Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

153. Bölüm Kağıt Yırtıldı

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Ne?!'' Zend şaşkın ve endişeli bir şekilde hızlıca sordu. 

''Dediğimi duydun, o kağıdın içinden çıkacak olan Kutsal Seviye büyülü yaratık o kağıdı yırtan kişinin sözlerini dinleyecek. Onu öldür ki bir sorun yaşama ihtimalin ortadan kalkmış olsun! Üstün ile birlikte dışarı çıkıp biz yapamayız, yeterli zamanımız yok. Çabuk ol!'' Ranon, azarlayıcı bir ses tonuyla seslendi. Şu an yapması gereken şeyi, bir an önce yapması gerektiğini düşünüyormuş ve bu konuda hiç sabrı yokmuş gibi bir izlenim vermişti Zend'e.

''Tamam,'' Zend Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni aktifleştirdi ve hızlı bir şekilde ilerlemeye başladı. İkinci seviyenin yarısını aşmış olduğu için, Rüzgar Tanrısının Nefesi onu olağanüstü bir hızla ilerletiyordu. Şu an, normal bir insana göre tam olarak ışınlanıyordu. Tabii seviye olarak yükselmiş kişiler, onu rahatça hala çok yavaş bulabilirdi.

Tam Rüzgar Tanrısının Nefesi'ni kullanarak oluşturduğu iki tane hava sütunun üzerinde kayıyordu ki, önüne çıkan kırmızı renkli, ince ve neredeyse şeffaf bir duvar onun ilerlemesini engelledi.

"Zend, ne yapıyorsun?!" Emma endişeli bir şekilde bağırdı.

Zend ise onu engelleyen, kağıdı yırtan kişiyle arasına geçmiş, bir büyü olduğu belli olan duvarı kimin oluşturduğuna bakmak için kafasını sertçe çevirdi. Gördüğü manzarada ise, Lenia ellerini kaldırmış; Zend'in önüne geçen duvara doğru enerjisini göndermekteydi. Belliydi ki büyüyü yapan kişi ondan başkası değildi!

Lenia ürkek bir şekilde de olsa kararlılık taşıyan gözlerini Zend'e doğru kaydırdı. "Neden kardeşime doğru bolca öldürme isteği taşıyan bir aura ile hareket ediyorsun?! Onu öldürmeye mi çalışıyorsun?!" Siyah saçlı kız, Zend'in ani atağına hızlı bir şekilde tepki vermiş ve bir o kadar da şaşırmış gibiydi. Tepki süresine bakılınca, kız Zend'in onu son görmesinden bu yana oldukça gelişmişti. Renkli bir şekilde ışıldayan gözleri titriyor ve elleri, büyüsünün bozulmaması ve olabildiğince sağlam olması için kırmızı duvara enerji yollamaya devam ediyordu.

Zend ona cevap vermedi ve Kral Modu'nu da aktifleştirerek var olan tüm gücüyle önündeki kırmıza duvara bir yumruk attı. Bir kılıcı ya da hançeri yoktu, ağır kılıcını koymak için yüzüğünü boşaltması gerektiğinde hepsini aynı yere koymuştu. Bu yer de zaten şu an Emma'nın erkek kardeşinin şaşkın bir şekilde Zend'e bakarken oturduğu yerden başka bir yer değildi.

Arkası görülebilecek kadar ince olan büyü duvarının üzerinde oluşan büyüklü küçüklü çatlaklar, Zend'in gücünü Lenia'ya ispatlıyordu; zira yumruğun ardından duvarın üzerinde oluşan onlarca çatlağı gözleyen kızın gözleri sonuna kadar açılmıştı. Bu gücün, Zend'in sadece dört yıl önceki gücü olduğunu bilse muhtemelen dili tutulurdu. Zend hemen hemen dört yıldır fiziksel olarak hiç gelişmemişti çünkü.

"Zend, sakin ol, o seni öfkelendirecek bir şey yaptıysa özür dileyip sorunu bitirebilir!" Oluşan çatlaklar, Emma'nın da Lenia'nın büyüsüne destek vermesiyle bir anda kapandı. İki genç kız, kardeşlerinin ölmesine müsaade etmeyecek gibi görünüyordu. Ama Zend'in vazgeçme şansı yoktu. Ranon'un dediği gibi, bunu riske atamazdı. O Kutsal Seviye büyülü yaratık büyük ihtimalle normal bir büyülü yaratık kralından bile çok daha güçlüydü, o manyak adam Zend'e bu kağıdı verirken "En az Kutsal." demişti sonuçta, sadece buna bakılırsa bile bu yaratığın en azından bir Yarı Tanrı ile savaşabilecek güçte olması hiç de mantıksız olmazdı. Bu güç, Zend'in tanıyıp güvendiği birine bile veremeyeceği bir güçtü. Üstelik Emma'nın kardeşi de, ahmakça olan hareketinin bedelini ödemeliydi. Zend normalde tabii ki bu hareketin bedelini ölüm olarak belirlemezdi, ama şimdi başka bir seçeneği yoktu.

Emma'nın yardımıyla hızlıca eski haline gelen kırmızı duvara, Savaş Tanrısının Heyecanı'nı da açtıktan sonra bir yumruk daha attı. Bu sefer duvarın üzerinde bir çizik bile belirmemişti. Dört yıla yakın süredir Zend'in gelişmek için aldığı her enerjiyi çeken, kısa süre sonra ağır kılıcını kullanmasını sağlayacak olan Ranon'un tekniği yüzünden şu an dört yıl öncesinden güçlü değildi. Dayanıklılık tekniği ile birlikte güçlü olduğu doğruydu, ama bu onun hayati durumlarda ve ciddi zarar alacağı durumlarda zarar görmesini engellemeye yarıyordu sadece. Saldırı yapabileceği bir teknik değildi. Gerçek Ki'yi ise neredeyse kullanamıyordu bile...

Hiç beklemeden iki yumruk daha geçirdi duvara, ama duvarda yine hiçbir iz oluşmamıştı. Lenia ve Emma'nın birlikte yaptıkları büyüyü yok etmek için yeterince güçlü değildi. Üstelik zamanı da yoktu, kağıdın yırtılmasıyla birlikte etrafa yayılan enerji dalgaları hissedilmeye başlamıştı bile. Çağırma büyüsü başlamıştı. Ancak Zend, hâlâ biraz vaktinin olduğunu düşünüyordu. O kadar güçlü bir yaratığı buraya getirmek öyle kolay olmamalıydı.

"Kıramıyorum!" Zend art arda birkaç tane daha yumruk ve iki tane de tekme attıktan sonra hâlâ önündeki duvarın sapasağlam olduğunu gördü, Ranon'un duyabileceği şekilde sitem etti. "Böyle giderse kırılmayacak!" Zend göz ucuyla Emma ve Lenia'ya baktı, ikisi de duvarın Zend'in olmadığı tarafındaydı. Emma, Lenia duvarı oluşturdan sonra bir büyü kullanarak arka tarafına geçmeyi başarmıştı.

Zend bir saniye kadar ellerini indirdi ve bekledi. Ranon'un da bir tavsiyesi yokmuş gibi görünüyordu. O an aklında parlayan bir fikir, Zend'in ne yapmaya karar vereceğini belirlemeye yetmişti...

İki eli birbirine zıt olacak şekilde önündeki duvarın içerisine doğru parmaklarını sapladı ve onu iki ayrı parçaya ayıracak şekilde iki yöne çekmeye başladı. Onun elleri büyü tutabilir, ayakları büyüye vurabilir ve vücudu büyüye dokunabilirdi! Tüm gücüyle duvarı ayırmaya başladıktan en fazla beş saniye sonra, önündeki şeffaf duvar onun tuttuğu yerlerin ortasından ayrılmaya başlamıştı bile. Tek yapması gereken biraz daha devam etmekti. Elbette bu yorucu bir işti, kolları ağrımaya ve hafifçe uyuşmaya başlamıştı bile. Ciddi anlamda fazla güç sarf ediyordu.

Bu sırada mağara titremeye başlamıştı bile, yer sallanıyordu! Büyülü yaratığın birazdan burada olacağına hiç şüphesi yoktu Zend'in.

Kısa bir süre içerisinde, Zend duvarda geçebileceği kadar bir boşluk oluşturmuş ve ayaklarından aldığı güçle kendini içeri itti.

Emma ve Lenia'nın çaresiz bakışlarına aldırmadı ve ona korkuyla bakan, titreyen elleriyle yarısına yırtılmış kağıdı tutan, Zend'den gelen aurayı hissetmesiyle birlikte donup kalmış, dili tutulmuş olan gence odaklandı, Savaş Tanrısının Heyecanı ile adeta onun önünde belirdi. Devamında onun hemen arkasındaki, Gri Engerek'in ona verdiği kılıca elini atarak onu kavradı ve kılıcı, önündeki kişinin boğazına yönlendirerek onun boğazını yarıya kadar kesti. Akmaya başlayan kanlar eşliğinde, genç kasılarak yere yığılmıştı. Zend içinde hafif bir acı hissetmişti, onu öldürmeyi gerçekten istemezdi. Ama bu durumu kesinlikle riske atamazdı, sonuçta o büyülü yaratık geldiği zaman, Tigrund Ailesi'nden gelen gencin bir kelimesi ile Zend, hayatının son gününü yaşamış olacaktı.

Buna ihtimal bile veremezdi. 

Arkasını döndü yavaşça Zend. Emma ve Lenia'nın şok olmuş bir şekilde kendine bakışını görüyor, içten içe birazcık üzgün olsa da bunu dışarıdan göstermiyordu. Yer titremeye devam ediyor ve etraftaki enerji yoğunluğu gittikçe artıyordu. Çok kuvvetli bir şeyin buraya geldiği açıktı, ortamdaki enerji seviyesi, daha büyülü yaratık buraya gelmeden bile bu kadar artmıştı. Ayağına, kendisinin yaptığı terlikten içeri sızarak giren, biraz önce boğazını tereddüt bile etmeden kestiği gencin ılık kanı değiyordu. Ayağıyla hissettiği sıcaklıkla beraber beynine yollanan savaş dürtüsü yavaşça kıpırdanmıştı. Bir savaşçı için öldürdüğü kişinin kanını hissetmek demek, savaşmaya devam etme isteğinin tavana vurması demekti. Ama Zend buna yenilecek kadar iradesiz değildi elbette, o, irade açısından oldukça güçlüydü ve tabii ki böylesine dürtüler onu tekrar birine karşı harekete geçiremezdi. 

''Neden onu öldürdün?'' Lenia sakin bir ifade takınarak konuştu. 

Zend gözlerini kapatarak etraftaki enerji seviyesini dinledi. Görünüşe göre büyülü yaratığın buraya gelmesine hala vakit vardı. O gelince ne yapacağını tam olarak bilmiyordu, Ranon'un ona neden bu kadar acele ettirdiğini de bilmiyordu. Eğer yaratığın gelmesi bu kadar süre alıyorsa Zend ona anında müdahale etmese de olurdu, Ranon ya da Üstün dışarı çıkıp tek hareketle o genci öldürebilirlerdi. Düşüncesine göre, Ranon da tam olarak bilmiyordu, büyülü yaratığın ne zaman gelip gelmeyeceğini. Büyük ihtimalle Zend'in bu durumu riske bile atmaması gerektiğini düşünmüş ve öyle söylemişti. ''Aslını isterseniz o, tetikleyicisi kağıdı yırtmak olan, Kutsal Seviye'nin sınırlarını zorlayan bir büyülü yaratığın çağırma büyüsünü eline aldı ve onu yırttı. Onu satsam tüm Kaimei'nin bir yıl boyu yaşamasına yetecek kadar para kazanabilirdim, bu serveti bana kaybettirdiği için ölmeyi hak etti. Tigrund Ailesi'ni zayıf bulduğumdan değil, Tigrund Ailesi Pounz'daki en güçlü ailelerden birisidir, ama bana zararımı Tigrund Ailesi'nin bile ödeyebileceğini sanmıyorum.'' Zend soğukça konuştu. Tabii ki içinden böyle geçirmiyordu, onun için insan hayatı para ile karşılaştırılamazdı bile. Para kazanılıp kaybedilebilirdi, ne olurdu bir serveti kaybetse? Tekrar kazanabilirdi parayı. Ama insan hayatı kazanılıp kaybedilebilen bir şey değildi. Bir kere kaybettikten sonra geri dönüşü mümkün olmuyordu. Onu tekrar kazanmak mümkün değildi, böyle düşünenleri de sevmezdi, ama sadece onu riske attığı için bu çocuğu öldürdüğünü söylemek de pek hoş karşılanmayabilir, yetersiz bulunabilirdi. Yine de ek olarak bu sebebi ekledi: ''Bir de o büyülü yaratık geldiğinde, onu çağıran, yani kağıdı yırtan kişiye itaat edecekti. O çocuğun yanlışlıkla söyleyeceği bir söz tüm muhtemelen Chibui'nin yok olmasını bile sağlayabilirdi. Bu gücü kendime emanet ederken bile çekinirim.'' 

''Mm, öyleyse sorun yok.'' Lenia gülümsedi. 

''Nasıl yani, biraz önce bu durumdan oldukça rahatsız gibiydin? Kardeşinin öldürülmesine göz yummayacağını düşünüyordum.'' Zend hafifçe gözlerini açtı. ''Önüme bir büyü duvarı bile açmadın mı?'' 

''Evet, bunu yapmamın nedeni onu öldürmeni engellemek değildi. Ailemizin içerisinde kardeşler, çocuklar ile baba ya da annenin ilişkisi hiç samimi değildir. Önüne açtığım büyü duvarı, seninle yarışabilir miyim görmek içindi, ama olmadı. Sadece bir saldırıda en üst seviye büyü kalkanımı çatlattığın zaman, üstelik silahsızken, sana kafa tutamayacağımı anlamış oldum. Daha sonra büyümü nasıl yarıp açtığını da zaten anlamış değilim... Emma'nın kardeşim olması, onu senden çok sevdiğim anlamına gelmiyor. Aksine, senin Tigrund Malikanesi'ne geldiğinde yaptığın şeyden sonra seni daha çok sevmeye başlamıştım. Emma'yı öldürdüğüm zaman hayatımı yanında sürdürmeme izin vereceğini söylesen bunu yapardım. Güçlü olana değer veririm ben, çünkü o haklıdır... Sen de verirsin, Emma da verir. Herkes verir. Ama siz, bunu itiraf edemezsiniz.'' 

Zend Lenia'nın mavi gözlerine birkaç saniye boyunca baktı. Onun söyledikleri, özellikle, ''Emma'yı öldürdüğüm zaman hayatımı yanında sürdürmeme izin vereceğini söylesen bunu yapardım.'' kısmı, Zend'i oldukça rahatsız etmişti. Güçlünün haklı olduğunu, Chibui'ye geldiğinden beri o kadar çok duymuştu ki, bunu istemsizce benimsemeye başladığı bile oluyordu artık. Ama böyle olmamalıydı... Güçlü güçlüydü, üstündü, ama haklı olmayabilirdi. ''İğrençsin. Ve yanlış düşünüyorsun, ben, güçlü olana değer vermem. Böyle olsaydı zaten burada olmazdım, belki de sen böyle olduğun için yaptığın duvarı tek saldırıda çatlatabileceğim kadar zayıfsındır.'' Lenia'nın da kendi gözlerine odaklandığını fark etmişti, şu an her türlü duygudan arınmış kapkara gözleri, Lenia'nın gözlerini titretmeye yetmişti.

''Beni iğrenç bulabilirsin, haksız bulabilirsin. Sonuçta burada güçlü sensin, dediğin doğrudur, gerçektir; onu kabul ederim.'' Lenia gözlerini, Zend'i onayladığını belli edermişçesine kapadı, başını hafifçe eğdi ve gözlerini tekrar açtı. 

Zend bir nefes verdi. ''Çok sinir bozucusun...'' Yavaşça başını Emma'ya doğru çevirdi. Emma'nın gözlerindeki korkuyu ve endişeyi gördü. Zend'in, onun kardeşine bir anda saldırması ve onu öldürmesi, Emma'yı kötü etkilemiş gibiydi. 

''İnanmıyorum, sen birini para için öldürecek değilsin.'' Emma'nın yaşının büyümesinin ona hediye olarak verdiği şeylerden biri olan dolgunlaşmış dudakları, yavaşça aralandı. ''Altında başka bir sebep vardır. Sadece durumu riske atmak istemediğin için onu öldürdün, değil mi? Sonuçta o sadece heyecanla yanlış bir şey söyleseydi buradaki herkes yok olurdu... Sorun değil, bunun nedenini kavrayabiliyorum, Lenia'nın da dediği gibi, biz zaten aile içinde pek yakın değilizdir. Ama yine de kardeşimle birlikte büyüdüm ben... Onu öylece öldürmeni nasıl kabullenebilirim?'' 

''Eminim kabullenebilirsin, Emma.'' Lenia Emma'nın omzuna dokundu. Emma başını yavaşça öne eğmiş, kardeşinin yere yığılmış cansız bedenine bakıyordu. Omzuna dokunan eli gördüğünde, hafifçe irkildi. Lenia devam etti, o, ne demesi gerektiğini gerçekten iyi biliyordu. ''Evet, onun ölmesi şanssızlıktı. O burada bulduğu bir şeyi, kimin olduğuna bakmadan öylece yırttı, o kağıttan gelen enerjiyi fark edip bırakması gerekirken... Bir cezayı hak etmişti, ama onu öldürmek doğru olmamış olabilir, haklısın. Yine de burada Zend'in durumu riske atamayacağını belli etmiş olması durumu açıklıyor. Düşünsene, o heyecanlanıp yanlış bir şey söyleseydi ne olacaktı? Kardeşimiz ailenin başına geçmek isteyip, babamı öldürmeyi düşünüyor olabilirdi, bunu o büyülü yaratığa söylemesi de, o büyülü yaratığın babamı ve ağabeyimi gizlice öldürüp onun başa geçmesini sağlayabilirdi. Daha sonra da bizi öldürürdü, olayın aslını bildiğimiz ve gelecekte onun otoritesini tehdit edebileceğimiz için. Bazen, bir güç kimseye verilmemelidir. Zend'in o kadar güçlü olarak nitelendirdiği büyülü yaratık, birinin eline emanet edilemez, üstelik,'' Lenia fısıldadığı Emma'nın kulağından, ileriye doğru baktı ve yerde yatan, siyah saçlı gence, eskiden kardeşi olan kişiye gözlerini dikti. ''onun gibi zayıf iradeli birine asla emanet edilemez. Eminim o bu gücü eline geçirseydi anında bizi öldürür ve Tigrund Ailesi'nin başına geçerdi...'' 

Emma: ''...'' 

''Bu yüzden, Zend'i haksız bulmamız yanlış olacaktır... Aslında o bizim hayatımızı bile kurtardı. Zaten Zend ona giderken onu engelleyen büyüyü yapan bendim, bu yüzden bu hata benim. Senin bir sorumluluğun yok.'' 

''Sanırım...'' Emma hafifçe dolmuş gözlerini sildi. ''Sanırım haklısın. O, babamı ve bizi öldürmeyi düşünebilirdi.'' Emma başını salladı ama içinde hala bir hüzün, bir öfke ve bir şaşkınlık varmış gibiydi. 

Lenia yavaşça geriye çekilerek siyah saçlarını sırtına attı. Yüzüne yerleşen sinsi gülümseme ve tatminlik dolu bir bakış, Zend'in dikkatini çekmekte zorlanmamıştı. O kızda gerçekten tehlikeli bir dil vardı, kafası oldukça karışmış ve abisinin Zend tarafından öldürülmesini kolay kolay kabullenemeyecek olan Emma bile, onun sinsi diliyle hemen alt edilmişti. İşte buydu, en dikkat edilmesi gereken, en tehlikeli insan tipi... Emma ise, sadece başını sallamış ve burnunu çekip Lenia'ya hak verdiğini göstermişti.

Zend onu görünce başını iki yana salladı, sessizce gülümsedi. Emma fazlasıyla saftı. Lenia'nın dili gerçekten sinsi ve korkunç olsa da, onun sadece birkaç kelimesi, Emma'nın düşüncelerinin çoğunu yıkmaya yetmişti. Kardeşinin onları öldüreceğine inanmıştı bile... Kim bilir, belki de eğer Zend onu öldürmeseydi gerçekten de böyle olurdu. Zend Emma'nın onu suçlamayacağını tahmin etmişti zaten, onu ilk gördüğünde Yanke adlı abisini öldürmeyi istiyordu bile, gerçekten öldürmeyi istemese de o ailesi ile hiç iyi olmadığı belliydi. Onların kardeşini öldürmüştü, başka bir ailede olsaydı Zend'in karşısındakiler, şu an en iyi ihtimalle Zend'i öldürme planlarını kafalarından kuruyor olurlardı. Belki de öylelerdi, ama bu çok düşük bir ihtimaldi. Emma Zend'e zarar vermeyi göze alamazdı, genç kızın, kendisini sevdiğinin farkındaydı Zend. Bu sevgi, bir ulaşılmazı sevmek gibiydi, bunun da farkındaydı. Bir bakıma Emma'nın idolü olduğu söylenebilirdi. Lenia ise kendisinin de söylediği gibi, güçlü olana boyun eğecek biriydi. Bu yüzden Zend'i öldürmek gibi bir planı büyük ihtimalle olmazdı, güçlü olanın kendisi olmasını gerçekleştirmeye çalışabilirdi normalde, ama Zend ile aralarındaki güç farkını görüp kendine ispatlamıştı. Bu yüzden Zend'e uyacaktı. ''Öyleyse güzel... Şimdi ise, içeride kalıp sessiz olun. Ne olacağını ben de bilmiyorum.'' Zend hızlı bir şekilde dışarı çıktı. O kadar güçlü bir büyülü yaratık bu küçücük mağarada ortaya çıkacak değildi, iyiden iyiye yükselmiş enerji seviyesi, çağrılan büyülü yaratığın göz açıp kapayıncaya kadar burada olacağını işaret ediyordu... 

''Ne yapmamız gerekiyor, Ranon?'' Zend dışarı çıkmasıyla birlikte Ranon'a seslendi.

''İletişime geçeceğiz. Anlaşabileceğimizi düşünüyorum. Anlaşamazsak da... Mecbur savaşacağız. Sonuçta kağıt yırtıldı. Geri dönüş yok'' 

***

2288