Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

324. Bölüm Sanmu Ailesi (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Bahçedeki nöbetçi Zend'i tanıyormuş gibi görünüyordu, kapıyı açmıştı seri bir şekilde. Zend'in onunla konuşması bile gerekmemişti. 

 

Evin kapısı da Zend için açılmıştı, o bahçeye giriş yaptığı zaman. Görünüşe göre, evde Zend'in gelişi beklenen bir şeydi. Muhtemelen onun hoşnut kalması için de bir şeyler yapmaya çalışacaklardı, ancak bunun pek işe yaramayacağını düşünüyordu Zend. Sonuçta buraya kendi isteğiyle bile gelmemişti, tehdit ediliği için buradaydı, bu normal, nazik bir davet dahi değildi. Zorla getirilmişti yani buraya, nasıl hoşnut olabilirdi ki? 

 

''Buyurun efendim,'' dedi evin iç tarafında bekleyen birisi, Zend merdivenleri tırmanarak evin kapısına doğru ilerlerken. ''bekleniyordunuz, geldiğiniz için Sanmu Ailesi çok minnettar olacak.'' diyerek devam etti, üzerindeki giysilerden bir hizmetkâr olduğu anlaşılabiliyordu. Konuşmasının hemen ardından kapıyı tamamen açtı, Zend'i içeriye davet edercesine. Genç bir kadındı, henüz hayatının baharında olduğu anlaşılabiliyordu. Zaten burada olmasının nedeni de muhtemelen göze güzel görünmesiydi, yüzü oldukça temizdi ve insanı iyi şeyler düşünmeye teşvik ediyordu direkt olarak. Bu da Zend'in memnun olması için yapılan bir şeydi büyük ihtimalle, normalde önemli kişileri karşılayan hizmetkârlar yalnızca evin en deneyimlilerinin arasından seçilirdi, ziyarete gelen kişiye karşı yanlış bir şey yapılmaması için. Ancak şimdi önemli olanın bu olmadığını düşünmüş olmalılardı ki, Zend'in karşısına güzel bir kadının çıkması gerektiğinde karar kılmışlardı. Onu mutlu etmek istiyorlardı, kolayca tahmin edilebiliyordu bu. Ama ne yazık ki, Zend'in hoşnutluğu için bu da yeterli değildi.

 

Zend hızlı bir şekilde ilerlemeye devam etti, liderden başka birilerine cevap vermek gibi bir niyeti yoktu. Elbette Renyia'ya falan da verebilirdi birkaç cevap, o ikisinin dışındakiler Zend'in dikkatine değer değildi. Şu Gevas denen, Sanmu Ailesi'nin dahilerinden olarak görülen kişi karşısına çıksaydı bile, karşılık vermeyi düşünmüyordu Zend. Ona da yeterince değer vermiyordu çünkü... Normalde bu tip tavırları olmazdı onun, karşısındaki kişiye her zaman değer verir, ona saygı duyardı. Ancak onu bir şey yapmaya zorlayan kişilere duyacağı bir saygıya sahip değildi ve bunu belli de etmek istiyordu, bu yüzden onlara bu şekilde davranacaktı burada. 

 

Hizmetkârın götürdüğü yere ilerledi Zend, muhtemelen Kaon'un, yani Sanmu Ailesi'nin liderinin hazırlanmak için belirli bir süreye ihtiyacı vardı. Bu sürede de Zend'in bir salonda oturmasını isteyeceklerdi, Güneş Ailesi'nin evine ilk gidişinde de bunu yaşamıştı zaten Zend, bu taktik hemen herkesin kullandığı bir şeydi.

 

''Arzu ettiğiniz bir şey var mı, efendim?'' dedi hizmetkâr, hafifçe eğilmişti Zend bir koltuğa geçip oturduğu zaman. ''İstediğiniz şeyleri yapmak için görevlendirildim, bu benim en gerçek isteğimdir.'' 

 

Zend istemsizce güldü bir an, kendini engellemeye gerek duymamıştı. ''Kimse birisine hizmet etmeyi istemez. Bunu gerçekten istiyor olsan, bunu gözlerinden anlayabilirdim.'' diyerek cevap verdi yavaşça, daha sonra da tekrardan, sessiz haline dönüş yaptı.

 

''...'' Hizmetkâr Zend'in kendisine cevap vermek üzere bir nefes aldığını gördüğü zaman neşelenmişti, çünkü bunun, onun mutsuz olmadığına yönelik olan işaretlerden birisi olma ihtimali vardı. Ancak ne yazık ki düşündüğü gibi olmamıştı, Zend, şu anki konumundan hiç de memnunmuş gibi görünmüyordu... Bu yüzden sessizce beklemişti bir süre boyunca, ne diyeceğini bilememişti. Sonuçta o haklıydı, burada para kazanmaya çalışıyordu o, gerçekten istediğinden yapmıyordu bu çeşit hareketleri. Karşısındakine, kendisinden üstün biri ile karşı karşıyaymış gibi muamele etmek herhalde kimsenin isteyeceği bir şey olmazdı, Zend'in ondan güçlü olduğunu elbette biliyordu ancak ona hizmet etmek, genç kadının istediği bir şey değildi. Yalnızca yapması gerekiyordu. 'Görünüşe göre yalan söylememin bir anlamı yok,' diye içinden geçirdi, ayakta dikilmeye devam ediyordu. 'söylediğim yalanların farkına varabilecekmiş gibi baktı bana biraz önce. En iyisi, bunu devam ettirmemek.'

 

''Peki, istediğiniz bir şeyin olmadığını mı anlamalıyım bu söylediğinizden?'' dedi kadın, yüzüne boş yere bir gülümseme yerleştirmesine gerek olmadığını da fark etmişti, Zend, onun yüzüne bakarak bir şeyler hissedecek birisi değildi, gözlerinden anlaşılıyordu bu. Onun görünüşüne, neşeli kelimelerine zerre kadar önem verilmiyordu şu anda...

 

''...'' 

 

Zend biraz önce gelirken düşündüğü şeye bir seferlik karşı çıkmıştı ancak bu bir kere daha olmayacaktı. Renyia ve Kaon'dan başkasına cevap vermeme kuralı hâlâ geçerliydi, bir seferliğine bozmuştu ancak bunu tekrarlamaya niyeti yoktu. Bu yüzden sessizleşmişti tekrardan.

 

''Öyleyse tamam.'' dedi genç kadın, kafasını sallayarak. Biraz Sanzirna'ya benziyordu aslında, kafasının arkasından bağladığı saçları ve yüz hatları ile birlikte. Ancak Sanzirna ile aralarında epey fark da vardı tabii... Zend bunu bir an düşününce, buraya gelmeden önce Sanzirna'ya da haber vermiş olmasının gerektiğini hissetmişti. Sonuçta onun görevi de Zend'in güvenliğini sağlamak, onun canını sıkan şeylerin sona ermesini sağlamaktı. Bunu yapmaya çalışıyordu sürekli olarak, Zend onu geride bıraktığında ise belli etmemeye çalışsa da morali bozuluyordu. Bu yüzden Zend yaptığı şeylerde ona en azından bir haber vermesi gerektiğini düşünmüştü, ancak ne yazık ki Gri Engerek'in evinden hızlıca çıkarken bunun aklından çıkmasına izin vermişti. Unutmuştu yani... 

 

''Hemen yan tarafınızdayım, seslice konuşursanız duymamama imkan yok...'' diyerek devam etti kadın. Zend'e bakmayı sürdürüyordu, bunun görevi buydu... ''Eğer istediğiniz bir şey olursa sadece seslenmeniz yeterli, isteklerinizi yerine getirmek benim görevim sonuçta, ben bunun için ödeme alıyorum, biliyorsunuz ki, istemediğimiz şeyleri yapmak zorunda kaldığımız zamanlar da oluyor hayatta.'' dedi ve bir kere daha Zend'e bakıp, bu sefer içten olacak bir şekilde gülümsedi. Zend de bunu fark etmişti tabii... Bu yüzden, o da bir gülümsemeyle karşılık verdikten sonra yavaşça başını salladı. 

 

'Neyse ki yapmacıklığı bıraktı.' diye düşündü genç adam, birisinin onun karşısında yapmacıklığa düşmesi, Zend'in gerçekten en son istediği şeylerden biriydi. O, kendisi olamayan insanları pek fazla sevmiyordu, samimi olmak en iyisiydi. Yalnızca samimi birisi ile karı karşıyayken gerçekten mutlu olmayı başarabiliyordunuz... Çok fazla insanla tanışmamış olduğu hayatında bile Zend bunu rahat bir şekilde öğrenmeyi başarmıştı.

 

Kısa bir süre daha geçmişti odada, burası misafirlere ayrılan odalardan biri olmalıydı. Zend sessizliğin ortasındayken Era'ya seslenmişti. ''Ortak, keyfin yerinde mi?'' 

 

Era, Zend kapüşonunu çıkarır çıkarmaz onun omzuna atlamıştı ve o, bu odaya gelip koltuklardan birine oturana kadar da orada kalmıştı. Daha sonra ise Zend'in omzundan inmiş ve koltuklardan birine yatmıştı, Zend'in omzu sert olduğu için oraya oturmak çok daha rahat olmuyordu çünkü. Kafası daha hoştu bunun için, ama oradayken de düşme ihtimali oluyordu. Düşmemesi için pençelerini Zend'in saçlarına geçirmesi gerekiyordu ve Zend de bundan epey rahatsız oluyordu...

 

''Elbette, asıl senin keyfin yerinde mi? Arabadan indikten sonra, karşındakilere hiç değer vermiyormuş gibi hareket etmeye başladın, seni böyle görmek beni şaşırttı. Sanırım bazen, bir anda başka bir kişi olabilme yeteneğine sahip olduğunu unutuveriyorum. Sende gerçekten de bir değişme kabiliyeti var... İstediğin anda, olmayı seçtiğin kişi olabiliyorsun.'' dedi Era, Zend'e cevap olarak. Yavaşça ona doğru çevirmişti kafasını. 

 

''Hehehe, bu sözler beni şımartıyor.'' dedi Zend, zihin yoluyla konuştukları için, burası izleniyor olsa bile Zend ve Era'nın sözleri dışarıdan duyulamayacaktı. ''Bir de, beni zorla buraya getirdikleri için bu şekilde ayarlıyorum davranışlarımı. Buna tepkimi koyduğumu hissetmeleri gerek, bunun için uğraşıyorum yani.'' diyerek devam etti, gözlerini büyülü yaratık ortağından çekmişti.

 

''Öyle olsun bakalım...'' Era da yavaşça esnedi. Bu tip yerler onu pek mutlu etmiyordu, bir yerin içerisindeyken o hep sıkılıyordu... Dışarıda olmak istiyordu, doğasına uygun olarak koşturmak, bir şeyler yapmak istiyordu. Avlanmayı arzuluyordu yani, şimdiye kadar, Büyülü Yaratık Sıradağları'nda özgürce dolaşmıştı ve gözleri her zaman gökyüzünü görebilmişti, kafasının üstünde bir yapının olması nadirdi. Ancak şimdi Zend ile ortak olmuştu ve bir insanın hayatına uyum sağlayarak, genç adamın gittiği yerlere gitmesi gerekiyordu. Onun kaldığı yerlerde kalıyordu, bu da bir hayli sıkılmasına neden oluyordu... 

 

Elbette Zend de bunun farkındaydı. Şu ödül kalksın, Era'nın dışarıya çıkmasına izin verecekti. Hatta kendisi de onunla birlikte gidebilirdi, şu an dışarıda olması riskliydi, bu yüzden olabildiğince kapalı alanlarda durmaya çalışıyordu... Ama er ya da geç kalkacaktı bu ödül, Era'nın bu vakti beklemesi gerekiyordu.

 

Kısa bir süre daha geçtikten sonra, kapı birkaç kere tıklanmış ve içeri birisi girmişti. Ancak bu Zend'in beklediği birisi değildi. Kapının arkasından beliren yüz, Zend'in bu sabah, Sanmu Ailesi'ndeki özel kişilerin arasında görmüş olduğu bir gence, Gevas'a aitti.

 

''Merhaba Kardeş Zend.'' diyerek selam verdi Zend'e, yüzünde öz güvenli bir ifade vardı... Zend bu tip öz güvenli ifadelere alışkındı artık, ne zaman, bu tip soylu bir ailenin değerli üyeleri arasındaki birisiyle konuşsa, gözlerinin önünde hemen bu ifade ortaya çıkıyordu. Ovaur'un yüzünde bu ifade vardı, Zend tarafından parçalanmadan hemen önce. Ankoa'da da, Zend daha yaptıkları savaşta ciddileşmemişken bu ifade vardı... Chibui Dağı'nda öldürdüğü o Ovaur'un kardeşlerinde de... Hepsinin sonu ölüm olmuştu, bu öz güvenli ifadenin yüzlerinden silinişini adım adım görmüştü Zend... Bakalım, bu seferki gencin yüzündeki ifade de, Zend'in onu öldürmeye başladığı fark etmesiyle birlikte silinecek miydi bir gün? 

 

Zend onun selamına karşılık vermedi, yalnızca kafasını yavaşça ona doğru çevirip, umursamaz gözlerle bakmakla yetindi, bu kadarı onun için yeterli olmalıydı.

 

''İçeri girebilir miyim?'' dedi Gevas, Zend'in onu bu sefer cevaplamasını ummuş gibi görünüyordu. Renyia'nınkilere benzeyen kahverengi saçları vardı, beyaz tenliydi ve düzgün kaşlara, dostça bakışlara sahipti şu anda. Boyunun çok uzun olduğu söylenemezdi, ancak Zend onun şu anki bakışlarının çıkar amaçlı olduğunu düşünüyordu, sonuçta yapmacık olan gülümsemeleri gördüğü zaman içerisinde birkaç şey kıpırdıyordu, bundan hoşlanmadığı için...

 

''...'' Zend tekrardan cevapsız bırakmıştı Gevas'ı, onun nasıl bir tepki vereceğini biraz merak da etmişti aslında, sakin mi kalacaktı? Yoksa o da Zend'i umursamamaya mı başlayacaktı? 

 

''Pekâlâ...'' dedi genç, ''Öyleyse bunu bir onaylama olarak kabul edeceğim.'' diye konuştu ve odanın içine girerek, Zend'in karşısındaki koltuklardan birine oturdu. 

 

''Ben...'' demişti ki, Zend ona doğru gözlerini çevirmişti sakince. Ancak bu gözler, sanki ona konuşmamasını söylüyordu. Onlarda görülebilecek bir duygu yoktu, ama onlara baktığı zaman içi ürpermişti Gevas'ın. Eğer yanlış bir şey yaparsa öldürülecekmiş gibi hissetmişti bir an, ani bir ürperti oluşmuştu vücudunda. Bunun nasıl olduğunu kanıtlayamazdı, ancak bundan emindi. Zend'e baktığında susması gerektiğini hissetmişti... Bu yüzden de sessiz kalarak, kendisini bile tanıtmamışken o şekilde oturmaya başladı. Bu onun sinirini bozmuştu doğrusu, normalde bu tip tepkilere maruz kalmıyordu, Sanmu Ailesi güçsüz bir aile değildi ve ailenin genç neslinde umut vaat ediyor olan iki kişiden biri olarak Gevas, böyle muamelelerle daha önce pek fazla karşılaşmamıştı. Ancak bir şey söyleyemiyordu elbette, sessiz kalmak onun için en iyisiydi şu anda. Karşısındaki kişinin kim olduğunu biliyordu çünkü, Zend, kafasına göre bir şeyler söyleyebileceği birisi değildi.

 

''Gelmeniz beni çok mutlu etti,'' Gevas'ın gelişinden birkaç saniye sonra, kapı tekrardan açılmıştı. Kaon hızlı bir şekilde hazırlanmıştı görünüşe göre, Zend'in gelişinden sonra birkaç dakika geçmişti ki, ailenin lideri de buraya varmıştı. ''sizi bu şekilde buraya getirmiş olmayı ben de istemezdim, ancak başka yoldan denesek muhtemelen bizleri umursamazdınız.''

 

''...'' Zend bir süre sessiz kaldı, kendisine seslenen adamı iyice bir süzmüştü birkaç saniye boyunca. Karşısında siyah saçlı, geniş yüzlü ve orta yaşlı gibi görünen uzun boylu bir adam vardı. Renyia'ya benzediği söylenemezdi, ama Zend bu yüzü, Gri Engerek'in ona çıkmadan önce verdiği Sanmu Ailesi ile ilgili olan kitapta görmüştü. Yolda belirli bir süreç boyunca boş bir şekilde oturacaktı sonuçta her halükarda, bu süreci, Sanmu Ailesi'ndekileri biraz tanımak için değerlendirmişti. Şu an ona seslenen kişinin Sanmu Ailesi'nin lideri olduğunu da bu şekilde anlamıştı zaten. Şık kıyafetleri vardı adamın, kafasında süslü bir şapka, üzerinde de, değerli kişilerin katılacağı bir baloya gidiyormuşçasına giydiği kıyafetler vardı. 

 

İçeri ilerledi hızlı bir şekilde Kaon. Zend'in karşısına geldiğinde elini uzattı, ''Merhaba, ben Sanmu Ailesi'nin lideri Kaon. Sizi selamlıyorum, Kardeş Zend.'' dedi, daha sonra da arkasından gelen kızının konuşmaya başlamasına izin verdi. 

 

''Merhaba, Kardeş Zend. Uzun zaman oldu...'' dedi genç kız, Zend'e bakıyordu o da aynı şekilde. Yüzündeki gerginlik anlaşılabiliyordu elbette, şu anda tedirgin olmalıydı... Zend'i bu şekilde tehdit etmeyi kendisi teklif etmemişti çünkü...

 

***

1785