Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

172. Bölüm Yama Ailesi (3)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Zend içeri girdiğinde beklemediği bir manzarayla karşılaştı. 

Karşısındaki süslü, yan taraflarından mavi renkli püsküller dökülen yatağın üzerinde yatan, Zend'in karşılaşmayı beklediği Yama Ailesi'nin lideri Emerantaos değilmiş gibi görünüyordu, zira o yatağın üzerinde yatan kişi bir kızdı ve Yama Ailesi'nin lideri olabilecek kadar güçlü bir  görünümü yoktu, üstelik oldukça gençti de. Zend'in beklediği manzara kaslı ve güçlü bir vücuda sahip, bakışları bile ezicilik taşıyan, görmüş geçirmiş biriydi; ama karşısına bu pek de yaşlı görünmeyen kişi çıkınca oldukça şaşırmıştı. 

''Lanet olası adam, beni kandırmış olmalı.'' Zend sessizce hareket ederek odanın diğer taraflarına doğru, başka birinin de odanın içinde olma olasılığını göz önüne alarak ilerledi. 

''Aynen, bu kız hiç de Yama Ailesi'nin lideriymiş gibi görünmüyor, kandırıldık. O adamın kollarını ve ayaklarını bağlayıp yanımızda getirmeliydik, onu orada bırakmak bir hataydı. Neyse, şu kızı uyandırıp ona liderin nerede olduğunu sormak en mantıklı seçeneğimiz. Eğer dışarıdan bir nöbetçiyi yakalayıp sormaya çalışırsak muhtemelen ondan bilgi alana kadar bir başka nöbetçi tarafından fark ediliriz ve maceramız burada biter. Bu odanın içine ve kapının süslerine bakınca bu kızın Yama Ailesi'ndeki önemli biri olduğu kesin. Buraya birinin gireceğini sanmam, zaten bu saatte Yama Ailesi'nin diğer önemli üyeleri uykudadır, nöbetçiler ve hizmetçiler de buraya girmek için cesaret edemezler. Bekle, hareket edememesi için bir büyü yapayım hemen. Kapıyı kapat da nöbetçilerden biri bir sorun olduğunu düşünüp buraya girmesin.'' Era hızlıca kızın yanına sıçrayarak bir büyü yapmaya başladı. Karşısındaki uyuyor olduğu için onun hareketini engelleyecek bir büyü yapmak zor olmazdı Era için, normalde Zend de bu basit büyülerden yapabilirdi şu anda, Eğer Lin Enerjisi'ne sahip olsaydı tabii... O hazırlanmış büyülerden başka türdeki bir büyü gerçekleştirmeyi başaramadığı için onun yerine Eralkavender yapacaktı büyüyü. 

''Bitti.'' Era olabildiği kadar sessiz bir şekilde fısıldadı ve Zend'e doğru döndü. 

''Bittiğinden emin misin?'' Zend Era'ya dikkatli bir şekilde baktı ve odanın içini kolaçan etti. ''İçimde birazdan büyük sıkıntılar yaşayacağımıza dair bir his var, tüylerim diken diken oldu ve durduk yerde iyice tetikte olmaya başladım. Vücudum bana uyarı veriyormuş gibi geliyor, etraftan hiçbir şey duyamıyorum, fakat nedense bir saldırıya hazır gibiyim her an. Bu odaya girdikten sonra başladı, belki de sadece heyecanlanmışımdır.'' Zend Era'ya doğru baktı. İçindeki, son otuz saniyede oluşmuş anlam veremediği tatsızlığı bastırmanın bir yolunu bulamıyordu. 

''Bittiğinden kesinlikle eminim, uyandır onu göreceksin. Ama onun uyandıktan sonra otuz saniye kadar hareketsiz bir biçimde kalacağını unutma. Bu kadar kısa sürede yaptığım bir büyü ancak bu kadar işe yarayabilir, ondan bilgileri hızlıca almana bak.'' Era Zend'e baktı. ''Rahat ol, etrafı dinliyorum ve biri hareket ettiği anda bunu duyarım, zaten sıkışınca da bizi buradan rahatça çıkabilirsin, buradaki diğer insanların sahip olmadığı bir avantaja sahibiz, unutma. Çok kötü bir durumda kalsak bile, onlar daha ne olduğunu anlamadan bizi buradan çıkarman en fazla beş saniyeni alacaktır. Sana bu kadar vakti kazandırabileceğimden de şüphen olmasın.'' Güven verici bir şekilde konuştu büyülü yaratık. Zend, Eralkavender ile ortak olduktan sonra çok rahatlamıştı. Artık bir kişi yerine iki kişilerdi hep, sırtını yaslayabileceği biri çıkmıştı etrafında. Üstelik Era sıradan bir büyülü yaratık gibi değildi, hem deneyimliydi, hem zekiydi, hem de güçlüydü. Bir savaş durumunda bile gözlemini oldukça iyi yaparak, o durumdaki en iyi kararı verebiliyordu, herhangi bir şekilde heyecanlanmıyordu ve kontrolünü kaybetmiyordu. O, tam olarak bir avcıydı. Birini avlamak istediği zaman, onu avcunun içerisinden kaçırması oldukça zordu. Kutsal Seviye'de olmasına rağmen, İlah Seviyesi'ne geçmiş bir insanla mücadeleye girebilirdi, zaten Zend onu çağıran kağıdı aldığı zamanda da o adam ona ''En az Kutsal.'' demişti. Bu da Era'nın normal bir Kutsal Seviye büyülü yaratığı rahat bir şekilde öldürebileceğini Zend'e anlatıyordu zaten. O yanında olduğu için her zaman daha güvende hissediyordu kendini, bir ortağa sahip olmanın ne demek olduğunu anlıyordu sürekli. Ortak olmak bu demekti, birbirlerine asla ihanet etmeyecek iki varlık, bir araya gelip birlikte geliştiriyordu kendilerini. Her iki taraf için de fazlasıyla kârlı bir durumdu bu. Tabii Era zaten gelişeceği kadar gelişmişti, onun amacı hayatında daha çok şey başarabilmekti Zend'e söylediğine göre.

Zend içindeki rahatsız edici dürtüyü bir kenara bırakarak kızın yanına yaklaştı. İçinde uyuduğu odanın kapısındaki süslemelere ve kapının diğer kapılara göre daha iyi işlemelere sahip, kaliteli ve ihtişamlı olmasına bakılırsa, bu kız Yama Ailesi'nin safkan çocuklarından biri olmalıydı. Zend bu kapıya bakınca içerideki kişinin Yama Ailesi'nin lideri olduğundan şüphe bile duymamıştı sonuçta, bu odada kalan kişinin sıradan biri olması imkansızdı. 

Zend ona yavaşça seslendi ve onu omzundan dürttü. ''Hey, uyan!'' 

Kızın uykusu ağır olmalıydı ki Zend onu iki kere dürttükten sonra bile uyumaya devam ediyordu. Zend bu sefer onun yanağını dürterek uyandırmaya çalıştı ve biraz öncekilere nazaran daha sesli bir şekilde konuşarak uyanmasını söyledi, bunun ardındansa kız sonunda gözlerini açarak Zend'e baktı. Koyu kahverengi gözleri vardı genç kızın, buğday tenli sayılabilirdi, ama pürüzsüz bir cildi olduğu kesindi. Gözleri orta boyuttaydı ve siyah, uzun kirpikleri gözlerinin üstüne düşüyordu. Saçları da kirpikleri gibi siyahtı, ama Zend'in saçları kadar koyu bir siyah değildi bu renk. Daha parlak duruyordu en azından. Yüzü pek büyük değildi ama küçük de sayılmazdı, Zend'in yüzüne oranla daha küçük bir yüze sahip olsa da bir kız için normal bir büyüklük olarak görülebilirdi bu. Oldukça güzeldi de, Zend onun yüzündeki uyumu, o daha uyurken fark etmişti ve onun bir asil olduğunu anında anlamıştı. Hatta belki de Emerantaos'un çocuklarından biri bile olabilirdi. 

''Ne istiyorsun? Kimsin sen?'' Kız Zend'i görmesiyle birlikte kaşlarını çatmıştı. ''Bir de bana bağlama büyüsü yapmışsın, üstelik ben uyurken... Ne kadar acınası! Belli ki sadece bir kişinin gücünden korkmuşsunuz!'' 

''Yama Ailesi'nin lideri olan Lord Emerantaos'un odasının nerede olduğunu sormaya geldim. Biliyor musun? Sessizce konuş, öteki takdirde ne olacağını tahmin edebiliyorsundur.'' Zend hızlı bir şekilde konuşarak direkt konuya girdi.

''Hm? Lord Emerantaos'un odası mı? Unut bunu, sana asla onun yerini söylemem, beni burada öldürebilirsin.  Yoksa yukarıdaki arkadaşlarınla birlikte Yenilmez Emerantaos'a bir suikast düzenlemeye çalışacak kadar aptal mısınız?'' Kız özgüvenli bakışlara sahipti, kendine hiçbir bilgi vermeyeceğini ona soruyu sorduğu anda anlamıştı Zend, bu kız asla konuşmazdı. İradesinin gücü kelimelerinden dökülüyordu zaten. 

''Yukarıdaki arkadaşlarım mı?'' Zend kızın söylediği şeye anlam verememişti, daha sonra ise hiç vakit kaybetmeden seri bir şekilde kafasını yukarı kaldırarak odanın yüksek tavanına baktı, bakar bakmaz da gözlerinin üzerinde ona doğru düşmekte olan bir bıçak gördü! 

''Hass--'' Zend Savaş Tanrısı'nın Heyecanı ile Kral Modu'ndan aldığı hızla birlikte kendini bir anda geriye fırlattı ve durmayı başaramayarak sırtını odanın, ona göre arka tarafında kalan duvarına çarptı. 

Onun duvara çarpmasıyla birlikte tavandaki biri, aniden aşağı atladı ve elindeki, kabzasının ucu baş parmağına gelecek şekilde tuttuğu küçük hançerleriyle Zend'in üzerine doğru hamle yaptı. 

Zend üzerine gelen bıçaktan kurtulmak için yan tarafa doğru atıldı ve önündeki siyah kıyafetli kişinin hançerlerinden biri duvardaki, eskiden Zend'in boynunun olduğu kısıma derin bir kesik attı. 

''Direkt öldürmek için saldırıyorlar!'' Zend mırıldandı. Bu, onun da öldürmek için saldıracağı anlamına geliyordu. Ağır Kılıç'ını burada çıkaramazdı, çünkü karşısında hızlıca sayabildiği kadarıyla beş tane profesyonel gibi görünen suikastçi vardı ve yüzüğüne ulaşabileceği bir saniyelik bir boş vakitte öldürülmesi işten bile değildi. Üstelik Ağır Kılıç'ı çıkarsa da böylesine, geniş olmayan bir odanın içerisinde onu dilediğince savuramayacağından dolayı onlara çok açık vermiş olurdu ve anında öldürülürdü. Hemen Era'ya baktı ve büyülü yaratığın ne durumda olduğunu kontrol etti, Era odadaki beş siyah giysili suikastçinin ikisiyle mücadele ediyor, aynı zamanda o suikastçiler yan taraflarında yatan kıza doğru hamle yaptığında onları durdurmaya, yani kızı korumaya çalışıyordu. Buraya biraz sonra Yama Ailesi'nden diğer kişiler gelebilirdi ve muhtemelen Yama Ailesi'nin önemli kişilerinden olan bu kız ölürse, Yama Ailesi'nin üyeleri bu odadaki herkesi ölümle cezalandırırdı. Buradan kaçsalar bile, odaya giren biri rahatça Zend'in yüzünü görebilir ve kellesine ödül koyulabilirdi. Yama Ailesi gibi güçlü ve pek çok krallıkta etkili bir aile tarafından öldürülmeye çalışılmak Zend'in hiç istemediği bir şeydi. Era da böyle düşünüp kızın ölmesini engellemeye çalışarak savaşıyor olmalıydı, zaten küçük boyutunu bozamamıştı, çünkü eski formuna geçmek için bir saniye kadar odaklanması gerekiyordu ve bu sürede o kız rahatça öldürülürdü. Tam yerinde basmıştı bu suikastçiler Zend ile Era'yı, ikilinin en savunmasız olduğu vakitte atlamışlardı. Era'nın iki kişiyle ancak mücadele etmesi mümkünmüş gibi görünüyordu, çünkü bir yandan hareket edemeyen birini korumaya çalışırken savaşmak pek kolay olmazdı. Üstelik bu formunda kullanabildiği her şey sınırlıydı. Geri kalan üç kişiyle, Zend tek başına ilgilenmeliydi. Üstelik bu üç kişiden biri o kıza saldıracak olursa da onu engellemeliydi. 

Zend'e aynı anda gelen birçok saldırı vardı ve bu saldırıları Zend yara almadan savuşturmaya çalışıyordu ve bunda oldukça zorlanıyordu, çünkü karşısındakilerin kişi başına iki eli vardı, toplamda altı el ile Zend'e saldırıyorlardı, ama Zend'in sadece iki eli vardı ve tek eliyle aynı anda üç saldırıyı birden savuşturarak kaçması gerekiyordu. Bir açık bulması neredeyse imkansızdı bile, üzerine doğru gelen saldırılar ona nefes aldırmıyordu.

Önündeki hiç kimsenin yüzünü göremiyordu Zend. Yüzleri de vücutları gibi tamamen kapalıydı, sadece gözleri görünüyordu ve üzerlerindeki siyah giysi bedenlerine tam olarak oturmuş gibiydi. Bir fazlalık oluşturmuyordu kıyafetleri, Zend bu sayede onlardan önündeki üç kişiden birinin bir kız olduğunu anlamıştı.

 Bu sırada yataktaki kız kafasını yana çevirememişti bile, bu yüzden ne oluyor ne bitiyor haberi yoktu. Hareket engelleme, yani bağlama büyüsü yüzünden ancak büyü yapılırken içerisinde olduğu pozisyonda tavana bakmayı başarabiliyordu. Tabii hala yapabildiği bir şey vardı, ve o da doğal olarak bunu yaptı: ''BABA!''  

Genç kızın bağırışı odayı inletmiş, sessizce yapılan savaşın sessizliğini yırtmış atmış, tüm evin içini inletmişti. 

 Bunu duyan Zend, bir anda hafifçe korkmuştu. Çünkü bu odada bu şekilde yakalanırlarsa, mazeret sunabileceğini sanmıyordu Yama Ailesi'nin liderine.  

''Bam, bam, bam!'' Zend'e saldıranlardan üçünün de elinde küçük hançerler vardı ve Zend'in hayati bölgelerine saldırıyorlardı. Zend hızlıca saldırılardan kaçınsa da, daha o saldırıdan kaçarken kaçacağı bölgeye doğru çoktan bir saldırı harekete geçmiş oluyordu. Ancak savunma yapabiliyordu genç adam, kolları art arda gelen saldırılarla kesik içinde kalmış, karşı saldırı yapmaya fırsat bile bulamamıştı. Bunun sebebi karşısındakilerin Zend'den seviye olarak daha yüksek olması olabilirdi ancak, çünkü eğer Zend ile aynı seviyede ya da daha düşük seviyede olsalardı Zend'in ona kalkan sağlayan Yarı Tanrı yeteneği harekete geçecekti. Tabii karşı tarafın moralinin de pek iyi olduğu söylenemezdi, saniyelerdir üç kişi birlikte bir kişiye saldırmalarına rağmen ona bir hasar verememiş olmaları sinirlerini bozmuş gibiydi, dişlerini gıcırtısı Zend'in kulağına ulaşıyordu. Normalde planları üç kişiyi insana yollayıp onu direkt öldürmek ve sonrasında diğer adımlarına devam etmek olmalıydı, ama Zend'i direkt öldürmek kısmında sorun yaşamışlardı ve bu sorun, oldukça büyük bir sorundu. Son derece fazla vakit kaybı yaşamışlardı, sabırları gittikçe azalıyordu. 

Bir kere vurması yeterdi ama, şu an Ranon'un yazdığı, Ağır Kılıç kullanabilmesini sağlayan tekniği bitirmesi sayesinde muazzam bir fiziksel güce sahipti ve eğer onlardan birinin göğüs kafesine ya da kafasına saldırmayı başarırsa, o kişi anında ölecek demekti. Bekliyordu Zend, bir pozisyon bekliyordu. Devamlı olarak yılmadan, beklemeden Zend'e saldıran üç kişi bir açık verdikleri anda, içlerinden birine veda edeceklerdi. Çabucak bir hata yapmaları gerekiyordu. Yama Ailesi'nden insanların adımlarını evin içinde duymaya başlamıştı bile Zend, buraya doğru hızlıca gelen insanlar vardı ve kızın da bağlanma büyüsü bitmek üzereydi, aslında bu bir nevi iyi haberdi çünkü o hareket etmeye başlayarak kendini savunabilecek duruma geldiğinde Era karşısındakinin işini bir anda bitirebilir, daha sonra da Zend'e yardım edebilirdi.

 ''Çabuk öldürün onu!'' Zend'e saldıran üç kişiden biri, yanındaki arkadaşını omzundan iterek geriye gitmesini işaret etti ve onu yolladı, biraz önce Zend'e saldırıyor olan suikastçi arkasını dönüp son derece hızlı bir şekilde dönerek Era ile mücadele eden diğer ikisinin arasına katıldı.

''Üç kişiyle bana üstünlük sağlayamazken, iki kişiyle sağlayabileceğinizi mi düşündünüz yoksa?'' Zend hafifçe gülümsedi ve son derece hızlı bir şekilde önündeki iki suikastçinin bıçaklarından kaçındı, ardından normalde üçüncünün saldırısından kaçınmak için harekete geçeceği sürede, bu sefer saldırmak için harekete geçti. 

Odadaki suikastçiler kesinlikle şaşkınlığa uğramıştı, çünkü beş kişi birlikteyken sadece iki kişiyi yenememişlerdi! Bu onlar için büyük bir hayal kırıklığı olmalıydı. Üstelik savaşa girdikten sonra, hiçbiri bir tekniği kullanmaya cesaret edememişti. Örneğin Zend'in önündeki üç kişi, ilk başta nasıl saldırıyorlarsa hala öyle saldırıyorlardı, tabii bir tanesi biraz önce ayrılmıştı. Ama Zend'e zaman vermedikleri gibi kendileri de zamana sahip olmamışlardı, bir tekniği aktifleştirmek için beklerseler içlerinden birini kaybedeceklerini düşünüyor olmalıydı hepsi de.

Ancak, bir anda yatağın üzerindeki kız ayağa kalktı ve Zend'i bırakıp üzerine doğru gelen suikastçinin fırlattığı bıçaktan kaçındı. Bir anda ona doğru gelen suikastçiye doğru döndü ve onun bir anda gerçekleştirdiği iki saldırıyı savuşturup bir elini tuttuktan çenesine bir yumruk attı aşağıdan, vurduğu kişi de tavana doğru yükselerek biraz önce tutunuyor olduğu tavana çarptı ve tekrar yere düştü. Bu yumruğun etkisiyle sersemlemişti, yere düşünce ancak kendini geriye doğru itmeyi başarabildi. Kız bunun ardından özgüvenini yine belli edecek bir şekilde kibirle gülümsedi ve gözlerini Zend ile Era'nın karşısındaki suikastçilerin üzerinde gezdirip, daha sonra da Zend'in yanındaki suikastçilerden birine saldırmak için hızlıca harekete geçerek oraya doğru ilerledi.

''İşte fırsat!'' Zend saldırmak için harekete geçtiği zaman, önündeki kısa mesafede bile olsa Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak rakibinin anında önünde belirdi ve ona saldırmaya devam etmeye çalışan öteki suikastçi daha ne olduğunu anlamadan, tüm gücüyle, Zend'in saldıracağı yeri tahmin edip ellerini üstüne kapatarak göğsünü korumaya çalışan suikastçinin iki elinin de üzerinden göğüs kafesine vurdu. Buraya doğru yola çıkmış olan kız daha hiç ilerleyememişti bile.

Zend'in yumruğu, önündeki kişinin göğsünün üzerini kapattığı kollarına değince, tüm odada herkesin rahatça duyabileceği şekilde birçok kemiğin birden kırıldığını belli eden çatırdama sesleri yankılandı. 

''BOM!''

Zend'in vurduğu suikastçi odanın diğer duvarına bir saniyeden bile kısa bir sürede uçtuktan sonra, çarparak duvarı parçaladı ve hala durmadan, diğer odanın içinde diğer duvara gitti, o duvarın da içine gömüldü ve her çarptığı duvardaki her bir karışı çatlaklarla doldurdu. 

***

2122