Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

334. Bölüm Kanıt

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

Fao'nun kapıyı çalıp, kendisinden bahsetmesiyle birlikte Zend'in kalp atışları hızlanmıştı bir anda. Bunu duyabilmişti çünkü kendisi de giriş kattaydı, misafirlerin konaklaması için yapılmış olan odalar da genellikle giriş katta oluyordu zaten, Zend de onlardan birinde olduğu için, biraz önce yan tarafından yükselmiş olan Fao'nun sesini duyabilmişti.

 

''Fozre Ailesi ile ilgili kanıtları bulabildi mi acaba?'' diye sordu birden Era'ya doğru kafasını çevirmesinin ardından. Eğer kanıtlar eline geçerse, direkt olarak Fozre Ailesi'nin üstüne yürümeye başlayabilecekti Zend. Beyaz Taç, elindeki belgelerle birlikte Fozre Ailesi'ni pek çok şeyden mahrum bırakmayı başarabilirdi, böylece Fozre de, ödülün kalıcı olmamasını sağlar ve Zend'in başına konulan, kendi ellerinden çıkan ödül miktarını geri çekerdi. Ayrıca Beyaz Taç, ödülde başka kimin parmağının olduğunu söylemesi için Vosu'ya baskı yapabilirdi de. Elbette bunu zaten Zend de yapacaktı, Vosu, Beyaz Taç'a anlatmayı reddederek Kral Dustin'in arkasına saklansa bile, ölümünden önceki son anlarında onun ağzının epey gevşeyeceğinden emindi genç adam. Bunu yapmasını sağlayacak pek çok taktiğe sahipti çünkü, hayatının en zor üç yılında, yani Chibui'deyken o manyak adamın yanında geçirdiği zamanlarda edindiği işkence bilgileri, Vosu'yu konuşturmak için fazlasıyla yeterli gelirdi büyük ihtimalle, kendisi için bir sorun olmazdı böyle bir şey. İşkence ederek Vosu'yu konuşturmaktan, ona acı çektirmekten çekinecek birisi değildi Zend. Düşmanına hemen her şeyi yapabilirdi, bu onu üzmezdi, vicdan azabı da çekmezdi aynı şekilde. Ek olarak zaten bir insan, ölümün kıyısına geldiğini hissettiği zaman genellikle bildiği her şeyi anlatmaya başlardı. Ölmekten korkardı çünkü... Yalnızca, iradesi son derece güçlü olan dayanıklı insanlar, öleceklerini hissetmelerine rağmen konuşmamayı başarabilirdi. Bu tip insanlar da oldukça nadirdi zaten, örneğin Zend de bunlardan biriydi. Gizlemesi gereken bir şey varsa, ölse bile bunu anlatmayabilirdi. Elbette bu biraz da bilginin değerine bağlıydı, değersiz bir şey için asla ölmeyi göze almazdı Zend. Ancak o güne kadar zaten işkencelerin beteri ile karşılaşmıştı, o manyak adamın çektirdiği kadar çileyi kimse çektiremezdi Zend'e bundan sonra, o böyle düşünüyordu. Bu yüzden konuşturulmak gibi bir endişesi yoktu genç adamın, acı çekse de bunu belli etmemeyi başarabilirdi, iradesi artık son derece sağlam bir hale gelmişti artık, devasa, kırılması imkansız bir kayayı andırıyordu... 

 

''Bilemiyorum.'' dedi Era, kafasını iki yana sallamıştı hızlı bir şekilde. ''Onun nasıl biri olduğunu pek bildiğimi söyleyemem, bu yüzden nasıl olur, neler yapar tahmin edemiyorum. Eğer ciddi ve iradeli birisi ise, sana söz verdiği üzere o kanıtları bulmadan, seninle tekrar iletişime geçmezdi. Ancak eğer ciddiyetsiz, sözüne pek güvenilmeyecek birisiyse, senden destek bile isteyebilir bu görevi yaparken. Umalım da kanıtları bulmuş olsun... Sonuçta onların Dustin'de olduğu neredeyse kesin, onun zeki bir adam olduğunu ikimiz de çoktan anladık, öyle değerli bilgileri Vosu'ya emanet etmeyecektir. Daha iyi bir şekilde muhafaza edecektir, yani Fao'nun, gereken belgeleri Vosu'dan değil de Dustin'den alması gerekiyor. Bunu yapabilmiş midir? Onunla görüşmenin üzerinden bir haftanın yarısı henüz geçti, bu, kısa bir süre olarak görülebilir sonuçta...'' 

 

''Haklısın.'' dedi Zend, Eralkavender'i onaylayarak kafasını sallamıştı birkaç kere. ''Çok az bir zaman geçtiği konusunda tamamen haklısın, ancak Fao kendisine o konuda çok güveniyordu. Ona bunu nasıl yapacağını ve belgelerin muhtemelen Dustin'de olacağını söyledim, ancak bu olayı hızlı bir şekilde atladı. Tartışmamıza gerek yokmuş gibi yani, kendisine çok güvendiğini belli eden bir bakış oturmuştu yüzüne o sıralar, ben de onun bilgi elde etme konusunda oldukça yetenekli olduğunu düşündüm, umalım da belgeleri almış olsun...'' diyerek devam etti ve Gri Engerek'in içeri almasıyla birlikte kendi odasının yanı başına kadar gelmiş olan ayak seslerinin ait olduğu kişinin gireceği kapıya, yani odanın kapısına doğru bakarak, Fao'nun yüzünü görmek için bekledi. Onun yüz ifadesinden muhtemelen hemen her şeyi anlayacaktı hızlı bir şekilde, gözler, bir şeyleri söylemek için yeter de artardı bile... Tabii onları anlamak asıl meseleydi, gözleri okumak gerekiyordu ilk başta.

 

Zend de, Fao'nun gözlerinden güzel şeyler okumuştu kapının açılmasının ardından. Kapıya tıklandığını duyduktan sonra, ''Girin.'' diyerek cevap verdi genç adam, birkaç saniye içerisinde de kısa bir süre önce anlaşma yapmış olduğu kişinin yüzü ile karşı karşıya geldi. ''Hoş geldiniz Lord Fao, bu ziyaretinizi neye borçluyum? Yoksa, anlaşmamızın size düşen tarafını çoktan hallettiniz mi?'' diye sordu, hızlı bir şekilde ayağa kalkmasının ardından. Yorgun olsa da, Fao ile konuşabilecek kadar enerjiye sahipti. 

 

''Oh...'' dedi Fao ilk başta şaşkın bir şekilde, gözleri açılmıştı aniden, Zend'in yüzünü bu şekilde görebileceği aklının ucundan bile geçmemişti daha önce; onda şu anda tam anlamıyla yorgun bir ifade vardı. Gülümsüyordu, ancak göz altı torbaları oluşmuştu ve yüzündeki kırışıklıkların sayısı artmıştı, üstelik rengi biraz solmuş gibiydi. Normalde esmer olan genç şu anda beyaz tenli gibiydi resmen, yüzündeki kan çekilmişti. Kendisini acayip zorlayarak bir şeyler hakkında çabaladığı belli oluyordu, büyük ihtimalle bir tekniği öğrenmeye çalışıyordu genç adam, şu sıralarda. Bunun nedenini tam olarak tahmin edebildiğini söyleyemezdi Fao, ama bu, bir savaşçı olarak içine doğmuş gibiydi. Geçmişte pek çok kez kendisi de böyle zorlanmıştı, bu yüzden bir teknik öğrenmeyi deniyor ya da öğrenmesinin ardından antrenmanlarını hız kesmeden yapıyor olan bir savaşçının, tam da şu anki Zend gibi olduğunu rahat bir şekilde söyleyebilirdi. ''Lord Zend,'' dedi saygılı bir şekilde, onun yorgun olduğunu fark etse de, Zend, saygısızlık yapabileceği birisi değildi. Bunu daha önce fark etmişti Fao, karşılaşmalarında, Zend'in, Fao'nun yaratmaya çalıştığı samimiliğe nasıl tepki verdiğini gördüğü zaman iliklerine kadar titremiş, ona saygı dolu bir şekilde seslenmesi gerektiğini anlamıştı. ''gerçekten yorgun görünüyorsunuz, isterseniz çıkabilirim, sanırım dinlenecektiniz ama ben böldüm...'' 

 

''Hayır hayır, düşünceliliğiniz için teşekkür ederim, Lord Fao.'' dedi Zend, yüzünden yorgunluk aktığını biliyordu kendisi de. ''Sizinle konuşabilecek kadar enerjiye sahibim. Bir teknik hakkında uğraşıp duruyordum da, o yüzden yorgunum, enerjim neredeyse tamamen tükendi. Üstelik bu, son uyumamdan sonraki altmışıncı tükenişi, bu yüzden böyle görünüyorum...'' 

 

Fao'nun gözleri, Zend'in söylediklerinin ardından iyice açılmıştı, kulaklarına inanamamıştı adam ilk başta. Bu çocuk, gerçekten de hiç uyumadan altmış kez enerjisini yeniden doldurabilmiş miydi? 

 

''Yuh artık...'' diye mırıldandı, fark ettirmemeye çalışmıştı kimseye. Ancak bu inanılır gibi değildi, bir insanın hiç uyumadan altmış kez enerjisini baştan doldurması, onun, insan üstü bir şey olduğunu gösterirdi direkt olarak! Fao en çok beş kere doldurabilirdi enerjisini en baştan, en sonuncuda da enerjisi olsa da ayakta duramayacak bir hale gelirdi, vücudun en çok ihtiyacı olan şey uykuydu çünkü, bu tip enerji çalışmalarında. Bir tekniği öğrenmek istiyorsanız uyumanız gerekirdi, bir teknikte çalışmak, ustalaşmak istiyorsanız yine uyumak zorundaydınız. Bunu çok sık yapmanız lazımdı hem de, uyku, enerjiyi kullandığınız zaman vücudun en temel ihtiyacı haline geliyordu. Bu durumların dışında elbette, Zend gibi bir savaşçı bir hafta hiç uyumadan durup, herhangi bir belirti göstermeyebilirdi. Ancak bu sağlıksızdı, bu yüzden yapmıyordu Zend. Zaten çok az uyuyordu hep, altı saati geçmezdi, çok yorgun olmadığı sürece. Uyku ondan sürekli olarak vakit çalıyordu çünkü, o saati dışarıda geçirebilseydi çalışabilirdi, eğlenebilirdi, arkadaşlarıyla vakit geçirebilirdi, bunlar gibi birçok şeyi yapma imkanı olurdu. Ancak uykuda olduğu zaman hiçbir şey yapmaya fırsatı olmuyordu, boyuna bilinçsiz bir şekilde yatabiliyordu sadece... Bundan hoşlanmıyordu Zend de, uyku, ondan zaman çalmaktan başka bir şey yapmıyordu...

 

Elbette rüyalar başkaydı. Zend hemen her rüyasında ayrı bir aksiyonun içinde oluyordu, garip garip yerlerde, alakasız işlerle uğraşıyor olsa da heyecanı vücudunun her bir köşesinde hissetmeyi başarıyordu. Örneğin, kendisinden seviyelerce yüksek bir büyülü yaratıkla savaşıyor olabiliyordu. Bir büyülü eşyanın peşine düşmüş, onu elde etmek için birileriyle çatışıyor olabiliyordu, bu tip rüyaları çok boldu Zend'in. Elbette manyak adamın bir anda gelip ona acı çektirmeye başladığı rüyaları da oluyordu arada, ama Zend artık bu rüyalara neredeyse alışkın bir hale gelmişti, yadırgamıyordu pek. Tabii kaçıyordu ama, sonuçta rüya bile olsa çeşitli şeyler yapıp deneyim kazanabiliyordu, bunları genellikle uyandıktan birkaç dakika sonra unutuyordu, ama önemli değildi; çünkü önemli gördüğü şeyleri uyanır uyanmaz not alıyordu. Bu şekilde güzel bir şekilde rüyasını okuyabiliyordu, daha sonradan da. 

 

''Öyleyse tamam.'' dedi Fao, gülümseyerek. Yüzündeki şaşkın ifadeyi atmaya çalışmıştı hızlı bir şekilde. ''Şu an burada olmamın nedeni, seninle yaptığımız anlaşmadaki kendi üstüme düşen kısmı yerine getirmiş olmam.'' diyerek devam etti ve yüzüğüne dokundu bir kere. ''İşte, Fozre Ailesi'nin başındaki ödülde parmağının olduğunu kanıtlamana yarayacak olan belge.'' dedi ve yüzüğüne dokunmasıyla birlikte elinde belirmiş olan katlı kağıdı Zend'e uzattı.

 

Zend biraz şaşırmış olsa da belli etmemişti, görünüşe göre Fao gerçekten de sözünü tutmuştu, kendisine olan güveni boş değildi. Bu da Zend'in işini epeyce kolaylaştırıyordu tabii, kapının hemen yanında, kollarını bağlayıp Fao'nun söylediklerini dinliyor olan Gri Engerek de buraya dikkat kesilmişti şu anda. Fao'nun bu kadar kısa bir sürede, Zend'in başına koyulan ödülde Fozre Ailesi'nin de payının olduğunu ispatlayabilecek bir şeyi elde edebilmesi onu da şaşırtmış olacaktı ki, yavaşça buraya doğru yürümeye başlamıştı, göz atmak istiyordu kağıda muhtemelen.

 

Genç adam, Fao'nun uzattığı katlı kağıdı hızlı bir şekilde açtı ve karşısına çıkan yazıyı hemen okudu, tam olarak anlamamıştı tabii, kendisi bu kağıdın doğru olup olmadığını analiz edemiyordu, bu konulardan anladığı pek söylenemezdi... Neye bakması gerektiğini bilmiyordu yani. 

 

''Büyük Maızk, bir baksana.'' dedi Zend, zaten kendisine doğru yürümeye başlamış olan Gri Engerek'e kağıdı uzattı. ''Ben anlayamıyorum pek ne olduğunu.'' 

 

''Ver bakayım,'' Gri Engerek Zend'in uzattığı kağıdı aldı başını sallayarak, daha sonra da hızlı bir şekilde göz attı, kağıdın altındaki kısımdaki Fozre Ailesi'nin mührünü inceledi ve iki parmağını, onun üzerinde gezdirdi. 

 

''Evet, bu Fozre Ailesi'ne ait bir mühür. Bir Ödül Binası'na yollanmış direkt olarak, burada yazana göre Frave Ailesi'nin alması için... Frave Ailesi Ödül Sistemi'nden sorumlu olan ailelerden birisi, biliyorsun. Ödüllerden onların da sorumlu olduğu söylenebilir, aracılık yapıyorlar. Ek olarak, bu senin başına konulmuş olan ödülle alakalı bir kağıt, doğru. Fozre Ailesi, senin başına iki yüz bin altınlık bir ödül koymuş, diğerleriyle birleşmiş; tabii diğer ödüllerin ne kadar ve kimlere ait olduğu yazmıyor burada.'' dedi, sonra da Fao'ya doğru çevirdi kafasını. ''Genç, bunu nasıl elde ettin üç günde? Tahminlerime göre, Dustin bu belgeyi çoktan kendi hazinesine almış olmalıydı.'' 

 

''Almıştı.'' Fao, yüzüne öz güvenli bir gülümseme yerleştirmişti hızlıca. ''Ancak Fozre Ailesi, Kraliyet Ailesi ile uzun zamandır sıkı ilişkilere sahip. Bunlardan birini kullanarak bunu elde edebildim, Kraliyet Sarayı'nda birkaç dostum vardı. Onlara, Fozre Ailesi'nin başına geçeceğimi ve bu kağıdı bana getirirlerse, onlar için bir ödül ayarlayacağımı söyledim. Bu şekilde pek zor olmadı, birçok yerde tanıdığım vardır, bu tip işler benim için sorun olmuyor, hehehehe...'' 

 

''Oh, öyleyse çok iyi.'' dedi Zend, şimdi keyfi yerine gelmişti işte. Hatta farkına bile varmadan, yüzüne bir gülümseme oturtmuştu. ''Ben de anlaşmanın, üstüme düşen kısmını yapacağım Lord Fao, emin olabilirsiniz. Sözümden asla dönmem,'' diyerek güldü, şu anda, aklından Vosu'ya yapacağı şeyleri geçirmeye başlamıştı bile...

 

***

 

1692