Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

292. Bölüm Yua’yı İnandırma

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Ha, benimle ilgili bilgileri ne yapacakmış ki?’’ Zend, direkt olarak bilmemezlikten gelmeye devam etmeye başlamıştı.

 

‘’Zend, sen--’’ Yua, cesaretini topladığı gibi Zend’e seslenmiş gibi görünürken, birden Zend konuşmaya, daha doğrusu sesli düşünmeye devam ediyormuçasına kafasını yukarı doğru kaldırıp, aklından geçirdiği şeyleri, Yua’nın da duyabileceği bir şekilde söylemeye başlamıştı. ‘’Ama doğru, şimdi yeni on beşinci oldum ve gücümü hiç kimse bilmiyor, gelip de benimle ilgili bir şeyler öğrenmek istemiş olabilir, sonuçta Siyahlar’da ilk on beşe girmeyi başarmış kişilerin gücü, savaş stili son derece önemlidir Pounz’da, haksız mıyım? Ek olarak bir de ben bunu daha yedinci seviyedeyken başarmış olduğum için, iyice merak ediyor ve öğrenmek için böyle baskınlara başvuruyorlardır.’’ dedi ve Yua’ya döndü daha sonra, muhtemelen Yua Zend’e, o kapüşonlu ile bir ilişkisinin olup olmadığını soracaktı, hatta belki direkt olarak Zend’e, gece eve gelen maskeli adamın o olduğunu düşündüğünü söyleyecekti bile. Ama Zend, ona bu fırsatı tanımamış ve genç kız konuşmaya başladıktan hemen sonra, söze girmişti.

 

‘’Evet… Olabilir tabii…’’ Yua ise Zend’in konuşmasından sonra sessizleşmişti biraz, onun söylediklerini mantıklı bulmuştu çünkü. Sonuçta gerçekten de Zend, gücü krallığın her yanında merak edilen biriydi. Onun da söylediği gibi, yedinci seviyede bunu başarmış olması ise onun gücünü iyice gizemli bir hale getiriyordu. ‘’Ama böyle bir şey için neden Fozre Ailesi’nin ana binasına girsinler ki? Senin Fozre Ailesi ile ne alakan var, Zend?’’

 

‘’Heh, Fozre Ailesi yıllardır Kraliyet Ailesi ile yakın, değil mi? Hemen hemen aynı çıkarı paylaşıyorlar.’’ Zend Yua’ya bakmaya devam etmişti, onu burada kendisinin tamamen suçsuz olduğuna inandırırsa gelecekte daha avantajlı olabilirdi.

 

‘’Elbette, Pounz Krallığı’nı destekleyen ailelerin en büyüklerinden biri de Fozre Ailesi’dir.’’ Yua başıyla onayladı Zend’i.

 

‘’Peki Siyahlar’da, bir Kraliyet Askeri olan Lurgus Nata’yı öldürerek yer edinmiş olan bu kişinin gücünü biliyor olma ihtimali en yüksek olan, doğal olarak krallığın kendisidir. Yani benimle ilgili bir şeyler arıyorlarsa, direkt olarak Pounz Ailesi’nin kaynaklarından bunu öğrenmeye çalışmalılardı. Ancak Pounz’un gizli bilgilerini elde etmeye çalışmak neredeyse intihardan farksız. Bu yüzden muhtemelen Kraliyet Ailesi’nden öyle bir bilgiyi alamayacaklarını tahmin etmişlerdi. Peki ne yapmaları gerekiyordu, benimle ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorlarsa?’’ dedi ve Yua’ya, sakin bir şekilde bakmaya devam etti.

 

‘’Eğer öğrenmek istiyorlarsa… Sanırım en mantıklısı, Kraliyet Ailesi’ne yakın olan ailelerden birinden öğrenmeye çalışmaktır, aradıkları şeyi.’’ Yua ise, Zend’in sözü getirdiği yerin farkındaydı, onun söylediklerinden anlamıştı aşağı yukarı, onun biraz sonra ne söyleyeceğini.

 

‘’Kesinlikle!’’ Zend bir parmağını şıklattı ve gülümsedi. ‘’Peki, Kraliyet Ailesi’nin yakınlarında olan ailelerin arasında bir tanesinin, neredeyse tüm güçlü üyeleri Pounz’un dışına çıkmışsa, bu aileye saldırmayı nasıl geciktirebilirler? Pounz Ailesi’nin dostlarına bir göz at, Yua. Şu anda, onların en zayıfı apaçık Fozre Ailesi’dir.’’ Zend, özgüvenli bir şekilde konuşuyordu, Yua’nın onun söylediklerinden etkilendiğini anlamıştı çünkü, o muhtemelen zaten kendi kendine Zend’in o kişi olmasını istemediğini söylüyordu sürekli, bu yüzden ona bu konuda Zend’in birkaç şey söylemesi, Zend’in masumiyetini kendi kendine kanıtlaması için yeterliydi.

 

‘’Doğru.’’ Yua, Zend’i dikkatli bir şekilde dinlerken, onun söylediklerini değerlendirmişti. O gerçekten de tam anlamıyla haklıydı, söylediklerinde en ufak bir yanlışlık bile yoktu. Durumu, tüm duygularını bir kenara bırakarak düşünmeye çalıştığı zaman genç kız anlamıştı ki, Zend’in biraz önce anlattığı şeyler, tamamıyla mantık doluydu. ‘’Hiç böyle düşünmemiştim, gerçekten de haklısın Zend.’’ dedi ve yüzüne, sıcak bir gülümseme oturttu. Zend’in suçsuz olduğuna inanmıştı o anda...

 

‘’Çalınan kağıtta, benimle ilgili ciddi bilgiler var mıydı?’’ Zend, sanki kağıdın içindeki bilgileri bilmiyormuşçasına Yua’ya bakıp konuşmuştu, bir nefes vererek. Yua’yı kendine inandırma planı başarıya kavuşmuştu! Ama gerçekten de, üst üste gelen rastlantılar sayesinde suçsuz olduğuna inandırabilirdi birkaç kişiyi. Fozre Ailesi’ndeki bir sürü güçlü kişinin ülke dışına çıkmış olması tam şanstı… Bu yüzden mutluydu Zend bu konuda, şans bu sefer onun yüzüne gülmüştü.

 

‘’Yok yok,’’ Hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı Yua, kafasını hızlıca iki yana sallamış ve Zend’e neşeli bir şekilde bakmıştı. ‘’Seninle ilgili bilgiler içeriyor olan birkaç tane kağıt varmış, Tou’nun bana söylediğine göre.’’ Dustin’i dinlediği zaman Zend’in o maskeli adam olduğuna kesin bir şekilde inanmış olan Yua, şimdi Zend’in suçsuz olmadığını düşündüğü için, moralini bir anda yükseltmişti. ‘’O sadece ilk kağıdı almayı başardı, o kağıtta çok bir şey yazmıyormuş. İçin rahat olsun yani, senin bilgilerini, bizzat ben canımı tehlikeye atarak korudum.’’

 

‘’Oh, o halde sana minnettarım Yua.’’ Zend konuşmasını sürdürürken gülmüştü tekrardan, samimi bir şekilde. ‘’Eğer onları birileri ele geçirseydi, tehdit edilmem için iyi bir koza sahip olmuş olacaklardı.’’

 

‘’Ama hala…’’ Yua, kafasını bir kere daha usulca sallayıp, konuşmaya devam etmişti. ‘’O maske ve kapüşon takıyor olan adamın, benim kılıcımın felç etme özelliği olduğunu bildiğine şaşırıyorum.’’ dedi ve belindeki kılıcını kınından çıkardı.

 

Zend, henüz birkaç saat önce tutmuştu bu kılıcı, Yua’nın bileklerine küçük, zararsız kesikler atmasından hemen önce. ‘’Eh, biliyorlardır herhalde, araştırma yapmadan buraya gelmiş olduklarını sanmam.’’

 

‘’Hayır, benim o gün oraya geleceğimi biliyor olmamaları gerekirdi, Fungyuo’dan gelişimiz gizli olmuştu. Yani benim için bir araştırma yapmış olamazlar, gelmeden önce. Kılıcımın felç etme özelliği de gizlidir, bu kılıcı çok az kişi tanır, sadece önemli yerlerde felç etme özelliğini kullanırım.’’ Yua konuşmuştu kılıcını izlerken.

 

‘’Heh, gizli yerler mi? Onu bana karşı kullanmamış mıydın, kollarımı ve bir bacağımı, onunla beni kesmenden sonra bir daha kullanamadığımı hatırlıyorum.’’ Zend bir nefes vermişti.

 

‘’Hayır hayır, o zamanın üzerinden altı yıl geçti, ayrıca Kral Dustin, benimle ilgili bilgiye sahip olan yerlerden, kılıcımla ilgili bilgilerin kaldırılmasını beş yıl önce emretmişti. Yani beş yıldır, kılıcımla ilgili hiçbir bilgi, bir yerlerde yer almıyor. Bunu biliyor olmamalılardı, o turnuvadan önce kılıcımın felç etme özelliğini sadece bir kere kullanmıştım zaten, o da hemen herkesten gizliydi. Halka açık alanda onu ilk kullanışım, o turnuvada olmuştu. O turnuvada da kaç kişi vardı ki? Kral Dustin, beni krallığa alacağını söylediği zaman, krallığın izin verdiği sadece birkaç aile var, onlar da benimle ilgili bilgileri gizli tutuyordu. Birisi eğer Kraliyet’e dahil olursa, onunla ilgili bilgi sızdırmak yasaklanır. Yani o arenada kılıcımın gücünü görmüş olanların da sessiz kalması gerekiyordu, ek olarak o gün orada gelecekte epey güçlenme ihtimali olan birinin olduğunu düşünmüyorum. Benim kılıcımın felç etme özelliğini bilenler, yalnızca geçmişte onu çok yakından görmüş olanlardı.’’ Yua, hafifçe endişeli bir şekilde konuşmuştu tekrardan. ‘’Ha, tabii Siyahlar’a dahil olanların seviyesi, teknikleri falan bilinebilir, Kraliyet Ailesi’nde olsalar dahi. Ama kılıcımın özel yeteneğinin bilinmiyor olması gerekiyordu. Eğer sen de değilsen…’’

 

‘’Ne?’’ Zend, Yua’nın son söyledikleriyle birlikte sormuştu hızlıca. ‘’Ben de değilsem mi? Neyi kastediyorsun, ne değilsem?’’

 

Yua bir anda, kiraz renginde olan dudaklarının üzerine ellerini götürmüştü. Zend ile konuşurken, nasıl böyle bir şeye dikkat etmezdi ki? Şimdi eğer Zend’e, ondan şüphelendiğini söylerse, genç adamın ona olan güvenini sarsabilirdi… Ancak böyle bir şey dedikten sonra da, kaçabileceği bir yer yoktu. ‘’Şey…’’ dedikten sonra birkaç şey gevelemeye başladı, ama Zend ona sesini yükseltmesini söylemişti hızlıca, kararlı görünüyordu o, bir anda oldukça ciddileşmişti.

 

‘’Aslında… O kapüşonlu olan adamın, sen olduğunu düşünüyordum da…’’ Yua, kafasını suçlu bir şekilde eğerek, sessiz ama Zend’in duyabileceği bir şekilde konuşmuştu.

 

‘’Ne?!’’ Zend ise, Yua’nın söyledikleriyle birlikte ciddi anlamda şaşırmıştı, daha doğrusu kendisini böyle ayarlamıştı… Böylece Yua, tam olarak ona inanacaktı şimdi. ‘’Ben zaten Ovaur öldürüldüğünde suçlanmıştım, şimdi bir kere daha mı oluyor bu? Bir de senin tarafından Yua,’’ Zend, yaklaşık altı yıldır hiç görüşmemiş olsa da Yua ile samimi bir şekilde konuşmaya başlamıştı direkt olarak, sonuçta o, önündeki buzları eritmekte iyi olan biriydi. ‘’dostum olarak gördüğüm biri tarafından! İnanılmaz…’’ dedi ve bir nefes daha verdi Zend, öfkelenmişçesine.

 

‘’Ama… Birçok şey, senin de bu işin içinde olabileceğini gösteriyordu!’’ Yua, kendini savunmak için bir şeyler söylemeye başlamıştı bile. Tabii, Zend’e, daha önce onu suçladığını söylediği için şu anda utanmıştı ve teninin beyaz olmasından kaynaklı, direkt olarak kendini belli eden kırmızılıklar, yanaklarında ortaya çıkmıştı hemen.

 

‘’Mesela?!’’ Zend, kollarını göğsünde bağlamış ve sitemli bir şekilde konuşmaya devam etmişti.

‘’Mesela… Onun almaya çalıştığı kağıtta senin bilgilerin vardı!’’ Yua da kendini savunmaya devam etmişti tabii. ‘’Senin bahsettiğin şeyler aklıma gelmemişti ki…’’ dedi biraz sessizleşirken. Dudaklarını ısırmıştı. ‘’Ayrıca, Kral Dustin senin seviye atlamadan güçlendiğini söyledi, bunun yolunun da muhtemelen fiziksel olarak güçlenme olduğunu ekledi, ustamın kılıcı, bu gece o maskeli adamın bir yumruğuyla kırılmıştı… O Vankanor’un kılıcıydı! Öyle kolay kolay kırılamazdı, bunu yapan kişinin üstün bir fiziksel güce sahip olması gerekiyordu… Bu kalıba tam uyuyordun! Ayrıca, Ovaur’u senin öldürmüş olman da bana mantıklı gelmişti, çünkü onu öldüren adam, Ovaur ölmeden hemen önce senin o gün ona söylediğin bir şeyi söylemiş! Hem sen aynı gün Ovaur ile savaşmışsın da, aranız epey kötüymüş! Önce onu öldürmüş, sonra da gelip ailesinden devam etmiş olman çok mantıklıydı. Ek olarak, sen benim kılıcımın felç gücünü biliyor olan çok az sayıdaki kişilerden birisin. Bir de o büyülü yaratık var tabii, büyülü yaratık ortağın, dün bize saldırmış olan o kapüşonlu adamla birlikte gelen büyülü yaratığın küçük versiyonu gibi, bire bir aynılar!’’

 

‘’Eh, tamam, bu kadarı yeterli!’’ Zend elini alnına götürdü ve öteki tarafa doğru döndü. ‘’Daha fazlasını dinlemeye tahammül edemeyeceğim!’’ dedi devamında, ama aslında içten içe söyledikleri farklıydı… ‘Yuh anasını satayım, ne kadar kanıt varmış be! Kafası çalışmayan bir çocuğa bile bunları söylesen, o kapüşonlu herifin ben olduğunu anlardı… Biraz daha devam ederse harbiden de anlayacak herhalde!’

 

‘’Zend, şimdi düşündüm de biz ne çok açık vermişiz öyle…’’ Era Zend’e seslenmişti, zihni üzerinden. ‘’Bu kadar şeyi yan yana getirince, o maskelinin sen olduğu açığa çıkıyor anında, Dustin’in direkt tahmin edebilmiş olmasına şaşmamak gerek. Sanırım bu konuda ikimiz de hala acemiyiz… Her seferinde birer bilgi parçası vere vere, sonuçta tam bir bilgi bütünü oluşmasını sağlamışız. Ama neyse, bu kızı kandırabileceksin gibi görünüyor, sorun olmayacaktır bu kadarı onun için. Ancak diğer kişileri kandırmanın pek kolay olduğunu sanmıyorum…’’

 

Zend bir iç çekti ve Yua’ya döndü. ‘’Yua, kılıcını bir şekilde öğrenmiş olabilirler, Kral Dustin sayesinde gece onların başarısız olduğunu söyledin, değil mi? Kralın tahminleri onların işini bozmuştu. Peki ortada kral olmasaydı, sence bilgileri elde etmiş olmazlar mıydı?’’ diyerek, kendisini sakinleştirmeye çalışıyormuşçasına bir süre bekledikten sonra sordu.

 

‘’Elbette olurlardı.’’ Yua hızlıca cevap verdi, Zend’in isteğini yerine getirerek. Zend soruların cevabını kendisine vermesini istiyordu Yua’nın, bu yöntem her zaman cevapları kendisinin söylemesinden daha iyiydi. Eğer birine belirli ipuçları verirseniz, gittiği yol yanlış olsa bile bunun farkına varmadan doğruya vardığını sanarak, sizin istediğiniz sonuca varırdı. Zend de bunu kullanacaktı.

 

‘’Öyleyse, diyelim ki bundan önce seninle ilgili bir şeyleri öğrenmek için hareket ettiler. Onları durduracak bir Kral Dustin de yoktu… Hem sen Tou’nun öğrencisisin, Kraliyet Ailesi’ne düşman olan pek çok aile var. Onlardan biri, senin gelecekte bir sorun olacağını düşünerek hakkındaki birçok bilgiyi bir şekilde kazanmış olabilir…’’ diyerek, yüzüne kendinden emin bir ifade oturttu. Bu konuda dikkatsiz davranmıştı, Yua’nın kılıcının gizli olma ihtimali vardı tabii, bunu tahmin etmeliydi geçmişte, birkaç saat önce, o kılıcı hiç kullanmamalıydı. Boş yere bir koz vermişti Dustin’e...

 

Yua ise, Zend’in söylediklerine tam olarak inanmış gibi görünüyordu o anda yine, ‘’Elbette, elbette, bu doğru.’’ diyerek mırıldandı kendi kendine.

 

‘’Daha sonra, ben Ovaur’u öldürmüş olsam, onu öldürmeden önce gün içinde ona söylediğim bir şeyi neden söyleyeyim ona? Bu ancak bir aceminin yapabileceği bir şeydir. Zaten o gün bunun üzerinde konuştuk, orada, sadece suçu benim üzerime atmak isteyen biri vardı, Prenses Aena bunu dile getirmişti.’’ Zend konuşmaya devam etti, bu konuda da çok dikkatsiz davranmıştı… Ovaur’u arabasından gizli ve sessizce çıkardığını düşündüğü için, birkaç saniye boyunca kimsenin ona sorun çıkarmayacağını düşünmüştü ancak arabanın sürücüsünü hesaba katmamıştı, bu yüzden başına bela açılmıştı… Neyse ki, bir şekilde o suçlamadan kaçmayı başarmıştı o gün. Böyle bir şeyi söylemek, gerçekten de bir aceminin yapabileceği bir şeydi. Tabii Zend de bir acemi sayılırdı, bu konularda ona dikkat etmesini söyleyecek deneyimleri yoktu onun…

 

‘’Gelirsek büyülü yaratık ortağıma…’’ diyerek devam etmişti genç adam, Yua’yı ikna etmeye devam ederken.

 

***

 

1857