Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

276. Bölüm Dustin'in Planları

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Yua'nın konuşmasının ardından eve doğru son hızıyla koşan asker kaybolduğu zaman, kapıya doğru fırlatılmış olan Tou da, çarpmasıyla kırdığı, üstüne düşmüş parçaları ve molozları üstünden atarak, yavaşça ayağa kalkmış ve kralı görünce, hafifçe düşmüş bir suratla selam vermişti. ''Hoş geldiniz kralım.'' diye konuştu ve yavaşça, yanlarına doğru ilerledi. ''Kaçtılar, değil mi?'' diye sordu Yua'ya bakarak. Etrafta tanımadığı birisinin enerjisini hissedememekteydi o anda, üstelik Kral Dustin'in de sakin bir şekilde bekleyerek, kimsenin peşine düşmemiş olmasına bakılınca aradıklarının çoktan kaçmış olduğunu anlamıştı.

''Ne yazık ki evet, usta.'' Yua da üzgün bir yüzle cevap vermişti. İkisi de bu görevin Kral Dustin için ne kadar önemli olduğunu biliyorlardı, onun için bu kadar değerli olan bir şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdıkları için, ciddi anlamda canları sıkılmıştı. Normal bir görev olsa başaramadıkları, Tou da Yua da bu kadar üzülmezlerdi.

''Anlıyorum...'' diye konuştu Tou ve sol elindeki kılıca baktı. Daha doğrusu kabzaya baktı, zira kılıcın geri kalanı şu anda elinde değildi. O kapüşonlu herifin yumruğuyla birlikte kırılmıştı o anda, Tou da bunu duymuştu. O yumruk gerçekten güçlü bir yumruktu... Kılıç bir de o maskeli kadın savaşçı ve büyülü yaratığın saldırılarına maruz kalmış olduğu için, kapüşonlu olanın yumruğu ile karşılaşmadan hemen önce, art arda karşılamak zorunda kaldığı darbelere dayanamamış ve kırılmıştı.

''O kırılan, Vankanor'un sana verdiği kılıç mı yoksa?'' Dustin gözlerini hafifçe genişletirken Tou'nun elini işaret etmiş ve sormuştu. ''Kabzasından tanımak pek kolay olmuyor ancak o işareti tanımamak da elde değil.''

Tou elindeki kabzayı göğsünün önüne doğru getirdi, tabii daha aşağı taraftaydı eli göğsüne göre. ''Evet, Ejderha Seviye bir kılıç, Vankanor'un kılıcı idi bu daha önce. Tabii şimdi, sadece bir kabzadan ibaret. Muhtemelen onu o büyülü yaratık ve yanındaki kadının güçlü saldırılarına kalkan yapmamın hemen ardından, kapüşonlunun yumruğunun gücünü de emmek zorunda kaldığı için kırıldı, parçalara ayrıldı. Üç tane epey güçlü saldırı ile arka arkaya karşılaşınca daha fazla sağlam kalamamış olmalı.'' Hüzünlü bir şekilde kılıca bakmıştı bir süre. ''Onun çok güçlü ve dayanıklı bir kılıç olduğunu biliyorum, ancak uzun süredir de bu dünya üzerindeydi. Kırılması çok da garip değil, zaten yakın zamanlarda kırılmasını bekliyordum. Beni şaşırtan şey, kılıcın bir anda kırılmaya mecbur bırakılmış olması. Normalde yavaş yavaş ölür bu tip, güçlü ve çeşitli büyülerle yapılmış kılıçlar. Bu da bir kenarında oluşan bir çatlağın yavaşça ilerleyip diğer uca kadar ulaşmayı başarması ile olur. Bir anda, bir darbenin ona isabet etmesi ve parçalara ayrılması ile değil... Cidden büyük bir güce sahipmiş, o kapüşonlu olan. Nasıl Ovaur'un kılıçlarını kırarak, vücudunu o hale getirdiği soruları cevap bulmuş oldu. Tekrar enerjisini toparlayamamış olan kılıcıma saldırmış ve onu savunmasız yakalamış olsa da, kılıcın böyle parçalanmış olması ancak çok büyük bir fiziksel güç ile başarılmış olabilir.'' dedi ve elindeki kabzaya, eski anılarını hatırlarken bakmaya devam etti. ''Eh... Bu kılıç bana yıllarca çok iyi eşlik etmişti...''

  ''Demek büyük bir fiziksel güç...'' Dustin fazlasıyla çok kasa sahip olan kollarını göğsünde birleştirmişti.   

Kısa bir süre içerisinde Yua'nın içeri yollayıp, son dolabın içindeki, Zend'in bakmayı başaramadığı son kağıt bütünü olan kısmı getirmesini söylediği asker geri gelmişti. Tabii aynı zamanda Kraliyet Askerleri ve diğerleri de ön bahçeye gelmişti hemen, ancak iş işten geçmişti... Eve girdikleri zaman aradıkları kişileri bulamamışlardı, çıktıkları zamanda da bulamamışlardı, gittikleri her yerde eli boş geri dönmüşlerdi. Dustin'in konuşmasının hemen ardından, bir asker gelip herkese saygıyla selam verdikten sonra, Yua'ya sorduğu belgeleri vermişti.

''Buyurun, Kıdemli Yua. İstediğiniz kağıtlar.'' diye konuştu ve tuttuğu birkaç kağıdı Yua'ya uzattı asker.

''Teşekkürler.'' diyen Yua da kağıtları almış, krala vermişti hızlıca. ''Bu kağıtların ilkini almayı başardı, daha sonra da diğerlerini görmek için epey çaba harcadı ancak diğer askerlerle birlikte bunu yapmasını engelledik, bir kelimesini dahi görememiştir ikinci kağıdın. Ayrıca ben bu kağıtları elime alıp, onun ulaşmaya çalıştığı şeylerin bunlar olduğunu tahmin ederek, onları yok etmeyle onu tehdit ettiğim zaman bir süreliğine öylece kaldı, yani gerçekten de bunlara ulaşmak istiyor olmalı.'' diyerek devam etti.

''Anlıyorum, tamam.'' diye cevap veren Dustin, kağıtları almıştı Yua'nın elinden. Bir süre bekleyerek en üstteki kağıdı okuduğu zaman, yüzüne bir gülümseme yerleşmişti hemen. ''Evet, bu kağıtlar benim iddiamı doğruluyor.''

''İddia mı?'' Tou krala doğru çevirmişti kafasını, onun konuşmasının ardından. ''Kralım, ne iddiası? Ayrıca, buraya gelirken baskına gelecek olan kişiler ile ilgili bir bilgiye sahip miydiniz? Bu akşam bize çok şey anlatmamıştınız, zamanımız olmadığını söyleyerek. Öyleyse şimdi anlatın, artık vaktimiz var, değil mi? O kişiler de neyin nesiydi? Hangi topluluğa bağlı olabilirler?'' Tou soru soran gözlerle Dustin'e bakıyordu gençliğini yeni yeni bitiriyor olan adam.

''Heh...'' Dustin bir nefes vermişti. ''Zend'i biliyorsun, değil mi? Muhtemelen kapüşon ve maske takıyor olan oydu, kılıca yumruğunu indirip onun kırılmasını sağlayan da. Şu kedicik de onun büyülü yaratık ortağı, Kutsal Seviye'de. Zaten yaptığı saldırılardan bunu anlamayı başarabilmişsindir, o zayıf bir büyülü yaratık değil. Aslında tam olarak bir bire bir savaşçısı, ayrıca avcılığı da oldukça iyi yapıyor, yırtıcı bir hayvan. Bahsettiğiniz diğer maskeliyi tanımıyorum ama, o da Zend'in arkadaşlarından biridir herhalde, maske takmıyor olsa işimiz çok daha kolay olurdu ama ne yazık ki onu akıl etmişler.'' dedi ve kağıtları salladı birkaç kere elinde, kral. ''Baksana, bu kağıtlar Zend ile ilgili, başına konulan ödülden de bahsediliyordu ancak Zend diğer o kısımlara ulaşmayı başaramamış, heh, neyse, zaten ilk sayfayı alması da bunu kendime kanıtlamam için yeterli. Bilgilerin devamını görmek istiyordu, çünkü o da Fozre Ailesi ile ilgili birkaç şeyi kendine kanıtlamaya çalışmıştı.'' Dustin konuşmaya başladıktan hemen sonra, Yua'nın ve Tou'nun yüzleri şekilden şekle girmeye başlamıştı...

''Zend mi?'' Tou direkt olarak sormuştu, Yua henüz kendini konuşacak kadar toparlayamamışken. Genç kızın gözleri ve ağzı sonuna kadar açılmıştı, nefes bile almıyor gibi görünüyordu o anda. ''Gerçekten de o muydu? Bir saniye, o bu kadar fazla askerle savaşıyor olmasına rağmen sakin kalıp da bana bir saldırı yapabilecek, üstüne kılıcımı kırabilecek kadar tecrübeli biri olamaz. O daha on yedi yaşındaydı!''

''Evet evet, üstelik o kapüşonlu herif geçen gün Ovaur Fozre'yi öldüren kişiydi kesin, ustamın da bahsettiği gibi. O nasıl olur da Zend olabilir ki?'' Yua da şaşkınlığını hafifçe üstünden atmaya çalışırken, bir soru sormuştu.

''Tou, Siyahlar'ın on beşinci sırasına geçerek Lurgus Nata'yı öldürmeyi başarmış olan birinden bahsediyoruz, sence Lurgus sana bugün o kapüşonlunun yaptıklarını yapabilir miydi? Yapardı, değil mi? O kadar güce sahipti, haksız mıyım? Öyleyse, onu öldürmeyi başarmış kişi olan kişinin niye olmasın ki? Onu küçümsememen gerektiğini bu akşam sana söylemiştim, o seviyesini sabit tutarak güçlenmenin bir yolunu bulmuş olmalıydı, fiziksel güce yatırım yaptığını düşünüyordum, elimizdeki bilgilere göre. Şu kılıcı bu hale getirdiğini de düşününce, evet, o kişi kesinlikle Zend'di. Tabii bunu kanıtlayamam size, neredeyse tamamen eminim ama maalesef elimde bir kanıt yok...'' dedi ve Tou'ya baktı Dustin. Daha sonra da gözlerini Yua'ya doğru çevirdi ve konuşmaya devam etti. ''Evet Yua, Ovaur'u öldüren de Zend'in ta kendisiydi zaten. Hatta o gün küçük olarak adlandırılabilecek bir deneyim paylaşımı yaptılar, ancak Zend tüm savaş boyunca kaçıp saldırmayarak Ovaur'u sinirlendirdi, bir profesyonelin yapacağı şekilde hıncını bastırdı ve öfkesinin bir zerresini bile göstermedi. Daha sonra da, Ovaur'un sabrının tükenmiş olmasına rağmen onu yakalamak için bir hız tekniği kullanmadığını gördü ve onun, ciddi anlamda hızını artıracak bir hız tekniğine sahip olmadığını anladı. Ardından amacını elde ettiği maçta artık kaçmaya gerek duymadı ve pes etmiş gibi yaparak kaçmayı bıraktı, iyice bir dayak yedi Ovaur'dan. Çıkışta ise, onu yakalayıp öldürdü, zekice yapılmış bir plandı, kimsenin de haberi dahi olmadı. Benim hayran kaldığım kısım ise, onu öldürmeyi seçtiği yerin inceliği... Eğer birkaç adım daha gitselerdi, Fozre Ailesi'nin korumaları onu görebilecekti. Birkaç adım geri gitselerdi ise Kraliyet Sarayı'nda olan askerler işin içine girecekti, ama Zend tam kör noktada hedefini kıstırarak tepki bile vermesine olanak vermeden onun işini bitirdi, tahminime göre yalnızca iki saniye içerisinde bunu yaptı. Çünkü onun kılıçlarını çıkarmasına izin vermiş, daha sonra da kılıçlarını kırarak tek saldırıda onu öldürüvermiş... Hayret verici değil mi? Eğer eli titreseydi işi biterdi,'' diyerek konuşan Dustin'in, birazcık heyecanlanmış gibiydi. ''bir anlık tereddüt etseydi çok büyük sıkıntılarla karşılaşırdı, ama hiçbir hata yapmayarak işi bitirdi ve Ovaur'u öldürdü.'' 

''...'' Tou'dan da Yua'dan da çıt çıkmamıştı birkaç saniye boyunca... İkisi de son derece şaşkın bir şekilde Dustin'e bakmaya devam ediyorlardı...

Özellikle Yua, kulaklarına inanamıyormuş gibiydi. Siyahlar'a girmeyi başardığında Zend'i geçmiş olduğunu düşünerek mutlu olmuştu başta, Tou'nun öğrencisi olduğu için kazandığı bin bir türlü avantajla birlikte yüzüncü olmayı başarmıştı ve Zend'i sollamıştı. Hırsız Çağı gibi bir topluluğun beş yüz üyesini o an kendisinin de öldürmeyi başarabileceğini düşünmüştü, Zend'in de çok güçlendiğinden emindi ancak Yua, her şeyini ortaya koyarak gelişmeye çalıştığı zaman onu geçmiş, ondan daha da çok güçlenmişti... En azından onun düşüncesi bu yöndeydi, Zend'in inanılmazlığını, onu yıllar boyunca görmeyince unutmuştu tabii... Onun şaşırtıcılığını, başına üç yüz bin altınlık bir ödül konulduğu zaman daha iyi anlamıştı. Ama yine de geride kaldığını kabullenmemişti, sonuçta eğer bazı şeyleri yaparsa onun da başına böyle bir ödül konulabilirdi. Daha sonra da Ancak daha sonra Zend'in altmış beşinciyi öldürdüğünü ve Siyahlar'ın içinde, kendisinden epey ilerideki bir yere geçmeyi başardığını duymuştu. Bunu duyduğu zamanda da oldukça şaşırmış, aynı zamanda da Zend'i geçmek için daha da fazla çalışmaya başlayarak hırslanmıştı, yani Zend'in kendisini geçtiğini kabul de etmişti... Ama daha sonra da, Zend'in bir Kraliyet Askeri olan Lurgus Nata'yı öldürerek Siyahlar'ın içerisinde on beşinci olduğunu, üstüne başındaki ödülün de toplamda bir buçuk milyonluk bir altını geçtiğini duymuştu! Bunu duymasıyla birlikte günler boyunca başka bir şey düşünememişti ve Zend'in, kendisine karşı böylesine ezici bir üstünlüğü nasıl kurduğunu merak etmişti... Sonuçta Yua şu anda çoktan on üçüncü seviyeye varmıştı, üstüne üstlük çalışa çalışa, teknik öğrenmeyi deneye deneye bir hal olmuştu resmen... Bu şekilde altta kalması, gerçekten de imkansız olmalıydı! 'Demek ki imkansız değilmiş ha... Zend beni resmen onu geçmem için hiçbir umut ışığı bırakmaksızın geçti...' diye geçirdi içinden, başını eğerken, genç kız.

''Buraya neden saldırmış olabilir ki, o halde? Zend'in Fozre Ailesi'yle başka ne işi olabilir, Ovaur'u öldürmesinin nedeni ile aynı nedenden mi?'' Tou, ardına kadar açılmış gözlerini normal hale getirmeye çalışırken sormuştu hızlıca. Zend'in, o küçük, korunmaya muhtaç olan çocuğun bu kadar güçlenmiş olması kimin aklına gelirdi ki?.. Tou onun sadece birkaç yıl içerisinde bu hale geleceğini hiç düşünmemişti gerçekten de... 

''Buraya gelmesinin nedeninin, Fozre Ailesi'nin başındaki ödülü koyan ailelerden biri olduğunu düşünmesi. O Chibui'deyken kendisi ile ters düşen iki Fozre Ailesi üyesini öldürmüş, bu ikisi de Vosu'nun yeğenleriymiş. Geri döndüğü zamanda, Yuna'nın doğum gününde de Ovaur'un kendisine düşmanca davrandığını gördüğü zaman Fozre Ailesi'nin başındaki ödül ile bir ilişkisinin olduğunu tahmin etmiştir. Eğer Beyaz Taç'a bunu bir şekilde kanıtlamayı başarırsa, ödülü kaldırmayı neredeyse başarmış olacaktı. Çünkü Fozre Ailesi'nin bu ödül ile alakası kanıtlanırsa, işin içinde olan diğer aileleri de Fozre Ailesi'nin üzerinden bulunması mümkün olacaktı. Gerisini de Beyaz Taç hallederdi, değil mi? Bunu sağlamaya çalışıyordu, ama bunun mümkün olması imkansız artık. Çünkü ben o belgelerin tamamını bugün almıştım bile, Kraliyet Sarayı'nda saklayacağım onları. Zend'in girmesinin imkansız olduğu bir yere... Bu şekilde, Fozre Ailesi'nin Zend'in ödülünü koymuş olduğuna dair olan tüm belgeler gizli kalmış olacak, Zend'in o zaman ne yapacağını göreceğiz...'' Dustin konuşmaya devam ediyordu, Yua o an donmuştu tabii...

''Kralım, peki Zend'in başına konulmuş ödülde eğer Fozre Ailesi'nin etkisi de varsa, neden onun bunları bulmasını engelliyoruz?'' diye sormuştu hemen genç kız.

''Çünkü Zend'in, bana katılmasını sağlayacağım.'' diye konuştu Kral Dustin. ''Onun on yedi yaşında yaptığı şeyleri gördük, değil mi? Gelecekte neler yapar kim bilir... Onun gibi, Pounz'da daha önce hiç görülmemiş bir dahiyi Renkli Yıldırım Krallığı'na kaptırmamız bizim için hiç hoş olmaz. O Kraliyet Askeri olacağını söylemişti, ancak ona güvenemiyorum... Çünkü söylediklerine hakim olmayı pek iyi beceriyor kendisi. Doğru mu, yoksa yalan mı söylüyor anlayamıyorum... Onu, Kraliyet Askerleri'ne katılarak Pounz'a bağlı olmaya yemin edene kadar zorlamaya devam edeceğim.'' 

***

1846