Vay be...
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
283. Bölüm Qouen'in Geçmişi
''Vay anasını, duygu kontrolünün sonuna varmayı on yedi yılın sonunda başarabiliyor muyduk?'' Ranfan, annesini duymasının ardından konuşmuştu ona bakarak. ''İnsanlar tam duygu kontrolünü elde etmek için en azından elli altmış yıl harcamıyor muydu, ben mi yanlış biliyorum anne?''
''Yani, mantıken öyle. Genellikle tam duygu kontrolü için yaklaşık elli yıl kadar savaşlara katılmak gerekir, tabii oldukça çabuk öğrenen insanlar için. Diğerlerinin daha da fazla zaman vermesi gerekir, ben yaklaşık yetmiş yıllık savaşçılık hayatımın sonunda duygularıma tamamıyla hakim olmayı başarmıştım.'' Tarini ise çocuğu Ranfan'ın aksine pek şaşırmış gibi görünmüyordu. ''Ama Zend'e boşuna Pounz'un geçmişte hiç görmediği kadar büyük bir dahi demiyoruz, değil mi? Görünüşe göre bunu on yılda kapmış.'' diyerek güldü ve ellerini Zend'in omuzlarından çekerek biraz önceki yerine geri döndü. Ranfan ise büyük bir hayranlıkla Zend'e bakakalmıştı o anda. Kendinden küçük birine baktığını kendine kanıtlayamıyordu, karşısındaki genç adamın şu ana kadar yaptığı şeyler göz önünde bulundurulduğunda, onun yüzyıllarca antrenman yapmış, savaşmış, büyük savaşlara girmiş ve deneyim kazanmış biri olduğunu düşünüyordu ister istemez, bu da direkt ona saygı duymasını sağlıyordu. Ama daha sonra birden aklına karşısındakinin daha on yedi yaşında olduğu geliyor, bu onu sarsıyor ama bir yandan da ciddi bir hayranlıkla dolmasını sağlıyordu, kendine engel olamıyordu genç kız.
Zend mahcup olmuştu yine, bunu bir şekilde üzerinden atması gerekiyordu. Yoksa ileride bu tip durumlarda her zaman yerin dibine girecekmiş gibi bir his vardı içinde, övüldüğü zaman bir anda gelen utanç hissini yenmesi mümkündü, ama bunu yaparsa dostlarına karşı kendini gizlemiş olacaktı ve bu da kötü hissetmesini sağlayacaktı. Düşmanları ile karşı karşıyayken olmadığı biri gibi görünebilirdi, pek çok şeyi değiştirebilirdi kendisi ile ilgili, ancak dostlarının yanındayken kendisi gibi olması gerektiğini hissediyordu. Eğer kendisi gibi olmazsa arkadaşlarını yanıltmış olurdu, yalancı gibi hissederdi kendini. Kral Dustin'e ya da diğer, düşmanı gibi olan insanlara karşı bol bol kullansa da, yalandan pek haz eden biri değildi Zend. Onlara karşı yalan söylemesinin ve farklı kılıklara bürünmesinin nedeni zafer kazanmaktı, eğer işin ucunda kazanacaksa doğruları söylemek zorunda değildi, böyle düşünüyordu. Zafere giderken yalan söylemenin neresi yanlıştı? Düşmanına doğru bilgi vermek de zaten aptallık olurdu, Zend bunu Tou'nun onlara bir baskın yapmasıyla birlikte Dustin'in kullandığını fark etmişti, ona güvendiği için kendisi suçluydu mesela o durumda, başka hiç kimsede suç yoktu. Pek fazla kullandığı bir şeydi de aslında, düşmanı yanıltmak, ama kendisi bir an bunu unutmuş ve bedelini de ödemişti. Düşmanına güvenmemeliydi, üstelik ona güvenen düşmanlarının da bu hatasından yararlanmalıydı.
''Nasıl öğrendin ki? Bana da bir taktik versene Zend, hadi, istiyorum!'' Ranfan bu sefer Zend'den bir gelişme yolu dilenmeye başlamıştı ona ağzı açık bir şekilde bakmayı bırakarak, ''Hem senin temel hızın niye o kadar fazlaydı ki? Kolumu bir teknik aktifleştirmemişken yakaladın, benim de bir tekniğim açık değildi. Ama ben sen benim yüzüme doğru yumruğunu yollamışken ancak tepki verebildim, bu çok sinir bozucuydu! Neden fiziksel hızın çok yüksekte?'' diye sordu, dudaklarını ısırarak. ''Madem buraya kadar geldin birkaç şey anlatıver, bizler dost değil miyiz?''
''Dostuz diye, bize sırlarını anlatmak zorunda değil Ranfan, onu rahat bırak. Herkesin gizli meseleleri vardır, bunları sana söylemesi gerekmiyor.'' Tarini Zend'in koluna yapışmış olan Ranfan'a seslenmişti hızlıca. Zend'in Ranfan'ı kırmamak istediğini anlayabiliyordu, ama muhtemelen ona bir şey söylemek de istemiyordu, yüzünden anlaşılıyordu. ''Eh, tam bir küçük Qouen.'' diye mırıldandı kadın, Zend'i izlerken. Daha sonra da sesli bir şekilde konuştu, ''Bu arada Zend, Ranfan'ın ağabeyleri ve kardeşi seni karşılayamadı, kusura bakma. Şu anda Güneş Ailesi'nin ilgilenmesi gereken şeyleri halletmek için gittiği yerde, bir sürü kağıtla uğraşıyor olmalı. Renkli Yıldırım Krallığı'nda yani, Güneş Ailesi büyük bir aile olduğu için, parayı yıllık nerelere harcadığını bir yetkilinin onaylaması gerekiyor, dostlarımıza maddi yardımda da bulunmak zorundayız sonuçta, buraya tek başımıza gelmedik. Onlarla uğraşmayı da genellikle ailenin erkekleri üstleniyor, bu sefer çok meraklı olan küçük kardeşi de götürdüler yanlarında. Yoksa seninle karşılaşmayı eminim gerçekten istiyorlardır, Pounz'da olsalardı bizim eve ilk gelişinde burada olmak için, ne olursa olsun gelirlerdi.'' dedi ve kafasını hafifçe yana eğdi Tarini.
''Eh, şansım biraz kötüymüş...'' Zend bir nefes verdi. ''Onlarla tanışmayı ben de istiyordum, özellikle en büyük çocuğunuz olan Makaov ile karşılaşmak güzel olurdu, ancak burada değillerse de yapacak bir şey yok.'' dedi ve gülümsedi genç adam. Makoav Güneş'in ününü duymuştu daha önce, epey güçlü biriydi o. Oldukça genç olmasına rağmen büyük işler başarmıştı, yaptığı görevler üst düzeydeydi. Beyaz Taç'ın Pounz'daki büyük güçlerinden biriydi, elbette Tarini'nin yanına bile yaklaşabilecek kadar güce sahip olmasa da diğer Beyaz Taç üyeleriyle karşılaştırıldığında yüksek bir sırada olduğu anlaşılabiliyordu onun. Zend Makoav ile daha önce hiç karşılaşmamıştı, bu yüzden de onun nasıl biri olduğunu görmek istiyordu.
''Bu arada, kabalık gibi olmasın ama, Güneş Ailesi'nin liderinin bir eşi yok muydu?'' Zend Pounz'a dönüşünden sonra Güneş Ailesi ile ilgili pek araştırma yapamamıştı. Bu yüzden bu konuda bir bilgisi yoktu, ama merak da ediyordu, bu yüzden aralarında bir samimiyet oluştuğunu düşündüğü Tarini'ye doğru bakarak sordu sessizce.
''Ben o konuda Qouen'i örnek aldım,'' diye cevap verdi Tarini de, yavaşça gülümserken. ''daha önce evlenmek istediğim bir kişi vardı, ama o benime birlikte olmak istemedi. Ben de başkasıyla birlikte olmadım daha sonra, hiç eşim olmadı yani.'' dedi ve bir iç çekti, kimseye duyurmamaya çalışarak. ''Qouen'i pek çok konuda örnek almıştım tabii, onun sayesinde ailesi olmayan çocukları evlat edindim, Ranfan ve diğerleri ile aslında Qouen sayesinde bir aile olmayı başardık yani.'' diyerek de devam etti.
''Anladım.'' Zend hızlıca konuyu kapatmıştı, Tarini'nin söylediklerini duyduğu zaman. Daha sonra konuyu değiştirmesi gerektiğini düşünerek, hemen Qouen'in üzerinden bir şey söyleme ihtiyacı duymuştu. ''Qouen'i örnek aldığını söylemiştin, Qouen de mi hiç evlenmemişti?'' diye sordu, konudan çok uzaklaşmayı başaramamış olsa da bu kadarının yeterli olduğunu düşünmüştü. ''Daha önce onun geçmişteki büyücülük hayatını araştırmıştım, savaşlarını falan incelemiştim ancak bireysel hayatı ile çok ilgilenmemiştim. Sahiden, onun bir eşi olduğunu hatırlamıyorum.'' dedi daha sonra da.
''Vardı, vardı.'' diyerek Zend'e yeni bir cevap vermişti Tarini de. ''Qouen ile aynı sınıftaydık demiştim ya, sınıfımızın en iyisi de Fenie isimli bir kızdı. Qouen ona çok hayran kalmıştı yıllar boyunca, zamanla da aşık olmuştu. Daha sonra onunla beraber olmak için çok uğraştı tabii, yirmili yaşlara geldiği zaman ona hislerini söylemişti, ancak Fenie soylu bir aileden geliyordu ve Qouen'e, onun gibi ailesiz biriyle birlikte olamayacağını söylemişti, bu onun da tercihi değildi, üzerinde büyük bir aile baskısı vardı. Bu yüzden Qouen'i nazikçe reddetmişti.'' dedi ve bir iç daha çekti kadın. ''Ama Qouen'in onu bırakmak gibi bir niyeti yoktu, bir kere sevmişti ya, ne olursa olsun vazgeçmeyecekti. Önce onu elde etmeye çalıştı, pek çok şeyi yaparak. Hatta, Fenie'nin onu zayıf görmesinden ötürü, ileride bir kere bile kullanmayacağı yıldırım büyüsünü oldukça yüksek bir seviyeye çıkarmıştı bile. Böylece Fenie onu zayıf biri olarak görmekten vazgeçmişti ve ona bir kapı açmıştı, Qouen'in aradığı umudu ona vermişti yani. O zamanki Qouen'i görmeliydin... Öyle bir neşeyle yaşamaya başlamıştı ki, Fenie'nin ona bir umut verdiğini gördüğü zaman, eski Qouen adeta kaybolmuş, yerine hayatı son derece severek yaşıyor olan bir Qouen gelmişti. Her şeyini muazzam bir mutlulukla yapıyordu, herkese karşı bir sevgi beslemeye başlamıştı. Qouen'i sadece o süreç içerisinde böyle mutlu görmüştüm, onunla yüzyıllar boyunca iletişim halinde kalmıştım ama bu kısa vakitten sonra, bir daha onu bu kadar mutlu görememiştim... Neyse, Qouen acayip mutlu olup, gelişmeye çalışsa da hala Fenie'ye layık olmadığını hissetmişti. Böylece de Qouen, Fenie'nin, aile baskısı olmadan kendisine sımsıkı sarılabileceği bir hale sokmaya çalıştı kendisini, her şeyi denedi, onlarca görev yaptı ve hiç sevmediği yıldırım büyüsünü bile kullanarak kralın gözüne girip, sıfırdan bir aile kurdu kendi kendisine, Ağaç Ailesi, duymuşsundur. Şimdiki Ağaç Topluluğu'na dönüştü sonradan. Bu aileyi soylu kademesine çıkarmak için yıllarca uğraştı, bu sırada Fenie'den de kendisini beklemesini istemişti çünkü Fenie'nin de, onun için böyle uğraşlar veren birini geri çevirmeyecek kadar nazik olduğunu biliyordu, öyle de olmuştu zaten. Fenie Qouen'e karşı zamanla bir şeyler hissetmeye başlamıştı, başta ona karşı hiç sevgi beslemiyor olsa da, onun çabasını, kendisi için bu kadar uğraştığını gördüğü zaman önce Qouen'e sempati duymuş, sonra da yavaş yavaş ona ısınmaya başlamıştı. Epey zaman geçti tabii, bunlar sadece birkaç yılda yaşanmadı. Ailesini soylu statüsüne ulaştırdığı zaman, Qouen, yıllardır elini tutmak için uğraştığı Fenie'nin yanına koştu hemen, ona kendi eliyle dövdüğü yüzüğünü verdi ve evlenme teklif etti.'' diyerek konuştuktan sonra, biraz soluklanıp derin bir nefes almasının ardından kelimelerini sıralamaya devam etmişti Tarini.
''Fenie de hemen kabul etti elbette, Qouen çoktan büyük bir büyücü olarak görülebilecek kadar seviye yükselmişti, sadece Fenie için yapmıştı zaten bunu da, onu hayatı boyunca yakından tanımış olan ben bunu rahatça söyleyebilirim. Qouen zarar vermekten pek hoşlanan biri değildi, seviye filan da umrunda değildi zaten. Seviye atlamasının, yıldırım büyüsünü geliştirmesinin nedeni Fenie'nin ailesinin onu kabul etmesiydi. Daha sonra Fenie ile birlikte, yaklaşık üç yıl kadar mutlu bir şekilde yaşadılar. Ama sonra, Qouen'in de Fenie'nin de hiç tahmin etmedikleri bir şey, başlarına gelmişti...'' Tarini yavaşça yutkundu anlatırken. ''Fenie ölmüştü.''
''...'' Zend Tarini'nin son söylediklerini duyduğu zaman bir şey söyleyememişti, kelimelerin boğazında düğümlendiğini hissetmişti adeta. Tek yapabildiği bir süre boyunca sessiz kalmak olmuştu. Biraz sonra, derince bir nefes almış ve sakinliğini korumayı deneyerek sormuştu: ''Ölmüş müydü? Nasıl yani, nasıl ölmüştü? O bir savaşçı ya da büyücü değil miydi, hastalanmış falan olamaz değil mi?''
Tarini'nin yüzüne buruk bir gülümseme daha yerleşmişti tabii o anda. ''Evet büyücüydü, ancak hastalanarak öldü... Yani, öldürüldü. Birisi onu lanetlemişti, zaten ailesi de kısa bir süre içerisinde yok olmuştu... Qouen engelleyememişti bunları, bana anlattığı şekilde söyleyeyim sana... Bir gün, Qouen krallığa çağrılmıştı. Ailesi ile ilgili birkaç şeyi güncellemesi için... Yaklaşık üç gün kadar bunun sürdüğünü söyledi, o sırada garip herhangi bir şey yaşanmamıştı, söylediğine göre. Ama geri döndüğünde... Fenie'nin ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenmişti, üstelik bu hastalık acayip ilerlemişti, sanki uzun bir süre önce Fenie bu hastalığa yakalanmıştı da, son evrelerine geçiş yapmıştı artık, hastalık. Daha sonra tabii Qouen dünyanın her yanını dolaştı, aradı, her yeri aradı ve bir Fenie'yi iyileştirebilecek bir hekim bulmaya çalıştı... Ancak bulamamıştı, çünkü hastalık öyle bir ilerlemişti ki, artık onu bir başkasına geçirmek bile mümkün olmamıştı, Qouen onu kendisine geçirmeyi denemişti ama başarısız olmuştu... Böylece onu kaybetti Qouen... Ölene kadar da bir başkası ile birlikte olamamıştı, Fenie'yi unutamamıştı zaten, onu öyle bir sevmişti ki, o öldükten beş asır sonra bile Fenie'nin bir resmi, kaldığı yerin başköşesinde durmaya devam etmişti... Neyse, Fenie'yi kaybettiği günden sonra da, yüzyıllar boyunca bir daha onun gülümseyen yüzünü görememiştim...'' dedi ve yavaşça bakışlarını Zend'e çevirdi Tarini.
''Ta ki, ona geleceği göstermiş olan biriyle karşılaştığını söylediği güne kadar...''
***
1668
Magnec