Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

277. Bölüm Zend Hakkında

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Yani Zend müttefikimiz olacak, öyle mi?'' Biraz önce yüzünü oldukça belirgin bir şekilde asmış olan Yua, biraz neşelenmiş gibiydi Kral Dustin'in söylediğini duyduğu zaman. Zend onun için değerli biriydi aslında, onunla uzun süredir hiç görüşmemiş olsalar da aklının derinliklerinde yatıyor olan Zend'i samimi bir arkadaşı olarak görüyordu Yua, onu seviyordu. Üstelik Zend onun için artık yetişmeye çalışılması gereken bir hedef gibiydi, onunla düşman olmayı hiç istemezdi. Bu yüzden onunla aynı tarafta olmak, onu fazlasıyla mutlu ederdi. 

''Evet, eğer planlarımız başarılı olursa öyle olacak.'' Dustin Yua'ya bakmaya devam etmişti. ''Ancak başarılı olur muyum, tam olarak bilemiyorum...''

''Siz her zaman başarırsınız, Kral Dustin.'' Bu sefer konuşan taraf Tou olmuştu. Dustin'e doğru bakmış, ona olan sadakatini belli ederek konuşmuştu. ''Şimdiye kadar hangi zamanda başarısız oldunuz ki? Tanıdığım en zeki, başarılı ve merhametli kişi sizsiniz şu anda...'' diyerek Kral Dustin'den övgüyle bahsetti ve ona baktı dikkatlice.

''Böyle söyledikçe kibirlenmemi sağlayacaksın, Tou.'' Dustin hafifçe gülümsemiş ve Tou'ya bakarak söylemişti. ''Ayrıca, bak, bugün başarısız oldum. Zend'e karşı kaybettim, onu yakalamam gerekiyordu yaptığım plana göre; ancak şimdi hepimizin gördüğü üzere etrafta herhangi bir tutsağımız yok.'' diyerek de devam etmişti, yaşlı bir görünüşe sahip olan, kalıplı adam.

''Evet, bunun sebebi bir nevi benim, kralım.'' diye cevap verdi Tou, başını birazcık aşağı eğerek. ''Eğer kapüşonlu olanın bana öyle bir zarar verebileceği ihtimalini göz önünde bulundursaydım, böyle bir sonla karşılaşmamış olacaktık burada. Sizin beni uyarmış olmanıza rağmen, onu hafife aldım sanırım... Suç bendeydi yani, eğer beni bir süreliğine sersemletmeyi başaramamış olsalardı kaçmalarına izin vermezdim... Ah, bu arada onları aramak için adamları yollayalım mı şehre?'' Konuşmasına devam ederken, kafasını kaldırıp Dustin'e baktıktan sonra sormuştu Tou.

''Boşa yormayın insanları,'' diye cevap vermeye başladı Dustin. ''onlar muhtemelen çoktan Beyaz Taç'a doğru uçuşa geçmiştir bile, peşlerinden gitsek de, içlerinden birini bile yakalamamıza imkan yok. Bir yer değiştirme büyüsüyle kaybolduklarını söylemiştiniz, değil mi? O halde kim bilir nerelere gitmişlerdir o anda... Kaç kayıp verdik onu say, daha sonra ölen ve yaralananları belirle. Onun ardından da çıkarız zaten, ben de Vosu'nun yanına bir uğrayayım. Savaşa karışmamasını söylemiştim, dediğimi dinlemiş. Eğer o çıksaydı Zend ve diğerleri direkt kaçmayı denerdi, başarısız olurduk muhtemelen. Çünkü onlar buraya gelirken, sadece bir tane ciddi anlamda güçlü olan kişiyle mücadele etmeyi göze almış olmalı, o kişi de Tou oldu. Vosu savaşa katılsa onları çok daha erken kaçmaya zorlardı... Neyse, daha fazla bunları düşünmenin anlamı yok. Şu an ileride yapacağımız şeylere dikkat etmeliyiz. Mesela Zend'in şimdi Fozre Ailesi'nden olan insanları teker teker avlama ihtimali de var, Fozre Ailesi'nin başına ödül koyduğunu kendine kanıtlamış olmalı bu gecenin ardından, bu da onu aile üyelerini yakalayıp işkence etmeye falan bile itebilir... Bunun önüne geçmek gerek... Heh, gerçekten çok yorucu şeyler yapmamız gerecek herhalde, önümüzdeki süreçte. Ama sanırım ilk olarak yapmam gereken, Zend'in biraz zorlanmasını sağlamak, başındaki ödülle birlikte... Aslında bir balo yapıp Pounz'daki dostlarımızı çağırıp Zend'in de gelmesini sağlayarak bir barış gecesi de yapabiliriz, böylece onu Fozre'ye saldırmaktan vazgeçirmiş oluruz. Tabii o zamanda da ödül ile uğraşmaya devam edeceği için, Fozre'yi bırakmayacaktır. Zaten elimizde bir kanıt olmadığı için, Fozre Ailesi'ne karşı bir garezi olduğunu devamlı olarak reddedecektir, niye kabul etsin ki? Böyle olmayacak... Önümdeki en mantıklı yol, onun iyice gizli bir şekilde yaşamaktan bıkmasını sağladıktan sonra, Pounz Krallığı'na katılması koşuluyla ödülü kaldırmayı teklif etmem. Elbette birkaç belgeyle de bunu kesinleştirmemiz gerekir, üstüne bağlayıcı büyülerden de yaptırabiliriz, mühür filan... Ah, doğru doğru, bir de Fungyuo Kralı ile bir görüşme ayarlamam lazım.'' diye konuşmaya başlamışken, Fozre Ailesi'nin evine doğru da ilerliyordu. 

''Emredersiniz!'' Tou Dustin'in konuşmasının ardından hızlıca etraflarındaki, normal askerlerin içerisindeki, diğerlerinden sorumlu olan kıdemli askeri yanına çağırdı, Dustin malikanenin içine doğru ilerlemeye devam ederken, çağırdığı askerden bilgi almak için, ''Kaç kişiyi kaybettik?'' diye sordu hızlıca. Bu soruyu sorarken yüzü düşmüştü biraz, buradaki askerlerin genelini tanıyordu ve onların ailelerini, çocuklarını, eşlerini biliyordu. Ölüm kolay bir şey değildi, öyle hızlıca atlatılamıyordu. Bir savaşçının yolunda çok garip bir şey değildi, evet, ölüm ölümsüzlük yolunda sizi ziyaret etme ihtimali olan şeylerin başında geliyordu. Ancak yine de öyle kabul edilemiyordu işte, bir savaşta hayatını kaybetmiş olan birini tanıyan, seven biri için bu fazlasıyla üzücü bir şeydi... Üstelik öyle büyük bir savaşta da olmamıştı bu, sadece iki üç kişiyi yakalamaya çalışırken hayatını kaybetmişti buradaki askerler. Zaten bu da, onların yakınlarına vurulan en büyük darbelerden biri oluyordu...

''Saydıklarımıza göre on altı kişiyi kaybetmişiz efendim!'' Asker, hızlıca bir selam vererek Tou'ya yanıt vermişti. ''Hepsi normal askerler, bir Kraliyet Askeri ölmedi. Sekiz kişi ikinci katın girişinde o büyülü yaratık tarafından, altı kişi o kapüşonlu adam tarafından, bahçede, diğer iki kişi ise siz gelmeden önce, o kadın savaşçı tarafından evin içinde ve ön bahçede öldürüldü.'' diye konuşurken, gözlerini kaçırmıştı adam. O da bu haberleri vermekten hiç hoşnut olmasa da, söyleyecek pek fazla şey yoktu bu konuda. ''Genellikle kaçarak savaştılar, ancak bu kadar kişiyi kaybettik. Neyse ki kafa kafaya savaşmadılar bizimle, eğer fark ettiyseniz, olabildiğince öldürmekten kaçındılar, özellikle o kadın, maskeli savaşçı. Ancak bizim askerler ölümü göze alarak, bu görevin Kral Dustin için önemli olduğunu bilerek savaştıkları için geri dönüşü olmayan hamleler yapabildiler. Bu yüzden karşı taraf da bu şekilde karşılık verdi ve bunun sonucunda da getirdiklerimizin aşağı yukarı üçte birini kaybettik...'' dedi ve kafasını iyice eğdi. ''Ama Kıdemli Yua sayesinde, birçok kişi de ölümden kurtuldu. Hem sonlara doğru o kapüşonlu adamın karşısına çıkması, hem de evin içerisinde o odanın içine dalıp, onun bizden birilerine saldırmasını engellemesi bir sürü askerimizin şu anda hayatta kalmasını sağladı. Siz de aynı şekilde...'' 

''Anladım...'' Tou da hüzünlü bir şekilde cevap vermişti sessizce. Şimdi gecenin sessizliğini oluşturan etkenlerden biri de hüzündü, şu anda bahçedeki askerlerden hiçbirinin yüzü gülmüyordu, normalde görevi atlattıkları için oldukça mutlu olmalılardı, başarılı olmuşlardı. Ama kaybettikleri arkadaşlardan dolayı, ortamda o an mutlu hisseden bir kişi bile yoktu... Tou da kılıcının kabzasını, hatıra olması için yüzüğüne koyarak öğrencisinin yanına ilerlemişti. ''Yua, onunla savaştın değil mi? Seninle arasındaki güç farkı ne kadardı?'' 

''Ciddi anlamda çok fazlaydı...'' diye cevap verdi Yua hemen, ustasına bakarken. ''Benimle ciddi bir şekilde dövüşmedi, sadece o küçük, pek bir özelliğe sahip olmayan hançeri kullanıyordu, eminim ki kendi silahını kullanmaya gerek bile görmedi. Sana saldırırken de sadece yumruğunu kullandı, usta. Sadece yumrukları bile bu kadar güçlüyse, kim bilir bir silah kullandığı zaman neler yapabilecek seviyeye gelecektir...'' 

''Bir silaha ihtiyacı yoktu.'' diye konuştu, gözlerini kapayarak geçmişi düşünürken Tou. ''Benim Gelecek Uyarısı tekniğim, tam o bana doğru gelirken aktifleşti... Yumruğu bana ulaşmak üzereyken, o yumruktan sonra ne hale geleceğim gözlerimin önünde belirdi.'' dedi ve sol elini yumruk yaparak, gözlerinin önüne doğru kaldırdı tekrardan. ''Kendimi sırtımı şu kapıdan artakalan parçaların yanında otururken gördüm, sol kolum yoktu, Ki sistemim zarar görmüştü, en azından on yıl kadar hiçbir şey yapmadan tedavi olmam gerekecekti en azından. Bu yüzden, saldırıyı kolumdaki, o saldırırken oluşturduğum enerji kalkanı ile karşılamak yerine kılıcımla karşılamayı tercih ettim. Eğer o olmasaydı kesin halim haraptı şu anda... Büyük ihtimalle, kendini tutmasına gerek olmadığını düşündü, bu yüzden de tüm gücünü kullanarak saldırdı. Yoksa, o saldırıda benim Ki sistemime zarar vermek gibi bir amacın olduğunu düşünmüyorum, saldırı gelirken o kapüşonludan öyle bir aura yayılmıyordu.'' diyerek devam etti.

''Korkutucu...'' diye mırıldandı Yua da. ''Onun gerçekten Zend olduğunu düşünemiyorum, zaten sesi de bambaşkaydı. Ancak eğer cidden o Zend ise, bu son derece korkutucu... Onun daha önce bir Yuathra Dev Kertenkelesi'ni tek hamlede öldürdüğünü görmüştüm, o günden sonra gözlerimin önünde, ulaşmam gereken biri olmuştu benim için. Ancak bugün o beni kendi silahını bile kullanmadan birkaç hamlede yendiği zaman anladım ki, Zend benim için ulaşmam gereken biri değilmiş, hep önümde göreceğim, arkasından koşacağım ama yetişemeyeceğim biriymiş. Zaten beni bilerek öldürmemesinden de bu anlaşılabiliyordu. Ayrıca, evdeyken beni resmen hiçbir saldırı yapmadan mağlup etti. Yani sadece güç olarak değil aramızdaki fark, o bana karşı psikolojik bir üstünlük de sağlamıştı tam olarak. Sanki görüşmediğimiz süre boyunca sürekli olarak birileriyle savaşmış, deneyim kazanmak için uğraşıp durmuş ve bir savaş dehası olmuş gibi. Ben de sürekli gelişmeye çalıştım, onunla yollarımız ayrıldıktan sonra ama onun yarısı kadar bile olabildiğimi sanmıyorum.'' diyerek, gözlerini kenarlara doğru kaçırıyordu Yua. ''Onun bu kadar kısa bir süre içerisinde, bir yumrukta Ki sistemine zarar verebilecek kadar güçlenmiş olması acayip korkutucu.'' 

''Değil mi?'' Tou hafifçe gülümsemişti. ''Daha on yıl bile olmamıştır belki, sen ona o savaşçı ve büyücü okulu alımlarında saldırmıştın, hatırlıyor musun? O zamanlar epey kibirliydin ve ailen seni fazla şımartmıştı, sen de bir kere daha test edilmek isteyen Zend'e saldırmış, onu iyice dövmüştün. Sana karşılık bile veremiyordu, ben girince ancak biraz rahatlamıştı. Bir de o gün ona öğrencim olmasını teklif etmiştim, gözlerinden okunuyordu, o bana son derece hayrandı. Sadece bakışlarında bile hayranlık, imrenme vardı. Öğrencim olmak onun için son derece büyük bir lütuf olmalıydı, çünkü o zamanlar o henüz yumruk bile atmayı bilmeyen, hayalinde bir savaşçı olmak yatıyor olan küçücük çocuğun biriydi. Ancak gururluydu, onu öylesine kurtarmış birinin öğrencisi olmayı reddetmişti... Sana yenilmiş olmayı kabul edememişti, gururuna yedirememişti. Sonra da seni yenmenin başka bir yolunu bulabileceğini söylemişti hiç düşünmeden, onu sadece öylesine söylemiş olduğunu düşünmüştüm çünkü sen, Tengo Ailesi'nin son yüzyıldaki en büyük dahisi olarak görülen kişi; Yua Tengo'ydun. Sadece minik bir sokak çocuğu olan birinin seni yenmesi nasıl olanaklı olurdu ki? Buna inanmamıştım, ancak onun, kendisini gaza getirmek için üç yıl belirlediğini gördüğüm zaman heyecanlanmıştım biraz, kendini çalışmaya ve gelişmeye teşvik ediyordu çünkü. Ben de kabul ettim ve üç yıl sonra, seni yenmeyi başarırsa onu öğrencim olarak alacağımı söyledim. Ama buna ihtiyacı bile olmamıştı, bir usta bulduğunu söylemiş ve beni üç yıl sonra da reddetmişti, hah, ben reddedilmiştim!'' 

''Bu arada usta, onu neden öğrencin olarak almak istemiştin ki? O sadece küçük, sıradan bir sokak çocuğuydu, senin öğrencin olmaya değer miydi? O gün de buna çok şaşırmıştım, hala da şaşırıyorum. Daha yirmi iki yaşındayken bir savaşın gidişatını değiştirmiş, hakkında hikayeler yazdırmış, son derece güçlü ve Kralın Sağ Kolu rütbesine gencecik bir yaşta ulaşmayı başarmış olan bir kişi, neden öyle birini öğrencisi olarak istesin? Buna bir türlü cevap verememiştim...'' Yua, eski günleri hatırlayarak Zend'e olan hayranlığını iyice artırırken, aklına takılan bir soruyu dile getirmişti ustasına doğru gözlerini çevirdikten sonra.

''Sıradan mı?'' Tou gülerek Yua'ya bakmıştı. ''Zend mi sıradan? Onun sıradan olmadığını, babası Qouen bana son sözlerinin içerisinde söylemişti...'' Tou Yua'ya doğru kaldırmıştı kafasını.

''Babası Qouen mi?!'' Yua, Zend ile ilgili başka bir şeye şaşırabilecek olduğunu hiç düşünmezdi, ancak Tou'nun söyledikleriyle birlikte bir anda kulaklarına inanamamıştı tekrardan...

***

1695