Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

101. Bölüm Yemek (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zend konuşan kişiyi gördüğü zaman gerçekten şaşırdı. Çünkü böyle bir cümleyi kurmaya cesaret etmiş olan kişinin, en azından burada yetki sahibi olan büyük ve sözü geçen, eğitimli biri olacağını düşünmüştü. Ama konuşan kişiye baktığında, onun sadece br çocuk olduğunu gördü. Henüz on ikili yaşlarda gibi görünmesine neden olan bir yüzü varken, vücudu onu daha büyük gösteriyordu. Onun, çocukluğundan beri deli gibi çalıştığını hemen anladı Zend. Onun vücudu, gelişmekte olan bir savaşçının vücuduydu.

Zend ona iki saniye kadar battıktan sonra yemeğine devam etti. Ona cevap vermek ya da vermemek, Zend'in görevi değildi.

Zend'in ona umursamaz bir şekilde bakıp, hiçbir şey olmamış gibi tekrar yemeğine devam ettiğini gören çocuk sinirle kendini tekrarladı. Kendisi sinirli olsa da, konuşması öyle değildi. Onun, sinirine hakim olmayı başarabilen biri olduğunu düşündü Zend. "Leydi Emma, beni duymadınız mı?"

Emma hafif bir öfkeyle çocuğun gözlerine baktı. Bugün onların neyi vardı? Bilerek mi Emma'yı gıcık etmeye çalışıyorlardı? Onlar biraz daha böyle devam ederse Emma'nın planları suya düşecekti. Hollis'in ve Zend'in burayı sevmeleri gerekiyordu, ama sanki gruptaki diğer insanlar bunu istemiyordu. Öfkesini dizginledi ve az da olsa sinirlendiğini belli eden küçük bir nefes verdi, konuşmaya başladı.

"Zend ve Kardeş Hollis onur konuklarımız. İkisi de. Bu yüzden yanımızda oturuyorlar. Benim yanımda neden oturduğuysa, seni ilgilendiren ya da senin karışabileceğin bir şey değil." Emma öfkesini dizginlemiş de olsa, içinde hâlâ devam eden, üstü kapatılmış bir öfke topluluğu vardı. Doğal olarak nazik bir şekilde ona cevap veremedi.

Her zaman nazik biri olan Emma'nın ona sert bir şekilde cevap verdiğini gören çocuk iyice öfkelendi. Sadece Zend'in neden orada oturduğunu sormuştu ama aldığı tepki onu aşağılamıştı. Üstelik şu an tüm kampın içindeydi, eğer düzgün bir cevap vermezse rezil olacaktı! Daha da kötüsü, onu rezil eden kişi, her zaman hayranlık duyduğu nazik, tatlı ve sevecen olan, onun idolü olan Emma olacaktı! Böyle bir şeyin olmaması için kafasının içinde en mantıklı olarak gördüğü düşünceyi dile getirmek üzereydi, ama o anda aklına mükemmel bir fikir geldi. Bu durumdan neden yararlanmıyodu? "O halde ben de sizin yanınızda oturacağım!" Konuştuktan sonra kendi tepsisini aldı, hızlı ve kararlı adımlarla Emma'nın yanına doğru hızlıca yürüdü ve oraya oturdu.

Emma onun bu hareketiyle ona daha da gıcık oldu. Normal bir durumda ona hoşgörü gösterip, yanında oturmasına izin verebilirdi, ama şimdi böyle bir şeye izin vermesi Zend'i rahatsız edebilirdi. Üstelik bunu istemiyordu, bu çocuğu tanıyordu Emma, bu çocuk her fırsatta Emma ile konuşmaya çalışan ve Emma'nın ona ilgi göstermesini isteyen, Emma'nın ailesinden olmayan ama tıpkı Zend gibi bir büyüğüyle birlikte gruplarına katılan biriydi.  Emma onun kendini beğenmişliğinden ve yalakalıklarından hiç hoşlanmıyordu, ama nazik ruhundan dolayı bunu ona söylemesi mümkün olmamıştı. Soylu biri olduğu için Emma'nın grubundaki diğer insanları alçak görüyordu, Emma ilk günden beri onun hareketlerinden hoşlanmamıştı. Öfkesini daha çok belli etmesi gerektiğini hissetti ve öfkeyle çıkıştı. "Haddini bil! Seni kimse buraya çağırmadı. Benim ailemin kampında dilediğin gibi hareket edemezsin!" Şu an yemekteki herkes sessizleşmişti, tabakla çarpışan kaşık sesleri durmuştu ve herkes ciddi bir şekilde olanları izliyordu.

"Madem öyle, neden o buraya çağrıldı?! Onun ne özelliği var?!" çocuk yine hiçbir şey anlamamış, inatçı bir şekilde konuşmaya devam etti.

"Onun neden çağrıldığından sanane?!" Emma artık hiddetlenmişti ve istemsizce sesini yükseltti. "Biraz daha devam edersen seni kamptan uzaklaştırırım!"

"Bunu hiçbirimiz istemeyiz."

Zend yine başka birinin daha konuşmasını duydu. "Sanırım bunlardan kurtuluş yok." sıkılmış bir şekilde söyledi kendi kendine. 

Emma bu sefer konuşan kişiye baktığında, biraz önce ona zorluk çıkartan çocuğun ağabeyinin konuştuğunu anladı. Bunları neden gruba almışlardı ki? Lanet olası Radien, gelen geçeni gruba alıyordu. "Ağabey ve kardeş olarak burnunuzu her işe sokmayı bırakmalısınız!" dedi Emma. Şu anda her şey kötü gidiyordu.

"Leydi Emma, lütfen kardeşimin kusuruna bakmayın," uzun boylu ve yapılı biri olan büyük kardeş konuşmaya başladı. Kardeşine göre büyüktü, ama çok da büyük değildi. En fazla on sekiz yaşlarındaydı. Saygılı bir şekilde konuşmaya devam etti. "Biz, Tigrund Ailesi'nin grubuna girme şerefine eriştiğimiz için gururluyuz, ancak sizin de bildiğiniz gibi, bu şerefe erişmemizin tek nedeni, en azından Tigrund Ailesi kadar soylu olan ailemiz Fozre Ailesi'nin bu yıl Chibui Dağı'nda bir grup açmamış olması. Sizin, kardeşimi gruptan uzaklaştırmakla tehdit ettiğinize inanamıyorum, bu beni çok kırdı." Çocuğun ağabeyi onun yanına doğru yaklaştı ve elini onun omzuna attı. "Kardeşim, sanırım Kardeş Zend'i kıskanmış. O henüz çok toy, bunun yüzünden de isteklerini nasıl dile getirmesi gerektiğini bilmiyor. O, sizden izin almadan sizin yanınıza oturmaya çalıştı! Bunu ona hiç yakıştıramadım. Bu akşam ona güzel bir ders vereceğim. Onun için özür dileyerek, onun adına konuşmak istiyorum. Yanınıza oturması için kardeşime izin vermemeniz son derece normal, sonuçta şu an zaten yanınızda ailenizden olmayan biri oturuyor. Ne yazık ki kardeşim de oraya oturmak istiyor. Benim geldiğim yerde, böyle durumları onurlu bir şekilde hallederiz. Eğer biri bir şeye sahipse ve bir başkası da onun sahip olduğu şeye sahip olmak istiyorsa, bunu almak için sonuna kadar savaşır. Bunu atalarımız gibi halledebiliriz. Kardeşim ve Kardeş Zend, küçük yaşta olabilirler, ama son derece eminim ki ikisi de son derece şerefli savaşçılar. Ödülü yanınızda oturmak olan küçük bir düello yapmanın en doğrusu olduğunu düşünüyorum. Tabii ki Kardeş Zend sizin arkanıza saklanması da yeğleyebilir, o zaman tek yapabileceğimiz sizin kararınıza saygı duyup ona uymak olur."

"Bu ne cüret!" Emma öfkeyle kükredi. "Sen, benim onur konuğum olan Zend'e korkak mı demek istiyorsun?!" Emma saygıyı ve nezaket kurallarını bir kenara bırakmak zorunda kalmıştı. Şu anda Fozre Ailesi'nin iki çocuğunu kovacak kadar sinirliydi.

"Kesinlikle öyle bir şey söylemek istemedim," Fozre Ailesi'nin uzun boylu çocuğu rahat bir şekilde konuşmaya devam etti. "demek istediğim şey, sadece-"

"Demek istediğin şey, kısaca buraya oturmaya lâyık olan kişinin güçlü olan kişi olduğu, doğru mu?" Zend biraz önce resmen herkesin ortasında aşağılanmıştı ve müdahele etmeden duramazdı, dışarıdan sakin görünse de, biraz önce o çocuğun söyledikleri onu da sinirlendirmişti ve içinde oldukça öfkeliydi. Gücü ve sabrı, bir gün içinde fazlasıyla sınanmıştı.

"Kesinlikle." uzun boylu çocuk kısaca cevap verdi. "Kısaca bu."

"O halde, bu düşünceye göre şöyle düşünelim. Birisi, başka birinin yaşadığı her saniyenin, kendi hayatından çalındığını düşünürse ne olacak?" Zend ayağa kalktı. "Böyle bir durumda, kendi hayatının çalınmaması için başka birinin yaşamaması gerektiğini düşünmez mi? Eğer böyle düşünürse, onu öldürmesi gerekmez mi? Haksız mıyım?"

Uzun boylu çocuk, birkaç saniye bekleyip Zend'e cevap verdi. "Eğer böyle düşünürsen, sanırım dediğin gibi olur."

"Ben senin biraz önce söylediklerini çok mantıklı buldum. Ancak öyleyse çok kötü." Zend Kral Modu'nu ve Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirdi. Rüzgar Tanrısının Nefesi ile uzun boylu çocuğun önüne bir yol çizdi. "Dediğim gibi, öyleyse çok kötü. Neden bilmiyorum, ama ben senin yaşadığın zamanların benim hayatımdan alındığını düşünmeye başladım." Zend biraz önce sert eti kesmekte kullandığı bıçağı ile birlikte, Rüzgar Tanrısının Nefesi ile çizdiği iki uzun sütunun üstüne çıktı. Birkaç saniye sonra ise, elleri artık kıpkırmızıydı.

***

1100