Teşekkürler.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
372. Bölüm aaaa
''Oh, gerçekten de seninle birlikte antrenman yapabilecek miyim?''
''Elbette, neden olmasın? Eğer kral sana benim güvenliğini sağlama görevini vermişse, ben antrenman yaparken boş boş beklemen gerekecek demektir. Buna gerek yok, sen de güçlenmeye devam etmesi gereken bir savaşçısın, hiç kimse yeterli güce ulaşmış değildir, her zaman çalışmaya devam etmen gerekir. Bunu sana Tou anlatmıştır herhalde, bir savaşçının temel ilkesi devamlı olarak güçlenmektir. Seni de bundan mahrum edemem, bu şekil yakın koruma görevlerinden birisini yapıyorsun diye geride kalman adil olmaz, bu da beraber çalışabileceğimizi gösteriyor.'' Zend Yua'nın sorusunu cevapladı güzelce. ''Tabii, ben genellikle bir kere çalışmaya başladığım zaman saatlerce, hatta belki de günlerce bunu bırakmam. Eğer ayak uydurabilirsen sen de devam edersin, yapamazsan da sorun değil; mola verebilir, dinlenebilirsin.''
''Teşekkürler,'' Yua gülümseyerek teşekkür etti. ''ben de böyle bir görevi yaparken biraz geride kalabileceğimi düşünerek endişelenmiştim, bunu düşündüğün için minnettarım...''
''Rica ederim, ne demek. Hehehehe...'' Zend de gülerek yanıtladı. Daha sonra da Avcı Bıçağı'nın binasına doğru ilerlemişti, Hollis geri dönmüş müydü acaba? Eğer bir sorun olursa onu takip edecekti çünkü, ustasının yenilip de bir tehlikenin içine girmesine tahammül edemezdi. Hollis, dünya üzerinde Zend'in gerçekten de çok değer verdiği nadir kişilerden bir tanesiydi ve eğer ki bir şekilde hayatını kaybederse, Zend de kendisini kaybederdi. Dünyadan soyutlaşır, ustasının yokluğunu kabullenemezdi... Hollis artık çok bir şey öğretemezdi ona, zaten Zend'i Chibui'de yalnız bırakıp gitmesinin nedeni de buydu, onun, kendi başına teknikleri öğrenerek ilerleyip gelişmesini söylemiş, daha sonra da ayrılmıştı yanından. O zaman anlamıştı, Zend'i daha fazla ilerletemeyeceğini. Ona her şeyin temelini öğretmişti, bunları geliştirmesi gereken de onun ta kendisiydi, Hollis kendi üzerine düşeni yapmıştı. Ek olarak, zaten kendisi de genç bir savaşçıydı hâlâ. Genç yaşlardaydı ve ondan, Zend'e başka şeyleri de öğretmesi beklenemezdi.
Bu merakını gidermek için, hızlı bir şekilde içeri girmişti Zend. Gri Engerek'i aramıştı gözleri, göremeyince, deneyimli olduğunu düşündüğü ilk kişiye sordu, gözüne ilişmiş olan. O kişi de, Zend'e birkaç saniye boyunca şaşkın bir şekilde bakmasının ardından bir şekilde Gri Engerek'in odasını tarif ederek yukarıyı işaret etmişti.
Zend de kısaca teşekkür etti ve yukarıya doğru ilerledi.
Kapıyı tıklatmasının ardından da içeri girmişti. ''Gri Engerek, ustamın gittiğini söylemiştin, geri döndü mü?'' diyerek direkt olarak konuya girdi.
Gri Engerek, Zend'in odaya girdiğini görünce güldü yavaşça. Bu soruyu bekliyormuş gibi görünüyordu o da. ''Hayır, henüz gelmedi. Zaten aradığı kişi de öyle kolay bulunacak birisi değil, bu konuda endişe etmene gerek yok, bulması biraz zaman alır ancak Hollis, Pounz'da parmakla gösterilebilecek kadar güçlü birisi aslında. Daha önce yetmiş ikinci sıraya geçmesinin nedeni, saldırılarla uğraşmak istememesiydi, Hollis senden önce çok üşengeç birisiydi aslında. Hayattan zevk almaya bakıyordu, geleceğe yönelik adımları yoktu, çünkü öleceğini düşünüyordu, Venda'dan dolayı, senin de iyice bildiğin üzere... Yani söyleyeceğim o ki, Hollis, Siyahlar'ın içerisinde ilk ona, hatta ilk beşe girmeyi başarabilecek birisi, kolay kolay hayatını kaybetmeyecektir. Ona hayatını tekrar kazandırmandan sonra, ona değer vermeye başladı, kendisini direkt olarak riske atacak birisi olmaktan çıktı artık Hollis, endişelenmene gerek yok...''
''Anlıyorum...'' dedi Zend hızlıca, kafasını sallamıştı. ''Heh... Öyleyse güzel, teşekkürler Büyük Maızk.'' dedi Zend. ''Bu arada, Fungyuo'ya bir ziyarete gitsem diyorum, ne dersin? Fungyuo Kralı bana daha önce oğlu olduğumu söylemişti, yani onun yanına gidecek olsam, bana bu şekilde davranmaktan başka bir çıkar yolu olmayacak. Beni artık öldürmeyi deneyemez, ben bir şey yapmadığım sürece. Çünkü ben bir Kraliyet Askeri oldum, anlaşıldığı üzere de Fungyuo, Pounz ile iyi ilişkilere sahip olmayı hedefliyor ya da zaten sahip, yani bu oldukça ciddi bir durum olsa da, beni öylece öldürmeyi deneyemez.'' diyerek devam etti, aklında zaten olan bir planı, biraz erkene almak istemişti şimdi. Fungyuo'yu zaten görmek istiyordu, ileride öldürmeyi düşündüğü bir kralın ülkesini nasıl olurdu da ayrıntılarıyla öğrenmezdi? Rakibi tanımak, onu yenmenin ilk ve en büyük adımıydı.
Ayrıca bunları Yua'nın yanında söylemesinde bir sorun olduğunu düşünmüyordu, çünkü Tou sayesinde o Zend'in biraz önce söylediklerini zaten biliyor olmalıydı. Zend'in Fungyuo Kralı'nın oğlu olduğunu uzun zaman önce öğrenmişti muhtemelen, hatta bunu Zend'e söyleyip söylememe konusunda kendi kendine şüpheye düştüğü bile oluyordu, Zend'in tahminine göre. Zend'in bunu bildiğini duyduğu zaman dudaklarını biraz oynatmasının da nedeni bu olmalıydı.
''Evet, bence de fena olmaz.'' Gri Engerek, önündeki, şu ana kadar okumaya devam ettiği kitabından başını kaldırdı ve onun kapağını kapattı, Zend'e rahat bir şekilde bakabileceği bir şekilde kaldırmıştı kafasını. Zend ona daha önce Fungyuo Kralı'nı öldürmek istediğini anlatmıştı tabii, ancak bunu burada söylemiyordu, odanın içinde Yua da vardı çünkü... Zend'in, babasını öldürmek istediğini bilmiyor olmalıydı. Bunu öğrenirse de, işler iyi yürümeyebilirdi... ''Onu tanıman gerekiyor, değil mi?'' diye sordu, elindeki kalemi çenesine dayamıştı, sağ kaşını birazcık yukarı doğru kaldırmasının ardından. Sözlerindeki manayı Zend anlamıştı, Yua da anlamıştı tabii; ancak onun anladığı, Gri Engerek'in gerçekte ifade ettiği şey değildi. Babası olduğu için onu tanıması gerektiğini söylemişti, Yua böyle düşünüyordu şu anda, ama aslında gerçek çok farklıydı...
''Tabii, onu çok iyi tanımam gerekiyor.'' Zend gülerek cevap verdi. ''Ciddi anlamda, çok iyi tanımam gerekiyor hem de...'' diyerek devam etti...
Yua'ya acımıştı aynı zamanda da. Çünkü Zend'in neyi ifade ettiği ile ilgili herhangi bir fikri yoktu...
''Yua, birkaç dakikalığına bize izin verir misin?''
Zend'in ciddi sesi, Yua'nın irkilmesine neden olmuştu ilk olarak, bu soru hiç hoşuna gitmese de, mecburen kabul etmişti. Zend'in bu isteğini reddedemeyeceğini biliyordu, onun gözlerinden anlamıştı bunu. Bu aslında bir istek değil, emirdi. Ancak Zend bunu nazik bir dille aktarmak istemiş olmalıydı, Yua da daha fazla uzatmaya gerek duymadan kabul etti, dışarı çıktı. Avcı Bıçağı'ndaki odalar çeşitli büyülerle korunmaktaydı, yani dışarıdan içeride olan biteni duyması gibi bir ihtimal yoktu şu anda. Zend'in neden onun dışarı çıkmasını istediğini bilmiyordu, ama bunun hoşuna gittiği söylenemezdi... Kendisinden bir şeyin gizlenmesini istemesinin asıl nedeni belliydi, Kral Dustin'in bilmemesi gereken bir şeyleri söyleyecekti o biraz sonra, Gri Engerek'e, bu açıkça ortadaydı...
Düşündüğü de doğruydu tabii.
''Gri Engerek, sana sormak istediğim bir şey var.'' dedi Zend, gözlerindeki ciddi bakışlar da yaşlı adamın oturduğu yerde hafifçe kıpırdanmasına neden olmuştu. ''Maddle'nin öldüğü turnuvayı hatırlıyorsun değil mi?''
''Evet, hatırlıyorum. Ne oldu?''
''Oraya gelen büyülü yaratıkların kaynağını hâlâ net bir şekilde öğrenemedim, üstü direkt kapatıldı. Bunu öğrenmem gerekiyor. Ne yapabilirim?'' Direkt olarak konuya giren Zend, sabit bir şekilde Gri Engerek'e bakmaya devam ediyordu.
''Öğrenmenin pek bir yolu yok, çünkü bunu ben bile öğrenemedim, yani söylentiler var ancak hiçbirisi net değil. Ne yazık ki, bu konuda yapabileceğin bir şey yok Zend, senin bunu soracağını tahmin ederek, zaten sen Chibui'ye gitmeden önce bunu öğrenmeye çalışmıştım. Ama aldığım tek cevap, krallığın kafeslerinden birisinin bozulup, büyülü yaratıkların dışarı çıkmayı başardığıydı. Suçu büyüye attılar, büyüyü yapan kişi de Sarı Cennet Krallığı'nda bir düellonun sonucunda hayatını kaybetmişti, bu yüzden olayın direkt olarak üstü kapatıldı. Ancak daha da derine inecek olursak bu cevabın eksik olduğunu görüyoruz, iki Kutsal Seviye büyülü yaratığın, aynı büyücünün yaptığı büyülerle korunan iki ayrı kafeste olması neredeyse hiç görülmeyecek bir şey. Kutsal Seviye büyülü yaratıklar çok nadir oluyor, bu yüzden her biri, başka büyücüler tarafından yapılmış olan büyülerle tutulur. Bu büyücüler de çok seçkin olmak zorundadır, öyle herkese yaptırılmaz bu tip şeyler. İki tane Kutsal Seviye'nin birden serbest kaldığı, tarihte bile neredeyse hiçbir yerde görülmemiş bir şey yani. Kaldı ki, tek Kutsal Seviye'nin dahi kafesinden kaçmayı başarması çok nadirdir. Yani onların bilinçli olarak oraya yollandığını söyleyebilirim, ancak kimin tarafından yapıldığını anlamak mümkün değil. Abnea Ailesi'nin herhangi bir düşmanı tarafından yaptırılmış olabilir, Maddle Abnea'nın orada öldürülmesi rastlantı sonucu olan bir şey olmamalı bence... Ancak, bunun farklı kişiler tarafından yapılmış olması da mümkün. Sonuçta sen de oradaydın, Renyia da, Yua da... Yani şüpheli listesi çok fazla. Orada pek çok soylu vardı.'' Gri Engerek de sakin bir şekilde cevap vermişti, ellerini kafasının önünde birleştirerek masasının üzerine dirseklerini koymasının ardından. ''Üzgünüm, elimizden bir şey gelmez.''
''Oh, anlıyorum.'' Zend kısaca cevap verdi. ''Öyleyse yazık oldu, başka yollara başvurmam gerekecek...'' dedi, teşekkür ederek arkasını döndü.
''Ne yapmayı düşünüyorsun, genç adam?'' Gri Engerek, arkasını dönüp kararlı bir şekilde uzaklaşan Zend'e bakmıştı meraklı bir şekilde. Zend'in böyle bir kararlılıkla hareket etmesi pek sık görülen bir durum değildi, o gün ile fazlasıyla ilgili olduğunu görüyordu onun, Maddle'nin ölümünün onun üzerinde ne kadar büyük bir etki yarattığını anlamak pek zor değildi.
Zend, kafasını yavaşça arkaya çevirdi, gözlerinin ucuyla Maızk'a baktı, aynı zamanda sessizce de, tatmin olmuş bir şekilde konuşmuştu. ''Bilmem, belki de o günün suçlusunu yakından görmek için bir şeyler yaparım...''
***
İki gün sonra.
''Babanla iyi ilişkilere sahip olmak istiyorsun, değil mi Zend?'' Yua Zend'e bakmış, içinde oldukları at arabasının sol taraftaki camından gelen güneş ışığını biraz engellemek için perdeyi çekmişti. Zend iki gün boyunca Beyaz Taç'taki arkadaşları ile vakit geçirmiş, daha sonra da Fungyuo'ya doğru ilerlemek üzere yola çıkmıştı, Yua da onunla birlikteydi elbette. Şu anlık amacı, Fungyuo'da neler olduğunu görmekti. Ancak aynı zamanda aklında farklı fikirler de vardı.
''Tabii canım,'' Zend bir tilki gülüşüyle cevap verdi. ''sonuçta o benim babam, onunla iyi ilişkilere sahip olmak benim için çok önemli.''
''Evet, tahmin edebiliyorum nedenini...'' Kafasını salladı genç kız. Zend'e sempati duyuyordu şu anda, ''Onunla çok uzun zamandır ayrıydı sonuçta, nedenini ustam bana söylemedi ancak, sen sokakta büyümek zorunda kaldın. Yani doğal olarak aile hasreti çekiyorsun, çok uzun zaman boyunca onlardan ayrı kaldın, bir aileye bile sahip değildin... Bir kralın çocuğu olup da sokakta büyümek, gerçekten de büyük bir ironi taşıyor. Çok üzücü olsa da, elimizden gelen bir şey yoktu.'' diyerek devam etti, Zend'e bakarak gözlerini birkaç kere kırpıştırmıştı. Zend'in böyle zorlukların içerisinde büyüdüğünü hatırladıkça onun için üzülüyordu, genç adam, yıllarca sokakta türlü türlü zorluklarla dolu bir hayatta yaşamıştı o, bunların içerisinde Yua olsaydı, belki de şu an olduğu yerin yarısına kadar bile yükselmesi mümkün olmayacaktı. Ancak Zend, bu zorluklarla mücadele ederek çalışmasına rağmen, Yua'yı katlayarak güçlenmişti. Bu da Yua'nın ona iyice hayran olmasını sağlayan şeydi zaten...
''Evet, öyleydi. Sokakta geçen zamanlar epey zordu, defalarca kez güçlü birisi olmak istedim, hayaller kurup durdum... Yürüyebildiğim zamandan itibaren para kazanmak zorundaydım, dilenmek hiç de kolay değildi. Ancak sonuçta onları atlatmayı başardım bir şekilde... Aynı zamanda, elbette bunun eksikliğini hissetmekteyim. Ailesinin olmaması insandan büyük şeyleri koparıyor, üstelik bir de sokağa atılırsan, bu sana daha da çok zarar veriyor, ama zamanla alışıyorsun da. Örneğin, ben Fungyuo'ya bir aile kazanmak için gitmiyorum, bir aile kazanmam da zaten artık imkansız bir hale geldi, ben ailem olmadan büyüdüm ve bu şekilde yaşamaya devam edeceğim, onlara ihtiyaç duymuyorum, en başından beri yanımda olmayanın, sonradan yanımda olmasına gerek yok...'' Zend, yavaşça gerçek düşüncelerini anlatmıştı Yua'ya. Çünkü bunları söylemesinde bir sorun olmadığını biliyordu, genç kızdan her şeyi de gizleyecek değildi sonuçta...
''Ne kadar da üzücü bir durum...'' Yua ise, Zend için daha fazla üzülmüştü o an...
***
1710
Magnec