Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

100. Bölüm Yemek

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Adam Emma'yı duyunca, daha önce kampta görmediği iki kişiye baktı. O, bu kamptaki herkesi tanıyordu. Daha önce o ikisini görmemişti, bu da onların daha önce kampta olmadıklarını gösteriyordu. Onlara biraz daha baktıktan sonra, sarışın adamın kim olduğunu anladı. O adam,  Pounz Krallığı'nın en güçlü insanlarının arasında olan biriydi. Bu büyülü yaratıkları pek zorlanmadan öldürebilmesi pek abartı olmazdı. Ona tam seslenecekti ki, Emma ona bir kere daha seslendi.

Radien'in, Emma'nın biraz önce yeni kardeş diye bahsettiği kişiyi Zend'in ustası olarak düşüneceğini fark etti Emma. Çünkü adam direkt olarak Hollis'e bakmıştı. O zaten biraz önce Zend'e saygısızlık olarak görülebilecek şeyler söylemişti, Emma onun bir hata daha yapmasına izin veremezdi. Hemen ona tekrar seslendi. "Radien, onların ikisi de yeni kardeşimiz, ve Lord Hollis'in de o büyülü yaratıkları öldürebileceğine şüphe yok, ama bu sefer onları öldüren kişi yeni kardeşimiz, Kardeş Zend idi. Biraz önce çakalın zehri için uyardığın kişi. "

Gri ve beyaz arasında kalmış saçlara sahip olan adam, Radien, Emma'nın söylediklerini duymasıyla birlikte bakışlarını hemen ilk kez gördüğü, büyük ihtimal ile kampa yeni katılmış olan küçük çocuğa doğru kaydırdı. Şaşkınlık dolu bir şekilde büyülü yaratıkları tekrar tekrar saymaya başladı.

Kampa Emma, Lenia ve Yanke ile birlikte gelen grupta, tam altı tane büyülü yaratık cesedi vardı. Onlardan üç tanesinin seviyesinin yüksek olduğu belli oluyordu. Bunları, Radien onuncu seviye bir savaşçı olmasına rağmen tek başına, üstelik tek darbeyle öldüremezdi. Onları, yani büyülü yaratıkları kesinlikle öldürüp yenebilirdi, ama onları tek darbede öldürmek, Radien'i fazlasıyla aşan bir şeydi. Radien büyülü yaratıkların sayısından ve onların gerçek olduğundan kesin olarak emin olduktan sonra, yeni gelmiş olan küçük çocuk ile konuşmaya başladı. "Küçük kardeş, sen kaç yaşındasın?" Radien'in üzerindeki şaşkınlık hala geçmemişti. O, şaşkınlığını belli etmemeye çalışarak konuşmuştu, ama pek bir işe yaradığı söylenemezdi. Zend onun yüz ifadesinden ve davranışlarından, onun ne düşündüğünü kolayca kestirebildi. O, basitçe Zend'in bu büyülü yaratıkları öldürdüğüne inanamamıştı.

"On yaşındayım." Zend kısaca cevap verdi. Büyük ihtimal ile biraz sonra adam iyice şaşkına dönecekti, Zend bunu beklemeye başladı. Bundan neredeyse emindi, çünkü on yaşında bu büyülü yaratıkları öldürmenin pek kolay olmadığını ve herkesin yapabileceği bir şey olmadığını kendisi de biliyordu.

Radien, Zend'in tahminini boşa çıkarmadı. "Kardeş Zend, sen kaçıncı seviye bir savaşçısın?" ancak hala şaşkınlığını gizlemeye çalıştığı belli oluyordu. Zend onun burada yetkili biri olduğunu ve diğerleri tarafından örnek olarak görüldüğünü, bu yüzden büyük bir şekilde şaşırmasının kendini küçük düşürebileceğini düşündü.

"Altıncı seviye bir savaşçıyım." Zend onu kırmamak için, aç olduğu halde onun sorularını cevaplamaya devam etti.

"Altıncı seviye mi? Sen altıncı seviyeyken bu büyülü yaratıkların tamamını nasıl öldürdün? Onları tek darbede nasıl öldürebilmiş olabilirsin? Bu nasıl mümkün olmuş olabilir? Sen hangi ailedensin?" adam Zend'i sorulara boğmaya başlamışken, Emma araya girdi.

"Hey, Radien, Zend zaten bizim sorularımızı cevapladı, eminim bir de sana özel soru cevaplamak istemiyordur. Sana daha sonra ben cevap veririm, şimdi yemek yiyelim, hepimiz acıktık." Emma Zend'in canının sıkılmasını istemediği için Radien'i durdurdu.

Zend, tam hayata küsecekken Emma'nın söylediklerini duydu ve içinde ona karşı bir minnet seli oluştu. Emma'ya baktı ve diğerlerinin fark etmeyeceği şekilde ona küçük bir gülümseme yolladı. Bu soruları cevaplasaydı, büyük ihtimalle daha fazla soruyu cevaplaması gerekecek ve soruların içinde boğulacaktı. Emma o adamı susturarak Zend'i bu durumdan kurtarmıştı. Zend zaten o adamın sorduğu ikinci soruyu bile, o kırılmasın diye cevaplamıştı. Bu kadar soruya cevap verecek kadar sabrı olmadığı kesindi.

"A-Ah... Doğru, Leydi Emma haklı. Öyleyse yemeğe geçelim, on dakika içinde hazırlıklarımız tamamlanır ve yemeğe başlayabiliriz, buyrun geçin, soframızda her zaman yeni dostlarımız için yer var." Radien biraz garip duygular yaşayarak kaybettiği saygısını tekrar takındı ve bir beyefendi gibi hafifçe geri çekildi, kollarını yan tarafına doğru çevirdi, konuştu.

Emma Zend'in, ona bakıp hafifçe gülümsemesinden, onun biraz önce Radien'in sorduğu soruları cevaplamak istemediğini, Emma onu bu durumdan kurtardığı için ona minnet duyduğunu anladı. İçi mutlulukla doldu, Zend ona doğru yakınlık belirten bir şey yollamıştı, bu da ona ilgi duyan ve onu merak eden Emma için önemliydi. Emma tatmin bir ifade ile önüne döndü ve yüzünde oluşan, sağ yanağındaki gamzeyi harekete geçiren küçük gülümsemeyi fark etmeden kahvaltı alanına doğru ilerlemeye başladı.

Emma harekete geçince, Zend de doğal olarak onu takip etti ve birkaç dakika içinde koskocaman, yuvarlak bir alanı gördü. Kampın içlerinde büyük bir alan boştu, daha doğrusu, çadırlar açısından boştu. Yiyecekler açısından bakılırsa, oldukça dolu sayılırdı. Beyaz bir örtü ile yuvarlak bir şekil oluşturulmuştu ve orada bulunan insanlar sürekli bu yuvarlağın etrafında koşuşturuyordu. Birçok tabak ellerde taşınmaktaydı, yuvarlağın iç kısmında ateşler yanmaktaydı ve onların üzerinde pişen etlerin kokusu tüm alanı sarmaktaydı. Zend'in karnı, acıktığını belli etmeden edemedi. Kokuları bizzat almış gibi hemen guruldamaya başladı, vakit öğlene yaklaşmıştı ve Zend en son yemeğini dün akşam yemişti. Karnı, aslında acıkmakta haklıydı. Zend küçük bir utanç dalgasıyla birlikte istemsizce elini karnına götürdü, açlığını unutmaya çalıştı. Yeni girdiği bir yerde, yemeğe atlamak ya da yemek yiyeceğini bildiği halde acıktığını söylemek kabalık olurdu, bu yüzden öncelikle Emma'nın gidip oturmasını ve ona oturacağı yeri göstermesini beklemeye başladı. Gerçekten acıkmıştı.

Emma etin son derece güzel ve iştah açıcı olan kokusunu içine çekti. Etlerin sesini neredeyse duyuyordu. Etler Emma'ya, "Derhal gel ve bizi ye!" diye bağırıyordu. Emma biraz bekleyip yuvarlağın etrafındaki izlemeye başlamışken Zend'in karnından gelen sesleri duydu. Hafifçe güldü ama kabalık olmaması için bunu belli etmedi, herkesin yemeğe başlamak istediği belliydi ve bu yüzden oturacakları yere doğru ilerlemeye başladı. Kısaca konuştu. "Hadi, gidip oturalım."

Zend sonunda beklediği kısmın geldiğini belli eden bir konuşma duydu ve hevesli bir şekilde Emma'yı takip etmeye başladı. Aklında etleri nasıl yiyeceği vardı. Neredeyse ağzının suyu akıyordu, iki tane Tanrı Tekniği kullanmak onu acıktırmış olmalıydı. Öyle acıkmıştı ki, yüzünün nasıl göründüğüne dikkat etmiyordu bile.

Emma bu alandaki dostlarına bakarken, gözü Zend'e kaydı. Çocuğun yüzünde öyle aç bir ifade vardı ki, her an birinin üstüne atlayıp onu yiyebilirmiş gibiydi. Emma hafifçe kıkırdadı. "Zend, oldukça acıkmış gibisin. Haha." Emma konuştuktan sonra bir an duraksadı ve aklına önemli bir şey gelmişcesine bir ifade takındı. "Bu arada sana Zend diye seslenmem bir sorun oluşturur mu? Grubumuzdaki kişilere karşı samimi olmayı severim de."

Zend biraz utansa da hemen yüz ifadesini toparladı ve konuşmaya başladı. "Sorun olmaz, bana Zend diye seslenebilirsin."

"O halde sen de bana Emma diye seslenebilirsin. Grubumuzdaki insanlarla samimi olmayı sevdiğimi söylemiştim, değil mi?" Emma da gülümseyerek Zend ile tekrar konuştu.

Zend sadece ona gülümsemekle yetindi. Zaten birkaç saniye sonra Emma yemek yiyecekleri yere oturdu ve Zend de onu takip ederek onun sağ tarafına oturdu, onun yanına da ustası oturdu. Emma'nın sol tarafına da onun kardeşleri oturmuştu.
Kahvaltıda et yemeye alışmıştı Zend. Chibui Dağı'nda çok çeşitli yemekler bulunmuyordu, genellikle pek seçenekleri yoktu. Yemek başladı ve Zend normal bir şekilde yemeye başladı. Görgü kurallarına uymaya özen gösteriyordu, çünkü insanlar bu kurallara uymayan insanlara kötü bir şekilde tepki gösteriyorlardı. Zend de kimsenin aklında kötü bir şey bırakmak istemiyordu. Bu yüzden kimseyi iğrendirmemeye çalışarak yemek yiyordu.

Yemek biraz ilerlediği sırada, yuvarlak alanda bir ses yankılandı.

"Leydi Emma, o adamın çok güçlü olduğunu ve onur konuğu olarak karşılanması gerektiğini biliyorum, ama o çocuk neden onur konuğu kısmında oturma şerefine sahip? Bizim aramıza oturup bizimle tanışması gerekmez mi? Onur konuğu yerinde otursa bile.... O neden sizin yanınızda oturuyor?"

***

1201