Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

58. Bölüm Altı Saniye

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Hakem hemen Liga'nın yanına koşup durumunu kontrol etti.

"Liga'nın durumu iyi, personellerimiz onu hemen iyileştireceklerdir. Bir pes etme olmadığı halde, maç sadece altı saniye sürdü! Yanlış hatırlamıyorsam, bu zaman, bu yaş grubundaki bir rekor!"

Kalabalığın coşkulu bağırışları ve haykırışları Zend'in kulağını çınlattı. Şu an gerçekten mutluydu, üzerinden yükü kalkmıştı. Herkes ona, dövüşe girmeden önce de galip gibi davransa da, Zend tam olarak dövüşü kazanmadan kalbini rahat ettirememişti. Şimdi, son derece rahattı ve vücudunun dilediği kadar kahkaha atmasına izin verdi. Kendini tutmadı.

Üst sınıflar bile çocuğa hayran kalmışlardı, yaptığı dövüşlerden rahatça fark ediliyordu ki, Zend üç sınıf üstteki bir rakibini zorlanmadan yenebilirdi. O bu okulda rarih boyunca  yetişmiş olan en büyük beş dahi arasına kesinlikle girebilirdi. Herkes böyle düşünüyordu.

Kahkahalar, neşeli konuşmalar. öğrenciler Zend'i yine ellerinde taşıdılar, onu ödül töreni için salona götürdüler. Diğer yarışmalar zaten Bire Bir'den önce bitmişti, en son ve büyük final olarak en çok sevilen yarışma olan Bire Bir'i koymuşlardı.

Karkan Zend'in yanına geldi ve onu başından öptü. Çocuğa fısıldadı. "Seninle gurur duyuyorum, son bir yıldaki gelişimin inanılmazdı."

Zend yapısında olan alçak gönüllülüğü yine devreye sokacaktı ki Karkan, onu konuşturmadı. "İtiraz etme, Liga'ya vururken tüm gücünü kullanmadığını biliyorum. Üstelik rekor kırdın Zend! Rekor!"

Zend hiç konuşmamayı tercih etti. Zaten Karkan olanları biliyor olmalıydı, adamın gözünden kaçacak pek bir şey yoktu.

Altın bir madalya. Zend'in şimdi boynunda asılıydı. "Vay canına." aklında geçirdiği iki yıl canlandı. İki yıl önce bırak Jongtham'ı, kıytırık bir okulda okumayı bile zar zor hayal ediyordu.

Kutlamalardan sonra dinlenmek için evin yolunu tuttu.

"Merhaba Zend Kardeş." Zend'e göre en azından altı yaş büyük olan bir kız çocuğu Zend'in önüne çıktı. Zend içinden ofladı, çünkü zaten yeni yalnız kalabilmişti. Ama şimdi yine biri onu rahatsız edecekti. Başını kaldırıp kendinden dört karış boyu uzun olan kıza baktı, gerçekten uzun bir kızdı.

"Efendim?" Zend başını kaldırıp kıza baktı, onu hemen tanıdı. O kız, okulun en büyük beş dahisinden biriydi. Ayrıca bir idoldü de. Bunu hatırlamıştı. En büyük beş dahi, el üstünde tutulan, en büyük gelecek vadeden ve en güçlü olan beş öğrenciye deniyordu. Hepsinin ayrı bir grubu vardı, Zend yakında onlardan davet alacağını zaten tahmin etmişti.

"Ben Oen Chienri. Okuld--" kız tam konuşuyordu ki, Zend sözünü kesti

"Evet, biliyorum, okulun beş dahisinden birisisiniz." Zend hafifçe eğildi.

"Sizin tarafınızdan tanındığıma sevindim." kız eteğinin uçlarını hafifçe kaldırarak eğildi, sonra doğruldu.

"Diyordum ki, benim grubuma katılmak ister misin? Benimkini bile aşan bir potansiyele sahip bir üçüncü sınıfı, grubuma almazsam ileride pişman olacağımı düşünüyorum."

Zend yapacağı konuşmayı tam olarak aklında canlandırdı. "Sizin gibi hem bir deha olan, hem narin bir çiçek olan, üstüne benim gibi küçük birini grubuna davet edecek kadar da yardımsever olan büyüğümün teklifini biraz düşünmem uygun mu?"

Kız bu sözcüklerin asıl anlamlarını anladı. Çocuk açıkça bir dahiydi, sadece güç olarak değil, zeka olarak da yaşıtlarından üstündü. Hiçbir şekilde karşısındakini kırmamış, ama aynı zamanda kabul de etmemişti. Oen diğer dördüne göre hızlı davranıp onu kapmak istemişti, ama çocuk bunu ustaca reddetmişti. Şu an onu katılmaya da zorlayamazdı.

"Pekala, ama benim grubuma katılmanın," Oen çocuğun kulağına eğilip fısıldadı. Onu fethetmeye çalışıyordu. "sana özel şeyler getireceğini de unutma."

***

Orta boylu bir adamın altın rengi saçları, rüzgarda dalgalanıyordu. Pis sakal tarzında sakal bırakmıştı, son bir aydır traş olma fırsatı bulamamıştı.

"Çoktan on iki ay geçti. Sadece altı ayım kaldı, ama gerçekten çok yaklaştım onu almalıyım. Zend'in geleceği için çok önemli." Hollis mırıldandı. Dokuz aydır onun izini sürüyordu. Sonunda somut bir ip ucu yakalamıştı, bunu kaybetmemeliydi.

Tarifini aldığı bir bara girdi. "Leş gibi kokuyor." söylendi, ama kimse onu duymamıştı. Bu iyi bir şeydi, eğer burayı kötülediği duyulursa sıkıntı yaşayabilirdi, ama Hollis bunları düşünmezdi. İhtiyacı olduğunu düşünmüyordu, sadece izini sürebileceği bir şeye ihtiyacı vardı.

"Bir bira." Hollis barmenin önüne oturup konuştu. İçkisi hemen geldi.

"Merhaba, Denn Gareak diye birini arıyordum. Buralarda mı?" Hollis yaşlı barmene yaklaştı ve sordu. Adam masasını silmeyi bıraktı ve ürkütücü bir şekilde Hollis'e baktı.

"Neden onu soruyorsun?" adam çoğu çocuğu korkutacak bir sesle konuştu, Hollis'e bakmaya devam etti.

"Onda, benim aradığım bir şey var." Hollis adamın bir şeyler bildiğini fark etti. Bu mükemmel bir gelişmeydi çünkü, daha önce sorduğu bin altı yüz elli üç kişiden sadece sekiz tanesi Denn'i tanıyordu. Onların yarısı da doğru düzgün bir bilgi vermemişti, yani neredeyse bilmiyorlardı. Tabii ki karşısındaki adam Denn'i tanımıyor da olabilirdi, sadece para kazanmak için böyle söyleyen daha önce yaklaşık altı yüz kişiyle karşılaşmıştı Hollis. Burada oldukça rahattı. Bu ülkede kendinden güçlü en az bin kişi vardı, ama bu ülkede tam dokuz yüz milyon insan yaşıyordu ve bundan dolayı kendinden güçlü insanlarla karşılaşması küçük bir ihtimaldi.

Barmen yavaşça avucu yukarıya bakacak şekilde elini kaldırdı.

Hollis buna alışmıştı, sorun çıkarmamak için cebinden çıkardığı beş altın sikkeyi adamın eline bıraktı. Denn'i biliyor olabilirdi, bu yüzden kesenin ağzını açmıştı.

"Zenginleri severim." barmen konuştu. "Denn bu şehirde oturuyor, bazen buraya gelip birkaç bira içer, bol bahşiş koyar ve gider. Tehlikeli bir tip, çok konuşmaz, ayrıca çok güçlüdür. En azından on dördüncü seviye bir savaşçı. Bu yüzden kimse onun tersine gidemez, sinirlendiği kişileri anında öldürür. Üstelik sıcakkanlı da değildir, kadınlara karşı bile."

"Anladım. Peki tam olarak nerede oturuyor?" Hollis konuştu, içinde gerçekten çok sevinmişti. Dokuz aydır aradığı bir adamı bulmak için bir ülke bile değiştirmişti, sonunda onunla ilgili bu kadar bilgi toplamayı başarmıştı.

Adam yine elini yukarı doğru kaldırdı.

Hollis içinden söylendi ama, çaresizce adamın eline on altın sikke bıraktı. Alacağı bilgi değerliydi, buna değerdi.

Adamın gözleri açılmıştı. On altın sikke kolay bulunan bir şey değildi, orta sınıf bir aile yirmi beş altın sikke ile bir yıl yaşayabilirdi, karşısındaki genç adamın hayli zengin olduğunu düşünmeye başlamıştı.

Barmen kısaca cevap verdi. "Bilmiyorum."

Hollis ona içinden küfürler savurdu, ama yine de öğrendiği şeyler gerçekten iyiydi.

"Teşekkürler." arkasını dönüp gidecekti ki, barmen yüksek yerlerdeki şişeleri almak için kullandığı sopayı Hollis'in omzuna koydu.

Hollis ona döndü, barmen gözüyle yan tarafta oturan bir adamı gösterdi. Adam sessizce bir bardak bira içiyordu ve geniş bir şapkası vardı. Hollis ona aşırı derecede minnettar kaldı, olayı hemen anlamıştı.

Yavaşça yürüdü ve oturan adamın yanına oturdu. "Merhaba Denn." ona selam verdi.

Adam geniş, uzun şapkasının altından yanındaki sarışın, güler yüzlü kişiye baktı.

Hollis adamı inceledi. Söylentilere uygundu. Hafifçe sivri bir çene, siyah gözler, siyah saçlar, sol kulakta küpeye benzeyen altı tane gri metal.

"Ne var?" Denn'in konuşmasıyla, bardaki herkes sustu ve içerideki tüm insanlar Hollis ve Denn'e baktı.

"Yine ölmek isteyen biri." hepsinin aklından geçen buydu.

"Hey, Denn Patron ile konuşma iznini sana kim verdi?" iri bir adam, Hollis'in omzundan tuttu ve geriye doğru çekti. Gerçekten çok kabaydı.

Hollis onu bulmuşken kaybetmek istemedi. Sinirine hakim oldu ve sakince konuştu. "Merak etmeyin, niyetim herhangi birine zarar vermek ya da sorun çıkarmak değil."

"HAHAHAHA! Sorun çıkarmak mı? Zarar vermek mi? Senin gibi bir böcek nasıl bize sorun çıkartabilir? Hahahaha!"

"Hah! Olka abi, lütfen elini kirletme, senin için ben hallederim. Hahaha!" iri adamın yanından cılız biri çıktı.

"Demek öyle! Hadi o zaman, bize güzel bir gösteri yap kardeşim!"

Hollis ayağa kalkıp içkisini havaya fırlattı.

"Ben sorun çıkarmak istemediğimi söyledim."

***

1139