Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

318. Bölüm Gecenin Parıltısı (3)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Oh…’’ Zend, biraz önce moralinin biraz bozulmasını engelleyememiş olsa da Gri Engerek’in son söylediklerini duyduğu zaman, bir umut dalgası kaplamıştı içini. ‘’Doğru, o halde bir sorun olmayacaktır… Heh, bu güzel! Ben de epeydir yüksek seviyeli bir teknik öğrenmek istiyordum zaten, bu tekniğin, Ranon’un keşfettiği güçlü bir teknik olması benim için çok daha iyi. Takıldığım bir yer olursa ona sorarım sonuçta, Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nda bazen çok zorlandığım ve anlamadığım yerler oluyor, ancak maalesef, Savaş Tanrısı ile iletişime geçmemin mümkün olmamasından, bu noktalarda hâlâ sorun yaşamaya devam ediyorum… Ama Ranon sürekli benim yanımda, bu yüzden bir sorun yaşayacak olursam bile bana hızlıca yardım edecektir.’’ diyerek mutlu bir şekilde gözlerini gezdirdi odada. Aklında, eskiden Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nı kullanırken onun birden kapanması ve Zend’in geri açmak için, ek olarak enerji kaybettiği durumlar ortaya çıkmıştı. Ranon’un tekniğini öğrenmenin ona çok faydası olurdu her halükarda! Ona daha uygun bir teknik olamazdı.

 

Hem onu öğrenme süresinden korkmasına da gerek yoktu, biraz önce bu konuda endişelenmişti ama şimdi düşünüyordu da, kendisi kısacık bir zaman diliminde Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi gibi büyük bir tekniği öğrenmişti, Savaş Tanrısı’nın Nefesi’ni öğrenmesi de sadece bir dakikasını almıştı… Sadece bir dakika! Bir!

 

Bunu kim yapabilirdi ki? Bir Tanrı Tekniği’ni bir dakikada öğrenmeyi başarabilecek kadar yetenekli, zeki, kabiliyetli ve mükemmel olan kişi, nasıl Zend’den başka biri olabilirdi?

 

O eğer Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nı bile bir dakika gibi bir sürede Yua’ya olan inadından dolayı öğrenmeyi başarmışsa, Gecenin Parıltısı gibi yüksek seviyeli bir tekniği bir haftada öğrenmesi de, çok zor olmamalıydı.

 

‘’Zend, bu konuda endişeli olmaman güzel, ancak Gecenin Parıltısı’nı o şekilde hafife almamanı öneririm.’’ diyerek ekledi Gri Engerek, Zend’e bakarken, yüzüne bir gülümseme yerleştirmişti tekrar, genç adamın neşeli ve umutlu hali onun da mutlu olmasına neden oluyordu. ‘’İki tane Tanrı Tekniği’ni öğrendin daha önce, ikisini de son derece hızlı bir şekilde… Daha sonra Hollis, sana layık olan bir tekniğe sahip olmadığını düşünerek başka teknikleri öğretmemişti bile, biliyorum. Ama Gecenin Parıltısı, daha önce öğrendiklerin gibi değildir, ona çalışmaya başladığın zaman bunu anlayacaksın. O pasif bir teknik, yalnız başına kullanılamaz, çeşitli yerlerde kullanılabilir ve sahip olduğun diğer tekniklere uyum sağlar. Bu yüzden onu kullanmak çok zor zaten… Neyse, hadi Ranon anlatsın gerisini sana, biraz önce sözü yarıda kesildi anladığım kadarıyla.’’ dedi ve odanın dışına doğru ilerledi. ‘’Ben de Avcı Bıçağı ile ilgili olan işlerimi filan halledeyim, Hollis, sen de bir şeylerle meşgul ol. Zend’in başında dikilme bu şekilde, dün yeterince muhabbet edip konuştuk, onu çok da özlemiş olmamalısın. Öğle vaktindeyiz, yapacak bir şeylerin olmalı.’’ diyerek, hafif bir azarlama, ses tonundan hissedilirken konuştu ve odanın dışına çıktı. ‘’Onu yalnız bırak ki teknik için çalışsın…’’

 

‘’Tamamdır baba.’’ dedi Hollis, bu yumuşak azarlama onu pek sinirlendirmemiş gibiydi. ‘’Zend, benim bile henüz deneyemediğim bir tekniği senin öğrenmeye başlayacağını düşündüğüm için seni kıskandığımı tahmin ediyorsan tamamen haklısın, seni kıskanıyorum, küçük velet…’’ dedi Hollis, daha sonra da ayağa kalktı, kapıya doğru ilerlerken sesinde bir değişim meydana gelmişti. ‘’Ama öğrencimin güçlendiğini duymak beni mutlu da ediyor, ne kadar sinirlensem de… Sonuçta kendini koruman gerekiyor sürekli olarak, seni bu yaşına kadar, daha doğrusu Chibui’de yollarımız ayrılana kadar ben korudum, daha fazla bir süre de devam etmeyi düşünüyordum ancak sen, oldukça erken olgunlaşan biri oldun çıktın… Yani benim seni daha fazla korumama gerek yok, hatta öyle bir gelişim hızına sahipsin ki, kısa bir sürede beni koruyabilecek güce kadar ulaşacaksın… Hatta belki de ulaştın bile!’’ dedi ve ellerini Zend’in omuzlarına attı genç adam, gözlerini öğrencisinin gözlerine dikmişti. Eskiden bu gözler ona çok farklı bakıyordu, onu ilk gördüğü zaman bu gözlerin içerisindeki saflığı da görmüştü Hollis. Artık bu saflıktan pek iz kalmamıştı ve bu, Hollis’in yıllardır yapmaya çalıştığı bir şeydi. Öyle devam ederse fazla dayanamayacağını biliyordu çünkü, saf ve temiz kişilerin bu dünyada yükselme şansı olmuyordu hiçbir zaman. Bu yüzden Zend’deki bu duyguları temizlemek için elinden geleni yapmıştı… Şimdi, güçlü bir savaşçı vardı karşısında, bu gözlerin içine bakarken. Eskiden aynı gözlerle karşılaştığı zaman önünde duran kişi küçük bir çocukken, şimdi, Fozre gibi bir ailenin evini yalnız başına, yani ortağıyla ve bir arkadaşıyla birlikte kemik kadro olarak basmayı başarabilecek kadar güçlü bir savaşçıydı karşısında duran! Bu, Hollis’i son derece mutlu ediyordu… Hangi usta, öğrencisinin güçsüz kalmasını isterdi ki? Hangi öğretmen, öğrencisinin güçlendiğini görmesiyle birlikte mutlu olmazdı? Hollis, Zend’i devamlı olarak kıskansa da, onun sürekli güçlenmesinden hoşlanıyordu, çünkü Zend güçlendiği zaman, istemsizce, sanki güçlenen kendisiyimiş gibi mutlu oluyordu. ‘’Bunu kullanabilirsen, gücün şimdikine göre son derece yüksek bir seviyeye ulaşmayı başaracaktır. Gecenin Parıltısı, dünyada, efsane olmayı başarmış hemen herkes tarafından kullanılan bir tekniktir, çok değerlidir ve onu bilen birine kolay kolay rastlanmaz, hatta genelde halktan olanlar bu tekniği bilmez bile, yüksek kademeli bir teknik olduğu için sadece özel kişilerin bu teknikten haberi vardır; bu tekniği öğrenebilme ihtimaline sahip olan kişilerin… Bu yüzden onu öğrenebilirsen, resmen seviye atlamış olursun. Böyle bir tekniği oluşturmuş olan birisinin senin neden içinde olduğunu henüz bilemesem de, bunun büyük, çok büyük bir şans olduğunu bilmeni isterim. Bunu değerlendir ve Gecenin Parıltısı’nı etkin bir şekilde kullanmaya başla, böylece içim daha da rahatlayacaktır, başına bir ödül olduğunu duyduğum günden bu yana doğru düzgün uyumayı başaramıyorum… Heh, evlat, ustanı endişelendirdiğin için utanman gerek! Her neyse… Ben gidiyorum, birkaç arkadaşımla buluşacağım.’’ dedi Hollis, aynı zamanda bir gözünü kırpmıştı. ‘’Sadece arkadaş, sadece…’’ diyerek devam ederken gülüyordu, daha sonra da Zend’e son bir kez baktı ve odadan ayrıldı. ‘’Sana güveniyorum.’’ diye eklemeyi de ihmal etmemişti.

 

Zend de teşekkür etmişti elbette, ustasının onu cesaretlendirmesi, şu anda ihtiyacı olan şeylerden biriydi. Anlatılana baktığı zaman Gecenin Parıltısı’nın fazlasıyla güçlü bir teknik olduğunu görüyordu, böyle bir tekniği öğrenmek de gözünü korkutuyordu elbette, nedensizce… Muhtemelen buna ön yargı denebilirdi. ‘’Heh, ne kadar zorlanabilirim ki?’’ diyerek tekrar kendini rahatlattı ve Ranon’a seslendi: ‘’Ranon, onun ne kadar sürede öğrendiğini duydun… Şimdi ne yapacağız?’’

 

‘’Evet, o üç yılda öğrenmiş, çok da uzun bir süre değil…’’ Ranon cevapladı Zend’i. Sesi yine ağır ve yaşlıydı… ‘’Gecenin Parıltısı’nı öğrenmek, ona yaptırabileceğin bir iş bulmakla alakalıdır aslında. Bu yüzden sana onun başka tekniklere benzemediğini söyledi Gri Engerek.’’

 

‘’Hmm…’’ Zend koltuklardan birine oturdu tekrar, Era da onları dinliyordu bu sırada, konuşmamayı tercih etmişti. Zend’e, çalışması için ortam vermek istiyormuş gibi görünüyordu. ‘’Hâlâ anlatmadın Ranon, Gecenin Parıltısı nasıl bir teknikti?’’ diye sordu sabredemeyerek, meraklandığı zaman bambaşka birisi olabiliyordu Zend.

 

‘’Gecenin Parıltısı bir destekleyici tekniktir Zend.’’ dedi Ranon. ‘’Onu öğrenmenden sonra, bir tekniğinle birleşir ve devamlı olarak o tekniğini güçlendirmeye devam eder. Tabii bu güçlendirmenin de bir seviyesi vardır, örneğin Gri Engerek, İki Koruyucu adlı tekniği üzerinde kullanmış Gecenin Parıltısı’nı. Daha doğrusu Gecenin Parıltısı o teknikle uyum sağlamış desek daha doğru olur…’’ derken, Zend’in, o tekniği hayal etmesi için biraz beklemişti. ‘’O tekniğin bir anda değişim geçirdiğini hatırlıyorsun değil mi?’’

 

Zend bir süre bekledi, aklına o anı getirmişti tekrardan. ‘’Evet, sanırım fark etmiştim onu. İlk başta sadece senin derine saldırıyordu, Gri Engerek’in vücudundaki iki mavi delikten çıkmış olan kolların tuttuğu kılıçlar. Ancak daha sonra bir anda, kollar saldırmayı bırakıp savunmaya başlamıştı, Büyük Maızk’ın vücudunun etrafında dönmeye başlamışlardı. O muydu Gecenin Parıltısı?’’

 

‘’Evet, aynen öyle.’’ Ranon onayladı hızlı bir şekilde. ‘’Normalde saldırmaya yönelik olan o tekniği, korumak için kullandı Gri Engerek, Gecenin Parıltısı’nı harekete geçirdiği zaman. O kollar aktifken herhangi bir fiziksel saldırıyla muhtemelen ona saldırmak imkansızdır, ancak büyü yaparak ulaşabilirsin onun vücuduna. Yani mesela orada, ona pençelerimden birini savursam bile saldırım ona ulaşamayacaktı, Gecenin Parıltısı tarafından güçlendirilmiş olan İki Koruyucu ile pençem durdurulacaktı. Gri Engerek pek çok savaşçıya karşı bu teknikle ayakta kalabilir mesela, bir Ağır Kılıç ile saldırsan bile, o tekniği geçmeyi başaramazsın. Tabii senden bahsediyorum, eğer yeterince güçlü bir Ağır Kılıç kullanıcısı saldırırsa, elbette bu tekniğin üstesinden gelmeyi başarabilir.’’

 

‘’Oh, o kadar güçlü yani? Halbuki o kollar o kadar da etkili görünmüyordu.’’ Kendi fiziksel gücünü gayet iyi biliyor olan Zend şaşırmıştı bir anda, çünkü hatırladığı kadarıyla İki Koruyucu adlı teknikte ortaya çıkan kolların öyle çok da bir etkisi yokmuş gibiydi. Ortaya çıkmalarının ardından Ranon büyü saldırılarıyla karşılık vermeye başlamıştı elbette, o yüzden onların tam gücünü görmesi mümkün olmamıştı. Ama o kollara Ağır Kılıç’ını kullanarak saldırması, onları kırması için yeterli olurmuş gibi geliyordu, bu tabii biraz da Zend’in görünüşe bakarak karar vermesinden kaynaklanan bir şeydi…

 

Aslında Zend, savaşçılığa attığı ilk adımdan itibaren dış görünüşün en son önem verilmesi gereken şey olduğunu dikkate alan birisiydi, ama arada böyle istisnalar da oluyordu tabii…

 

‘’Heh, karşında görseydin onları da, sonra konuşsaydın.’’ Ranon konuştu kısa bir gülüşün ardından. ‘’Gecenin Parıltısı’nın uygulandığı bir teknik ile karşılaşana kadar, herkes Gecenin Parıltısı’nın çok da bir şeyi değiştirmeyeceğini düşünür… Zaten bu da avantajlarından birisi, örneğin sen, eğer Gri Engerek ile savaşıyor olsaydın bütün bunları bilmeden, o Gecenin Parıltısı’nı aktifleştirdiği zaman kazanabileceğini düşünürdün ve saldırırdın, ancak işler istediğin gibi gitmeyince tek yapabileceğin, zarar görmemeyi umarak geri çekilmek olurdu. Bu bir nevi tuzak…’’

 

‘’Anlıyorum.’’ Zend kafasını salladı hızlı bir şekilde, Ranon’un söylemek istediklerini anlamıştı. Zaten kendisi de öyle dış görünüşe fazla önem veren değildi, biraz önce söyledikleri tamamen tecrübesizliğinden kaynaklanıyordu. ‘’Öyleyse bu daha da güzel!’’ diye seslendi Ranon’a.

 

Bu sırada konuşmaları, onları duyabiliyor olan Era’nın da dikkatini çekmiş gibi görünüyordu. Dikkatli bir şekilde onları dinlemeye başlamıştı küçük büyülü yaratık…

 

‘’Herhalde güzel, bu tekniği yaparken en ince ayrıntıları düşündüm ben… Bir teknik düşün Zend, yenilmez gibi görünüyor… Ama bir şekilde zayıf noktasını bulabilirsin, hemen her tekniğin bir zayıflığı vardır.’’ Ranon Zend’e tekniklerden bahsetmeye, dolayısıyla onu bilgilendirmeye devam ediyordu. ‘’Örneğin Savaş Tanrısı’nın Heyecanı’nın zayıflığı, enerjinin bir anlık teklemesiyle kapanması. Tekrar aktifleştirmek içinse ek olarak enerji harcaman gerekiyor… Rüzgar Tanrısı’nın Nefesi’nin zayıflığı ise, havada ilerliyorken düşmanın senin dikkatini dağıtırsa ilerleyişin kesilir, tamamen ayaklarının altındaki hava parçalarına odaklanman gerekiyor, tekniğin güzel bir şekilde tamamlanması için…’’ dedi ve biraz bekledi. ‘’Ben de bunu gidermek için bir yol düşünmüştüm zamanında… Bir tekniği nasıl mükemmelleştirebileceğimi sordum, çok yakın bir arkadaşıma.’’

 

‘’Son seviyeye getirerek ve üstünde çalışarak mı?’’ Zend Ranon’un sessizleştiğini gördükten sonra konuşması gerektiğini hissetmişti.

‘’Hayır, ben de böyle düşünüyordum… Ancak o bana, bir tekniğin ancak başka bir teknikle birlikte kullanıldığı zaman mükemmel olabileceğini söyledi. Aynı bir yapbozun parçaları gibi… Ben de bu şekilde Gecenin Parıltısı’nı oluşturdum, hadi, onu kendi tekniklerin üzerinde dene.’’ dedi Ranon, yavaş bir şekilde. Geçmişin, gözlerinin önünde canlanmış olduğunu, sadece onun ses tonunu duymasıyla birlikte anlamıştı Zend… Bir elinin üzerinde ortaya çıkan, siyah ve küçük bir topu görmesiyle birlikte yavaşça irkilmişti.

 

***

 

1701