Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

374. Bölüm Menha Şehri

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Hava kararana kadar, başkent Menha'nın içerisinde bir oraya, bir buraya giderek hevesini almıştı genç adam. Bu tip bir şehre gelmişken güzelce gezmemek tabii ki hoş olmazdı, bu yüzden bu fırsatı değerlendirmemesi düşünülemezdi...

 

Hava kararınca da, karnının acıktığını fark etti ve bol bol yiyebileceği bir yeri aradı gözleri, yol üzerinde zaten pek çok lokantaya, Fungyuo'ya özgün yemekleri satan yiyecek dükkanlarına denk gelmişlerdi, hatta Zend birkaç tanesine uğrayarak atıştırmalık bir şeyler almıştı daha önceden. Şimdi ise iyi bir yemek istiyordu, kolay kolay tekrar acıkmayacağı bir şey... Aynı zamanda, şehrin içerisinde dolaşırken hatıra için satın aldığı küçük şeylere göz atıp, her yerlerini incelemek için de sabırsızlanmaktaydı...

 

''Ne yiyelim, Yua?'' diye sordu. Şehrin içinde geçirdikleri vakit boyunca ona eşlik eden kişi Yua olmuştu, Zend'in gitmek istediği yerlere, herhangi bir şikayette bulunmadan gitmişti o da. Yemeği de elbette beraber yiyeceklerdi.

 

''Bilmem, istediğin özel bir şey yok mu?'' Yua, Zend'e cevap verdi samimiyetle.

 

''Aklıma bir şey gelmiyor...'' Zend mırıldandı. ''Neyse, merkezde dolaşmaya devam edelim ve gözümüze ilişen, ilk güzel yerde yemek yiyelim, böyle daha iyi olur.'' diyerek devam etti, gün içinde tabii ki bir sürü şeyi istemişti, ancak şimdi kafasında net bir yemek yoktu...

 

''Tamam.'' Yua onayladı kafasıyla, daha sonra da nefeslenmek üzere oturdukları yerden kalkıp, şehrin içinde yürümeye devam ettiler...

 

***

 

Kısa bir süre içerisinde istedikleri gibi bir yer bulmuşlardı. Bu da, onların hızlı bir şekilde oraya ilerleyerek yiyecek bir şeyler satın almasına ve yemesine neden olmuştu. Açlıklarını hızlı bir şekilde giderdikten sonra dışarı çıkmışlardı, Yua, Zend'in kararını beklerken gözlerini etrafta gezdiriyordu. ''Hep bu şeyle mi dolaşıyordun etrafta?'' dedi, eliyle yüzündeki kumaş parçasının alt kısmını tutmuştu. ''Nefes alması bile kolay değil...''

 

''Evet.'' Zend başıyla onayladı. ''Gerçekten de rahat değil ancak işimi görüyordu, maskemin nasıl olduğu çok da önemli değildi, önemli olan tanınmamı engellemesi, sonuçta...''

 

''Şimdi ne yapacağız? Saat yavaşça geç olmaya başladı, üstelik hevesini almış gibi görünüyorsun, hala bir yerlere gitme isteğin var mı?''

 

''Yok canım, artık sonlandı.'' dedi Zend. Bugün yeterince yere gittiğini düşünmüştü, arada bir bu şekilde mola vermek gerçekten de yararlı oluyordu, özellikle sürekli çeşitli çeşitli mücadelelerin içerisinde sürünüyor olan, Zend gibi bir savaşçı için, ek olarak yararlılık kazanıyordu. Ara vermek, herkesin ihtiyacı olduğu bir şeydi. ''Artık gece kalacağımız yere doğru gitsek fena olmaz...'' diyerek devam etti genç adam. Fungyuo'da hala hayat sonlanmamıştı aslında...

 

''Tamam.'' diye cevap vermişken Yua, bir anda etraftaki fısıldaşma, konuşma ve uğultuların bir anda yükselmeye başladığını duymuştu. ''Ne oluyor?'' diye sordu kendi kendine, Zend'i bir şekilde tanımayı başarmışlar mıydı yoksa? Bu çok büyük bir etki yaratmazdı, ancak yine de gizlemeye çalıştıkları bir şeyin açığa çıkması pek hoş bir durum değildi.

 

Ancak bu düşüncesi doğru gibi görünmüyordu, etraftaki insanlar şu anda Zend'in olduğu sokağa doğru odaklanmış sayılmazdı çünkü, başka bir yere doğru kaymıştı bakışları. Sanki başka bir yere doğru bakıyorlardı...

 

''Birisi falan mı geçiyor yakınlardan?'' diye sordu kendi kendine, aynı zamanda ana caddeye doğru çıkarak, insanların bakıyor olduğu yere doğru kafasını çevirmişti, ''Oh, sanırım olay şu süslü arabada.''

 

''Kesinlikle.'' Zend de onayladı Yua'yı, insanlar şu arabaya bakıyordu şüphesiz, önünde mavi renkli Fungyuo bayrağını taşıyor olan, oldukça büyük ve süslü bir araba geçiyordu ana caddeden ve halkın odağı bu arabanın üzerinde toplanmış gibiydi. Çeşitli fısıldaşmaları duyuyordu Zend, Kral Modu'nu aktifleştirmemiş bile olsa, onun özelliklerini bir yere kadar kullanabiliyor olduğu için Yua'ya sessizleşmesini söyleyerek, kulaklarını dört açmaya başladı.

 

''Bu Genç Efendi Yinza'nın arabası, değil mi?'' demişti birisi, yanındakine.

 

Diğer kişi de yavaşça cevap vermişti tabii, ''Evet, Genç Efendi Aena'nınki daha farklı bu arabaya göre, zaten şu süslü atlardan kullanan da zaten genellikle Genç Efendi Yinza oluyor, Fungyuo Ailesi'nin içerisinde. Böyle şeyleri sevdiği söyleniyor... Bir dakika, şu arkadaki de Genç Efendi Aena'nın arabası mı? İkisini birlikteyken görmek oldukça nadirdir!''

 

''Evet evet, bundan bahsediyordum işte! Demek ki abla kardeş dışarı çıkmışlar...''

 

''Bu garip, Fungyuo Ailesi'nin gençleri genellikle çok yoğun oluyor, çalışmak ve gelişmek ile gerçekten de epey meşguller, boşlukları oluş şehre indikleri zamanlar ise birbirlerine göre epey farklı olurdu normalde, görünüşe göre bugünü önceden belirlemişler...''

 

''Evet, onların Fungyuo Sarayı'nda bile pek sık bir araya gelmediğini duymuştum, şu anda büyük bir şeye tanıklık ediyoruz...''

 

Zend, konuşmaların kulağına dolmasını bekleyerek sessiz bir şekilde vakit geçirmesinin hemen ardından, yeterli bilgiyi aldığını düşündükten sonra dinlemeyi bırakmış, Yua'ya doğru kafasını çevirmişti. ''Aena ve Yinza'ymış bunlar, iki prensesin şehrin içinde birlikte dolaştıklarını görmek de pek sık rastlanılacak bir şey değilmiş, insanların toplanmasının nedeni de aynı şekilde bu.'' diyerek bir açıklama yaptı hızlıca, at arabaları, şu anda Zend ve Yua'nın bulundukları yere doğru ilerlemekteydi. ''Yani şu gördüğümüz arabaların içerisinde, Fungyuo'nun iki prensesi yer alıyor.''

 

''Ah, anladım.'' Yua hızla kafasını salladı. ''Demek burasının bir anda bu kadar kalabalık bir hale gelmesinin nedeni buymuş...'' diyerek devam etti, daha sonra da Zend'in omzuna dokundu. ''Onlara selam falan verecek miyiz peki? Zaman içerisinde zaten Fungyuo Sarayı'na doğru ilerleyecektik, planımızda bu vardı, ancak şimdiden Kraliyet Ailesi'nden birilerine görünmemiz gerekip gerekmediğine sen karar ver. Sonuçta onlar senin kardeşlerin...''

 

''Onlara bir selam vermekten bir zarar gelmez...'' Zend kafasını yavaşça Yua'ya doğru çevirdi. ''Şimdi görünmesek bile en geç bir gün içerisinde, onlarla görüşeceğiz zaten. Fungyuo'da, benim için önemli olan kişilerden ikisi,'' dedi, bir anlık duraksadı ve hafifçe gülümsedi. ''yani kardeşlerim, şu anda buraya doğru geliyorsa üstüme düşen budur herhalde.''

 

''...'' Yua sessiz kalmayı tercih etmiş, daha sonra da kafasındaki kapüşon ile birlikte, yüzünü kapatmaya devam ediyor olan maskeyi hızlıca çıkarmıştı. ''Öyleyse bizi tanımaları gerekecek,  sen de çıkar hadi, maskeyle kapüşonu.'' diyerek Zend'e seslendi.

 

''Gerek yok.'' Zend sesli bir şekilde gülmüştü, ''Gerek olmayacak yani, göreceksin. Aena zaten beni tanıyacaktır.'' dedi, Aena'nın zeki birisi olduğunu epey önceden öğrenmişti. Devamında olanlardan sonra, Ovaur'un ölümü kesin Aena'yı katilin Zend olduğunu anlamaya itmişti. Zaten o gün bile epey bir şeyi anlamıştı kendi kendine, yorum ve gözlem yeteneği çok yüksekti genç kızın. Eğer Berinne araya girip de Zend'i direkt olarak çıkarmasaydı oradan, genç adamın bir süre boyunca epey uğraşması gerekebilirdi. Hatta direkt olarak suçlu bulunabilirdi bile, o gün acemi bir şekilde hareket etmiş ve kimliği ile ilgili çok fazla ipucu vermişti. Bu da, doğal olarak Aena'nın onun hakkında bayağı bir fikir üretmesine yol açmıştı... Yani o, yanından geçtiği kapüşonlu kişinin Zend olduğunu mutlaka fark ederdi.

 

Ancak Zend için, şu anın önemi biraz farklıydı. İnsanların fısıltılarını duydukça, krallıkla ilgili farklı fikirler ediniyordu. İleride deneyeceği birçok şey vardı, zaten bugün yaptığı önemli şeylerin başında bu geliyordu. Bilgi toplamak...

 

Zend, insanların krallık hakkında ne düşündüğünü anlamaya çalışmıştı tüm gün boyunca. Bir yerden bir yere geçip, devamlı olarak bir şeyler yaparak gezinmesi boş yere değildi, yalnızca gezip görmek istediği için yapmamıştı bunları. Halkın düşüncesi kendisi için epey önemliydi, bu yüzden geldiği ilk gün, ilk yaptığı şey bu olmuştu.

 

Bir hükümdarı nasıl düşürebilirdiniz?

 

Onu kontrol altına alarak mı?

 

Hayır, çok riskliydi...

 

Onu tehdit ederek mi?

 

Hayır, onu hayatından başka neyle tehdit edebilirdi ki Zend? Ayrıca nefret ettiği ve öldürmek istediği kişi oydu, başkasını işin içine sokamazdı. Özellikle, Aena ve Yinza gibi masum kişileri işe karıştırması imkansızdı. Hem de onları dost olarak görmek istiyordu zaten, Zend, yakın zamanda Aena ve Yinza'nın desteklerini almak için yapacaktı bir şeyler. Aklında planları mevcuttu, eğer gerçekten de farklı bir sorun olmazsa, bu planların düzgün bir şekilde işlemesi gerekiyordu.

 

Peki eğer aile işin içine girmezse, hükümdarı nasıl düşürürdü?

 

Bir suikastle mi?

 

Evet, bu olabilirdi aslında. Ancak şöyle bir şey vardı ki, Fungyuo İmparatoru oraya öyle şansla çıkmış birisi değildi kesinlikle, aynı şekilde o bir devletin başındaydı, onu öldürmek öyle kolay olamazdı yani... Zend ise, birkaç yıl boyunca aynı şeyi yapmak için fazla sabırsızdı şu anda. Gri Engerek'in yaş ve seviyesinde olsaydı bol bol vaktini ayırabilirdi, o zaman kaybedecek  pek fazla bir şeyi olmazdı çünkü. Ancak o henüz yirmili yaşlardaydı ve biraz bile zaman kaybetmesi, kendisi için çok zararlı olurdu. Genç neslin gerisinde bile kalabilirdi hatta, şu anda Pounz'dakilerle arasında büyük ve kapatılması güç bir fark vardı, ama Zend eğer kendisini yıllar boyunca sadece bir kişiyi öldürmeye adarsa sorun büyürdü. Vakit kaybetmeyi göze alamazdı.

 

Aynı şekilde, eğer bir hükümdarı yalnızca öldürürseniz işiniz bitmiş olmazdı. Onun ordu ya da ailesinden birisi kontrolü ele alırdı, Zend ileride Fungyuo'ya düşman olmak istemiyordu, annesinin olduğu ailenin güzel bir şekilde yönetilmesini ve dostu olmasını istiyordu, bu sebeple de  gidip Fungyuo İmparatoru'na suikast düzenlemek gibi bir şeye kalkışmayacaktı...

 

Bir hükümdarı tam olarak düşürüp, krallığını da kendi dostunuz yapmak istiyorsanız yapacağınız ilk şey, halkının onu bırakmasını, hatta ona karşı çıkmasını sağlamak olurdu... Zend, bu yüzden bu kadar uğraşmıştı bugün, başkentin her yerinde. İnsanların ayaklanma çıkarabilip çıkaramayacağını iyice kontrol etmişti, bu onun için önemliydi; ileride onları kullanarak bu ülkenin hükümdarını yok etmeye çalışabilirdi çünkü. Ek olarak, Aena ve Yinza'ya düşman olmak istememesinin bir nedeni de buydu. Onları bir şekilde kazanması gerekiyordu, çünkü eğer kralı öldürüp ülkeyi başsız bırakırsa, kendisinin de istemediği ayaklanmalar çıkabilirdi etrafta. Aynı zamanda en baştan bir otorite kurmak da zor olurdu, ancak bir önceki hükümdarın ailesinden birisi, onun ölümünden sonra başa geçer ve onun yaptığı hataları yapmayacağı konusunda halkı inandırmayı başarırsa, henüz yok olmamış otorite, mevcut bir şekilde devam etmeye başlardı. Bunu yapmak için de Aena'ya ya da Yinza'ya ihtiyacı vardı. Tabii, oraya kadar gitmeden önce, ilk olarak halkın nabzını yoklamak istemişti. Bunu da, yanında onu yakın mesafeden takip eden, kralın oldukça yakınlarında olan bir kişi olduğu zaman yapması pek kolay olmamıştı, aslında vaktini bu kadar fazla harcamasının asıl nedeni de buydu...

 

Kısa bir süre içerisinde tahmin ettiği gibi olmuş, Aena'nın at arabası tam onun önünden geçerken yavaşlamaya başlamış ve Aena, arabanın durmasıyla birlikte aşağıya atlamıştı. Zend'in karşısına geçmiş, maskesinin ardından onu izliyor olan delikanlıya bir bakış atmış ve kollarını göğsünde bağlamıştı. ''Seni buralarda görecek miydik, Zend?'' diye sordu ve sakin bir yüz ifadesiyle birlikte genç adama delici bakışlarını yönlendirmeye başlamıştı. Aynı zamanda etraftaki insanlar da sessizleşmişti, Prenses Aena'nın ne yapıyor olduğunu merak etmiş olacaklardı ki, bir anda herkes buraya odaklanmaya başlamıştı.

 

''Eh, bir ziyarete geleyim dedim.'' Zend cevap verdi ve tanındığını kesin olarak anlamasının ardından, yüzündeki maskesini ve kafasındaki kapüşonunu çıkararak gülümsemeye, Aena'ya bakmaya başladı...

 

***

 

1632