Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

278. Bölüm Zend Hakkında (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''Evet.'' diye onayladı Tou başıyla. ''Tabii öz babası değil, manevi babası diyelim. Zend sokaktayken onu büyüten kişi Büyük Qouen'in ta kendisiydi.'' 

''Nasıl yani, Tanrı'nın Şefkati Qouen miydi Zend'i büyüten?'' Yua, hala kulaklarına inanmakta güçlük çekiyordu... ''Tanrı'nın Şefkati Qouen, Siyahlar'ı geç, dünya sıralamasında yüzyıllar boyunca bir numarada kalmış, Pounz Krallığı'nı tek başına sırtlayarak yıllarca ileri götürmüş, Ağaç'ın kurucusu, Işık Stili'nin kaşifi, dünyann en güçlü büyücüsü! Bir savaşta koskoca, yok olmuş bir orduyu dahi dirilttiği kulaktan kulağa yayılır sürekli... O gerçekten de Zend'i büyütmüş mü?.. Zend'in neden böyle biri olduğunu anlıyorum herhalde... Peki neden onu sokaktayken büyütmüştü ki, Tanrı'nın Şefkati'nin istediği takdirde onlarca şehir satın alabilecek kadar zengin biri olduğunu biliyorum, daha doğrusu öyleydi, buradan göçmeden önce.'' Yua konuşmaya devam ederken, ustasına doğru bakmıştı.

''Heh, o çatlağı anlamak mümkün müydü ki? Hiçbir zaman söylemezdi bir sebebi, hep kendin keşfetmek zorunda olurdun, seni buna mecbur bırakırdı. Ayrıca o parasının yüzde doksan beş kadarını bağışlamıştı, zengin biri değildi yani aslında. Bir görevden kazandığı paradan, yaklaşık yüzde birini ancak kendisi harcardı, çünkü bu kadarı ona yaşaması için yeterli oluyordu. Geri kalanını ailesiz kalmış çocuklara, yetimhanelere ve yardıma ihtiyacı olan kişilere bağışlardı.'' diyerek, yüzüne geçmişi, Qouen'i hatırlamasıyla birlikte oturmuş olan bir gülümsemeyi belli etmişti Yua'ya. ''Eh... Benim için de bir baba gibiydi.'' diyerek, bir iç çekti. ''Artık otuz yedi yaşındayım hemen hemen, ama onu düşündüğüm zaman, hala kendimi bir çocuk gibi hissediyorum. Yardıma ihtiyacım olduğu anda koşup bana yardım edecekmiş, beni kurtaracakmış gibi... Ama kurtarmıyor, maalesef. Artık yalnız başımayım, zora düştüğümde bana yardım edecek bir babam yok, zaten ailemin son üyesiyim, yetimhanede büyümüştüm, Büyük Qouen gibi, o yüzden bir babam yoktu. Pek konuşkan biri de değilimdir, Qouen'le tanışıp konuşmamız, anlaşmamız da onun sayesinde olmuştu zaten, hahaha...'' dedi ve bir kere daha iç çekti Tou. ''O da bir büyüğünün olmamasının ne demek olduğunu biliyordu, bu yüzden bana kol kanat germiş, sahip çıkmıştı. O da gittiği zaman, arkamda, sürekli yaslandığım bir dağ yok olmuş gibi hissetmiştim. Bunu ben öldüğümde muhtemelen sen de hissedeceksin Yua. Tabii bunu hissetmen için tek yol bu değil, İlah Seviye'yi geçtiğimde de bunu hissedeceksin, çünkü çoktan ayrı yerlere gitmiş olacağız.'' dedi ve sevecen bir şekilde Yua'ya baktı.

''Öyle mi?'' Yua da konuşmuştu yavaşça, ustasının ardından. ''Umarım o vakit çabuk gelmez.'' 

''Ne kadar geç gelirse gelsin, hiçbir zaman hazır olmayacaksın, endişelenme.'' diye cevapladı Tou, Yua'yı. ''Neyse, Zend'e geri dönelim... Büyük Qouen'e krala neden ihanet ettiğini, krallıktaki yerini, ününü, her şeyini neden bıraktığını sorduğumda, bana ne demişti biliyor musun? O zamanlar herkes Qouen'e hainmiş gibi davranıyordu, sanki yüzyıllar boyunca Pounz Krallığı'nın ayakta kalmasını sağlayan o değilmiş gibi, birkaç yıllığına krallıktan desteğini çekti diye, ona herkes, sanki o krallığa ihanet etmiş gibi davranmaya başlamıştı.'' dedi ve aklına, yıllar önce Qouen ile konuştukları o küçük sokağı getirerek, konuşmaya devam etti. ''Ben de onun hain olmayacağını pek iyi biliyordum tabii, gidip ona bu yaptığının sebebini sorduğum zaman, gözlerimin içine baktı, hafifçe gülümsedi ve bana şöyle cevap verdi.'' dedi ve derince bir nefes aldı adam. ''Evlat, bazen krallıktaki yerinden, ün, şöhret ve paradan daha önemli şeyler vardır. Ben krallığımıza ihanet etmedim, hatta ona çok büyük bir iyilik yaptım. Ünümü ve şöhretimi feda ettim, doğru. Ancak bir şeyleri vermeden, diğer şeyleri alamazsın, öğretmedim mi sana bunu? Buradaki kalan hayatımın kalanıyla yeni nesilden birisine yatırdım. Büyük ihtimalle çok büyük bir adam olacak.' dedi ve biraz bekledi Büyük Qouen, sonra da yüzünü ekşitip, gözlerini benden kaçırarak bir şey düşünüyormuşçasına devam etti: 'Belki de sadece aptalın teki olup hiçbir şeyi başaramaz, bu ona kalmış. Eğer bir şeyler başarırsa krallığımızın yanında olmak da ona kalmış, zamanı geldiğinde onu krallığa girmek için zorlayamayacaksınız.'' Tou konuşurken, yere oturarak, dizlerinin üstüne koyduğu ellerine doğru bakıyordu.

''Daha sonra da ona bu gencin kim olduğunu sordum, merak ediyordum, çünkü Büyük Qouen'in gelecekte gerçekten de güçlü olacak birinden bahsettiğini anlamıştım, ona yardım etmek, hayatını kolaylaştırmak istemiştim, krallığın desteğini o çocuk için sağlamak iyi olurdu. Büyük Qouen'in öveceği birinin ne kadar nitelikli biri olacağını tahmin edebiliyordum, üstelik onun bu kadar büyük bir fedakarlığı yapmasına değecek kişinin, yeni bir devir açabilecek kadar güçlü biri olacağını düşünmüştüm hemen. Bu yüzden de, genç neslin içerisinde olan, epey umut vaat eden isimleri saymaya başlamıştım. ''Chue Boong mu? Fozre Ailesi'nden Delikılıç Neiethora, Renyia Sanmu?'' dedi ve gözlerini Yua'ya çevirdi. ''Yoksa Yua Tengo mu?''

O ise, sadece birkaç kahkahayla karşılık verdi bana. Daha sonra da ağzını açtı, gülmeye devam ederken bana bakarak konuşmaya başladı: ''Bu saydıkların zengin babaları sayesinde yaşayabilen, kendileri çöp ve yeteneksiz olan iki veya üç aptaldan başka bir şey değil. Benim favorim ise bambaşka. Kendi başına hayatta kalabilecek, hayatın zorluğunu görmüş, zeki ve dayanıklı biri. Eminim senin saydığın kendini dahi sanan aptallar, en geç birkaç sene içinde onun önünde diz çökecek.'' dedi, ben ise o sıra son derece büyük bir merakın içerisinde kalmıştım. Ona bahsettiği kişinin ismini sordum, cevap verdi hızlıca.

''Zend Fungyuo.'' 

''Onun ismini duyduğumda şaşırmıştım, çünkü böyle bir ismi daha önce hiç duymamıştım, tanıdık bir ismin kulaklarıma ulaşmasını bekliyordum ben. Daha sonra Zend'i gördüğüm zaman ise, tam bir hayal kırıklığına uğramıştım adeta. Oldukça güçlü, gelecek vaat eden birinin beni karşılamasını bekliyordum ancak onu bir sokakta, dilenirken gördüğüm zaman gerçekten de öfkelenmiştim, çünkü Büyük Qouen'in mirası olan kişi böyle biri olamazdı... Henüz çocuk olsa bile! Daha sonra da onun bir okula başvurmak için gittiğini gördüm ve o zaman, en azından orada bir şeyler yapabileceğini düşündüm. Okula girdikten sonra ona destek verecektim ve böylece gelişimi epey hızlanacaktı, kafamda kurduğum plan bu şekildeydi. Ancak o çocuk, bunu da becerememişti... Tüm testlerde en düşük puanları almıştı, üstüne bir de senden dayak yemiş, ölümün eşiğine gelmişti... Bunlarla karşılaştığım zaman tam olarak hayal kırıklığı ile doldu kafamın içi, ama bekledim ve sabretmeye devam ettim. Gizlediği bir şeyler vardı, Büyük Qouen'in bıraktığı kişi böyle zayıf olamazdı. Muhtemelen etraftakilere zarar vermemek için ya da gücünü tam olarak kontrol edemediği için kullanmadığı kendi gücünü ölçmek için yeterli olmamış olan o testlerin kendi üzerinde tekrar yapılmasını istemişti, evet, evet, tek mantıklı açıklama buydu... Ama bu seferde de tüm umutlarım boşa çıkmıştı... Senden iyi bir dayak yemişti, üstelik az daha gerçekten ölecekti! Mecburen müdahale etmiştim, yoksa, güya Büyük Qouen'in eğittiği o velet, öldürülecekti! Onun hiçbir güce sahip olmadığını düşünmüştüm, hatta onun aslında benim aradığım kişi olmadığını bile düşünmüştüm... Elbette, bu isimde başka biri yoktu Kaimei'de... O tam bir rezildi, ancak Büyük Qouen'in anısına saygısızlık etmemek için onu alıp, ne olur ne olmaz diye eğitmeye karar vermiştim. Ama reddetmişti... Böyle güçsüz biri, nasıl olacaktı da saydığım isimleri ezebilecek kadar güçlenecekti? Bu apaçık imkansızdı, belki de bu velet sadece aptalın tekiydi, Büyük Qouen yanılmıştı!'' Konuşmaya devam etti Tou. Daha sonra bir nefes daha almıştı derinlerden. ''Tabii, şimdi anlıyorum ki gerçekten de haklıymış, Büyük Qouen... O çocuk, sadece birkaç yıl içerisinde Siyahlar'da on beşinci olmayı başardı ve Büyük Qouen'in de söylediği gibi, daha önce ona saydığım isimlerin kendi önünde eğilmesini sağlayacak kadar da güçlendi!'' 

''Gerçekten de...'' Yua da Tou'ya hak vermişti. ''Tanrı'nın Şefkati'nin ileri görüşlülüğü takdire şayan.'' 

''Benim endişe ettiğim kısım ise,'' diyerek Yua'dan gözlerini çekti, Tou. ''Büyük Qouen onu krallığa girmek için zorlayamayacağımızı söylemişti, ancak Kral Dustin daha biraz önce, Zend'i Kraliyet Askeri olması için zorlayacağını açıkça belirtti. Bu durumda, onu kendi düşüncesinde olduğu gibi zorlamayı başarabilecek mi, yoksa Büyük Qouen'in söylediği gibi Zend'i bu konuda zorlamaya çalışırken başarısız mı olacağız?.. Bu sorular şu anda kafamın içerisinde dönüp duruyor...'' 

Yua da Tou'nun söylediklerini onaylamaya devam ediyordu... ''Onu da göreceğiz galiba.'' diye mırıldandı yavaşça. ''Eğer Tanrı'nın Şefkati'nin söylediği gibi olursa, Kral Dustin biraz pişman olabilir.'' 

''Biraz değil.'' Tou kafasını salladı iki yana. ''Eğer Büyük Qouen'in söyledikleri çıkarsa, Kral Dustin bayağı bir pişman olacak.'' 

***

''Son anda kullandığı, hız kullanmasını sağlayan teknik epey yüksek seviyeliydi, değil mi?'' Zend, çoktan Beyaz Taç'a kaçmayı başarmış olsalar da hala Tou'nun, tam Zend vurmadan önce kullandığı, kılıcı Zend'in yumruğunun önüne koyabilmesini sağlayan hız tekniğini düşünmekteydi. ''Öyle bir tekniği hala niye saklıyordu ki? İnsan böyle bir tekniği iki tane güçlü rakiple savaşırken kullanmaz mı?..'' 

''Elbette, son ana kozu saklamak en büyük taktiklerden biridir, Zend, biliyorsun.'' diye konuştu Era hızlıca. ''Ancak düşünmemiz gereken şey bu değil, düşünmemiz gereken şey, Dustin'in bizi fena halde yenmiş olması.'' 

''Çok da yenilmiş sayılmayız aslında, sonuçta bir kayıp vermedik, aldığı önlemlere rağmen oradan sağ salim çıkmayı başardık.'' diye cevap verdi Zend Era'ya. ''Tabii ki, eğer o belgelerin tamamını ele geçirebilmiş olsaydık da güzel olurdu, Beyaz Taç'a Fozre Ailesi'ne baskı yapması için bir kanıt verebilirdik. Ama aslında eğer o kağıtları alsaydık bile, bir şey yapabileceğimizden şüpheliyim.'' diyerek devam ederken, cebine koyduğu, son dolabın içerisinden aldığı ilk kağıdı çıkarmıştı. ''Görüyorsun değil mi, Era?'' diye sordu ve onu Eralkavender'e doğru çevirdi. ''Orada gördüğüm tüm kağıtların içerisinde, en fazla birkaç paragraf vardı, koskoca bir sayfaya sadece birkaç parça kelime yazmışlardı. Yani besbelli, onları inceleyecek olan birine vakit kaybettirme amaçlı yapılmış olan bir şey bu, kapıdaki büyülerin kaldırıldığına da baktığımız zaman rahatça söyleyebiliriz ki, o gece oraya gideceğimizi birileri tahmin etmiş olmalı. Yua ve Tou'nun da orada olduğuna bakınca, oraya gideceğimizi tahmin etmiş olan kişinin Dustin olma ihtimali çok göze çarpıyor. Benim Ovaur'u öldüren kapüşonlu kişi olduğumu düşünüyordu, değil mi? Öyleyse o dolabın içerisindeki, benimle ilgili olan bilgileri değiştirmemişler midir? Yani oradan aldığım kağıtları, büyük ihtimalle kanıt olarak kullanamayacaktım, bir şeyler silinmiş olacaktı, bence böyledir.'' dedi ve odanın içerisindeki, Sanzirna ve Era arasında oynattı gözlerini

''Evet.'' Era Zend'e bakarak konuşmuştu hızlıca. ''Muhtemelen öyle bir şeyler yapmıştır Dustin, ama bu bizim aslında o gece, kağıtları elde etme imkanımızın bile olmadığı gerçeğini gizlemiyor.'' dedi ve kafasını eğdi yavaşça. ''Yani eğer orada gerçek belgeler olsaydı da, yine elimiz boş dönmüş olacaktık. Bizim amacımız o belgeleri ele geçirmekti ve Dustin de bunu engelledi, sonuca baktığımız zaman kaybettiğimiz açıkça belli oluyor. Yenildik, Zend. Bunu kabul etmemiz gerek, eğer Kraliyet Askerleri biraz daha hızlı olsaydı, içimizden birini kaybetmek zorunda bile kalabilirdik. Neyse ki, hızlı olmayı başardık...'' 

''Üzgünüm, dışarıda tutamadım adamları.'' Bu sefer Sanzirna konuşmuştu, Zend'e doğru bakarak. ''Şu Tou adlı herif geldiği zaman, diğerleri bir anda binaya doğru ilerledi. Tutmaya çalıştım, ancak o atlatılacak birisi değildi, özür dilerim...'' dedi, mahcup olmuş gibiydi genç kadın.

''Önemli değil Sanzirna, senin suçun değildi.'' Zend onu rahatlatmak için konuşmuştu. ''Tou'nun geleceğini tahmin edemiyorduk... Aslına bakarsan, Tou senin karşına çıkabilecek ve senin oyalamakta çok zorlanacağın insanlardan biriydi, Pounz'daki. Fozre Ailesi'ne de yardım edebilirdi, Kral Dustin'den dolayı. Ancak onun Fungyuo'da olduğunu düşünüyordum, bu yüzden seni engelleyecek birinin olmadığını söyleyerek aslında seni yanlış yönlendirmiş oldum, yani suçun benim olduğunu söylemek de mümkün. Canını sıkmana gerek yok yani.'' diye ekledi.

''Heh...'' Bir nefes vermişti Era. ''Peki şimdi ne yapıyoruz?'' 

Zend biraz düşünmüştü, şimdi yapabilecekleri şeyleri. ''Fozre Ailesi'ne Beyaz Taç'ı yönlendirmek için  yeni yollar düşünmemiz gerekiyor galiba... Beyaz Taç, kendine olan borçlar ödenmezse Fozre'ye ne yapar sence, Era? Yok yok, sadece bu yeterli olmaz... Belki de Fozre Ailesi'nin üyelerine teker teker saldırmalıyız... Birini alıp, ölümüne işkence yapıp diğer ailelerin ismini öğrenmemiz de mümkün, değil mi? Öyleyse, öncelikle gidip bir Karkan'a, Fozre Ailesi'nin işin içinde olduğundan kesin emin olduğumuzu söyleyelim, bakalım neler yapmamız gerekecek, ona göre hareket ederiz...'' Zend aklından, birkaç planı birden geçirmeye devam ederken, Era'ya doğru bakmıştı. ''Şu ödülü kaldırmak için bir şeyler yapmaya başlayacağız işte, ne yapalım...''

***

1802