Slinize sağlık. Ahahah yazık kiza :D :D bizimki baya güclü oldu ya seviye atlamıyo ama guc kazanıyo :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
129. Bölüm Garip Olaylar
Zend gözlerini açtığında, siyah duvarlara ve tavana sahip, bunaltıcı, korkutucu bir odadaydı. Yatıyordu öylece, vücudu yorgun gibiydi ve gözlerini açmak için bile bir çaba sarf etmesi gerekmişti.
Aklında hiçbir soru oluşmadan düzgün bir şekilde doğruldu, elleriyle kendini destekleyerek, sırtındaki çatırdamalara aldırmadan karşısındaki siyah duvara bakmaya başladı ve bir dakika kadar bir süre boyunca başka hiçbir şey yapmadı.
Nerede olduğu sorusu, uzun bir zaman sonra aklına gelmişti. Uzun zamandır uyumamış ve zorla uyandırılmış gibiydi, aklı hala uykuya devam ediyordu sanki.
"Ranon?" Zend soru sorarcasına seslendi Ranon'a, cevap gelmesini beklerken de kendini zorlayarak ayağa kalktı ve odayı incelemeye başladı.
Odada hiçbir ışık kaynağı yoktu, her taraf son derece loştu ve Zend'in anlayamadığı bir şekilde, çıplak göz ile odanın içi seçilebiliyordu. Geniş bir tavana sahipti burası, bu tavan duvarlardaki siyah; korkutucu görünüm ile birleştiğinde insanda bu odanın bir mezar olduğu izlenimini uyandırıyordu. Daha fazlasını görmek için arkasını döndüğünde, hislerinde yanılmadığını fark etti Zend. Arkasında yüzü yukarıya bakacak şekilde dümdüz yatan, daha doğrusu yüzü dışında vücudunun hiçbir parçası görünmeyen, gözleri kapalı bir adam vardı. Adamın alnının üzerinde, tüm alnı kaplayacak ve onun başını yere sabitleyecek bir halat vardı, adamın başının iki yanından yere gömülüyordu.
Sadece bu da değildi, vücudunun üzerindeki güçlü bir taşa benzeyen siyah renkli, çatlaklarla ve oyuklarla dolu bir katman vardı, katmanın üzerinde de yine adamın iki yanından yere gömülecek şekilde onlarca kapkalın zincirler vardı. Birisi onun bir daha o konumdan çıkmamasını istemiş ve böyle yapmış gibiydi, Zend ilk başta gördüklerinde tereddüte düştü, hala baygın olduğunu düşünmeden edemedi.
"Ranon, bu adam kim ve neredeyiz?" Zend meraklı bir şekilde Ranon'a sordu. O adama da hiç yaklaşmadı, böyle zincirlenmiş birinin tehlikeli olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu ona aşılayan fikirler dolaşıyordu onun genç, sınırları belli olmayan zihninde.
"Zend, nerede olduğumuz konusunda ben de senin kadar bilgisizim. Ben de tıpkı senin gibi, gözümü açtığımda burada olduğunu gördüm. Ama bu odayı değerlendirince," Ranon biraz bekledi, devam etti. "burası bir mabet olmalı. Nerede olduğumuza dair bir şey hissedemiyorum, büyük ihtimalle büyük bir mühürle mühürlenmiş bir yerdeyiz, ama etrafına bakınca odanın yapısından buranın mezar tarzı bir yer olduğunu anlamak zor değil. O kişinin kim olduğuna gelince... Büyük ihtimalle o adam çok güçlü bir büyüyle buraya mühürlenmiş. Git bak bakalım, onun üzerindeki siyah taş parçanın üzerindeki işaretler neye benziyor." Ranon biraz bekledikten sonra Zend'e cevap verdi.
"Kendin bakamıyor musun?" Zend masum bir şekilde Ranon'a seslendi tekrar. Bu sorunun amacı Ranon'a sitem etmek falan değildi, Ranon dışarıda bir şeye bakmak istediği zaman bir duman gibi dışarı çıkıp bakıyor, geri döniyordu. Zend ilk kez şu an Ranon'un ağzından böyle bir şey duymuştu ve bu sebeple biraz şaşırmış, nedenini sormakta fayda bulmuştu. İnsanlar zaten Ranon'u, Ranon duman haline girmişken göremiyorlardı.
"Zend, ben ruh formumdayken insanların beni görememesinin nedeni benden çok daha aşağıda olmaları. Kendimi onlardan gizleyebiliyorum, beni hissedemez, fark edemezler. Ama burada beni hissedebilecek kadar güçlü birinin olma ihtimali var. Nerede olduğumuzu bilmiyoruz. Birisi, benim burada olduğumu anlamak için senin dibine girmek zorunda. Tabii çok güçlü ve kuvettli bir enerjiye sahip olan birisi için konuşuyoruz; örneğin Maızk gibi. O beni böyle fark etmişti. Ama ben herhangi bir formumla dışarıdayken beni fark etmek oldukça kolay. Sadece on beşinci seviye biri bile çok uzun bir mesafe uzaktan benim burada olduğumu anlayabilir. En iyisi senin görüşünü kullanmam." diyerek sabırlı bir şekilde açıkladı Ranon.
"Anladım." Zend kısaca cevap verdi ve ön tarafındaki adama doğru bir adım attı. "Ancak, ona böyle yaklaşmam bir tehlike oluşturmaz mı?"
"Elbette hayır, o adam bu şekilde bir karıncayı bile incitebilecek bir güce sahip değil. Hatta büyük ihtimalle hiç hareket edemiyor. Onun kaçıncı srviye olduğunu görebilseydim net bir tahminde bulunabilirdim. Ama sende fark etmişsindir ki o mühür onun enerjisini mühürlemekle kalmamış, onu gizlemiş de. O adamdan hiçbir enerji hissedemiyorum. Belki de ölmüş bile olabilir, belli olmaz."
"Onun üzerinde, buraya neden geldiğimizi anlayabileceğimiz bir işaret gibi bir şey olabilir, o adamdan göreceğimiz şeyler bize zarar vermeyecek. Benim bir tahminim var, ancak kesin bilgi imkanımız varsa buna başvurmalıyız."
"Anladım." Zend hızlıca cevapladı Ranon'u ve ondan aldığı cesaretle adama doğru ilerlemeye başladı.
Adamın iyice yakınına girdiğinde, onun üzerindeki şekil verilmiş bir taş parçasını andıran siyah, çatlaklı şeyin göğüs bölgesindeki zincirlerin ulaşmadığı, açıkta kalan yere hemen göz attı Zend. Yuvarlak bir simge vardı orada, Zend'in daha önce karşılaşmadığı bir şey olduğu kesindi bu simgenin. Zend onu hiçbir şeye benzetememişti.
"Bu Venda'nın işareti." Ranon hemen konuşmaya başladı. "Bu adamı buraya Venda mühürlemiş."
Ranon'u dikkatle dinleyen Zend, önündeki adamın gözlerinin açılmasıyla bir anda korkarak geriye sıçradı ve arkaya doğru kısa bir mesafe ilerleyerek yere düştü. O düştükten hemen sonra, adam kafasını Zend'in düşmüş olduğu tarafa doğru, muazzam bir çaba harcadığını belirtecek şekilde titreyerek ve zorlanarak çevirdi, iki gözünü de sonuna kadar açarak Zend'e baktı. Zend bir anda iki tane simsiyah göz ile karşılaşınca bir dağın altında eziliyormuş gibi hissetti. O gözler sadece bakarak Zend'in üzerinde öyle baskı kurmayı başarmıştı, Zend o an oraya mühürlü olan adamla arasında müthiş bir güç ve irade farkı olduğunu anladı.
"Sen, kimsin?" Adamın oldukça derinlerden gelen yoğun ve gür sesi yankılandı odanın içinde, oda adamın sesi olmasa adeta ölüm sessizliğindeydi. Adamın kalın sesi, adeta bir yıldırım gibi düşmüştü tüm odaya; bir yıldırım gibi, bir anda kulakları sesle doldurmuştu.
"B-B-Be..." Adamın ani konuşmasıyla şaşkınlık komasına giren Zend, bir anda kendini hazırlayamadı ve ona cevap veremedi.
"Buraya girmeyi nasıl başardın?" Adamın sesinin derinlerden gelen sesi, artarak devam etti ve Zend'i yeterince korkutmaya yetti.
Sadece onun konuşması ve kendine bakması ile konuşamayacak duruma gelen Zend, o manyak adamla ilk karşılaşmasında hissettiği şeyleri bir daha hissediyor gibiydi. O günkü çaresizlik, korku, üzüntü... Bu duyguların hepsi o zaman oldukları kadar olmasalar da şu an Zend'in kalbinde mevcutlardı.
"Hızlı ol çocuk, fark edilmen an meselesidir." Adam sakin bir şekilde konuşmaya devam etti. Ama sadece sakince konuşmasına rağmen Zend hala son derece büyük bir baskı altındaydı.
"Ben Zend, efendim." Zend kendini zorlayarak konuşmayı başardı.
Adam Zend'e bakarak bir şeyler söylemek için ağzını hareket ettirdiğinde, Zend onu düzgünce duyamadı.
"Zend, acilen buradan çıkmalıyız!" Ranon hızlı bir şekilde konuştu, hemen ardından ekledi. Sanki adamın konuşmasını kendi sesiyle bastırmaya çalışıyordu. "Büyük bir enerji buraya doğru geliyor ve seni kesinlikle görmemeli! Seni buradan çekeceğim!" Ranon'un sesli bir şekilde söylediklerine, etrafı son derece dikkatli bir şekilde dinlemesine rağmen, Zend bir şey hissedememişti. Şu anda odaya ne yaklaşan, ne uzaklaşan bir şey yoktu etrafta.
Zend bir şey söylemeye fırsat bulamadan aniden vücuduna daha önceden saplanmış yüzlerce bıçak bir anda çekilmiş gibi bir acı hissetti, gözleri aniden kapandı ve bilincini yitirdi.
***
Zend'in gözleri aralandığında, vücudu gayet dinç bir haldeydi ve bu sefer gördüğü tavan, geçen sefer içine gömüldüğü duvara sahip olan mağaranınkiydi. Daha önce düzgündü, bir mağarada ne kadar düzgün bir duvar olabiliyorsa tabii... Girintiler ve çıkıntılar tavanın her yerinde vardı önceden, ama şimdi resmen çatlaklar içinde kalmıştı duvar. Oldukça garip bir görünüme sahipti, her an yıkılacakmış gibiydi. Üzerinde bir örtü vardı Zend'in, altında da çarşafa benzer bir şey seriliydi, belli ki ona bir yatak hazırlanmıştı, başının hemen altında oldukça yumuşak olan bir yastık da vardı. Hafifçe kendini yataktan çekti ve yastığa bir göz attı, hemen sonrasında yüzünü ekşitti, hızlıca kendini yataktan çıkardı.
Kendini oldukça iyi hisseden Zend hızlıca ayağa kalktı ve ona biraz önce yaşanmış gibi gelen, o garip odadaki olan şeyler hakkında düşüncelere dalmaya başladı. Şu aralar her türlü gariplik onu buluyordu. Sıkıntıları üstüne çekiyordu sanki, onlara karşı bir tür çekim gücü varmış gibiydi.
O odada yaşadığı şeyleri birkaç dakika kadar tekrar düşündükten sonra, daha fazla düşünmenin ona bir yarar getirmeyeceğinde karar kılarak kafasını yormayı bıraktı ve adamın ona en son söyleyeceği şeyleri merak etmeyi bırakmaya çalışarak, mağaradan dışarıya doğru ilerledi.
Gördüğü şey ile nutku tutuldu Zend'in.
Gözlerinin önünde, sanki kurumuş bir bataklık vardı! Zend hemen aşağıya atladı ve yerdeki toprağa ne olduğunu anlamaya çabaladı, Zend'in görüş alanındaki neredeyse her yer, tamamen yarıklarla doluydu ve sanki muazzam büyüklükte bir yaratık zıplamıştı burada. Bu kadar şaşırmasının bir sebebi, buranın eski halini biliyor olmasıydı. Burayı daha önce görmüştü, hatırlıyordu. Bu manzaranın eski haliyle yeni hali karşılaştırıldığında, neredeyse arada benzerlik bile yoktu.
Zend'in kafası o garip odada yaşadıklarıyla dolu olmaya devam ettiğinden dolayı, bu görünümü buraya veren kişinin kendisi olduğunu unutmuştu. Zaten yere yaptığı saldırıdan sonra direkt olarak bayıldığı için, bayılma anının biraz öncesinde neler yaşadığını da tam olarak hatırlayamamaktaydı.
Önceki seferde de olduğu gibi şimdi de, uyandıktan sonra gördüğü ilk insan Sanzirna'nın kendisi olmuştu. Sanzirna bir anda Zend'in sol tarafında belirmiş, orada dikiliyordu. Yine üzerinde onu son derece korkutucu ve ulaşılmaz gösteren siyah zırhı vardı, vücudu her zamanki gibi dimdikti ve yine başını eğmeden karşıya bakıyordu. Sanzirna aslında pek çok yönden hayran olunabilecek, örnek alınabilecek bir kadındı. Bu sefer ondaki tek fark, bir kirazı andırırcasına hafifçe kızarmış yanaklarıydı. Mahçup gibi görünüyordu.
Zend onu görür görmez, yaşadıklarını tam olarak hatırladı ve büyük bir utançla yerin dibine girdi.
Ne büyük rezillik!
Öyle konuştuktan sonra bir saldırı bile yapamadan geriye fırlatılıp duvara gömülmek, ancak büyük bir utanç kaynağı olabilirdi. Başka bir şey olması mümkün değildi.
Zend, o anları hatırlamasıyla birlikte kızarmaya başladığından kesinlikle emindi. Gözünü Sanzirna'dan ayırdı ve tekrar önüne bakarak konuşmaya başladı. ''Sanırım etrafa biraz fazla zarar vermişim... Keşke tüm Ki'mi tek saldırı için kullanıp tahribat gücünü artırmasaydım.'' Zend'in düşünceleri gerçekten de bunlardı; şu anda, bir şeyi sivri bir şekilde yapıp sonradan onu düşünerek pişman olma, üzülme aşamasındaydı.
''Bu sizin suçunuz değil.'' Sanzirna sesini sanki birinin duymasından korkuyormuşçasına alçalttı ve Zend'e seslendi. ''Sizi öyle öfkelendiren bendim... Benim yaptığım da Dealdor'un suçuydu. Resmen sizi tehdit etti, kızmakta ve saldırmakta son derece haklıydınız. O anlık bir kararla saldırınızı durdurdum ama sonra yaptığımın cüretini düşünerek öyle pişman oldum ki, Dealdor'u bizzat kendim dövmek istedim. Umarım bizi affetmişsinizdir.'' Sanzirna iyice sessizleşerek konuşmasına devam etti. Utanıp kızarmıştı kadın resmen, doğruları söylediği açıktı.
''Neyse, olan oldu. Önemi yok,'' Zend duyduğu utancı vücudundan atmaya çalışarak Sanzirna ile konuşmaya devam etti. O garip odada yaşadıkları resmen aklından silinmiş gitmişti. ''diğer ikisi nerede?''
''Onlar gitti. Ben size bakmak için burada kaldım ve uyandığınızda, isteğinizi gerçekleştirerek gidecektim.'' Sanzirna Zend'i cevapladı.
''Pekala.'' Zend küçük bir öksürükten sonra kendini toparladı ve konuştu. ''Sana gitme demek isterdim ama kendi başıma bir şeylerle başa çıkmalıyım. Kusura bakma.''
''Asıl siz kusura bakmayın!'' Sanzirna sesini yükseltti birazcık, genç kadının bunu isteyerek yapmadığı belli oluyordu. ''Olabilecek en kötü korumalarız. Size yardım etmemiz ve korumamız gerekirken bu kadar baygın kalmanıza sebep olduk. Üstelik canınızı sıkıp moralinizi de bozduk. Bunu nasıl yaptığımı aklım almıyor ancak bunun yaşanmasındaki büyük etkenlerden biri de benim. Tekrar özür dilerim.''
''Önemli değil dedim,'' Zend ciddileşerek, yine öne doğru iyice eğilmiş olan Sanzirna'nın yanına doğru ilerledi ve omuzlarından tutarak kaldırdı. ''zaten o an seni affetmemiş olsaydım o yumruk toprağa değil, sana gelmiş olurdu. Bu yüzden kendini suçlama, böyle küçük tartışmalar her zaman olabilir. Şimdi, ben tekrar bayıldıktan sonra kaç gün geçti, onu söyle sen bana.''
Sanzirna dudağını ısırdı ve yüzünü sanki ağlamak isteyen ama ağlamamak için kendini sıkan bir bebeğinkine benzer bir hale getirdi. Birkaç saniye içinde de yine saygıyla birlikte Zend'e cevap verdi. ''Yaklaşık bir haftadır.''
''Demek bir hafta...'' Zend kendi kendine mırıldandı. ''Sen ayrılabilirsin, Lazel'e saygılarımı ilet.'' dedi Sanzirna'ya, sonra da arkasını döndü. ''Benim yapacak bir sürü şeyim var. Ayrıca, bir dahakine, başımın altında Lazel'in isminin yanındaki bir kalp ile süslenmiş bir yastık ile uyumadığımdan emin ol.'' Sanzirna'ya takılarak devam etti. Göz ucuyla ona baktı, kadının tüm vücudunun kızardığından emindi. Tahmini doğru da çıktı, Sanzirna'nın tepeden tırnağa her şeyi kıpkırmızı olmuştu şu an.
''Ranon,'' diye mırıldanmaya devam etti Zend. ''Sonunda, Siyah Gökyüzü'nü kullanacağım.''
***
1912
Magnec