Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

290. Bölüm İkinci Saldırı

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Fozre Ailesi’nin borcu mu?’’ Tarini Zend’in konuşmasından sonra yavaşça mırıldanmıştı. ‘’Ah, evet, bize aşağı yukarı bir hafta içerisinde yüz elli bin altın kadar ödemesi gerekiyordu Fozre’nin, hatırladım. Geçen yüz bin altın vermiştik onlara.’’ diyerek başını salladı ve onayladı. ‘’Bunu geri ödemezlerse, doğal olarak bu miktarı karşılayacak kadar bir şeyleri onlardan alırız, örneğin yüzükler, kılıçlar, büyüler vesaire… Noldu ki? Onlara bu yoldan saldırmayı mı düşünmüştün?’’

 

‘’Eh… Evet, parayı geri ödemedikleri takdirde evlerini falan basabiliriz diye düşünmüştüm, sonuçta borcun bir şekilde geri alınması gerekir. Ama görünüşe göre herhangi bir savaşa giremeyiz bu yoldan. En kötü, evlerindeki bir şeylere el koyarız, değil mi?’’ Zend başını salladı usulca iki yana. Böyle bir yöntemin başarılı olabileceğini düşünmüştü biraz önce, ama Tarini’nin de dediği gibi, eğer böyle bir durum olursa Beyaz Taç muhtemelen Fozre’nin elindeki bir şeyleri alırdı, parayı karşılayacak kadar. Sadece yüz elli bin altınlık bir borçtan dolayı Fozre Ailesi’ne saldıramazdı, bunun kötü bir fikir olduğunu fark eden Zend bir süre sessizleşmişti.

 

‘’Elbette, parayı vermediler diye onlara savaş açacak değiliz, bunun getiriden çok götürüsü olurdu, hem savaş kaynaklarımızdan harcardık, hem de etraftaki ailelere hırçın görünürdük. Ayrıca Fozre Ailesi’nin köklü bir aile olduğunu daha önce söyledim, öyle direkt savaş açılabilecek bir aile değil, şu anki piyasada pek çok alıcı ve satıcısı var, eğer Fozre Ailesi’ne saldırmak gibi bir şey yaparsak ekonomik olarak zarar görürüz. Ek olarak, böyle bir durumda savaş açabilelim hadi, onların parayı vermemesi çok zor. Fozre Ailesi durduk yerde ayakta kalmıyor sonuçta, yerinde alıp, verebiliyor. Yani emin ol, bize zamanı geldiğinde o parayı ödeyeceklerdir.’’ Tarini bir kere omuz silkerek, bu yoldan kurulacak bir planın pek başarılı olamayacağını anlattı Zend’e.

 

‘’O sorun değil, bir şekilde ödenmemesini sağlardık.’’ Zend Tarini’ye doğru gönderdi, masanın üzerindeki resimleri inceleyen gözlerini. ‘’Ama eğer pek bir umut yoksa boş ver, gereksiz bir şey için risk almış gibi oluruz. Yine de… Böyle bir şeyi denerim belki, biraz canlarını sıkmak için, gıcıklık olsun diye.’’ dedi ve güldü, daha sonra da başka şeylerle ilgili düşünmeye devam etti.

 

‘’Hehehe…’’ Tarini de Zend’i duyduktan sonra yavaşça gülmüştü. ‘’Tabii öyle bir şey olursa da epey baskı yaparız, hatta miktarı artırabiliriz bile, para geciktiği için.’’ dedi ve genç adama baktı o da, sinsi bir şekilde.

 

‘’Neyse, bu konuyu kapatalım.’’ Zend bir nefes aldı ve, ‘’Öyleyse şimdi ben Fozre Ailesi’nin evine tekrar gideceğim ve Ankoa ile bir şekilde görüşüp, onu dışarı çıkmaya ikna edeceğim. Sonra o da söylediğim saatte dışarı çıkacak, ama tesadüfe bakın ki orada, gelenlerin kim olduğuna dahi bakmadan, Ankoa’nın yanındaki koruma ve askerlere saldıracak kişilerle karşılaşacak. Daha sonra herkes saf dışı bırakıldığı zaman maskeli ve kapüşonlu olan adam, birden Ankoa’yı alıp kaçacak ve etraftaki Beyaz Taç üyeleri bir süreliğine şaşırıp, orada kalacak. Takip edemeyecekler yani, bahaneler bu şekilde olacak. Eğer bu konuda bir sorun yaşarsak, bunları kullanırız ve sorunumuz yok olur. Tabii bu plan çökerse diye birkaç şey daha düşüneceğim ben…’’ diyerek, aklından planını tekrar geçirirken bir yandan da Ranfan ve Tarini’de gözlerini gezdirerek konuşuyordu Zend.

 

‘’Şey,’’ Ranfan Zend konuşurken elini kaldırdı ve konuşmaya girdi, bu odaya girdikten sonra bu konu hakkında ilk kez konuşacaktı galiba. ‘’peki o maskeli adam Ankoa’yı kaçırırsa, Fozre Ailesi seni suçlamayacak mı? Sonuçta onun oraya gitmesini sağlayan kişi Zend’di, bunu söyleyerek çıkacaktır dışarı herhalde, çıkacaksa da. Zend’in çağırdığı yerde, o maskeli adamın ne işi vardı, neden oradaydı? Zend Ankoa’yı bir tuzağa mı çekti? Bu sorular sana sorulacaktır, bu planı uygularsan.’’ diyerek Zend’e baktı.

 

‘’Hmm…’’ Zend’in eli, onun haberi bile olmadan çenesine gitmişti, bu konuda fazla fazla etkenleri düşünmeye başlamıştı genç adam yine… ‘’Evet, bu kısmı atlamışım galiba.’’ diyerek, böyle basit bir şeyi atladığı için hafifçe utandığını belli ederek konuştu Zend. ‘’Öyleyse şöyle yapalım,’’ dedi ve hızlıca bulduğu bir çözümü, Tarini ve Ranfan ikilisine anlatmaya başladı. ‘’ben Ankoa’ya bir yer vereyim, Tarini, Kaimei’nin bir haritası var mıydı yanında? Ben yüzüğüme almayı unutmuşum da…’’ diyerek, Tarini’nin hemen bir Kaimei haritasını çıkarak önüne koymasını bekledikten sonra, konuşmaya hızlıca devam etti. ‘’Heh, Fozre Ailesi’nin evi burası.’’ dedi, parmağını haritadaki bir bölgeye bastı. ‘’hemen şurada ise bir ormanlık alan var, geçen sefer eve girmeden önce burada bekledim geceyi. Onu bir şekilde buradan geçerek söylediğim yere gitmesini sağlayabilir miyim ki, ne dersiniz?’’

 

Tarini, Zend’in gösterdiği yere doğru eğilmişti. ‘’Orası ıssız bir yer, genellikle zararsız büyülü yaratıklar dolaşıyor ancak, başkentte ne zaman bir suç işlense, suçlular o taraflardan bulunur. Aynı şekilde pek çok aranan kişinin de gün içinde kendini kaybettirmek için girdiği bir yerdir orası, izini kaybettirmeye çalışanlar ormanlık alana dalar. Her taraf ağaçlarla dolu olduğu için orada biirnden kaçmak çok olaydır, o ağaçlık alan geniş ve gözden uzak olduğu için tam bir saklanma yeri, bunu sen de fark etmişsindir. Bu yüzden genellikle insanlar orayı kullanmaz seyahat ederken, etrafından dolaşırlar, ben orayı kullanan bir tüccarı şimdiye kadar hiç görmedim bile, o kadar yıldır Kaimei’de olan bitenleri takip ederim. Yani Ankoa’nın da orayı tercih etmeyeceğinden emin ol, zaten Ovaur’un öldürülmesinden sonra tedirgin olmuşlardı, bir de o kapüşonlu kişi evlerine saldırdı. Epey dikkatli hareket edeceklerdir yani, ufak bir riski almayı dahi göze almayacaklardır… Bu yüzden, Ankoa’nın dışarı çıkma konusunda ikna edilebileceğinden de tam emin değilim zaten.’’

 

‘’Eh…’’ Zend sesli bir nefes verdi. ‘’O halde günlük güneşlik bir yerde saldıracağız onlara. Biraz önce, gittikleri yerde onları bekleyeceğimizi ve sürpriz bir saldırı gerçekleştireceğimizi düşünmüştüm, ancak görünüşe göre bu, Ranfan’ın da dediği gibi pek çok soru işareti doğuracak Fozre Ailesi için. En iyisi, onlara, verdiğim bölgeye gidiş yolunda bir saldırı düzenlemek, böylece sorumluluğu üstüme almak zorunda kalmam. Eğer Fozre Ailesi benim çağırmamla birlikte böyle bir şeyin olduğunu söyleyip, suçu benim üzerime atmaya çalışırsa, ben, Ankoa’nın söylediğim yere gelirken yeterince koruma almamış olmasından kaynaklanmış olduğunu söyleyip suçu ona atarım. Sonuçta ben onu çağırırken, tehlikelere karşı koyamayacak kadar az sayıdaki askerlerle gelmesini söylemedim, kendi dikkatsizliğidir bu. Tabii olabildiğince ıssız bir yer seçmemiz gerekiyor, ne kadar az kişi, o kadar iyi. Gerçi… Ben Karkan’dan bir iki kişi istemiştim, ama şimdi daha fazla adama ihtiyacım olacakmış gibi görünüyor, çünkü kafa kafaya çarpışacağız muhtemelen, Ankoa ile birlikte gelenlerle… Ben zaten pek savaşma taraftarı değilim, çünkü orada beni savaşırken gören herkesi, gizli kalmak amaçlı öldürmem gerekecek daha sonradan. Fazla can kaybının olmasını istemiyorum, bu da, benim gücümün açığa çıkarılamayacak şekilde gizli kalmasını, yani beni ya da o maskeli kişiyi savaşırken görüp, savaş stilim ve taktiklerimden birine bahsedecek birinin olmamasına bağlı. Bu yüzden olabildiğince arkada kalacağım ben, benim yerime birilerinin savaşması gerekiyor orada da.’’ Zend, geleceği düşünüyordu o anda. Eğer Ağır Kılıç kullanabildiği birilerinin kulağına giderse, gelecekte, kılıcının bir anda ortaya çıkmasıyla birlikte insanları şaşırtıp Zend’e avantaj sağlamak gibi işe yarayacağı bir ana kadar gizli kalmasını sağlayamamış olurdu. Ek olarak, Pounz’da kaç kişi Ağır Kılıç kullanabiliyordu ki? Yama Ailesi’nin Pounz’da çok aktif olduğu söylenemezdi, yani Pounz’un sınırları içerisinde yaşayıp da Ağır Kılıç kullanan kişi sayısı, bir elin parmaklarını geçemezdi. Zend maskeli ya da maskesiz, bir formundayken kılıcını kullanırsa eğer, bu onun gizemini büyük ölçüde yok ederdi.

 

Örneğin Zend, maske takarken Ağır Kılıç kullanırsa gelecekte maskeyi çıkardığı zaman Ağır Kılıç kullandığı gibi, Dustin’in eline somut bir kanıt vermiş olacaktı. Aynısı tam tersi için de geçerliydi, maskesiz kullanıp da maskeliyken ihtiyaç duyarsa, yine kendini ifşa etmiş olurdu. Ek olarak, Pounz’da Zend’in kullandığı Ağır Kılıçlardan birine sahip olan biri yoktu doğal olarak, özellikle Zend’in Siyah Gökyüzü’nü kullanarak yaptığı kılıcı, tamamen eşsizdi. Zend onu bir de Zehirli Güneş Akrebi’nin zehrini ve kuyruğunu kullanarak yapmıştı ve bu yüzden, o diğer Ağır Kılıçlara göre farklı bir seviyeye geçmişti. Onun bir benzerinin dünyada olup olmadığını bilmese de, Pounz’da olmadığını biliyordu genç adam. Onunla birlikte görülmek, onun için kimliğinin net bir şekilde açığa çıkması demekti.

 

‘’Orasını dert etme, ben sana birkaç kişiyi ayarlarım.’’ Tarini, elini yumruk yaparken baş parmağını yukarı kaldırıp bir zafer işareti yaptı ve güven verici bir şekilde konuştu. ‘’Hızlı hızlı ayarlarım tabii, bir iki saate hazır olurlar.’’

 

‘’Oh, çok iyi olur, hehehehe…’’ Zend Tarini’yi duyar duymaz neşeli bir şekilde kıkırdamıştı tabii, ona yardımcı olacak çok kişinin olması, onun işine gelecek bir şeydi. Gizli hareket etmek gerektiği zaman, etrafında onun ayağına dolaşabilecek, dolayısıyla yavaşlamasını sağlayacak birinin olmaması güzeldi, ayrıca az kişi olmanın, fikir ayrılığına düşmeden harekete geçmek gibi bir avantajı vardı. Az kişi olmak aslında pek çok konuda güzeldi, Zend şimdi düşünmüştü de… Örneğin Chibui’de, hiçbir zaman birilerine danışmak ya da beraber olduğu kişilerin onayını almak zorunda kalmamıştı Zend bir şeyi yaparken, çünkü beraber olduğu biri yoktu, o senelerce yalnız başına yaşamış, kafasını dinlemişti… Ama çok kişi olmanın da böyle avantajları vardı işte, bir kişinin gücü sınırlıydı, ama çok sayıdaki kişinin birlikte, uyumlu bir şekilde hareket etmesini sağlarsan muazzam bir güç elde etme imkanın oluyordu. Mesela Zend, Ankoa’nın muhtemelen beraberinde getireceği onlarca kişiye tek başına saldırsa, asıl amacını başaramayıp Ankoa’yı elde edemeyebilirdi bile, ama yanında onun gibi beş altı kişi daha olursa, hem amacını başarır, hem de kendini gizli tutardı. Bu nedenle, şu an sayı avantajı çok işine yarayacaktı.

 

‘’O zaman şu yeri belirleyelim hızlıca.’’ Tarini masanın üzerine doğru baktı tekrardan…

 

***

Kısa bir süre içerisinde, Zend’e Ankoa’ya söyleyebileceği birkaç yeri göstermişti Tarini, o burada daha fazla süre kalmıştı Zend’e göre, bu yüzden yer belirleme konusunda da doğal olarak ondan iyiydi. Kaimei alanına ondan daha çok hakimdi Tarini.

 

Zend yuvarlak içine alınmış bölgeleri ezberlerken, Tarini odadan çıkarak birkaç kişiyi kullanarak birilerini Zend’e destek olması için çağırmak üzere, kendi odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Bunu söylemişti tabii, Zend buradan biliyordu.

 

‘’Ben biraz şunlara çalışayım.’’ Zend odanın bir köşesindeki Ranfan’a baktı. ‘’Odaklanacağım, benimle fiziksel temas kurman gerek, bana bir şey söyleyeceğin zaman. Dış dünyaya kendimi tamamen kapatıp, kafamda bugün hayata geçireceğim planları tekrar edeceğim bir de tabii…’’

 

‘’Tamam, ben de çıkayım da, belki dikkatin dağılır…’’ Ranfan hızlıca el sallayarak Zend’e veda edip, annesi gibi dışarı çıkmıştı.

 

Zend ise, yalnız kalmasının ona sağladığı şeylerden biri olan, dikkatlice planlarını tekrar edebilmesi için ihtiyacı olan boşluğu değerlendirerek, zihninde bir şeylere dalmıştı…

 

***

 

Son ayrılışının üzerinden çok vakit geçmemiş olan Fozre Ailesi’nin malikanesinin önünde, derin bir nefes almıştı. Ortağı Era kafasının üzerindeydi, kafasından, Ankoa’yı neyle ikna edeceğini düşünmeye devam ediyordu genç adam. Bu sefer, buraya son gelişinde onu karşılamış olan mağlubiyete, hiç mi hiç yaklaşmayacaktı. İşlerini garantiye alarak hareket etmeye çalışacaktı tabii…

 

‘’Merhaba, girebilir miyim?’’ Bahçe kapısına ilerlediği zaman, maske ve kapüşonunu çıkardıktna sonra geçen sefer ona kim olduğunu soran güvenliğe doğru yaklaşıp samimi bir şekilde konuşmuştu, daha doğrusu öyle sanmıştı. Dün orada olan güvenlik bu sefer orada yoktu. ‘’Ben Zend, bu gece olanları duyduktan sonra, ailenin lideri olan Vosu’ya, onun yanında olduğumu bilmesini söylemek için geldim.’’ dedi devamında da.

 

‘’Tabii, buyurun geçin.’’ Dünkü nöbetçi bu sefer yoktu, yerine başka biri gelmiş gibi görünüyordu. Üstelik Zend’den de haberi yoktu anlaşılan, ona karşı düşmanca davranmadığına göre ailenin içinde olan biteni bilmiyordu…

 

Muhtemelen… Dünkü güvenlik, Zend, Era ya da Sanzirna tarafından öldürülmüştü gece vakti…

 

Bunu kafasına takmayarak, sakince içeri doğru ilerleyen Zend’in önüne ise, epeydir konuşmaya fırsat bulamadığı eski bir arkadaşı çıkmıştı, evin girişinde bir şeyler yapıyor gibi görünüyordu.

 

***

 

1799