Şeytana pabucunu ters giydirir bu zend tek ayak üstünde kaç yalan uydurdu
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
291. Bölüm İkinci Saldırı (2)
''Oo,'' Zend gülümseyerek, kapıdaki, gelen geçeni izliyormuş gibi görünen Yua'ya seslendi. Bunun olma ihtimalini biliyordu, bu yüzden Yua'nın karşısına çıktığı kapüşonunu direkt çöpe atmıştı, maskesini de aynı şekilde. Kendini dışarıda gizlerken bile, gece kendini gösterdiği zaman üzerinde olan kıyafetlerini bir daha giymemeliydi artık. ''kimleri görüyorum, Yua, nasılsın? Uzun bir süredir görüşemiyoruz, değil mi?.. Pounz'a geldiğimde seni bir ziyaret etmek istemiştim, ancak Fungyuo'daydın, gelemedin yanına.''
Yua Zend'i görmesiyle birlikte, yaslandığı yerden sırtını çekmiş, hafifçe doğrulmuştu. Bir şey söyleyememişti ama, bir süre boyunca o şekilde beklemiş, Zend'e bakmıştı yavaşça yutkunarak. Daha sonra da bir elini yumruk yaparak sıktı ve gözleri Zend'in üzerindeyken, konuşmaya başladı: ''Zend...'' dedi usulca, sesi birazcık titremişti, bu da onun sessizleşmesine neden olmuştu tekrardan.
''Heh, beni bir süre boyunca görmedin ve ismimi zar zor mu hatırlıyorsun? Ne kadar unutkan birisin, bir de Alim Modu’na sahip olacaksın, hahaha…’’ Zend gülerek ekledi tekrardan, Yua şu anda muhtemelen ne yapacağını tam olarak kestirememişti. O eskiden, beraber geçirdikleri kısa sürede Zend’e hayran olduğunu göstermişti pek çok açıdan. Zaten kim Zend’e hayran olduysa, o turnuvada olanlardan sonra olmuştu en erken. Yua da Zend’in yeteneğini ilk fark edenlerden biriydi tabii, onun o Yuathra Dev Kertenkelesi’ni öldürüşünü izlemesinin ardından, bir anda dünya onun için dönmeyi bırakmıştı, çünkü gözlerinin önünde, sadece altıncı seviye olan bir savaşçı Kutsal Seviye’deki bir büyülü yaratığı, tek hamlede öldürüvermişti! Bunu kim kabul edebilirdi ki, öyle kolay bir şekilde? Yua da doğal olarak bir süre boyunca bunu anlayamamıştı, ama daha sonra Zend’i çok güçlü olarak görmeye başlamış ve ona karşı, içinde yavaş bir hayranlık uyanmaya başlamıştı. Onu kendine hedef olarak koymuştu, geçilmesi gereken bir hedef. Zaman ilerledikçe onu geçtiğini sansa da, zaman biraz ilerledikçe anlamıştı ki, Zend’i geçmek, Yua için bir hayalden ibaretti…
‘’Elbette unutmadım, sadece çok değişmişsin, şaşırdım biraz Zend.’’ Yua, kısa bir süre daha bekledikten sonra konuşmuştu, Zend’den biraz çekiniyor gibi görünüyordu.
‘’Elbette değişmişimdir, sen kendine baktın mı hiç? Yüz hatlarını bilmesem, seni tanıyamazdım bile.’’ Zend de esprili bir şekilde devam ettirmişti sözlerini. ‘’Sonuçta en son…’’ Konuşmasını sürdürürken, aklından Yua ile en son görüştükleri günden sonra geçen süreyi hesaplamıştı genç adam hızlıca. ‘’Sanırım altı yıl önce görüşmüştük, değil mi?’’
‘’Evet, neredeyse tam altı yıl oldu.’’ Yua kafasını salladı, Zend’i bir süzerken. O kapüşonlu kişi gerçekten de Zend olabilir miydi ki? Yua’nın bunu kolayca kabul edebildiği söylenemezdi… Onun tanıdığı Zend, yumuşak ve tatlı bir çocuktu. Genellikle kimseye zarar vermek istemezdi, birinin canını yakmasının gerekli olduğu bir durumla karşılaşsa bile, son ana kadar barışçıl bir şekilde devam ederdi. Ama dün gördüğü o kapüşonlu kişi, Zend’den tamamen farklıydı… Zaten ondan fazla kişi öldürülmüştü, onun eve gelmesiyle. Dışarı çıktığında da birkaç tane adamı direkt öldürmüş, diğerlerinin gözünü korkutmuş ve üzerlerinde baskı kurmuştu. Öyle biri Zend olabilir miydi? O askerleri gözünü bile kırpmadan öldüren, merhametten yoksun olan o kişi, gerçekten de Zend miydi?.. Kral Dustin, bundan kesinlikle emin olduğunu söylemişti ve o gece kaybolan tek kağıtta da, Zend’in bilgilerinin yazılı olduğunu hep beraber anlamışlardı. Öyleyse, bu adam kesin Zend olmalıydı, Kral Dustin’in de dediği gibi bu kanıtlanamazdı ancak anlaşılabilirdi.
Ama Yua… Ne yazık ki bunu kabul edemiyordu, aklındaki Zend böyle değildi çünkü… Nasıl bu kadar değişebilirdi ki, Büyülü Yaratık Sıradağları’nda geçirdiği süre zarfında, cidden bu kadar değişim ve gelişim gösterebilmiş miydi?
Yua onun küçüklüğünü kendi gözleriyle görmüştü, o henüz yedi yaşındayken, yumruk atmayı bile bilmiyordu! O testte, Yua’nın gözlerinin önünde en düşük puanları sırasıyla göğüslemişti Zend. Üstelik Yua ona saldırdığında da, ufacık bir tepki bile verememişti… O günlerin üzerinden sadece on yıl geçmişken, Zend, gerçekten de böylesine değişmiş olabilir miydi?..
Yumruk atmayı bile bilmeyen bir çocuktan, Pounz’daki genç nesilde bir numara olarak gösterilmeye çoktan başlanmış ölümcül bir savaşçıya dönüşmek… On yıl gibi kısa bir sürede nasıl gerçekleşmiş olabilirdi ki? Bu bir şaka olmalıydı… Yua, Dustin’den Zend’in adını duyduğu zaman böyle düşünmüştü.
‘’Eh, seninle son görüşmemizin ardından ben de fazlasıyla değiştim, haklısın.’’ Yua da üzerinden, Zend’i görmesiyle birlikte bir anda beyninin içinde beliren çekingenliğini atarak, sıcak bir şekilde cevap vermişti. ‘’Ama sen bambaşka olmuşsun, ben altı yıl önce on dört yaşımı neredeyse bitiriyordum zaten, yani yaşımın ilerlemesiyle vücudumda olan değişimler çoktan başlamıştı. Ama sen daha on yaşındaydın, tam bir çocuktun. Şimdi ise yetişkin birisi olarak çıktın karşıma, bu yüzden senden daha çok şaşırmam doğal…’’
‘’Evet, sanırım haklısın.’’ Zend de gülerek söyledi. ‘’Bu arada, tebrik ediyorum seni, Siyahlar’a girmeyi başarmışsın! Tam da Tou’nun öğrencisinden beklendiği gibi…’’ dedi, sesindeki övgü tonunu belli ederek. ‘’Daha yirmili yaşları yeni geçtin ama hemen Siyahlar’dan bir yer edinmişsin.’’
‘’Teşekkür ederim, ustama layık olmaya çalışıyorum işte.’’ Yua önce alçak gönüllü bir şekilde Zend’in övgülerini kabul etmişken, daha sonra da bu seferki övgülerin ona yöneltilmesini sağlamıştı. ‘’Ancak burada övülmesi gereken biri varsa, o da sensin, Zend.’’ dedi gülümseyerek. ‘’Ben, yirmi iki yaşıma girmişken Siyahlar’a ucu ucuna girmeyi başardım, yüzüncü olarak. Ama sen daha on yedi yaşındayken Siyahlar’da on beşinci olmayı başardın, üstelik henüz yedinci seviyedesin. Yan yana getirildiğimiz zaman, övülecek kadar değerli değilim bile.’’
‘’Hadi ama, beni saymadan, genç nesildeki diğer kişilerle karşılaştır kendini.’’ Zend de mütevazi davranıyordu elbette, Yua’ya karşı böbürlenmek ona pek yakışmazdı sonuçta. ‘’Seninle yarışabilen kaç kişi olabilir ki en fazla? Sen Tou’nun öğrencisisin, Tou da senin yaşlarındayken en iyiler arasındaydı, tıpkı senin şimdi olduğun gibi.’’
‘’Burada yanımda sen varsın ama, bu yüzden doğal olarak kendimi seninle karşılaştıracağım.’’ Yua, bir göz kırptı. ‘’Ayrıca Tou’nun, artık Pounz’daki en büyük deha olarak görülmediğini de unutma. Onun bu unvanını kaptın.’’ dedi ve kafasını biraz yukarı kaldırdı. ‘’Kendimi zayıf görmüyorum zaten, merak etme. Ama benimle yarışabilen, tahmin ettiğinden daha fazla kişi var Pounz’da. Seninle yarışabilen biri yok tabii, bu yüzden ben de istemsizce kendimi en üstteki kişiyle karşılaştırıyorum, seninle yani. Bu da normalde bayağı moralimi bozardı, ama birincinin Zend olduğunu aklıma getirdiğim zaman daha çok çalışasım geliyor hep, moralimi bozmaktansa içimde gelişme isteğinin doğmasını sağlıyor.’’
‘’Eh, öyleyse gerçekten güzel.’’ Zend içtenlikle gülümsedi tekrardan. Sana ilham veriyor olmak benim için neşelendirici bir şey.’’ diyerek de devam etti. ‘’Sonuçta sen de, gelecekte çok güçlü olduğunu görmek istediğim insanların arasındasın.’’
‘’Öyle miyim?’’ Yua Zend’in söyledikleriyle birlikte kaşlarını kaldırmış, biraz sessizleşerek sormuştu. ‘’Bu beni mutlu etti…’’ dedi ve ellerini birleştirirken, konuyu değiştirdi hızlıca. ‘’Peki sen neden buradasın Zend?’’ Zend’in buraya neden geldiğini merak ediyordu, çünkü onunla savaşmak istemiyordu orada. Hem ona zarar vermek istemiyordu, hem de ondan zarar almak… Gerçi Zend’in ona zarar vereceği konusunda da emin değildi, geçen sefer onu yenip, etkisiz bırakmış ancak diğerlerine yaptığı gibi, onu öldürmemişti. Tabii eğer, o maskeli adam Zend ise…
‘’Bana neden burada olduğumu sormadan önce, senin neden burada olduğunu anlatsan daha güzel olurdu, değil mi?’’ Zend de esprili bir şekilde cevap verdi öncelikle.
‘’Benim burada olmamın nedeni, ustam Tou ile birlikte Fozre Ailesi’nin herhangi bir üyesine zarar gelmemesini sağlamak. Ovaur Fozre öldürüldü, biliyorsun. Devamında, bu gece de bir saldırı daha yapıldı Fozre Ailesi’nin ana malikanesine, yani arkamızda duran yapıya. Kaybettiğimiz şeyleri henüz hesaplayamadık bile, o kadar vaktimiz olmadı. Gece dediğim; birkaç saat önce. İkinci bir saldırının yapılma ihtimalinden dolayı burada beklemeye devam ediyoruz, Kral Dustin, böyle zor bir durumda Fozre Ailesi’nin yanında olarak onlara her türlü desteğe yapmaya hazır olduğu için, sağ kolu olan ustamı ve beni de buraya yolladı.’’ Yua, o kapüşonlu adamla konuşuyor olma ihtimalini göz önünde bulundurarak ek bir bilgi vermemeye çalıştı, söylediklerine dikkat etti yani. Tabii Zend’e bunu fark ettirmemeye, gizlemeye çalışsa da pek başarılı olduğu söylenemezdi… Zend onun bakışlarından bile, kendisinden bir şeyler gizlemeye çalıştığını fark etmişti.
‘’Ah, birkaç saatte kaybedilen şeyleri nasıl hesaplayamadınız? Çok mu fazla savaş hasarı oldu ki? Bu kadar süre geçmiş sonuçta…’’ Zend ise, bu sürede ne yapıldığını çoktan tahmin etmişti tabii… Olası bir ikinci saldırı için, şehirden birçok paralı asker toplamış ve içeriye yığmışlardı büyük ihtimalle. Hatta Dustin bile burada olabilirdi şu anda, burada değilse de bir şeylerin olmasını beklerken, buraya anında gelebileceği bir yer değiştirme büyüsünü hazırda tutuyordu. İlk saldırıdan sonra ikincisinin çok hızlı gelmesi, epey meşhur bir durumdu. Sonuçta ilk saldırıyı henüz atlatamamış olan kişiler, ikinci saldırıyla karşılaşınca direkt olarak kaybederdi. ‘’Çok kalabalık geldiler anlaşılan… Size bu kadar zorluk çıkarmış olmalarına bakınca, iyi bir şekilde planlanmış bir şeydi sanırım gece yapılan saldırı.’’ Zend devam etti hızlıca.
‘Bilmezden mi geliyor acaba?’ Yua ise kendi kendine düşünmeye başlamıştı o anda. ‘Yoksa gerçekten de bilmiyor mu? Samimi bir şekilde konuşuyor gibi görünüyor, söylediklerinde en ufak bir yalan yokmuş gibi… Kral Dustin’in, onun ciddi anlamda iyi bir dile sahip olduğunu söylemesi boşa değilmiş.’ diye içinden geçirirken, Zend’e bakarak cevap vermişti. ‘’Aslında sadece üç kişi saldırdılar, biri de büyülü yaratıktı.’’ dedi Yua ve dikkatini, Zend’in omzundaki büyülü yaratığa verdi. ‘Bu büyülü yaratık… Dünkü ile aynı! Tek fark büyüklük, onun dışında her şey bire bir aynı! Sanırım… Zend, gerçekten o maskeli adam…’ diyordu kendi kendine, usulca. Gözleri hafifçe seğirmişti, konuşmaya devam ederken. ‘’Ama hepsi de oldukça güçlüydü, mücadele etmekte çok zorlandık. Zaten on beşten fazla askeri kaybettik, sadece birkaç dakika içerisinde. Kral Dustin’in tam yerinde gelen tahminleri olmasaydı ne yapardık, bilemiyorum…’’
‘’Yok artık, Tou’nun gelmesine rağmen, sadece üç kişiyi mağlup edemediniz mi?! Oh… Sanırım o kişiler epey yüksek seviyeliymiş… Sana bir zarar gelmemiş neyse ki, gerçi, Tou varken sana bir şey yapamazlardı zaten… Değil mi?’’ Zend bir anda gözlerini açmış ve olaylardan habersizmiş gibi davranmıştı, rolünü güzel yapıyordu… ‘’Ben gece şehirde kalmıştım, Kaimei’de boş vaktim kalmıştı, Fozre Ailesi’ne Ovaur’dan dolayı taziyelerimi sunmamın ardından. Ben de biraz eskileri yad etmek istedim, dolaştım. Ama sabah, Fozre Malikanesi’ne bir saldırı yapıldığına yönelik söylentiler duydum ve ziyarete geleyim dedim, gerçekten de böyle bir şey olmuşsa, en azından Vosu Fozre’ye bir geçmiş olsun demek için. Ama Ovaur’un ölümünden hemen sonra birilerinin saldırıda bulunmaya cesaret edebileceğine pek ihtimal vermiyordum, demek doğruymuş… Ah, doğru, dün Kral Dustin bana Tou’nun Fungyuo’da, yapılan bir toplantıda onun yerine kaldığını söylemişti, o Ovaur Fozre’nin öldürülmesinden sonra Lord Vosu’nun yalnız kalmasını istemediği için, içinde olduğu görüşmeleri yarım bırakıp gelmiş ancak sağ kolunu orada bırakmıştı, siz de yeni mi geldiniz? Funguyuo’dan Fozre’ye birkaç saatte gelmek size epey pahalıya patlamıştır… O kadar uzun mesafeli yer değiştirme büyüleri her yerde bulunmuyor sonuçta…’’
‘’Kral Dustin’in sana öyle demesinin nedeni önlem almak istemesiydi, ustamın burada olduğunun bilinmesini istemiyordu, eğer ki birisi Fozre Ailesi’nin evine saldırırsa, onları şaşırtabilmek istiyordu.’’ Yua hızlıca cevap vermişti Zend’e. Zend öyle konuşuyordu ki, sanki hiçbir şeyden haberi yoktu… Yua Dustin’den onun hakkında hiçbir şey duymamış olsa, şu anda Zend’in olaya tamamen yabancı olduğunu düşünürdü.
‘’Ek olarak, bana zarar gelmemesinin nedeni saldıranların içerisinde kapüşonlu ve olan saldırganın, beni sadece felç etmekle yetinmesiydi. Kılıcımın öyle bir özelliği var, biliyorsun, onun karşısına çıktım ama o birkaç hamlede kılıcımı kapıp, ayak bileklerime küçük kesikler attı, bana zarar vermek istemiyormuş gibi. Daha sonra da bıraktı ve gitti, eğer beni öldürmek isteseydi, şu anda ölüydüm, önünde hiçbir engel yoktu.’’
‘’Oh…’’ Zend’in gözleri iyice açılmıştı tekrardan. ‘’Siyahlar’ın içerisinde bir yer edinmeyi başarmış olan seni birkaç hamlede mağlup etmeyi başardı yani?! Bir dakika, maskeli ve kapüşonlu mu?!’’ Zend bir adım atmıştı Yua’ya doğru hemen. ‘’Bu kişi, Ovaur’u öldüren kişi olabilir mi?! Ovaur’u öldüren kişinin de, Prenses Aena’nın anlattığına göre tanınmasını engelleyen bir kapüşonu ve maskesi vardı. O herif, daha ne istiyor olabilir, zaten Ovaur’u öldürmedi mi?!’’ dedi ve öfkeyle yumruk ve dişlerini sıkarken sesini hafifçe yükselterek konuştu.
Yua, Zend’in bu tepkisi ile karşılaşınca tabii, doğal olarak şaşırmıştı… Çünkü onun tepkisi son derece gerçekçiydi, en ufak bir yapmacıklık bile sezilmiyordu. O… Kapüşonlu ve maskeli olan o saldırgan ile hiçbir benzerlik taşımıyordu şu anda…
‘’İstediği bir şeyler varmış hala, anlaşıldığı kadarıyla.’’ Yua kafasını salladı. ‘’Senin hakkında birkaç şeyin yazılı olduğu bir kağıdı aldı ve kaçtı çünkü.’’
***
1873
Magnec