Hollis'in olduğu bölümlerde bende istemsizce mutlu oluyorum aslında hollis'in baş karakter olduğu farklı bir novel yazsan çok güzel olur
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
316. Bölüm Gecenin Parıltısı
Zend ustası ile Gri Engerek’in konuşmalarını dinlerken durduk yerde keyiflenmişti, ustasının yaptığı şeyleri görmek, onun içerisinde olduğu bir konuşmayı, içerisinde olmasa dahi dinleyerek, mutlu olması mümkündü. Hollis’in böyle bir yapısı vardı çünkü, yanında olduğu insanları bir şekilde neşelendirmeyi beceriyordu her seferinde, istem dışı bir şekilde bile yapabiliyordu bunu… Zaten Zend, ustasını bir ayrı seviyordu bu yüzden de.
‘’Hem Zend ile aynı seviyede olmamızın nedeni, onun Chibui’de tamamen Kral Modu’nu geliştirebileceği bir şekilde çalışabilmesinden kaynaklıydı! Ayrıca Kral Modu’nun ikinci seviyesine çıkmayı başarmış olsa da, ikinci seviyenin yalnızca birinci adımında, üstüne daha Kral Modu ile ilgili bir sürü şeyi bilmiyor! Bense gelişmeyi, öğrenmeden sonraya erteledim! Avcı Modu’nun pek çok özelliğini biliyorum, Zend’den bu konuda çok daha üstünüm, hmph! Eğer ben de öğrenmek yerine geliştirmeyi tercih etseydim, benim modumun seviyesi de daha yüksekte olurdu!’’ diyerek devam etti Hollis, kollarını göğsünde bağlamıştı sitemli bir şekilde.
‘’Heh, kendini kandırıyorsun evlat.’’ Hollis’in huzursuz ve kıskanç havasının aksine Gri Engerek gayet rahatmış gibiydi. Sinirleri bozulmamıştı kesinlikle, sakin bir şekilde gülümsüyordu, Hollis’in kıskançlıkla bağırıp çağırması onu mutlu ediyordu sanki…
‘’Kendimi mi kandırıyorum?’’ dedi Hollis, Gri Engerek’e bakmaya devam ediyordu. ‘’Seni yaşlı bunak, Zend’in Kral Modu’nu ne kadar kullanabildiğini gördün mü sen hiç? Ah, pardon, beş yüzlü yaşlarını bile geride bıraktığını daha yeni hatırladım, görmüş olsan bile unutmuşsundur, hahaha…’’ Zend’in ustası, Maızk’a bakarken bir kahkaha patlatmıştı aniden, Maızk’ın alnındaki birkaç kırışıklığın kendisini belli etmesini sağlamıştı sözleriyle birlikte…
‘’Onun Kral Modu’nu çok işlevsel bir şekilde kullanamaması, seviye olarak senin eşitin olmadığı anlamına gelmez! Ah, pardon, senin daha bir velet olduğunu unutmuşum, sen ne bileceksin bu kadar şeyi o küçücük yaşınla!’’ Hafifçe öfkelenmeye başladığı belli olan adam, ellerini beline atmış ve Hollis’e doğru eğilmişti. ‘’Zend’in savaş stili bambaşka, Kral Modu’nu kullanması için gerekli olana göre… Bu yüzden Kral Modu’nu çok aktif bir şekilde kullanamaması normal, sadece güç ve hızını artırmak için kullanıyor. O daha çok yok etmeye, parçalamaya yönelik. İşlevsel bir şekilde birisini öldürmek ona göre değil, bu yüzden Kral Modu’na ağırlık vermiyor. Suikastçiliğe önem vermeye başlarsa, emin ol seni hız olarak yüze katlayacaktır, sen daha üçüncü seviye olamadan o, Kral Modu’nun üçüncü seviyesinin beşinci adımına atlar! İkinci seviyeye geçmek için bile, normal birinin en azından otuz beş yaşında olması gerekirdi, biliyorsun. Kral Modu’na sahip olan kişiler elittir, buna rağmen bu elitlerin, ikinci seviye olmak için uzun uzun uğraşması gerekiyor… Zend ise bunu ne kadar zamanda yaptı? Chibui’de bunun üzerinde öyle çok çalıştığından şüpheliyim, ama o ikinci seviye olmayı başardı… Öyleyse o, senden çok daha yüksektir, seni ezik, ağlak velet!’’ diyerek, sesini yükseltmişti birazcık yaşlı adam.
Zend o Hollis ve Maızk’ın bahsettikleri şeyi biliyordu, Kral Modu’nun üç seviyesi vardı ve her seviyenin beş adımı vardı, beşinci adımı geçtikten sonra seviye atlamış oluyordun, Zend birinci seviyenin ilk beş adımını, daha farkında bile olmadan geçivermişti, ikinci seviyeye vardığı zaman fark etmişti, o beşini çoktan geride bıraktığını. Seviye atladığı zaman Kral Modu’nu aktifleştirdiğinde elde ettiği güç ve hız, gözle görülebilecek miktarda artmıştı. Bu yüzden Zend epey mutlu olmuştu, çünkü hiç çabalamadan elde etmişti bunu, uğraşmamıştı bile seviye atlamak için. Ancak daha sonra bu değişimi tekrardan yaşamamıştı, ikinci seviyeye geçmenin epey zaman aldığını duymuştu ve bu onda hızlı bir şekilde olmuştu, ancak aynı şey üçüncü seviyeye geçişte olmamıştı… Sonuçta üçüncü seviyedeyken Kral Modu’nun zirvesine çıkmış oluyordun, bunun kolay olmaması doğaldı… Gri Engerek’in de değindiği üzere, Kral Modu’nun ikinci seviyesi için bile otuz beş yaşına kadar çalışıyordu genellikle insanlar, bu da yıllar boyunca buna odaklanmaları demekti… Zend ise hiç çaba sarf etmeden seviye atlamıştı, bu onun için yeterli bir ödüldü zaten… Ama gerçekten de daha Kral Modu’nun özelliklerinden yararlanmamıştı hiç… Fun’a ilk olarak, daha Beyaz Taç’a bile girmemişken Kral Modu’nun ne işe yarayacağını sorduğu zaman, Fun ona, Kral Modu’nu geliştirmiş birinin devasa bir mağaradaki, bir bebeğin serçe parmağından dahi küçük olan bir kelebeğin kanat çırpışlarını bile duyabileceğini söylemişti, Zend bunu duyduğu zaman kendinden geçmişti zaten… Daha bir sürü avantajı vardı Kral Modu’nun, enerjin ile uyum sağlamasıyla birlikte ortaya çıkan bu modun, sana katabildiği çok fazla şey vardı… Ama yine de, bu konuda bir soru sormak istemişti Zend. Ustası tam Büyük Maızk’a cevap vermeye hazırlanıyordu ki, araya girdi.
‘’Gri Engerek, Kral Modu’nu geliştirdiğim zaman kazandığım en büyük avantajlar nelerdir? Daha önce Jongtham’da bunları okumuştum, ancak şimdi tam olarak hatırladığımı düşünmüyorum, sence Kral Modu’nun en güzel yanı nedir?’’ diye sordu, ustası onun konuşmaya başladığını görünce kelimelerini yutmak zorunda kalmıştı…
Maızk Zend’e döndü hızlıca. Yüzündeki alaycı ifade kaybolmuştu. ‘’En güzel yanı mı?’’ diye sordu kendi kendine, Zend’e bakarken. ‘’Bence… En güzel yanı, şüphesiz, ölebilmendir…’’ diye konuştu, kafasında canlandırdığı bir şeylerle birlikte…
‘’Ölebilmem mi?’’ Zend kaşlarını çattı birden, anlayamamıştı Gri Engerek’in dediğini. ‘’Nasıl yani?’’
‘’Evet, ölebilmen.’’ Hızlıca cevapladı Gri Engerek. ‘’Bununla geçmişte karşılaşmıştım… Kral Modu’na sahip olan birine, zehirli hançerimle sırtından bir kesik attım, o ölene kadar başında bekledim… Sonunda kalp atışları durdu, kanı akmayı bıraktı… Böylece onun yoldan çekildiğini düşünerek yoluma devam ettim, ancak birkaç dakika sonra karşıma tekrar çıktı. Kral Modu’nu geliştiren bir kişi, vücudu üzerinde son derece büyük bir kontrole sahiptir, yani kalp atışlarını, vücudundaki kan akışını bile durdurabilir… Tabii bu şekilde uzun bir süre devam edemez, ancak düşmanı onun öldüğünü onaylamış olmasına rağmen ölmemeyi başarabilir. Sırtına atılan kesikteki zehri fark edip, zehirle temas eden kanın vücudunda dolaşmayı bırakmasını sağlayabilir, bu ne kadar güçlü bir şey anlıyor musun? Kolunu kesersin, kan kaybı yaşamaz… Zehirlerden kurtulmayı başarır… Ölü taklidi yapar, hayır, ölür! Ama sen anlamazsın bile bunu… Vücudu üzerinde tam kontrole sahiptir, hiçbir şey onun haberi olmadan gerçekleşemez, o vücutta. Cidden çok güçlü bir yetenek…’’ diyerek devam eden yaşlı adam, konuyu kapatmıştı, diğer teknikten bahsetmek istiyormuş gibi görünüyordu.
‘’Her neyse…’’ dedi ve Zend’e kafasını çevirmesinin ardından konuşmaya devam etti Gri Engerek. ‘’Sonuçta sana bunu öğretmeyi istiyorum, Gecenin Parıltısı pek kolay bir teknik değildir ancak öğrendiğin zaman sana çok büyük bir yarar sağlar, eğer yapabilirsen, Fozre’nin elemanları gelene kadar bu tekniği öğren ve öyle saldırıya geç bir hafta içerisinde, bu şekilde, Vosu’yu yenemesen bile bir açık bulma imkanın olur. Vosu çift kılıç kullanan biri, yani hız ve çeviklik onun için ön planda, ona Ağır Kılıç ile vurmak senin için pek kolay bir iş değil, ona isabet ettirmek için, Ağır Kılıç’la birlikte uzun yıllar geçirmiş olmalısın, ona hakim olmalısın yani, deneyimli olmak zorundasın. Ancak Ağır Kılıç konusunda tecrübeli olmadığını hepimiz biliyoruz, yani ona asıl kılıcını kullanarak saldıramayacaksın. Bu yüzden sana bu teknik gerekli, bir şekilde hız konusunda kendini yetiştirmen gerekiyor. Eğer Gecenin Parıltısı’nı öğrenmeyi başarırsan işin çok kolaylaşır…’’
‘’Gecenin Parıltısı…’’ diye mırıldandı Zend yavaşça. ‘’Şu, Ranon’a karşı mücadele ederken kullandığın teknik mi, Büyük Maızk?’’ dedi ve aklına, Gri Engerek ile Ranon’un ilk karşılaştıkları ve karşılaşır karşılaşmaz da mücadeleye başladıkları zamanı getirdi. Böyle bir tekniği duymuştu o gün sanki, hatırlıyordu…
‘’Sen kim oluyorsun da bana kendimi tanıtmamı söylüyorsun, seni küçük böcek!’’ diye çınlamıştı Ranon’un sesi o gün, Zend’in kulaklarında, Zend hala çok net bir şekilde hatırlıyordu o savaşı… Çünkü o savaş, o güne kadar görmüş olduğu en yüksek seviyeli savaştı. Aslında hala öyleydi, Zend o günden sonra da Ranon ile Gri Engerek’in arasında olan o savaş kadar özel bir savaş gördüğünü hatırlamıyordu…
Aura dalgaları… Savaşmaya başlamadan önce birbirlerini auralarını kullanarak test etmişlerdi, Ranon ile Gri Engerek. Sadece aura dalgaları bile o kadar güçlüydü ki, Zend onların her birinin aslında bir teknik olduğunu sanmıştı… İnsanı hayrete düşürebilecek kadar güçlü enerjilere sahiplerdi, bu ikili. O savaş eğer Zend’in içinde değil de dışarıda, başka bir yerde, dünyada yapılıyor olsaydı, kesin savaşın gerçekleştiği yer yıkık dökük bir hale gelirdi, kısa bir sürenin ardından. Çünkü öyle şiddetli bir şekilde savaşmışlardı ki, her saniye yer sallanmaya başlamıştı belli bir yerden sonra… Özellikle Gri Engerek, Avcı Modu’nun son seviyesini kullanarak tamamıyla o büyülü yaratık kralına dönüştükten sonra, bir anda savaş farklı bir seviyeye taşınmıştı… Ancak bundan önce bir teknik kullanmıştı o adam, o tekniği kullanmasıyla, vücudunun ön ve arkasında olmak üzere bel hizasında iki adet, birer delikmiş gibi görünen mavi yuvarlakları oluşturmuştu, bunların içerisinden de, Gri Engerek’in kollarına göre son derece hızlı bir şekilde hareket ederek rakibin derisinde onlarca kesiğin oluşmasını sağlayan iki adet kol çıkmıştı, bu kolların her birinde bir kılıç vardı ve bunlarla, durmadan rakibe saldırıyorlardı.
Daha sonra da Ranon, "Bu gördüğüm Gecenin Parıltısı mıydı?" diye sormuştu yaşlı adama, ardından, Gri Engerek de bunu onaylamıştı… Üstelik Ranon o gün Gri Engerek’i, beş yüzlü yaşlarda olmasına rağmen böyle bir teknikte ustalaşmış olmasının büyük bir şey olduğunu söyleyerek tebrik etmiş, övmüştü. Ama Zend bu tekniğin çok da bir gücü olduğunu görememişti...
Gecenin Parıltısı bu muydu? Gri Engerek’in dediği şekilde Zend’e pek fazla hız verebilecekmiş gibi görünen bir tekniğe benzemiyordu aslında, daha çok kişiyi korumaya yönelik ya da savaşırken baskıyı artırmanı sağlayacak bir şeymiş gibi görünüyordu…
Zend merakını gideremediği için hızlı bir şekilde sormuştu Gri Engerek’e, o güne dair, hatırladığı şeyleri anlatmıştı. Aynı zamanda Hollis de sakinleşmişti, ama yine de huysuz bir yüz ifadesine sahipti.
‘’Hayır evlat, hayır.’’ Gri Engerek gülerek iki yana sallamıştı kafasını. ‘’O tekniğin adı İki Koruyucu idi, benim saldırılarımı kopyalayarak, rakibe normalde yapacağımdan iki kat fazla saldırı yapabilmeme olanak sağlayan bir teknik… Aynı zamanda bana gelen saldırıları da savuşturmama yardımcı oluyordu, Ranon gibi büyük bir rakiple savaşırken, karşılaşmayı hiç istemediğim ilk şey, göremediğim yerlerden bana gönderilmiş olan saldırılardı. Malum, Ranon’un tüm vücudunu görmeyi başaramıyordum, ben göğsüne saldırırken o gövdesinin arka kısmından bana bir büyü yollarsa, üstüne beni vurmayı başarırsa sorun yaşardım. Bu yüzden İki Koruyucu’yu aktifleştirmiştim, Gecenin Parıltısı bambaşka bir teknik… Hatırlarsan, vücudumun etrafındaki mavi geçitlerden çıkmış olan kollar, bir anda vücudumun etrafında hızla dönmeye başlayınca Ranon bana Gecenin Parıltısı’nı kullanıp kullanmadığımı sormuştu, o kollar ortaya çıktığı zaman değil…’’
‘’Öyleyse Gecenin Parıltısı nasıl bir teknik?’’ Zend meraklı bir şekilde sormaya devam etti, bu sırada Hollis de dikkatlice dinlemeye başlamış gibi görünüyordu, biraz önce üzerinde olan kaprisli havası yok olmuş gibiydi…
‘’Zend, hatırlıyorsan o gün Ranon bana bir şey daha demişti… Bırakayım da sana o anlatsın Gecenin Parıltısı’nın ne olduğunu, değil mi?’’ Maızk Zend’e bakarak gülmüştü yavaşça.
Onun konuşmasının ardından da Zend, tekrar o güne geri gitmişti…
‘’Ah, doğru ya!’’ dedi genç adam aniden, o savaşı tekrardan canlandırmasıyla birlikte yavaşça düşen gözleri, birden yukarı çıkmıştı. ‘’Bu teknik Ranon’a aitti!’’ Kulağına Ranon’un o savaşta söylediği sözlerden birkaçı canlanmıştı yine…
"Onu gerçekten erken kavramışsın, bu hayranlık uyandırıcı. Ancak şaşırmış olmamın nedeni, benim oluşturduğum bir tekniğin bana karşı kullanılmasıydı. Çocuk, gittiğin yolu açanlara saygı duymayı bil!’’
***
1742
Magnec