercih etmiş ve Zend'in yaptıklarını izlemekle yetinmişti, onun şimdi zaten yeterince meşgul olduğunu düşünmüştü.
''Hemen hepsi aynı gibi görünüyor...'' diye mırıldandı, enerjisini yaymış olmasına rağmen fark edilir bir değişim yoktu kitaplarda.
''Evet, bu Gecenin Parıltısı'nın özelliklerinden birisidir, rakip, onu kullandığını bile kolay kolay fark edemez. Örneğin, Gri Engerek'in kullandığı İki Koruyucu adlı tekniğin Gecenin Parıltısı tarafından geliştirilmiş olduğunu muhtemelen orada benden başkası olsa anlayamazdı, ben, kendi tekniğim olduğu için onun her ayrıntısını biliyorum; bu şekilde o teknikte Gecenin Parıltısı'nın da aktifleştiğini fark ettim. Rakiplerin, sen Gecenin Parıltısı'nı kullandığı zaman kolay kolay anlayamayacak yani, bu iyi bir şey.'' Ranon hızlı bir şekilde cevap verdi Zend'e, biraz önceki alaycı tavrı yok olmuş gibi görünüyordu.
''Anlıyorum...'' Zend cevap verdi hızlıca, ''O halde nasıl anlayacağım Gecenin Parıltısı'nın hangisini seçtiğini?''
''Kolay kolay anlaşılmayacak dedim, hiç anlaşılmayacak demedim... Eğer gerçekten de hissetmeye çalışırsan, Gecenin Parıltısı da sana karşılık verecektir. Sessizleş ve bu tekniklere odaklan, onun boşa gitmiş olduğu düşüncesini kafandan tamamen çıkar. Bu şekilde Gecenin Parıltısı'nı hissedebileceksin, unutma, Gecenin Parıltısı'nın gittiği teknik önemli değildir, gidip gitmemesi önemlidir. Bugün sana yalan söyledim sayılır, benim tekniğim özeldir, her tekniği kabul edecek bir şey değil yani, seçicidir ve kolay kolay pes etmez. Gri Engerek'in neden o kadar zorlandığını sanıyorsun? Gecenin Parıltısı'nın seçeceği kadar güçlü bir tekniğe sahip değildi çünkü... Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ymiş, Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'ymış, hmph, onlar da ne? Sadece sonradan ortaya çıkarılan, normal teknikler. Tanrılar o tekniklerin önünü kapattı, yani tekniğin hemen her alandaki kontrolleri onlara ait. Gecenin Parıltısı öyle teknikleri kabul etmez, o, sahiplenebileceği bir tekniği seçer... Geliştirebileceği bir tekniği seçer ve emin ol, seçtiği teknik öyle küçük, ezik bir şey olsa bile verilen, çok miktarda olmasına gerek olmayan emekle birlikte bir bakarsın, kötü olarak nitelendirilebilecek bir teknik, Tanrı Teknikleri'nin gücüne yetişmiş de geçiyor... Onun seçeceği bir teknik böyle olur, sahipsizdir. Herkes tarafından zayıf olarak görülen tekniklere yoğunlaşır, çünkü geliştirilmeye en açık olan onlardır... Mesela, şu teknik gibi...''
***
1614
Magnec