Yanlı bu Zend çok hızlı kişilik değiştiriyor ama era ondan dahi iyi anlıyor insanların duygularını
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
325. Bölüm Bir Düşünürüm
''Merhaba, Kardeş Zend. Uzun zaman oldu...'' demişti Renyia, usulca. Gülümsüyor olsa da ifadesinden gergin olduğu fark edilebiliyordu, Zend'in bu şekilde çağrılabilmesindeki birincil etken olmuştu sonuçta, eğer o kendisine kızarsa diyebileceği bir şey yoktu, çünkü Zend yaptığında son derece haklı olurdu. Bu yüzden tedirgin olmalıydı...
''Ah, merhaba Renyia.'' dedi Zend, ayağa kalktı ve ona elini uzattı, Renyia da Zend'in olumlu tepkisi karşısında bir an şaşırmış, daha sonra da gülümseyerek karşılık vermişti. ''Hâlâ yaşına göre büyük görünüyorsun... Benden üç yaş büyüktün, yani şimdi yirmi yaşındasın, değil mi? Heh, epey büyümüş ve güzelleşmişsin!'' diyerek gülümsedi ve gözlerinin önündeki kıza bakmaya devam etti Zend. Onun pek değiştiği söylenemezdi, elbette epey büyümüştü ve tam olarak olgun bir görünüme ulaşmayı başarmıştı, henüz yirmi yaşında olmasına rağmen. Ancak pek çok şeyi eskisi gibiydi, örneğin dudakları bire bir aynıydı. Yalnızca hacim olarak birazcık büyümüşlerdi, alt dudağı üsttekine göre biraz daha büyüktü hâlâ, ancak ikisi de tam olarak dolgundu ve eskisi gibi, kıpkırmızılardı. Bal renginde olan gözleri geçmiştekilerle aynıydı, Tanrı tarafından özenilerek koyulmuşçasına yüzüyle uyumlu olan kaşları dikkat çekiciliklerinden bir şey kaybetmemişti. Teni Genas'ınki ile aynıydı, beyaz ten onun güzelliğine iyice güzellik katmıştı. Üstelik kahverengi saçlarının da her bir teli ayrı güzeldi sanki, genç kızın kafasından aşağıya doğru uzanırken bazısı kıvrılmış, bazısı dalgalanmıştı bu tellerin... Zend, onun eskisine göre bile daha güzel olduğunu anlamıştı hızlı bir şekilde. Şu anda epey talibe sahip olmalıydı, sonuçta o uzun yıllar önce bile sekizinci seviyeye girmeyi başarmıştı, henüz on üç yaşındaydı o zamanlar... Üstelik bir de çift element büyücüsüydü, yani tam olarak bir eşte aranan özelliklere sahipti.
Tabii bu diğer insanlara göre böyleydi. Zend için genellikle bunlar önemli değildi, Zend zaten kendisinin yeterince güçlü olduğunu düşünüyordu, onun eşi olacak kadın o kadar da güçlü olmak zorunda değildi. Elbette olabilirdi de, yalnızca, bunun bir koşul olmadığını düşünüyordu. Aynı zamanda bu kadar güzel olmak zorunda da değildi, sonuçta Zend onunla birlikte geçirdiği zaman diliminde sadece gözlerinin iyi hissetmesini istemiyordu. Hatta gözleri, iyi hissetmesi zorunlu olan kısımlarından biri bile değildi Zend'in... Zend, kafasının iyi hissetmesini istiyordu o kadınla birlikteyken. Başka yerleri çok da önemli değildi, konuştuğu zaman aldığı cevapla birlikte mutlu olabileceği birisini istiyordu bu yüzden, güzelmiş, güçlüymüş; çok da önemli değildi onun için... Onun kriterleri biraz farklıydı yani. Normal insanlara göre biraz değişik olduğunu kabul ediyordu bu konuda...
Renyia Zend'in ona kötü bir tepki vereceğini düşünmüştü buraya girdiği anda, çünkü onun Genas'a herhangi bir tepki vermediği, nöbetçi ve hizmetkârı cevapsız bıraktığı çoktan kulağına ulaşmıştı. Bu da onun daha da fazla gerginleşmesine yol açmıştı, çünkü Renyia, Zend'i buraya gelmeye zorlayan sebebi oluşturan kişiydi aslında. Zend'in ona öfkeli olması doğaldı ve son zamanlarda onun hakkında duyduklarıyla birlikte, onun, öfkelendirilmemesi gereken birisi olduğu konusunda tamamen ikna olmuştu. Aklındaki, devamlı olarak Zend'in ona son derece kızgın olduğu düşüncesi, onun söyledikleriyle birlikte birden zayıflamıştı. Zend ona normal bir şekilde cevap vermekle kalmamış, üstüne bir de genç kıza samimi bir şekilde iltifat etmişti! Normalde iltifat duymaya alışkın biriydi Renyia, bu yüzden insanlar ona sayfalarca övgü dahi yollasa, ufak bir tepki bile vermeyebilirdi, hatta ufak bir gülümsemeyi dahi onlardan esirgeyebilirdi. Çünkü herkes onun gülümsemesine layık değildi, zaten onu gerçekten de gülümsetmeyi başarabilecek pek fazla kişi yoktu, yüzündeki gülümsemelerin çoğu yapmacık oluyordu.
Ancak Zend'in bir iki tane kelimesi, onu utandırıp gülümsetmek için yeterli olmuştu, bunun nedenini anlayabilmiş değildi, ama nedensizce gülmüş ve yanaklarının yanmaya başladığını hissederek, ağzını elleriyle kapatmak zorunda kalmıştı... Bunu yaptığını fark ettiği an bir kere daha utanmıştı tabii, bu yüzden birkaç saniye boyunca cevap vermeyi başaramamıştı... Kendini toparladı kısa bir süre içerisinde ve Zend'e doğru kaldırdı, biraz önce gözlerini kapatıp aşağıya eğdiği kafasını. ''Teşekkür ederim,'' dedi yumuşakça. ''sen de epey büyümüşsün, eskisine göre çok daha farklısın...''
''Hmm, sanırım bunu iltifat olarak alacağım, teşekkürler...'' Zend hızlıca cevap verdi, Renyia'yı utandırdığını fark etmişti. Bunun tam olarak neden olduğunu da bilmiyordu gerçi, ne demişti de Renyia utanıp kızarmıştı böyle? Tam anlamasa da, daha fazla kurcalamamaya karar verdi, daha sonra da Kaon'a döndü. ''Ben de Zend, memnun oldum Kaon Sanmu.'' dedi, daha sonra da onun, kendisine uzattığı eli sıkmasıyla birlikte geriye doğru çekilip oturdu, hızlı bir şekilde bitirmeyi düşünüyordu buradaki işini.
Zend'in oturmasının ardından, Kaon ve Renyia da vakit kaybetmeden oturmuşlardı genç adamın karşısına. Zend Kaon'un söze girmesini bekleyecekti, neşeli bir izlenim oluşturmuştu biraz önce, bu yüzden Kaon'un Zend'e dostça yaklaşması muhtemeldi. Ancak Zend buna aynı şekilde karşılık vermeyi düşünmüyordu... Sonuçta buraya gelmesi için Zend'i tehdit eden kişi, Kaon'un ta kendisiydi, Renyia yalnız başına böyle bir şeyi düşünmüş olamazdı. Tam bunları düşünürken, Eralkavender ona seslenmişti.
''Ortak, görünüşe göre şu Renyia denen kız, senin tehdit edilmenle alakasız.''
''Oh, bu sonuca nasıl vardın Era?'' Zend, bakışlarını Era'ya kaydırdı ve büyülü yaratığın, usulca yattığı yerden kalkıp onun omzuna doğru ilerlemesini izledi.
''Sen ona iltifat edince nasıl da utandı, görmedin mi?'' dedi Era, belli etmeden Renyia'ya bakmıştı. ''Bunun sebebi büyük ihtimalle aslında senin ona kızacağını düşünmesiydi. Yani senin samimi bir şekilde ona seslendiğini görünce çok şaşırdı ve birden utandı, o kadar küçük iltifatlar böylesine güzel bir genci utandırmak için normalde asla yeterli gelmezdi. Onun kızarmasının asıl nedeni bu yani, bana sorarsan, o sadece rastlantıyla senin büyünden bahsetti ve babası da olayın tamamını anlatması için onu zorladı, daha sonra da böyle bir plan düşündü ve seni bununla tehdit etmeye karar verdi. Renyia da kendisini doğal olarak bundan sorumlu tutmaya başladı, senin ona öfkelendiğini düşünüyordu ama tam zıttı bir karşılamayla karşılaştı...'' diyerek, tecrübesini konuşturdu büyülü yaratık. Zend bu ayrıntıları fark edememişti o söylemeden önce.
''Oh, haklısın!'' dedi Zend, gözleri birazcık açılmıştı. ''Yani Renyia'nın bir suçu yok, öyle mi?''
''Kardeş Zend, senden tekrardan özür diliyorum,'' Kaon, Zend ile Era'nın konuşmasını bölmüştü konuşmaya başlayarak. Elbette, onların konuştuğundan habersizdi. Çünkü Zend, Era omzuna atladıktan hemen sonra kafasını çevirmişti, onunla konuştuğu anlaşılmasın diye... Ne kadar gizlilik varsa o kadar iyiydi Zend için, kendisini her türlü konuda saklı tutması avantajlıydı ona göre... ''seni tehdit edermişçesine buraya getirdik, üzgünüm.'' dedi adam, tam devam etmek için nefes almıştı ki, Zend'den karşılık geldi.
''Edermişçesine değil, ederek diyecektiniz sanırım... Diliniz sürçmüş olmalı, değil mi?'' dedi, yüzünde hala bir gülümseme vardı Zend'in. Söyledikleriyle yüz ifadesinin tamamen farklı olduğunu biliyordu ancak bu kötü değildi, aksine, yüz ifadesini istediği gibi değiştirebildiğini söylüyordu Sanmu Ailesi'ne... Dikkatli olmaları gerektiğini onlara anlatıyordu yani, kendisini keşfedemeyeceklerini kanıtlıyordu.
''Öhö, öhö...'' Kaon Zend'in aniden söyledikleriyle birlikte öksürmüştü birkaç kere, onun biraz önceki neşeli konuşmasının ardından bu tarz bir şey söyleyeceği aklına gelmemişti Sanmu Ailesi'nin liderinin... ''Her neyse,'' diyerek gülümsedi ve durumu toparlamaya çalıştı. ''sonuçta bir şekilde buraya geldin, sana bunun için bir kere daha teşekkür ediyorum...''
''Evet, bunu hepimiz görebiliyoruz, sonuçta karşınızda duruyorum Lord Kaon.'' dedi Zend, bu sefer yüzünde bir gülümseme yoktu, ortamdaki tüm mutlu havayı bir anda silmişti net ve duygusuz ses tonuyla. Etraftakiler de bu yüzden gerilmişti biraz, hatta Zend'in bu ani duygu değişimleri, Kaon'u son derece tedirgin etmişti bile... Yüz ifadesindeki değişim de bunu kanıtlıyordu, tedirgin bir ruh haline girmişti adam. Zend devam etti soğukça: ''İstediğiniz şeyleri söyleyebilirsiniz artık, değil mi?''
''Oh...'' Kaon'un şaşkınlığı belli olmaya başlamıştı yavaşça. Daha fazla beklemeden, konuya girmesi gerektiğini hissetmişti. ''Kardeş Zend, biz--'' demişti ki, sözü Zend tarafından kesildi tekrardan.
Zend, sahip olduğu tüm öfkeyi açığa çıkardı bir anda, odada, adeta gözle görülebilecek bir değişim yaşanmıştı, Renyia da Gevas da bir anda soluklarını tutmuşlardı, Zend'in aurasındaki böylesine bir değişimi hiç kimse beklemiyordu... Adeta başka biri olmuştu şu an genç adam, biraz önceki samimi kişi gitmiş, yerine öfke dolu birisi gelmişti sanki, Kaon bile Zend'den yayılmaya başlamış bu öfke ile birlikte sessizleşmek zorunda kalmıştı, çünkü ne diyeceğini bilememişti birkaç saniye boyunca, konuşmaya devam ederse Zend'i daha fazla öfkelendirecekmiş gibi hissetmişti...
''Kardeş Zend?'' dedi Zend, Kaon'a bakarken. Kaşlarını hafifçe çatmış ve tüm odanın içerisinde, içinden yayılmaya başlamış olan öfkenin serbestçe çığlık atmasına izin vermişti.
Kaon bir süre bekledi, Zend'in ani duygu değişimleri şu anda onun kendisine göre üstün olduğunu anlatmak için yetmişti adeta... On yedi yaşındayken, kendisini böylesine kontrol edebilmesi zaten Zend'in üstünlüğünü kanıtlıyordu. Zaten Zend Siyahlar'da Kaon'dan yukarıdaydı, şimdi bir de bunu kesin olarak gösteriyordu ona...
''Lord Zend...'' diye devam etti Kaon, sağ elinin tersiyle yavaşça alnını silmişti. Zend'in tepki gösterdiği şeyi anlamıştı, burada bir samimiyet kurmak için ona 'kardeş' diye seslenmek istemişti, ancak ne yazık ki Zend, bu samimiyeti direkt olarak parçalamıştı ve Kaon'a olan öfkesini koymuştu ortaya... Böylesine bir öfke, gerçekten inanılmazdı. Kaon'un tüyleri hala diken dikendi, biraz önce vücudundan tehlike sinyalleri yayılmıştı aralıksız olarak, Zend'in öyle bir öfkeyle yerinde duramayacağını, ona saldırıp zarar vereceğini söylemişti. Bu yüzden istemsizce, kendini savunmak için ellerini birleştirmiş ve bir parmağını yüzüğüne doğru göndermişti, ancak Zend'in hiçbir şey yapmayarak bekleyip ona bakmaya devam ettiğini gördüğü zaman, yaptığının nasıl bir şey olduğunu fark ederek direkt olarak ellerini ayırmıştı... Daha sonra da konuşmaya tekrardan başlamıştı zaten.
''Sizinle konuşmak istediğimiz bir konu vardı,'' dedi, hafifçe yutkunmuştu. Zend'in ona göre güçlü olması zaten yeterince büyük bir açıkken, Zend bir de psikolojik olarak üstünlük sağlamıştı Sanmu Ailesi'nin liderine... ''kızım Renyia, biliyorsunuz ki yıllar önce sizinle birlikte o turnuvaya girmişti.''
Zend onun normal bir şekilde konuşmaya başladığını görmesiyle öfkesini kontrol altına almış, odanın içerisinde serbestçe koşturmasını engellemişti. Daha sonra da biraz önceki soğuk haline geri dönmüştü, gözlerini hafifçe kısmış, Kaon'u dinliyordu şu anda.
''O turnuvada olan şeyler ise hepimizi gerçekten üzdü, sizin Yua Tengo ile savaşınız sonlanmamışken, arenanın içerisine pek çok büyülü yaratık saldırdı ve bir sürü masum insan kaybedildi, bugün bile o büyülü yaratıkların nereden geldiği bilinmiyor, çeşitli grupların yaptığı bir eylem olarak açıklama yapıldı krallıktan, araştırmaları devam ediyormuş.'' diyerek Zend'e bakmayı sürdürdü Kaon, Zend öfkesini geri çektiği zaman rahatladığı söylenebilirdi... ''Neyse, o gün olan bir şeyi, geçenlerde Renyia'dan tekrar dinledim, orada bir Yuathra Dev Kertenkelesi'nin öldürüldüğüne dair kanıtlar vardı ve bunu Tou üstlenmişti, özel bir teknikle o yaratığın yarıdan fazlasını yok ettiğini söyledi. Ancak olan farklıymış, değil mi? Bunu ikimiz de biliyoruz...''
''O gün, Yuathra Dev Kertenkelesi'ni öldüren, aslında altıncı seviye bir savaşçı, üstüne on yaşında olan bir gençti. Yani sizdiniz, Lord Zend. Üstelik, daha önce hiç kimsenin kullanmamış olduğu, Kutsal Seviye bir büyülü yaratığı altıncı seviyedeyken öldürmeyi başarabileceğiniz bir büyüyle...'' dedi, yavaşça yükseltmişti sesini.
''Siz de bunu insanlardan gizlememi fırsat bilip, bana bir şeyi yaptırabileceğinizi düşünüyorsunuz, öyle mi?'' Zend direkt konuşmaya girmişti Kaon sözünü bitirir bitirmez. ''Özet olarak yani.''
Kaon derin bir nefes aldı. ''Evet, öyle.'' dedi, kabaca gelse de Zend'in söyledikleri, bunu nazikleştirmenin bir yolu yoktu.
''Bir saniye, Lord Kaon.'' dedi Zend, ayağa kalkmıştı. ''Ben sizin yerinizde olsam bir düşünürüm... Bir çocuk, on yaşındayken bir Kutsal Seviye'yi öldürebilecek kadar güçlenmiş.'' diyerek devam etti ve ona doğru yaklaştı. ''On yedi yaşına gelmişken kim bilir ne kadar güçlenmiştir... Ben bu çocuğu tehdit etmeye çalışsam, gelip de beni ve ailemi yok eder mi, diye...''
***
1717
Magnec