Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

250. Bölüm Kadim Kaplan

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Kardeş Zend'in ondan güçsüz olduğunu düşünmüyorsun, değil mi?'' 

''Hayır hayır, sadece karşıdakinin küçük biri olmadığını söylüyorum ben. Sonuçta biri tarafından öldürülmek için o kişiden daha zayıf golman gerekmez, Kadim Kaplan gibi bir suikastçi topluluğunda, herkes el altından bir şeyler yapabilecek beceriye sahiptir. Eğer dikkatli olmazsak, oranla daha güçlü olduğumuz kişiler tarafından bile öldürülebiliriz. Tabii lafın gelişi bu, biz Kadim Kaplan'ın içerisindeyken kimse bize zarar vermez Beyaz Taç'ın adından dolayı. Ancak belirli bir zaman geçtikten sonra, tek başımızayken gizli bir şekilde avlamaya çalışabilirler bizi, dediğim gibi dikkatli olmak en iyisi.'' diye cevap verdi, elindeki, Padolf hakkında birkaç şeyi okuduğu defteri tekrar yüzüğüne koyan adam.

''Eh, bu görev bir sorun çıkmasıyla birlikte gerçekten de tehlikeli bir hale gelebilir, kusura bakmayın artık...'' Zend elini kafasının arkasına attı ve hafifçe gülerek konuştu. 

''Gençler, söylenmeyi kesin!'' diye konuştu, yaşlı bir görünüşe sahip olan bir adam. Beyaz saçları, birazcık kırışıkların baskınına uğramış gibi görünen yüzü, babacan bir yüz ifadesi vardı. Kaslı bir vücuda sahipti, yaşlı görünümüne rağmen. Tam bir savaşçı olduğu belli oluyordu ve sadece görünüşünden bile, onun gerçekten de tecrübeli biri olduğunu anlayabilirdiniz, Zend bu adamı tanıyordu, daha önce Beyaz Taç ile bilgi veren kağıtlardan birinin üzerinde görmüştü bu adamın yüzünü. Beyaz Taç'ta güç olarak yüksek bir sıralamaya sahip olduğu kesindi, muhtemelen bu grubun en güçlüsü olmaya da adaydı. ''Bir görevimiz var ve bunu, hiçbir bahane üretmeden başarıyla tamamlayacağız. Siz böylesine rahat bir görev yüzünden söylenip de bir Beyaz Taç kardeşi olduğunuzu dışarıda nasıl söyleyebilirsiniz? Şikayet etmeyi ve riskleri boş verin de görevi başarıyla tamamlamaya bakın!'' diye sesli bir şekilde oradakileri azarladıktan sonra, Zend'in karşısına gelip ellerini beline attı ve genç adama, birkaç tatmin gülümseme ile birlikte baktı. ''Beyaz Taç'ın gelecekte bol bol parlayacak olan bir yıldızı sizden bir şey istiyor, bunu yapamazsanız kendinizden utanmanız gerek!'' dedi ve Zend'in önünde hafifçe eğildi. ''Genç Kardeş Zend, seni bizzat tebrik etmeyi istiyorum. Senin gibisini görmeyeli uzun zaman oluyor, hayır, hatta senin gibisini daha önce hiç görmediğimden eminim. Seninle birlikte, kısa süreli de olsa bir göreve katılabildiğim için mutluyum! Bu arada, ben Pantav Fesan, kardeş Zend!'' 

Zend övgülü bir konuşmaya maruz kalmış olduğu için birazcık utanmıştı, ama aynı zamanda gururlanmıştı da. ''Teşekkürler, ben de senden yardım alabildiğim için mutluyum! Ben de Zend, memnun oldum Büyük Kardeş Pantav!'' diye konuştu gülümseyerek. Daha sonra da yanındaki kişilerin üzerinde göz gezdirmeye devam ederek planlarının devamını anlatmaya başladı. ''Dostlar, zaten mümkün olduğunca barışçıl bir şekilde çözmeye çalışacağız bunu. Eğer sorun olursa da ben halledeceğim, sizin girmenize bile gerek kalmayacak. Sizi riske sokmamaya çalışacağım yani elimden geldikçe, endişelenmeyin!'' 

''Biz bu işi bir görev olarak gördüğümüze göre, ölene kadar devam edeceğiz, Zend.'' Diğerlerinin arasından, şimdiye kadar hiç konuşmamış olan genç görünümlü biri, Zend'in omzuna dokundu ve konuştu hızlı bir şekilde. ''Görevimiz sana yardım etmek ve seni korumak, değil mi? Öyleyse zarar görmemeni sağlayacağız. Endişelenmemesi gereken taraf sensin yani, bunların şimdi böyle söylediğine bakma, bir tehlike olursa direkt olarak önüne geçeceğiz. Gerçi, Pounz'un en güçlü on beşinci kişisini korumayı nasıl başaracağız, pek bilmiyorum. Ama bir şeyler yapmayı başarabiliriz herhalde, kenarda kalan çöpleri falan temizleriz, sorun olmaz, hahaha.'' diye konuştu, siyah saçlarını biraz karıştırarak genç adam.

''Her neyse, devamını yolda konuşuruz. Kadim Kaplan'ın ana binası çok uzakta olmadığı için, oraya yürüyerek gidebiliriz, değil mi? Başka gelecek yoksa, harekete geçelim. Ne kadar erken olursa o kadar iyi.'' Biraz önce konuşmaya girip diğerlerini azarlamış olan yaşlı adam, ellerini yumruk yaparak konuştu.

Zend de hızlı bir şekilde cevap verdi. ''Başka anlatacağım bir şey yoktu zaten, hadi gidelim!'' diyerek neşeyle ayağa kalktı ve etrafındaki Beyaz Taç üyelerine baktı. Onlar Kral Modu'na sahipti, yani buradaki herkes, içinde bulunduğu seviyeye göre güç açısından daha yüksekti. Üstelik Zend'e ihanet etme ihtimalleri de hemen hemen hiç yoktu, bu yüzden ayrı bir rahattı genç adamın içi. 

''Bir dakika,'' diyerek, söze girdi herkes harekete geçmişken, oradakilerden, daha önce hiç konuşmamış olan biri. Genç bir görünüme sahip değildi ama tabii ki çok da yaşlı değildi, orta yaşlı gibi sayılabilirdi. ''eğer yüzükleri çoktan sattıysa ne yapacağız? Yüzüklerin peşine mi düşeceğiz?'' 

Zend konuşan kişiye döndü ve dediklerini düşündü. ''Eğer onları elden çıkarmışsa, gittiğimizde bunun karşılığını başka şeylerle alacağım. Onu yüzükleri geri alması için de gönderebilirim tabii, ama bu uzun sürecektir, muhtemelen başka bir yola başvururum. O kısımda karışmanız gerekmez, sorun yok.'' 

''Pekâlâ.'' diye cevap verdi adam. Daha sonra da dışarıya doğru yönelen Zend'in peşinde, ilerlemeye başladılar topluca. 

''Zend kardeş, gerçekten de çok yeteneklisin... Senin gibi birinin sokaktan çıkmış olabileceği kimin aklına gelirdi ki? Sen sadece on yedi yaşındayken daha önce Pounz Krallığı'nda kimsenin yapamamış olduğu bir şeyi yaptın, üstelik aynı gün içerisinde iki tane Siyahlar üyesini öldürdün. Biri de Kraliyet Askeri idi hem de, Lurgus Nata, o adamın ismi, pek çok kişi tarafından korkuyla anılırdı çünkü Kraliyet Sarayı için onlarca tehlikeli görevi yapmıştı o, Dünya Seviyesi'ni geçmek üzereydi, aynı zamanda S Seviye bir savaşçıydı da. Yani sahip olduğu nitelikler acayip yüksekti, hatta genellikle onu enerji seviyesine göre değil de yetenek seviyesine göre değerlendiriyordu insanlar, öylesi niteliklere sahip biriydi. Senin tarafından öldürülebileceği, düne kadar herkese inanılmaz derecede komik bir şaka gibi gelirdi, ancak sen gelip, imkansızı başarabileceğini gösterdin... Sadece on yedi yaşında ve yedinci seviyedesin, ama başarabildiğin şeylere bak... Ben daha önce sekseninciye meydan okumuş ve mağlup olmuştum, o beni yenmeyi başarmıştı. Daha sonra da Siyahlar'ın içerisine girmeyi denemedim ve sekseninci olmaya çalıştığımda, çoktan ellili yaşlara ulaşmıştım... Bu, senin muazzam başarını bana iyice kanıtlayan şey oldu, genç adam!'' Yaşlı görünümlü adam, Zend'in yanında yürürken onunla konuşmaya başlamıştı, tıpkı ana binada olduğu gibi Zend'i övüyordu ve Zend de istemsizce utanıyordu bu durumdan. Sessizce, mahcup olarak gülümsemeyi başarabilmişti.

''Bak sen, genç kardeş utangaç, ha?'' diğer bir orta yaşlı gibi görünen kişi, Zend'e bakarak hafifçe güldü. ''Aşırı derecede kibirli olmanı bekliyordum aslında.'' diye konuşmasını sürdürdü.

''Pek kibri seven birisi değilim...'' diye mırıldandı Zend. Daha önce Chibui'de kibirlenmeye başlayacaktı az daha, ama ne kadar gelişirse gelişsin her zaman ondan daha güçlü birinin olduğunu görmüştü. Hep bu böyle oluyordu, hiçbir zaman değişmiyordu. Bu yüzden kibirli olmanın gereksiz bir şey olduğunu görmüştü genç adam, ne kadar kibirlensen de, senden güçlü birisi olduğu zaman bu kibrin ne anlamı kalırdı? Bu yüzden kibirden ne hoşlanıyordu, ne de onu hayatına sokuyordu Zend. ''Kibirli insanlardan da çok hoşlanmam.'' 

''Vay canına, ben de Kardeş Zend'in kibirli biri olmasını bekliyordum, ama o aslında tam olarak örnek alınacak biriymiş. Benden küçük olmasına rağmen... Ah, gerçekten imrendirici... Eğer Prenses Berinne'yi istiyor olmasaydı, onu çoktan kendime almaya çalışmaya başlamıştım... Ama haklı tabii, ben olsam ben de çıtayı en yukarıya çıkararak dünyanın en değerli kızlarından biri ile birlikte olurdum. Ancak bu yine de beni üzüyor, kaderde bu varmış demek ki... Fazla üzülmemek lazım, ha, Baikum?'' Kısa bir süre önce Beyaz Taç'ta arkadaşını sakin bir şekilde uyarmış olan, siyah saçlı sakin kız. Bu aslında Zend'in daha da çok utanmasına neden olmuştu. Aynı zamanda çaresiz bırakmıştı, çünkü Berinne'yi istediği söylenmişti ve Zend şu an bu konuda böyle bir düşünceye sahip değildi, ancak bunu söylerse de başına daha büyük belaların açılacağını düşünüyordu... Bu yüzden ancak mahcupça gülümsemeye devam ederken sessiz kalmakla yetinmişti.

''Evet, gerçekten şanssız gençleriz Gensaze...'' sırtında uzun bir kılıç taşıyor olan, siyah saçlı olanın, yani Gensaze'nin arkadaşı olan Baikum konuşmuştu kendisine seslenilmesiyle birlikte.

Zend'in itiraz nitelikli bir şey söylediğini duyamayınca, ''Demek gerçekten de öyle...'' diye sessizce mırıldandığını duysa da siyah saçlı kızın, söyleyecek bir şeyi bulamamıştı genç adam... 

''Gelmek üzereyiz.'' diye konuştu yaşlı adam. ''Şu ileride görünen siyah bina, Kadim Kaplan'ın ana binası.'' 

''Tamamdır, sağ olasın Pantav!'' diye konuştu Zend, daha sonra da hemen yanında olan Sanzirna'ya bir göz kırptı. Ona, Kadim Kaplan'a gitmek için Beyaz Taç'ın ana binasıdan çıktıktan hemen sonra bir uyarıda bulunmuştu. Onun, Zend ciddi bir tehlikeye girene kadar savaşmaması gerektiğini düşünüyordu genç adam. Çünkü şu anda Beyaz Taç'tan birileri ile birlikteydi ve Sanzirna'nın, ne olur ne olmaz diye kendi gücünü göstermemesi daha uygun olurdu. İleride gizli kalması gereken bir yerde eğer güçleri bilinirse o kadının, Zend kötü bir duruma düşebilirdi. Bu yüzden önce diğerlerinin halletmesini beklemesini tembihlemişti ona. Aynı şekilde Era'ya da aynı uyarıda bulunması gerektiğini hissettikten sonra, zihin yoluyla seslendi büyülü yaratık ortağına. ''Era, içeri girdiğimizde bir savaş durumu olursa benim zarar göreceğimi kesin olarak görene kadar, kimseye saldırma ve gücünün anlaşılmasına izin verme, senin Kutsal Seviye'de olduğunu kimsenin bilmesini istemiyorum. Zaten kendini sekizinci seviye olarak göstermek için epey uğraşıyorsun, biliyorum, bu boşa gitmesin. Geride kal, Sanzirna da öyle yapacak. Sen benim en gizli kozlarımdan birisisin, sonuçta, hehehe...'' diyerek uyarısını yaptı ve büyülü yaratığın yavaşça kafa salladığını gördükten sonra, mutlu bir şekilde önüne döndü. 

Birkaç dakika içerisinde Kadim Kaplan'ın kapısına gelmişlerdi. Kadim Kaplan bir suikastçi topluluğu olduğu için, herkesin bireysel olarak bir usta bulması gerektiğini düşünüyorlardı. Suikastçilik öyle okulda öğrenilecek bir şey değildi, fazlasıyla deneyim ve tecrübe gerektiriyordu. Bu yüzden de bir okulları yoktu, genç nesildekilere, yaşlı nesillerden usta veriyorlardı. Bu yüzden, okul saati ve ana binanın belirli saatlerde boş olması gibi bir durum da olmuyordu. Yani, içeri girdiklerinde kalabalık bir yere adım atmış olma ihtimalleri vardı. Zend kapıda durduktan sonra, arka taraftaki nöbetçinin gözlerine sıcak bir şekilde baktı. 

''Merhaba, birkaç şeyi konuşmak için geldik Beyaz Taç'tan.'' diye konuşmaya başladı ve yüzüğündeki Beyaz Taç simgesini gösterdi. ''Girebilir miyiz?'' 

Kapının ardındaki Kadim Kaplan üyesi biraz tereddüt etse de, sonunda kapıyı açmıştı. Beyaz Taç'ın ana binasına bu şekilde plansızca gelen, Beyaz Taç üyeleri dışında kimse alınmazdı. Ancak Beyaz Taç en güçlü topluluk olarak görüldüğü için, üyeleri, bu gibi özel durumlarda, başka toplulukların binalarına girebiliyordu. Tabii izin çıkmayan zamanlar da oluyordu, ancak genel olarak bu şekildeydi durum.

''Ne için gelmiştiniz?'' İçeri girdiklerinde, biraz önce onlara göre kapının arkasında olan nöbetçinin yanına doğru ilerledi genç adamın ekibi. Zend, nöbetçinin sorusu ile karşılaştığı zaman yüzüğünden Padolf'un resmini çıkardı. Kendi tanınamayacak durumdaydı şu anda, bu yüzden nöbetçi adam onu tanımayı başaramamıştı. ''Bu adam burada mı?'' 

Nöbetçi birkaç saniye duraksadı ve konuşmaya başlayınca da, Zend'in aradığı cevabı vermedi. ''Onun burada olup olmaması sizi ne için ilgilendiriyor?'' 

Zend bu cevapla birlikte hafifçe sinirlenmişti tabii. Dışından belli etmese de, terslenmekten hoşlanan biri değildi, eğer kendisi düzgün konuşurken biri onu terslerse, içten içe son derecede öfkelenir ve sert tepki verirdi. Huy gibi bir şeydi bu onda... Yanında getirdiği kişilerden birisi nöbetçiye doğru ilerleyecek gibi olmuştu ki, kim olduğuna bakmadan elini onun önüne atarak durmasını sağlamıştı. 

Daha sonra da nöbetçiyi umursamadan, kapıya doğru ilerlemeye başladı genç adam. ''Öyleyse senin bana vermen gereken bir cevap yok, eğer birazcık bile olsa bir cesarete sahipsen, benim önüme geçmeye çalışırsın.'' diye soğuk bir şekilde konuştu ve içeriden birine sormak için, elindeki parşömeni yüzüğüne kaldırmadı. Bu sırada, nöbetçi hiç yapmaması gereken bir şeyi yaparak, Zend'in önüne çıkmıştı...

***

1713