Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

315. Bölüm Teknik?

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

‘’Büyük Maızk, deneyebilirim ama ya yapamazsam? İşi garantiye almamız lazım! Risk alabileceğimiz bir durum mu bu?’’ Zend kaşlarını haberi olmadan kaldırmışken yukarı doğru, yan tarafındaki Gri Engerek’e bakarak konuşmuştu.

 

‘’Heh, Vosu o kadar da büyük bir adam değil Zend. Eğer yeterince istersen başarabilirsin, risk almak her zaman güzeldir.’’ Maızk bir kahkaha patlatmıştı. ‘’Risk almadığın zaman yeterince gelişmek için bir imkanın olmaz, bıçağın boğazına değdiğini hissettiğin zaman her şeyinle birlikte çalışmaya başlayabilirsin, kendini güvende tutarak güçlenmek hayalden ibaret bir şey. Eğer öyle bir şey mümkün olsaydı şu anda Pounz’da onlarca Ejderha Seviye savaşçı, Kutsal Seviye de büyücü olurdu. Ama ben etrafıma baktığım zaman, tüm Pounz’da iki elin parmaklarını geçemeyecek kadar Ejderha Seviye’nin var olduğunu görüyorum… Şu arkadaşını da yanına alırsan Vosu ile savaşıp kazanabilirsin, Ejderha Seviye’ye ulaşmış olanı kadını.’’ dedi ve biraz bekledi. ‘’Hatta ona bile gerek yok, sonuçta o olduğu zaman sen öldürmüş olmayacaksın, beraber öldürmüş olacaksınız. Bu bir suikastçi için hiç iyi değildir, çünkü bir yalnız çalışırız Zend. Yanımızda yalnızca büyülü yaratık ortaklarımız olur. Eralkavender senin için yeterli, Kutsal Seviye’de o, aslına bakarsan kendisi bile işi bitirebilir yalnız başına. Yani teke tek yapılacak bir savaşta Vosu’yu öldürmeyi başarabilir, Era bu kadar güçlü bir büyülü yaratık, Fozre Ailesi’nin evinde birçok rakibi olduğu için biraz başarısız olmuş olması hoşgörülebilecek bir şey, çünkü bu normal, o bir avcı. Bir avcı sadece avını yakalar ve öldürür, diğerleriyle vakit kaybetmek onun işi değildir. Aslında senden de, Era gibi olmanı istiyorum, hedef belirle ve saldırıya geç.’’

 

‘’Hmm…’’ Zend Maızk’ı dinlerken sessizce mırıldanmıştı. ‘’Tamam yapayım da, onu yenebileceğimi nereden biliyoruz? Ben Era değilim, karşı karşıya geldiğimizde onu yenebilecek miyim? Sonuçta öldürmek için önce yenmem gerek… Era ile birlikte onun yanına gitmeyi başarsak dahi, yanındaki bir sürü kişiyle uğraşmamız gerekecektir öncelikle. Yani eğer yalnızca Era ve ben olacaksak, onu yalnız yakalamamız gerek. Maksimum bir ya da iki kişiyle birlikte… Bunu nasıl yapacağız?’’

 

‘’Zend…’’ Gri Engerek Zend’in ciddi bir şekilde anlattıklarını duyduğu zaman gülmeden edememişti. ‘’Çok sığ düşünüyorsun, bir suikastçi, öldürmesi gereken kişiyi yenmek zorunda olmadığını pek iyi bilir. Çünkü herkesin savunmasız bir anı olur ve bu anı yakalayabilirsen, dünyanın en güçlü adamını bile öldürebilirsin. Yani Qiawshi’yi dahi bu şekilde öldürmek mümkün, onu yenemeyecek olman, öldüremeyeceğin anlamına gelmiyor. Yalnızca doğru vakti kollaman gerek, o elbette önünde sonunda açık verecektir. Ayrıca, iyi bir suikastçinin yapabileceği şeylerden birisi de hedefini, o yalnız, bir başına ve destek alamayacak konumdayken yakalamaktır. Yani Vosu’yu yalnızken yakalayabilmen lazım, yoksa diğerleri ayağına dolanır ve Vosu’nun kaçma ihtimali olur, buna engel olmak için Vosu’ya, o, senin tek saldırıyla öldüremeyeceğin kişilerle birlikteyken saldırmaman gerek. Era ile birlikteyken tabii, ona yalnız saldırmazsın zaten, Era ne olur ne olmaz diye hep yanında olur. Bir de… Fozre Ailesi’nin birliklerinin geri gelmesine en fazla bir hafta var, bunu öncelikle göz önünde bulundurmamız gerekiyor, eğer Vosu’yu öldürmeyi deneyeceksek, bunun, onlar henüz gelmemişken yapılması gereken bir şey olduğunu bilmeliyiz.’’ diyerek Zend için olayı aydınlatmaya başladı yaşlı adam, genellikle sakin biriydi Gri Engerek, namını duyarsanız, ondan kesin korkardınız. Çünkü onunla ilgili olan hikayelerde, genelde son, onun rakibini öldürmesiyle bitiyordu. Aynı şekilde bunu acımasızca yapıyordu, istediği kişinin ondan kaçmasına imkan olmuyordu, söylenene göre… Üstelik bir kere de birini öldürmeyi kafasına koyarsa, o kişi kesin ölürdü. Bunun ne kadar zaman alacağı soru işaretidir elbette, belki bir gün, belki bir yıl, belki de daha fazla… Ancak o sonunda hedefini öldürmeyi başarır her zaman, onu kızdırdıktan sonra nereye kadar kaçabilirdin ki? O hep bir şekilde istediği kişiyi elde etmeyi başarırdı… Bu sadece Pounz çaplı da değildi, dünyadaki tüm krallıklarda böyleydi bu konu, Gri Engerek’e yanlış yapmamak gerekirdi. Ancak elbette çok fazla kişiyi öldüremezdi o, çünkü birini öldürdüğü belli olursa, pek çok düşman kazanırdı ve sonunda düşmanlarının sayısı fazla yükselirse, köşeye sıkışmış gibi olurdu, kaçması gerekirdi, Avcı Bıçağı’nın gücü bile birden fazla topluluktan gelen, birleşmiş düşmanlara karşı yetmeyebilirdi. Astrac Topluluğu’nun da aynı şekilde… Suikastçilik hiçbir zaman kolay bir şey olmamıştı, bir suikastçiysen, her zaman diken üstünde olman gerekiyordu. Çünkü yaptığın bir yanlıştan geriye dönüş olmuyordu genel olarak, birini öldürürsen, onun dostları sana kin beslemeye başlardı. Sonunda da elbette bu kin taşıyordu artık…

 

Bu olduğu zaman ise, birini öldürmenden dolayı sana düşman olmuş onlarca, hatta yüzlerce kişi olabiliyordu. Belki de binlerce… Sayı hiçbir zaman doğru tahmin edilemezdi, ancak tahmin edilmesi basit olan bir şey varsa, bu da, ölümün karşılıksız kalmayacağıydı…

 

Bu yüzden mükemmel, dünya üzerinde istediğin kişiyi öldürebilecek bir suikastçi olmayı başarmış olsan dahi, kafana estiği için öldüremezdin birini. Bu, senin gelecekteki hayatını zora sokacak bir hareket olurdu. Zaten Zend de bu yüzden endişe etmişti, Gri Engerek’in Vosu’yu zorlanmadan öldürebileceğini biliyordu, ancak bunu yaptıktan sonra başı ağrıyabilirdi çeşitli nedenlerden dolayı, Vosu Dustin’in bir dostu olduğu için Dustin, yani dolaylı olarak Pounz Krallığı, Gri Engerek’e cephe almış olacaktı. Bu Maızk’ın canını sıkabilir miydi ileride? Eğer böyle olursa Zend’in epey morali bozulurdu çünkü… Sorumlu hissederdi istemsizce. Bu yüzden bu yoldan biraz çekinmişti, ancak Gri Engerek, onun bir şekilde Vosu’yu öldürebileceğini söylediği zaman içinde, başkasına yük olmayacağını düşünmesiyle birlikte, bir rahatlama ortaya çıkmıştı… Eylemlerinin sonucunu kendisi görmeliydi, yaptığı doğru ya da yanlış şeylerin karşılığını kendisi karşılamalıydı, başkası değil. Ancak bu şekilde gelişebileceğini düşünüyordu genç adam, yaptığın şeyin bedelini başkasına ödetmemeliydi.

 

‘’Ama, elbette biz suikastçilerin de öldürmemiz gereken kişiyle savaşmamızın gerekli olduğu zamanları oluyor. Mümkün olduğu sürece bununla karşılaşmamaya çalışmalısın, bundan kaçınman lazım. Ancak sana bir teknik öğretmeyi deneyeceğim, yüksek seviyeli biriyle savaşman gerekirse diye… Normalde seviye olarak hızlıca yükselmeni tavsiye ederdim, senin hızlı bir şekilde seviye olarak en tepelere tırmanabileceğini biliyorum çünkü… Ama sen bu yolu tercih etmiyorsun, öyleyse bizim de itiraz etme hakkımız olmaz, buna yönelik bir şeyler yapalım…’’

 

‘’Oh, bir şeyler mi öğreneceğim?!’’ Zend heyecanlanmıştı birden, Gri Engerek’in söyledikleriyle birlikte. ‘’Büyük Maızk’tan hem de! Bunu düşünmek bile insanın sabırsızlaşmasına neden oluyor!’’ diyerek devam etti, bu sırada Hollis de dikkat kesilmişti.

 

‘’Evet, dediğim gibi, yüksek seviye insanlarla eşit bir şekilde savaşmak için Ağır Kılıç yeterli, ancak aranızdaki seviye farkı epey yüksek olan kişilerle savaşman gerekirse diye, sana hızını artırabilmek için bir teknik göstereceğim. Daha doğrusu bu tekniği hızını artırmak için kullanmak senin elinde… Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi ile en uyumsuz olan kılıç tipini tercih ettin, normalde belirli bir seviyeye kadar Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi senin için yeterli olurdu, ama Ağır Kılıç kullandığın için ek bir tekniğe de ihtiyacın olacaktır yakında. Eğer yeterince becerikliysen, bu tekniği ihtiyacın olan yöne çekersin. Zaten kullanabilmek için de bunu yapman gerekiyor, hehehehehe…’’ diyerek devam ederken, Zend’e bakarak gülmüştü yavaşça. Yüzünde gerçek bir keyif varmış gibi görünüyordu.

 

‘’Babalık!’’ diye atladı kenardan Hollis, Gri Engerek’in konuşmayı bitirmesinin hemen ardından. Onu evlatlık edindiğini söylemişti daha önce Gri Engerek, Hollis’in babasıydı, öz olmasa da. Hatta Hollis Zend’e daha önce Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi’ni babasından öğrendiğini söylemişti, Zend daha sonra da onun, bu tekniği Büyük Maızk’tan öğrendiğini duyduğu zaman son derece şaşırmıştı… Bunun ardından da öğrenmişti ki, Maızk gerçekten de Hollis’in babasıydı. Bir an düşününce, Hollis’in gerçek babasının kim olduğunu daha önce hiç sormamıştı Zend, ustası da anlatmamıştı geçmişte. Onun nasıl büyüdüğünü de bilmiyordu zaten, ustasının geçmişine dair bildiği tek şey, bir Fungyuo tarafından öldürülmüş bir arkadaşının var olduğuydu. Hollis de bu Fungyuo’ya eziyet etmek için hayatının kalan yarısını feda etmiş, Venda’dan yardım almıştı zaten. Daha sonra bu kararından vazgeçmişti tabii, Zend’in düşüncesine göre. Ama bir kere olan olmuştu, geri dönüşü yoktu… Tabii Zend olaya müdahale edene kadar! Zend, Venda’nın mührünü, birazcık da Lazel’in yardımıyla kaldırmayı başarmıştı, ustasının ölmesini de bu şekilde engellemişti!

 

Ancak tabii, o Fungyuo’yu da kurtarmıştı aynı zamanda… Zaten Chibui’de de, Hollis’in gidip o adamı tekrar öldürmeye çalışacağını düşünerek endişelenmiş durmuştu, neyse ki ustası biraz mantıklı düşünmeyi başarmış ve kendisini son derece büyük bir tehlikeye atacağını anlayarak, öyle bir çılgınlık yapmamıştı… Eğer Hollis’in başına buyruk hareket edip de Fungyuo’ya gittiğini duysaydı Zend, kesin kalp krizi geçirirdi… Daha yeni kurtarmıştı onu!

 

‘’Zend’e Gecenin Parıltısı’nı falan mı öğreteceksin?’’ diye sordu hızlı bir şekilde, ‘’Yoksa sadece ben mi yanlış düşünüyorum?’’

 

‘’Evet, öğreteceğim.’’ Gri Engerek Hollis’e baktı gülmeye devam ederek. ‘’Bir sorun mu var?’’

 

‘’Elbette var!’’ Hollis bir anda çıkışmıştı Maızk’a, sitemli görünüyordu. ‘’Zend onu öğrenmek için yeterince büyüdü mü ki? Daha ben bile Gecenin Parıltısı’nı öğrenemedim, o nasıl öğrensin? O benim öğrencim, ben onun öğrencisiymişim gibi hareket etmeyi bırakır mısın lütfen?!’’

 

‘’Hahahaha…’’ Gri Engerek Hollis’i duymasıyla birlikte önce yüzüne şaşkın bir ifade yerleştirmiş, sonra da bir kahkahayı daha basmıştı. ‘’Hollis, onun öğrenme kabiliyetini bana söyleyen sen değil miydin, yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum? Sana Gecenin Parıltısı’nı hala öğretmememin nedeni, bunu öğrenemeyeceğini biliyor olmam. Ancak Zend farklı, Zend’in kavrayışı seninkinden bambaşka bir seviyede… Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi’ni öğrenmek için bir buçuk yılını harcamıştın sen, değil mi? Zend ise onu Chibui’de bir saatten bile kısa bir sürede öğrenmedi mi? Öğrendi… Öyleyse Zend’in öğrenme yeteneği ile seninki arasındaki fark apaçık, senin güçlü olma nedenin Avcı Modu’nu çok iyi bir şekilde kullanmış olman, o zehir ejderini bulabilmek, benim bile çok uzun bir zamanımı aldı… Daha sonra da zekamızı kullandık, seni iyice güçlendirelim diye birlikte saldırdık ona, bu şekilde, Kutsal Seviye’de olan bir büyülü yaratığın gücünü almayı başardın. Ama hala Avcı Modu’nun ikinci seviyesindesin, değil mi? Hızlı ol ve ilerle artık, Zend bile Kral Modu’nun ikinci seviyesine geçti! Üstelik senden çok daha az vakti vardı, moduyla birlikte! Seni ezik, ona ne öğretip öğretmeyeceğime karışmak yerine azıcık daha fazla çalış, ancak yiyip içip yatıyorsun!’’

 

‘’Yok artık, ben bana bir yıl boyunca yetecek kadar altın kazanabileceğim görevleri yapıp dinlenme moduna geçiyorum, bunlar sadece mola! Hem o kadar çalışkan bir insanım ki, bu molamda bile gidip Jongtham’da öğretmenlik yapıyorum!’’ Hollis kendini savunmaya geçmişti bir anda, hızlı bir şekilde, Zend onun ne ara değiştiğini fark etmemişti bile…

 

‘’Hadi oradan, senin için Jongtham’da yer ayarlasın diye Fun’a ne kadar dil dökmen gerekti, gören de ben bilmiyorum sanır…’’ Gri Engerek alaylı bir şekilde cevap verdi. Yaşlı adam Hollis’le uğraşmayı seviyormuş gibi görünüyordu. ‘’Üstelik gidip kız öğrencilerine en yüksek notları, erkek öğrencilerine ise, zar zor geçmelerine yetecek kadar not veriyormuşsun. Kadın öğretmenlerle konuşmaya çalıştığın için sürekli, insanlar rahatsız oluyormuş! Bunları duymadım mı sanıyorsun? Hahahahaha… Seni rezil evlat!’’

 

‘’Ha?!’’ Hollis’in yüzü kızarmıştı hafifçe. ‘’Ne alaka canım?! Erkeklerin kafası basmıyor, yalnızca bu!’’ diyerek kendini savunmaya başladı…

 

Bu sırada da Zend, konunun nasıl bir anda kendisinden saptığını merak ediyordu…

 

***

 

1651