Yanlız serinin gizem devamlılığı süper yazar istemediği sürece hiç bir gizemi çözemiyorsun kaçıcı bölüme geldim hala çözemediğim sorular var
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
328. Bölüm Nerede?
Aynı zamanlarda, Pounz Krallığı'nın bir başka köşesinde.
''Kral Dustin, düşünceniz doğruymuş.'' dedi bir asker, yavaşça eğilerek, tahtında oturuyor olan krala seslenmişti. ''Sanmu Ailesi ile Zend işbirliği yapıyor olabilir, yerleştirdiğimiz özel gözlemciler, onun, Sanmu Malikanesi'ni ziyarete gitmiş olduğunu doğruladı. Çıkarken de dostça veda etmişler birbirlerine, Zend girişte oldukça aksiymiş ve ona seslenen kimseye cevap vermemiş, ancak çıkarken düşüncesinin değişmiş olduğunu tahmin ediyoruz.''
''Ne konuşmuşlar, duyulabilmiş mi?'' Dustin kafasını, dirseğini oturduğu yerin kol koyma yerine yaslamış olduğu koluna doğru dayamıştı, bu konuyla ilgileniyor olsa da son günlerde Zend'in yapacaklarını düşünmeye fazla vakit ayırdığı için uykusunu alamamıştı tam olarak, bu yüzden yorgundu. Yorgunluğu da sanki konuya ilgisizmiş gibi görünmesine neden oluyordu.
''Hayır efendim, üzgünüm.'' dedi asker. ''Yakına ilerleyememişler, çünkü geçen seferden o büyülü yaratığın Kutsal Seviye olduğunu öğrenmiştik, eğer duyabilmek için hareket etselerdi, Zend ve ortağı tarafından fark edilebilirlerdi. Bu yüzden ancak uzaktan izlemeyi başarabilmişler sadece...''
''Anladım.'' Dustin gözlerini kırpıştırdı yavaşça. ''Sanmu Ailesi gerçekten de yanlış hareket etti... Zend'i öyle açık bir şekilde çağırmamaları gerekirdi, onun oradan memnun bir şekilde ayrılmasına bakarsak, muhtemelen şu anda Zend'in sorunu olduğu ailelerden birine karşı bir şeyler yapmayı önermişlerdir. Bu aile de büyük ihtimalle Fozre, Zend'in sevmediği başka bir aile var mı şu sıralar? Sanmu Ailesi'ne haber yollayın, ellerindeki büyücüler, krallık için gerekli. Herkesi yollasınlar, ücretini vereceğimizi de söyleyin.''
''Ne zamana kadar, kralım? Bir süre belirtmemiz gerekecektir.'' Asker başını kaldırmamıştı henüz, krala karşı olan saygısını gösterme yolu buymuş gibi görünüyordu.
''Hmm...'' Dustin mırıldandı sessizce. ''Bavoan ve ekibi aşağı yukarı bir hafta içerisinde burada olacaktır. Belki de daha kısa sürede hatta... Onlar gelene kadar, Fozre'ye bir şekilde Sanmu'nun saldırmasına izin veremem. Zend Fozre Ailesi'ne bir kere kafasını taktı, görünüşe göre kolay kolay da bırakmayacak... Ama ailenin değerli üyeleri Kaimei'ye geri geldiği zaman bir sorun olmayacaktır, bunu kabul edebilirim sanırsam. Ancak onlar gelene kadar Fozre'nin savunma olarak zayıf kaldığını biliyoruz, benim desteğim de bir yere kadar onlara yetiyor, kendi kendilerini savunabilecek kadar adama sahip olmaları gerekiyor. Üstelik Vosu'nun söylediğine göre aile şu sıralar maddi olarak sorun yaşıyor, yani parayla asker tutamazlar. Kraliyet Askerleri'nden daha fazla kişiyi onlara ayırmak isterdim, ama kendi aile ve sarayımı düşünmem de gerekiyor. Bu yüzden onlara daha fazla koruma veremiyorum, Zend'in karşısında durabilecek şekilde... Üstüne, bir de Sanmu Ailesi'nden büyü desteği alırsa Vosu'nun başını epey zora sokabilir, bunu kesinlikle göze alamam...'' diyerek, sesli bir şekilde düşünüyordu Pounz Krallığı'nın kralı. Daha sonra gözlerini yanı başında bekliyor olan askere doğru çevirdi. ''Bir hafta boyunca sürecektir muhtemelen görev, Fungyuo Krallığı'na gitmeleri gerekiyor, bu acil bir görev. Bu şekilde anlatabilirsin, şüphe uyandırmaması için Pounz'daki çeşitli ailelerden beş altı tane daha güçlü büyücü al, bir gemiye bindir ve yolla hepsini. Şimdilik buralarda olmamaları daha uygun olacak bizim için, başımda yeterince uğraşmam gereken kişi var zaten. Bir de onlara zaman ayıramam.'' dedi usulca, asker onu zar zor duymuştu. Vücudunu çok kullanması, bir savaşçı olduğu için onu pek fazla yormazdı, ancak beynini çalıştırarak Zend ile ilgili pek çok şeyi düşünmeye çabaladığı için zihnen yorgun bir duruma düşüyordu.
''Emredersiniz.'' dedi asker, daha sonra da hızlı bir şekilde ayağa kalktı ve geriye doğru yürüyerek, kapıya doğru uzanıp dışarıya çıktı.
''Zend gerçekten de saldırmayı deneyecek midir?'' diye sordu kendi kendine... ''Ne yapabileceğini anlamak çok güç, yapacağı şeyleri insanlara belli etmemeyi gerçekten de iyi başarıyor, lanet herif...'' dedi, bir küfür savurdu Zend'e daha sonra da. ''İstediği kadar uğraşabilir. Yolun sonunda, onu kazanmayı başaran ben olacağım. Aslında beni bu kadar zorlaması güzel, onu bir şekilde kendi gücümün üstüne eklediğim zaman, güç miktarımın ne kadar artacağını tahmin etmesi bile zorlaşıyor bu şekilde. O beni zorlayamayacak, zayıf biri olsaydı zaten onu Pounz Krallığı'na bağlamak gibi bir amacım olmazdı, hahahaha...''
***
Gri Engerek'e uğrayıp, durumu anlatmıştı hızlı bir şekilde Zend. Sanmu Ailesi'nin ona Fozre Ailesi'ne karşı yapacağı eylemlerde yardımda bulunacağını aktarmıştı, Kaon'un isteğinin Vosu'nun öldürülmesi olduğunu söylemişti. Buna Gri Engerek'in de epey mutlu olduğu söylenebilirdi, çünkü bu aslında büyük bir şanstı, Zend'in ek bir şey yapıp iyice zorlanmasına herhangi bir şekilde gerek kalmamıştı. Aynı zamanda, koz olarak sakladığı büyüsünün bir kısmının ortaya çıkma ihtimali de kaybolmuştu çoktan.
''O halde güzel.'' dedi adam, karşısındaki gence bakarken. ''Sanmu'nun büyük büyücüleri var, sana destek olurlarsa, Gecenin Parıltısı'nın da etkisiyle Vosu'yu öldürebilecek güce ulaşman garantilenmiş olur. Sen bunu daha fazla düşünme, git ve şu tekniği öğren çabucak. Ama söylemeden geçmemek gerek, Kaon'un böyle bir şeyi istemiş olması gerçekten büyük bir şansın eseri, Tanrılar seni seviyor olmalı... Yoksa her türlü bir şeylerden feragat etmek zorunda kalacaktın, şimdi ise hiç yoktan bir destek kazandın, epey şanslısın, ha?''
''Heh,'' Zend bir nefes verdi gülerek. ''sanırım o konuda cidden şanslıyım. İstemesini en çok isteyeceğim şeyi istedi Kaon, senin de dediğin gibi, durduk yerde bir destek kazanmış oldum.'' dedi, daha sonra da Venda'yı aklına getirdi. ''Aslında beni sevmiyor olmalılar, sonuçta geçmişte Şer Tanrısı'nın bir mührünü kırmıştım, hehehe...''
''Evet, duydum onu.'' dedi Gri Engerek, ''Ranon halletmiştir muhtemelen, ancak Venda da doğal olarak seni hedef belirledi. Ah, doğru, o seni öldürmeye çalışıyor hâlâ, değil mi? Birkaç kişiyi gönderiyordur en azından, genellikle öldürmesi gereken çok fazla kişi olur, bu yüzden birine çok fazla odaklanamaz, ama herhalde arada bir zorluk çekiyorsundur. Heh, dua et de seni öldürmek için en iyi adamlarını yollamasın, onu çok kızdırmamış olduğunu umuyorum, yoksa başımız fena halde belaya girer... Venda diğerlerine benzemez, dünya üzerinde pek çok kişiyi yenip Pounz'un en büyük dahisi olarak gösterilebilirsin, ancak Venda, daha Pounz Krallığı kurulmadan önce bile buradaydı ve çok güçlüydü, şimdiki gücünü hayal etmen bile zor. Bu yüzden bir şekilde onunla aranı düzeltmeye çalış, yeterince fazla potansiyelinin olduğunu görürse, kendiliğinden bile bırakabilir peşini...''
''Büyük Maızk, o konudan ben de tam olarak emin olduğumu sanmıyorum.'' diyerek cevap verdi Zend. ''Venda'nın bana en son Chibui'de, yıllar önce bir kişiyi yolladığını hatırlıyorum, onu bir şekilde yendiğimi söyleyebilirim. Ama ondan sonra hiç kimse gelmedi, Venda benimle herhangi bir şekilde iletişime geçmedi. Bana saldırmayı da bıraktı, beni affetmiş falan olabilir mi sence?''
''Eh, bu henüz olacak bir şey değil.'' Maızk hızlıca cevapladı genç adamı. ''Venda sana bir süreliğine saldırmayı bıraktıysa, yalnızca yapacak daha önemli işleri vardır. Eğer seni affetseydi bunu bilirdin, bir şekilde sana iletirdi. Ancak eğer hiçbir şey söylemediyse, öyle bir şey olmamıştır. Göz önünde olmamaya bak sen yine, elbette haberi olmuştur, Pounz'da yaptıklarından. Ancak seni birincil hedefi olarak görmüyordur, dünya üzerinde, Tanrılar'ın birleşerek avlamaya çalıştığı pek çok şey var sonuçta, sana ayıracak vakti olmayabilir, yine de kendini onun gözüne sokma.''
''Anlıyorum...'' Zend kafasını salladı hemen. ''O konuda gerçekten net bir düşüncem yok, Venda'dan önce hiçbir Tanrı ile iletişim kurmuşluğum yoktu, yani doğal olarak nasıl bir yol izleyeceğini bilmiyorum onun. Ranon'la birlikte verdiğimiz karara göre Venda'nın gözüne batmamak için seviye atlamayacaktım, çünkü o bana bu konudan bahsettiği zaman anladım ki, Tanrılar'ın değer belirlemede kullandığı birincil yol seviye. Seviyesi yüksek olana daha çok dikkat ediliyor, Ranon, seviyem yükselmeden güçlenmemin daha doğru olacağını söylemişti zamanında, o yüzden şu an böyleyim, Ağır Kılıç kullanıyorum. Şikayetçi olduğumdan değil, ama umarım işe yarıyordur. Seviye atlamayı istediğimi de söyleyebilirim, seviye atlamadan da güçlü olunabileceğini herkese göstermemin hemen ardından... Sonuçta asıl gitmemiz gereken yol ölümsüzlük yolu, ben bu yolda ilerlemeden ilerleyenlerin elde ettiği şeyleri buluyorum sadece. Şu anda bile yapacak bir sürü şeyim var, bunları yapabilecek kadar uzun yaşamam gerekiyor, bu da seviye atlayarak vücudumdaki Ki Enerjisi'ni geliştirmemden geçiyor.''
''Biliyorum Zend, biliyorum. Herkes uzun bir hayat ister, bunu eminim alabileceksin de, ilerleyen zamanlarda.'' Gri Engerek kafasıyla onayladı. ''Ancak Venda'nın ne düşündüğünü anlamamızın da bir yolu yok, o, senin etrafında olan herkesten daha yaşlı ve deneyimli biri, ne istediğini bize belli etmeden hareket edebilmesinin zor olacağını da hiç sanmıyorum. Yani onu anlayamamamız normal, ancak Venda, beklemeyi de bekletmeyi de seven birisi değildir. Kısa bir süre içerisinde onun asıl amacına dair birkaç şeyi anlaman mümkün olacaktır.'' dedi, daha sonra da yavaşça güldü. ''Tabii, kısa bir süre diyorum ancak bu, Venda'ya göre kısa olabilecek bir süre. Yani birkaç yıl falan olacaktır... Belki daha da uzun olur, tahmin etmemize imkan yok. Onunla konuşmayı başardığın için, Venda'yı sıradan birisi olarak filan görmüşsündür belki, ama seni temin ederim Venda, hissedilenden çok daha korkutucu ve tehlikeli birisidir...''
Zend bıkkınlıkla bir nefes daha verdi. ''Biliyorum, onunla karşılaştığımda gözlerinden anlamıştım zaten öyle birisi olduğunu... Ancak bir şekilde anlaşılır olmaya da karar vermesi gerek, bu nedir yahu?'' Gerçekten de, Venda'nın amacı neydi? Onun mührünü bozan Zend değil miydi? Öyleyse Zend'e düşman olmalıydı ve ona bir ceza vermeliydi, doğal olan bu olmalıydı. Eğer Zend'i cezalandırmaya gereksinim duymuyorsa da bunu bir şekilde ona söylemeliydi, bu böyle nereye kadar gidecekti? Zend'in hemen hiçbir bilgisi yoktu bu konuda, bundan da bir hayli rahatsızlık duyuyordu. Düşük seviyeli olmayı sevmediğinden değildi, o, küçümseme ile dolu gözlerin, bir anda, kişinin korkuya yenik düştüğünü belli ederek tamamıyla endişe ile kaplanmasını izlemeyi seviyordu. Ankoa'da böyle olmuştu mesela, Zend'e aşağılamayla bakıyordu o, ta ki, Zend tarafından birkaç hamlede mağlup edilene kadar...
''Neyse, ben şu teknik için çalışmaya devam edeceğim o halde.'' dedi Zend, yavaş bir şekilde arkasını dönerken. Elini birazcık kaldırmış ve veda etmişti Gri Engerek'e. ''Vaktim epey sınırlı sonuçta.''
''Tamam, kolay gelsin sana. Salonların tamamı boş, birine geçebilirsin.'' dedi Gri Engerek, Zend çıkarken, o girmeden önce inceliyor olduğu birkaç parça kağıtta göz gezdirmeye devam etmeye başlamıştı.
Era da Zend'in yanında olan biteni dinlemişti, ancak neler olduğunu kavrayabildiği söylenemezdi. Venda'nın kim olduğunu biliyordu ama onun Zend ile nasıl bir ilişkiye sahip olduğunu bilmiyordu hiç. Ama şimdilik sormaya gerek olmadığını düşünmüştü, olayı aşağı yukarı anlamıştı çünkü... Zend'in konuşmasına bakılırsa, Era'nın aklındaki soru işaretleri onun aklında da vardı zaten, Venda ile ilgili net bilgilere genç adam da sahip değildi.
''Şu tekniği bir çıkaralım bakalım,'' dedi Zend, daha sonra da yüzüğüne dokunarak gözlerini kapattı, yüzüğün içerisindeki şeyleri görmesinin bir yoluydu bu. Gözlerinin önünde canlanıyordu yüzüğündeki nesneler, bu şekilde de istediği eşyayı seçip alabiliyordu. Hızlıca taradı, karşısında dizili bir şekilde duran eşyayı. Ancak bir sorun vardı...
''Era, Gecenin Parıltısı'nı, yani şu siyah küreyi yüzüğüme koymuştum, değil mi?'' diye sordu sesli bir şekilde, kafası karışmıştı. ''Onu göremiyorum, teknik nerede?''
***
1644
Magnec