Sen bizim dahimizi ne sanıyorsun. Sen yollar harcamışsan ne olmuş Yani. O sen mi. Çeviri için teşekkürler ?
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
333. Bölüm Fao'nun Gelişi
''Oh...'' dedi Gri Engerek, Zend'in sahip olduğu kısıtlama tekniğinin Gecenin Parıltısı ile geliştirilmiş hali, onu gerçekten şaşırtmış gibi görünüyordu.
''Bu gerçekten epey iyi.'' diyerek kitabı ve gözlerini kapattı birkaç saniyeliğine bekledi, daha sonra da onu Zend'e uzattı. ''Bir kısıtlama tekniği ile savaşmak, rakiplerini şoka sokmak için yeterli olacaktır genç adam, bu kitapta gördüğün şeyler var ya, onları dünya üzerindeki herhangi bir teknikte bulman mümkün değil... Daha önce Gecenin Parıltısı'nın bir kısıtlama tekniğini kabul ettiğini ne gördüm ne de duydum, sen gerçekten şanslı olmalısın... Kısıtlama türü, son derece düşük seviye tekniklerin dolu olduğu bir grup, senin bir kısıtlama tekniği ile birlikte savaşacak olman, kesinlikle kimsenin aklına gelmeyecektir... Onu açık bir şekilde kullanmanın ardından ancak öğrenebilirler bunu, o zamanda da, sen anlatmadığın sürece tekniğin içeriğini öğrenemezler. Yani elbette öğrenirler, ama bu epey vakit alır. Sen de bu süreçte, pek çok gizli saldırı yapabilirsin karşına çıkan düşmanlara, böyle bir avantajı elde edebilmiş olman, cidden insanın ağzını açık bırakıyor...'' dedi, Zend'i takdir etmiş gibiydi. Yüz ifadesi normale dönmüştü, ancak onun zihninin hala Zend'in biraz önce yaptıklarını görmesiyle birlikte oluşmuş olan şaşkınlıklarla dolu olduğunu biliyordu Zend.
''Heh, ne sandın?'' dedi Zend, hafifçe gülümseyerek, Gri Engerek'in biraz önce onunla dalga geçmeye çalışmış olmasını aklına getirmiş ve iyice eğlenmişti. Tabii bu elinde paltamıştı yaşlı adamın, Zend'in bu kadar kısa bir sürede tekniği öğrenebilmiş olduğunu nasıl tahmin edebilirdi ki? Aslında yaptığı doğal olandı, doğal olmayan ise, Zend'di... ''Tabii itiraf etmek gerekir, benim şu anda bu tekniği kullanabiliyor olmamın asıl nedeni Ranon. Eğer o olmasaydı bu kısıtlama tekniği önceden işaretlenmiş olmayacaktı, bu yüzden de Gecenin Parıltısı direkt olarak onu seçemeyecekti, benim de uğraşmam gerekecekti... Bu sebeple, aslında bunu Ranon'a borçlu olduğumu söyleyebiliriz...'' diyerek, biraz önceki alaycı gülüşünü yavaşça söndürmüştü. Bu söylediklerinin üstüne daha da fazla övünmesi mümkün değildi zaten, asıl işi yapanın Ranon olduğunu açıkça söylemişti.
''Demek öyle oldu...'' dedi Maızk, Zend'in bir çaba bile göstermediğini anlamıştı. Ama önemli değildi, sonuçta bu tekniği kullanabiliyordu ve övünmek de hakkıydı... Bu yüzden bir şey söylemeye gerek duymamış ve onun hevesini kırmamayı tercih etmişti, sadece gülümsemiş ve ona daha da fazla enerji vermeye çalışmıştı: ''Öyleyse güzel, bu teknikte çabucak ustalaşmaya çalış, enerjini yenile ve tekniği tekrar yap, bunu sürekli olarak denemeye devam et... Sonunda ustalık kazanmaya başlayacaksın, bu olduğu zaman sen de fark edersin zaten... Ustalaşmaya diyorum bak, benim ustalaşmam yüzyıllarımı aldı ama sen kesin bir haftada falan yaparsın, hahahaha...'' diyerek bir kahkaha patlattı ardından, Zend'in de neşeli bir şekilde cevap verdiğini duyunca da arkasını dönmüş ve veda ederek uzaklaşmıştı.
Zend, Gri Engerek'in çıktığını görmesiyle birlikte birkaç kere gözlerini kırpıştırdı, Gri Engerek'in de onu bu şekilde gaza getirmeye çalışması hoşuna gitmişti, birden mutlu olmuştu genç adam. Bu yüzden daha da çok çalışmak istemişti birden bire, Gri Engerek'in birkaç kelimesi, onu tekrar çalışmaya itmek için yeterli olmuştu. İnsan, işte bu kadar kolay bir şekilde ikna edilebilen bir canlıydı... Ancak Gri Engerek, toy biri gibi davranıp da biraz önce kendisiyle, eğlenmek için alaylı bir tonda konuşmuş olan Zend'e, işin aslını öğrendiği zaman birkaç tane, dalga geçtiğini belli edecek cümle yollasaydı, zaten yorulmuş olan Zend'in bir daha çalışası hiç gelmeyecekti. Ancak Gri Engerek doğru hamleyi yapmış ve onu daha fazla çalışmaya başlaması için havalara sokmuştu, böylece Zend'in gelişimi de hızlandırmıştı.
Birkaç saat boyunca bunu yapmaya devam etmişti Zend, enerjisini sonuna kadar kullanıyor ve tekniğin üzerinde alışkanlık kurmaya çalışıyor, daha sonra da enerjisi tamamen tükendiği zaman meditasyon yapmaya başlıyor ve enerjisini, tekniği birkaç kere kullanabileceği bir seviyeye getirmiş oluyordu. ''Heh, Era, sence bu kısıtlama tekniğine maruz kalan rakiplerim çok şaşırır mı?'' diye sordu, ellerini birleştirmiş ve zihnini temizlemeye başlamışken. Güneş çoktan karanlıktı ve Zend, ışıkları çok yükseltmemişti. Odanın içini yalnızca çeşitli yerlerdeki mumlardan yükselen, ufak bir esinti ile bile sönebilecekmiş gibi görünen ürkek ateşler aydınlatıyordu, başka bir şey yoktu...
''Elbette.'' Era hızla cevap verdi, son bir saattir falan, neredeyse hiç konuşmamışlardı zaten. Zend'in bu teknikten dolayı son derece heyecanlı olduğunu biliyordu, ancak onun buna rağmen sakin bir şekilde bekleyebildiğini görüyor, sonra da onu takdir ediyordu bir kere daha. Zend, iradesini kontrol etmekte epey başarılı biriydi. ''Bir kısıtlama tekniğini ben de şu ana kadar hiç görmemiştim, Gri Engerek gibi. O türdeki teknikler anlatılmaya bile değmiyor olacak ki, şimdiye kadar sorguladığım savaşçı ve büyücülerden herhangi birisi, bana onlardan bahsetmemişti iyice. Yalnızca öyle bir şeyin var olduğunu biliyordum yani, isimden kaynaklı olarak. Başka sahip olduğum bir bilgi yoktu. Muhtemelen gelecekteki düşmanlarının da olmayacak ve sen de böylece, sürpriz saldırılar gerçekleştirebileceksin. Rakibin aklını karıştırmak ve beklemediği bir şeyleri ortaya koymak, bir savaşı kazanmanın yegâne ve değişmez kuralıdır. Yenmenin yolu rakibini şaşırtmaktan geçer, ortada uzun bir dövüş olmadığı sürece. Sen şu ana kadar hiç karşılaşmamışsın bir kısıtlama tekniği ile, ama bir bakıyorsun, birden bir düşman fırlıyor ortaya ve seni, muazzam derecede güçlü bir kısıtlama tekniği ile yok ediveriyor. Buna karşı çıkabilir miydin? Elbette çıkamazdın, çünkü bu doğal olarak çok zor olurdu, kendini bile koruman neredeyse imkansız. Çünkü karşında bilmediğin bir şey var, bilgin olmazsa yeteneğin de olmaz, yani kaybedersin. Bu da en basit savaş mantıklarından bir tanesi...''
''Evet evet, bence de.'' Zend, büyülü yaratık ortağı Era'nın söylediklerini dikkatli bir şekilde dinlemiş, daha sonra da istemsizce mutlu olmuştu. Kendisinin fazlasıyla güçlü olacağını söylüyordu çünkü Era, Zend buna nasıl sevinmezdi ki? Bu, insanlığın doğasında olan bir şeydi. ''Neyse, konuşmayı bırakıp daha fazla çalışacağım.'' diyerek, enerji toplamaya başladı bir kere daha. Meditasyon halinde enerji yenileyişi kat kat artıyordu, normalde de sürekli olarak vücudun yenilediği bir enerji vardı aslında, daha doğrusu; vücuttaki enerjiyi yenileyen bir sistem vardı. Meditasyon yapmak da, enerjinin yenilenişini hızlandırıyordu iyice.
''Tamam.'' dedi Era, içinden, 'İyice sıkılaştırmaya başladı çalışmayı, sanırım Gecenin Parıltısı'nı gerçekten de usta olarak kullanmayı şimdiden istemeye başladı... Onun, son derece hırslı biri olduğunu kabul etmemek imkansız, Zend, bir şeyi hedef belirledikten sonra etrafında nelerin olduğunu umursamadan çalışmaya devam edebilecek birisi, bu yönünü sevdiğimi söyleyebilirim...' diye geçirmişti hızlıca... Elbette Zend'in çalışması Era'nın da meşgul olması demek oluyordu, çünkü bu kısıtlama tekniğini onun kendi başına çalışması imkansızdı... Ama sorun yoktu büyülü yaratık için, böyle bir insan ortağı arıyordu o kendisine zaten, hırslı birisini istiyordu ki, hızlı bir şekilde, bir gün eşit olduklarına ertesi gün yukarıdan bakacakları şekilde gelişmek, onlar için bir hayal olmaktan çıksın... Zend, aslında tam da Zend'in istediği türde bir ortaktı.
***
Birkaç gün geçivermişti hızlıca, Zend neredeyse hiç uyumuyordu, yalnızca meditasyon yaparken dinleniyordu birazcık, o kadar... Gecenin Parıltısı'na delicesine çalışmaya başlamıştı artık, her seferinde tekniği biraz daha iyi kullandığını hissediyordu, bu da ona daha da fazla çalışması için imkan tanıyordu, Zend her zaman daha da hırslanıyordu, yorulmak, onun için bir engel değildi. Yorulduğu zaman daha yavaş yapmaya başlıyordu sadece...
Günlerdir, odanın içinden yalnızca temel ihtiyaçları için çıkmıştı Zend. Onların dışında zaten başka yerlere hiç vakit harcamıyordu hiç, Gri Engerek, onun bu çalışma temposuna epey hayran kalmıştı. Hatta onun, aradan birkaç gün geçmiş olmasına rağmen hala heyecanlı bir şekilde eğitimini sürdürmesi Gri Engerek'in, kısıtlama tekniğini gördüğü günden sonra bir kere daha şaşırmasına neden olmuştu, ''Ranon olmasaydı onun bu tekniği rahat bir şekilde öğrenemeyeceğini ve ancak, belirli bir zaman geçtikten sonra Gecenin Parıltısı'nı kullanmaya başlayabileceğini düşünmüştüm. Ancak görünüşe göre, Ranon ona yardım etmeseymiş bile Zend zaten bu tempoyla Gecenin Parıltısı'nı birkaç güne öğrenirmiş, uyumuyor bile, sanki vücudunda bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji var... Eh, genç nesil işte... Ben de zamanında onun kadar enerjiktim, ancak ne yazık ki İlah Seviye'ye ulaşarak doğal nedenlerden gelen ölümü reddetmiş bile olsam, vücudum yaşlılığını belli etmekte hiç zorlanmıyor. Belli bir süre boyunca savaşsam, hemen ağrımaya başlıyor her yerim... Elbette bunun olması için haftalarca hiç dinlenmeden savaşmam, hareket etmem lazım. Ancak bu şekilde olabilir... Ejderha Seviye'deki zamanlarımı özlüyorum, gerçekten de güzel günlerdi... Bakalım, Zend'in Ejderha Seviye'ye ulaşmış hali nasıl olacak?'' diye mırıldanmıştı hatta kendi kendine, bir keresinde.
''Bu teknik epey iyi.'' dedi Zend, tekrardan oturmuş ve meditasyona başlamıştı hızlıca, bu şekilde uyuyarak elde edeceği enerjiyi elde etmiş, yorgunluğunu da üstünden bir nebze de olsa atmış oluyordu. Henüz üç gün geçmişti, Zend'in Gecenin Parıltısı'nı kullanmaya başlamasının ardından. Tekniği her geçen saniye biraz daha iyi kullanıyordu, ilk başta, saniyenin beşte biri kadar bir gecikme yaşıyordu uygulama aşamasında. Ancak artık öyle bir sorun neredeyse kalmamıştı, Zend, rahat ve hızlı bir şekilde kullanabiliyordu Gecenin Parıltısı'nı... ''Ama biraz daha hızlı gelişse, daha iyi olacak.''
''Zend, biraz molanın vakti gelmedi mi? Üç gündür uyumuyorsun, ben bile yorulmaya başladım, ki burada enerji bile kullanmıyorum ben... Yorulması gereken asıl kişi ben değilim yani, bir müddet bekle ve uyu. Daha sonra da devam edersin. Uyumadan devam etmek bir yere kadar faydalıdır, ancak o çizgiyi geçtikten sonra geçen her saniye senin zararınadır, biraz dinlenmek gerekiyor artık.'' dedi Era, Zend'in önünden kalkmış ve bir koltuğa geçmiş, yavaşça yatmış ve konuşmuştu.
''Öyle mi diyorsun?'' diye sordu Zend, gözlerini kapatmıştı hızlıca. ''Meditasyon yaparken dinleniyorum zaten ama.'' Vücudundaki yorgunluğu hissedebiliyordu ancak bunu kabul etmek istemiyordu, çalışması gerekiyordu çünkü. Üstelik çalışmaktan hoşnuttu, vücudu epey yorulmuş olsa da zihnen çok yorgun olduğu söylenemezdi, vücut yorgunluğu zaten Zend'in çok sık karşılaştığı bir şeydi ve artık alıştığı söylenebilirdi, bu seferki biraz ağırdı, ama yine de baş etmeyi başarabilirdi Zend. En azından kendisi böyle düşünüyordu...
''Hayır, gerçek anlamda dinlenmekten bahsediyorum. Bu yalnızca bir enerji yenileme yöntemi, uyuduğun gibi hissedemezsin, tam anlamıyla dinlenmene imkan yok. İstersen Beyaz Taç'a doğru yola çıkalım ve artık uyu, ne dersin? Tabii, istersen burada da uyuyabilirsin.'' Era uyarıcı bir şekilde konuşmuştu, kendisi Zend'e göre çok daha deneyimliydi, biliyordu bu konuları.
''Eğer ortağım öyle öneriyorsa, yapayım madem...'' dedi Zend, usulca gözlerini açtı. Parmakları ağrımıştı artık, Era'ya dokunarak Gecenin Parıltısı'nı aktifleştirip, büyülü yaratığın hareketlerinin kısıtlanmasını beklemekten. Bir saldırıda uzun süre boyunca uyumadan kalabilirdi Zend, aynı zamanda, örneğin bir kuşatma sırasında günlerce hareket etmeden bekleyebilirdi. Ancak sürekli olarak enerjisini harcayıp, sonra da tekrar yenilemek insanı gerçekten de çok yoran bir şeydi, bunu anlamıştı bugün iyice. Normalde kendisini bu kadar zorlamazdı zaten, yalnızca, yakın zamanda Vosu ile karşılaşacağı için bu kadar uğraşıyordu şu anda. Vosu'yu yenebilmesi gerekiyordu ve belki de durum, hayal ettiğinden, hatta planladığından daha kötü olacaktı. Bunun için daha fazla çalışmayı deniyordu, kendini uç sınırlara kadar itmeye çalışıyordu. ''Ama Beyaz Taç'a gitmeye gerek yok. Burada uyurum,'' diyerek ayağa kalktı hızlı bir şekilde, birkaç saniye boyunca gerilirken biraz ara vermesinin doğru olacağını düşündü ve odanın içerisindeki geniş koltuklardan birine doğru ilerleyerek uzandı.
Biraz sonra, Fao'nun buraya gelip ona önemli bir şey teslim edeceğinden habersizdi genç adam...
Kapının çalınmasıyla, tam dalamadığı uykusundan uyanmıştı. Gri Engerek kapıyı açmıştı, duymuştu yan odadan genç adam. Fao'nun sesi çınlamıştı kulaklarında, ''Kardeş Zend için bir şeyler getirdim, bunları ona kendim vermek istiyorum. Müsaade eder misiniz, Gri Engerek?''
***
1765
Magnec