Arkadaş anlıyorum ustan hakkında endişeleniyorsunda unuttuğun şey o yaşta bir ustanın öğrencisinden zayıfmış gibi görünmeyi nasıl kabul edecek?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
323. Bölüm Sanmu Ailesi
''Heh, beni, büyümü insanlara söylemekle mi tehdit ediyor?'' Zend Fun'a bakarken sormuştu yavaş bir şekilde. ''Epey öz güvenliymiş...''
''Evet, o gün, Yuathra Dev Kertenkelesi'nin ölümünü Tou'ya bağladık, sana söylemiştim daha önce, biliyorsun. Ancak o, Yuathra Dev Kertenkelesi'ni öldürenin, daha on yaşındaki, altıncı seviye bir çocuk olduğunu kendi gözleriyle gördü. Üstelik bunu nasıl yaptığını da görmüş, yani gidip de birkaç kişiye olayın nasıl olduğunu gördüğünü söyler, bir de tamamıyla anlatırsa epey zor duruma düşer Tou, sonuçta orada olanların sorumluluğunu alan kişi oydu. Buna ek olarak senin büyün de açığa çıkmış olur.'' Fun'un yüzünde ciddi bir ifade vardı. Muhtemelen bu konuda epey düşünmüştü buraya gelmeden önce, net bir şekilde, kesintisiz konuşmasından anlaşılabiliyordu bu.
''Tahmin edebiliyorum...'' Zend kafasını aşağıya doğru eğerken mırıldandı. O gün olanları Tou'nun üzerine atmışlardı daha önceden, sonuçta kimse Zend'in Yuathra Dev Kertenkelesi'ni bir şekilde öldürdüğü, kendilerine söylendiği zaman inanmayı tercih etmezdi. ''Bir saniye,'' diyerek kafasını kaldırdı genç adam. Aklında birbirlerinin yerini almaya devam eden düşünceleri, ona bir fikir vermişti. ''O böyle bir şeyi söylese de kimseyi inandırmayı başaramaz ki. Sonuçta söylediği şey, on yaşında, altıncı seviyede olan bir çocuğun tek hamlede, oradaki Yuathra Dev Kertenkelesi gibi Kutsal Seviye bir büyülü yaratığı öldürdüğü olacak. Buna kim inanır, güç sistemine tamamen ters, kimsenin kolay kolay kabullenemeyeceği bir şey. Üstelik bir kanıtı da yok, değil mi? Renyia oradaki anılarını bir şekilde birilerine gösteremez, yani bunu söylese bile onu umursayacak birilerinin olacağını sanmıyorum.''
''Bu noktada müdahale etmem gerekiyor,'' Fun araya girdi hızlı bir şekilde. ''anılarını bir hafıza büyüsünün yardımıyla dışarıya aktarabilir, bu biraz pahalı olur ancak eğer senden isteyecekleri şeye göre daha ucuzsa, yapmaktan çekineceklerini sanmıyorum. İsteklerini yazmamışlar, bu yüzden karşılaştırma yapmak pek imkanlı olmuyor. Ek olarak, senin hakkında bunu söylemesi insanları kendisine inandırabilmesi için yeter de artar bile. Başka birisinin böyle bir şey yaptığını söylese muhtemelen duyanlar onunla alay ederdi, ancak konu, şu an gündemde olan isimlerden biri olduğu zaman tamamen değişmiş oluyor. Herkes senin yedinci seviyedeyken on beşinci olduğunu gördü, altıncı seviyedeyken de garip bir büyüyle bir Kutsal Seviye'yi öldürdüğüne inanırlar.''
Zend bir nefes verdi Fun'u duymasıyla birlikte. ''Doğru, doğru. Bu çeşit büyüler de vardı değil mi?.. Bir de benim şimdi sahip olduğum ünüm, ona inanılması için yeterli olacaktır, haklısın...'' diyerek düşünmeye devam etti. Zend bir savaşçı olduğu için büyü kültürü ile çok içli dışlı değildi, ne kadar büyü olduğunu bilemiyordu. Normalde büyülerin büyük bir kısmını Jongtham'da öğrenmesi gerekiyordu, ancak oraya sadece bir yıl kadar bir süre ayırabilmişti. Daha sonra okulu bırakıp Jongtham'a ilerlemesi gerekmişti, bu da onun, bir savaşçı olarak büyülerden iyice uzak kalmasını sağlamıştı. Gerçi büyücü olsa da çok bir şey değişmeyecekti, sonuçta Chibui Dağı'nda ne kadar büyüyü öğrenmesi mümkün olabilirdi ki? Pek fazla bilgiyle iç içe olma imkanını ne yazık ki yakalayamamıştı, orası ıssız bir dağdan ibaretti sadece. Eğer Era gibi, büyücü ve savaşçı dünyasından bir şeyler öğrenmek istiyorsanız orada yıllar boyunca kalmanız gerekiyordu. Durumu biraz daha tarttı genç adam.
''Sadece büyüm olarak düşündüğüm şey ile Yuathra Dev Kertenkelesi'ni vurduğumu gördü neyse ki, onun asıl olayını anlaması imkansız. Muhtemelen yok edici bir şey olarak falan görecektir insanlar, eğer bir şekilde duyulursa. Bu konuda şanslı olduğum söylenebilir... Ama yine de duyulması benim için iyi olmaz... Bir gidip konuşayım bakalım, ne istiyorlarmış. Eğer basit bir şeyse yapabilirim, sonuçta boş yere tatsızlık yaratmaya gerek yok. Zor bir şeyse de reddederim, sadece birkaç saniye içerisinde elde edilmiş, büyümün ne işe yaradığının bile belli olmadığı bir bilginin etrafa yayılması bana çok da zarar vermez, zaten onu ağırlıklı olarak birilerini öldürmek için kullanmıyorum.'' Zend hızlı bir şekilde saate bakmıştı. ''Çok geç değil henüz, Kaimei'deydi Sanmu Ailesi'nin evi, değil mi? Gidip bir ziyaret edeyim hızlıca. En geç olarak belirttikleri zamana bile daha üç gün var.'' dedi, daha sonra da haber vermek için ustası ile Gri Engerek'i bulmak amaçlı odadan dışarı çıktı. ''Fun, haber verdiğin için teşekkürler, sen olmasan işlerim iyice sıkışabilirdi.''
''Rica ederim evlat, çok vaktimi alan bir şey bile değildi bu.'' Fun gülerek cevap verdi. Gerçekten de Zend'e epey yardımcı olmuştu ama, eğer o Zend'i haberdar etmeseydi bugün, bu konudan; Zend Gecenin Parıltısı ile iyice uğraşmaya dalıp, böyle bir görevin varlığından bile habersizken çalışmaya devam edebilirdi. Geçen sefer de kabaca göz atmıştı ona yöneltilmiş görevlere, böyle bir görev gözüne çarpmamıştı. Yani bu konuda hiç endişelenmeden devam edecekti, içi, daha önce birkaç tanesini incelediği için rahat olacaktı. Böyle bir tehlikeden hiç mi hiç haberi olmayacaktı...
Fun'a minnettar bir bakış yollamasının ardından arkasını döndü genç adam, ancak Fun'un ona bir kere daha seslendiğini duymasıyla birlikte duraksadı.
''Bu arada Zend, Hollis'i bulabileceğini sanmıyorum, o Siyahlar'da senin üstündeki bir sıraya girmek istiyordu, bugün harekete geçeceğini söylemişti. Şimdi ortalıkta yoktur yani. Onu aramaya gidiyorsan diye söylüyorum...''
''Oh, ustam gerçekten de beni geçmeyi kafasına koymuş mu?'' Zend şaşkın bir şekilde sordu Fun'a doğru dönmesinin ardından, Hollis'in, öğrencisinin onu geçmesini hoş karşılamadığını biliyordu ama bunun için, gidip de ilk on beşten birine meydan okuyarak kendisini tehlikeye atacağını düşünmüyordu. Sonuçta bu son derece riskli bir şeydi, ustasının güçlü olduğunu biliyordu genç adam, ama bu biraz düşüncesizliğe girmekteydi. Sırf Zend'i geçmek için, hem şimdi hem de gelecekte canını tehlikeye mi atacaktı? Eğer on beşi geçerse, maruz kaldığı meydan okumaların sayısı epey artacaktı. Onun arkasında Gri Engerek ve Avcı Bıçağı olsa da, endişelenmişti Zend. Sanırım onu tanıyıp sevenler de, Zend on beşinci olunca böyle hissetmiş, onun için endişelenmişlerdi. Zend birisi için endişelenmenin ne demek olduğunu tam olarak bildiğini söyleyemezdi, çünkü geçmişte, ilişki içerisinde olduğu zaten topu topu on kişi vardı. Bunlardan çoğu da sınıf arkadaşlarıydı Zend'in, onlar da genellikle Jongtham'da falan oluyordu, yani herhangi bir şekilde riske girme imkanları olmuyordu. Ustası, Fun ve Saga ise ondan çok daha güçlülerdi, bu yüzden Zend onlar için endişelenmeye gerek duymuyordu, onların kolay kolay yenilmeyeceğini düşünüyordu. Ancak şimdi dünyadaki güç dengesini iyi bir şekilde kavramaya başlamıştı. Ustasını, Saga'yı, Fun'u rahatça öldürebilecek kişileri görmüştü, bu yüzden riskli şeylerde artık onlardan biri için endişelenmesi zor olmuyordu... Bu da çok kötü bir şeydi, farkına vardığı en rahatsız edici duygulardan biriydi bu endişe. İnsanı devamlı olarak huzursuzlaştırıyordu, aklında hep kötü şeyler oluyordu ve ne zaman hakkında endişelendiğin kişiyi düşünsen, ona kötü bir şeyin olduğu bir senaryo beliriveriyordu kafanda. Bunu atmak da mümkün değildi ne yazık ki, bir kere içine oturdu mu, gitmesi imkansızdı.
''Evet, bu konuda epey kararlı gibi görünüyordu. Hollis kafasına bir şeyi koyduğu zaman vazgeçmeye pek yaklaşmıyor, biliyorsun...'' Fun cevap verdi Zend'e, daha sonra da onun düşünmeye devam edebilmesi için sessiz kaldı.
Endişeyi göndermek imkansızdı, ama daha fazla düşünmemeye çalışmak mümkündü. Zend ustasının bunun bir şekilde hakkından gelebileceğini kendi kendine kabul ettirmeyi denedi bir süre boyunca, daha sonra da Fun'a veda ederek Gri Engerek'in odasına doğru ilerledi. Fun muhtemelen ona bilgi vermişti Zend'e olayı anlatmadan önce, bu yüzden bunu ona açıklamak zorunda kalmayacaktı genç adam. Bir de onun fikrini almak güzel olurdu, Gri Engerek tam olarak bir deneyim olarak görülebilirdi, onun görüp geçirdiği şeyler verdiği kararların epey doğrulaşmasına neden oluyordu, Zend Büyük Maızk'ın tecrübesine sahip değildi, bu yüzden ciddi bir şeyleri yapmadan önce, ilk olarak ona sorması daha mantıklı oluyordu. Maızk'ın söylediği şeyler her zaman Zend için yararlı olmuştu, Zend'in bir nevi akıl hocası olarak da görülebilirdi, o adam. Bu yüzden ona danışmadan bir iş yapmamaya dikkat ediyordu Zend.
Hızlı bir şekilde Gri Engerek'in odasının kapısına gelmişti, Zend daha önceden bu evi görmüştü, Gri Engerek ile tanışmasından hemen sonra burada uyanmıştı zaten, evin içinde Maızk'ın nerelerde uyuyup, nerelerde çalıştığını ve resmi işlerle ilgilendiğini biliyordu bu yüzden. Onun odasını bulmak Zend için zor olmamıştı.
Kapıyı tıklattı birkaç kere, biraz önce içinde bulunduğu odadan çıkarken yanına aldığı siyah küre sağ elindeydi, bunu nereye koyması gerektiği konusunu biraz sonra Ranon'a soracaktı.
Gri Engerek'in sesini duyduktan sonra içeri girdi hemen. Zaten o da, Zend'e içeri gelmesini söylemişti.
Hızlı bir şekilde kafasındaki planı anlattı Zend, Sanmu Ailesi ile bir gidip görüşmesinin gerekli olduğunu düşündüğünü söyledi. ''Büyük Maızk, ne dersin? İsteklerini dinlemek için Sanmu Ailesi'nin evine gitmem sorun olur mu?''
Gri Engerek bir süre sonra cevap vermişti, aynı zamanda önündeki kağıtlardaki bir şeyleri inceliyordu. ''Elbette, ben de zaten sana bunu yapmanı söyleyecektim, bir dinle de gel bakalım, ne istiyorlar bilelim, ona göre hareket etmemiz daha mantıklı olacaktır.''
Kendi düşünceleriyle benzer düşüncelere sahipti Gri Engerek, Zend'in. Bu yüzden içi rahat bir şekilde, hızlıca ettiği vedası sonlanınca dışarı fırlamıştı Zend. Tabii aynı zamanda Ranon'a seslenmişti hemen, vakit kaybetmek istemiyordu. ''Ranon, bu siyah topu nereye koyacağım?'' dedi, başına kapüşonunu geçirmişti çoktan.
''Yüzüğüne koyabilirsin, o artık sana ait olan bir nesne. Bir teknik seçip onunla birleşene kadar bu şekilde kalacak.'' Ranon'un cevabı gecikmemişti.
Zend başıyla onayladı ve topu, kızıl Ağır Kılıç'ı koyduğu yüzüğün içine yerleştirdi. Daha sonra da, Sanmu Ailesi ile görüşmek üzere yola çıkmıştı bir araba bulup. Era da tam yanındaydı tabii...
***
Düşüncelerle geçen bir yolun ardından, sürücünün ona Sanmu Ailesi'nin evine geldiklerini belirten seslenişinin bittiğini duyan Zend, parayı ödedikten sonra hemen arabadan atladı, teşekkür etmeyi de ihmal etmemişti.
Dışarıda hafif bir rüzgar vardı. Kapüşonunun uç kısmı uçuşuyordu yanlara doğru, kirpikleri, kafasına teğet olarak geçen hava akımlarından dolayı yavaşça savrulmaktaydı genç adamın. Güneş yavaşça batmaya başlarken havadaki renk değişimlerinin gerçekleşmesine izin vermişti, yavaşça gökyüzünde yayılan kızıllık bununla birlikte doğan bir şeydi, kısa bir süre sonra güneşin batacağını simgeliyordu. Zend bugün enerjisine odaklanırken meditasyona girmişti, bu sırada epey vakit geçirmişti anlaşılan, meditasyona ne zaman girse bir bakıyordu, gün sonlanmıştı. Zaman çabucak akıyordu odaklanmışken...
Derin bir nefes aldı genç adam, arabanın içerisindeki, arada bir camları açarak içerinin havalanmasını sağlayarak gidermeyi denese de, er ya da geç oluşan havasızlığın onu terk etmesi oldukça rahatlatıcıydı, Zend, kapalı alanlarda kalmayı pek sevdiğini söyleyemezdi. Bu yüzden arabadan ayrılmak onun için moral artırıcı bir şeydi.
Kafasını kaldırdı ve karşısındaki yapıya baktı, Sanmu Ailesi'nin evinin önüne gelmişti şimdi, Fozre Ailesi'ninkine benzer bir malikaneydi bu. Epey büyük ve genişti, ancak Kraliyet Sarayı ile elbette yarışamazdı. Sonuçta Sanmu Ailesi'nin liderinin, Kral Dustin kadar görünüşe değer vermediğini tahmin edebiliyordu Zend, Pounz'da, Dustin kadar gösterişçi bir başka kişinin olmadığından emindi. Zaten Zend de böyleydi, görünüşe pek fazla önem vermiyordu uzun zamandır. Bu yüzden Dustin'i epey eleştirdiği de söylenebilirdi.
''Dinleyelim, dertleri neymiş.'' diye mırıldandı Zend, aynı zamanda, kalabalıktan epey uzaklaştığını fark ettiği için maske ve kapüşonunu çıkarmasının pek sorun oluşturacağını sanmıyordu. ''Sanmu Ailesi.'' Saçları kapüşonun hapsinden kurtulur kurtulmaz rüzgarla selamlaşmıştı, at kuyruğu stili saçları vardı hala, Pounz'a döndükten sonra da saçlarını kesmemişti. Özgür kalan saçları, saniyeler içerisinde rüzgarda dalgalanmaya başlamıştı hızlı bir şekilde... ''Büyücülük üzerine kurulu bir aile. Maddi durumları gerçekten iyi, genç nesilden bahsedildiği zaman akıllara gelen iki isim var, bunlar da Renyia ve Gevas Sanmu. Diğer çocukların da fena olmadığı söyleniyor, ama bu ikisinin gerçekten de potansiyeli çok fazla, hatta Renyia'nın, Pounz Krallığı'nın prensesini geride bıraktığı sebep olarak sunularak, ''Prenses'' olarak adlandırıldığı bile söyleniyor... Büyü konusunda epey yetenekli, aynı zamanda güzelliği de Pounz'un en iyileri arasında. Hatta en iyisi olarak bile geçiyor. Bakalım, eski haline neler eklemiş...''
***
1765
Magnec