b*k yoluna gitti niyazi oluyordu resmen böyleydi heralde o cümle :D neyse ellerinize sağlıkkkk
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
282. Bölüm Güneş Ailesi'nin İki Üyesi (2)
''Zend'in sana ayıracak vakti olduğunu da nereden çıkardın, Ranfan?'' Tarini Ranfan'ın söyledikleriyle birlikte bir kahkaha daha patlatmıştı.
''Eh, ikimiz de Beyaz Taç kardeşiyiz, aynı zamanda ben sadece sıradan bir Beyaz Taç kardeşi değilim, ben Güneş Ailesi'nin liderinin tek kızıyım, aynı zamanda Siyahlar'ın içerisindeki birinci, dünyada ise ilk onda olarak gösterilen Tarini Güneş'in kızıyım, herhalde uygun bir anlaşma karşılığında Zend beni öğrencisi olarak alabilir, değil mi Zend?'' Ranfan da önce annesine bakarken onun gibi gülmüş, daha sonra da Zend'e bakarak gülüşünü sürdürmüştü.
Zend bu sefer utanmıştı iyice, çünkü Tarini de, Ranfan da onu fazlasıyla övmüşlerdi. 'Ne garip ama...' diye geçirdi içinden. 'Birkaç yıl önce yanından geçsem mutlu olacağım, küçükken de onun yerinde olmak için hayaller kurduğum kişi şimdi benim öğrencim olmak istiyor, hayat gerçekten çok garip...' diye düşündü içten içte. Aynı zamanda birazcık kızarmıştı da, bunu engelleyememişti, normalde bunu epey bastırabilirdi ama şimdi herhangi bir hissini bastırmaya gerek duymuyordu. Daha sonra yavaşça öksürerek boğazını temizledi ve Ranfan'ın gözlerine baktı. ''Ranfan, ben birini eğitebilecek kadar kabiliyetli değilim.'' dedi sakince. ''Gerçekten, bazı şeyleri nasıl yaptığımı ben bile bilmiyorum zaten... Yani ben seni güçlendirmek için pek bir şey yapamam, hem tecrübeli de değilim, sadece on yıl kadar oldu, ben bir savaşçı olmak için çalışmaya başlayalı. Sana bildiğim şeyleri bile öğretemem yani, kusura bakma, ben o kadar nitelikli biri değilim...'' dedi alçak gönüllü bir şekilde, Zend dostlarının yanında kendini övmekten pek haz etmiyordu, düşmanlarına göz dağı vermek için yapabildiği şeyleri söylerdi, tabii bu ileride düşman olma ihtimalinin yüksek olduğu kişilere karşı da böyleydi, ama gelecekte muhtemelen aynı safta olacağı kişilerle konuşurken kendini övmeyi çok gereksiz buluyordu, insanların ona şaşkın bir şekilde bakarak hayran kalmasını pek sevdiği söylenemezdi genç adamın. Bu yüzden, arkadaşlarının yanında mütevazi olmak en iyisiydi onun için.
''Hey, hadi ama!'' Ranfan dudaklarını bükmüştü hızlıca. ''Bencilce davranma lütfen Zend, beni de güçlendirsene işte! Sen on yılda bu kadar güçlendiysen, bana sadece bir yıllığına ustalık yapsan zaten Fintan'ı filan geçerim, annem de başımın etini yemez... Annemin bana kızmasıyla geçireceğim vakti de seninle geçiririm, ha, ne dersin?'' Ranfan, bir bacağını ötekinin üstüne atarak kollarını göğsünde bağladı ve Zend'e bir göz kırptı.
''Çocuklarla ilgilenmiyorum, üzgünüm.'' Ancak düşündüğü gibi olmamıştı, Zend normalde biraz çekingen davranırdı burada, utanırdı ancak bir süreliğine hislerini kontrol altına aldı, daha sonrasında da düz bir yüzle konuştu, amacı belliydi tabii; Ranfan'ı biraz sinirlendirmek istemişti.
Zend'in konuşmasının ardından da Tarini kahkahayı basmıştı, ''Hahahaha... Evet evet, bak, ne güzel söyledi, seni çocuk!'' dedi ve kızına sataştı kadın, neşeli bir şekilde.
''Senden büyüğüm ben be!'' Ranfan Zend'in söyledikleriyle birlikte aniden kaşlarını çatmış, genç adama bakarken öfkeli bir şekilde konuşmuştu, sözlerinden adeta tehdit okunuyordu... ''Benden uzunsun diye çocuk olmuyorum, kısayım, ne var?'' diyerek sitemini devam etti ve burnunun biraz kızarmasına izin verdi.
''Hahahaha,'' Zend de gülüşünü tutamamıştı bu sefer. ''Çocuklarla dalga geçmemem gerekirdi, özür dilerim Ranfan.'' dedi ve ona takılmaya devam etti.
''Bak sen!'' Ranfan ayağa kalktı ve Zend'e doğru birkaç adım atarak, yumruklarını sıkmış bir vaziyette beklemeye başladı, kendini tutmuştu muhtemelen. ''Anne, ona bir şeyler yap, vur filan, canını yak!'' dedi ve öfkeli bir şekilde Tarini'ye çevirdi kafasını.
''Heh, neden ben yapıyormuşum? Kendin vursana, geçen sefer Boong Ailesi'nden gelen çocuğa vurup, hastanelik olmasını sağlamıştın. Zend'e vurmaktan korkuyor musun yoksa, gücün yetmiyor mu? Hahaha...'' Tarini iyice kahkahalarının içinde boğulmaya başlamıştı o anda. ''Tabii genelde seninle böyle dalga geçen, senin yaş grubunda olan kişiler senden güçsüz oluyor, rahatça onlara saldırabiliyorsun. Zend de senden küçük, ha, Yuna senden küçük ve ondan güçlüsün, bunu söylemeyi biliyorsun. Hadi Zend'e karşı da yap bakalım hareketlerini, o da senden küçük. Ne oldu, korktun mu? Hahahaha...''
''...'' Ranfan ise o an ancak dişlerini sıkmakla yetinmişti. ''Tabii ki korkmadım, neden korkacağım ki?!'' dedi devamında, sesli bir şekilde. Daha sonra da sağ yumruğunu, Zend'e doğru yollamıştı anında.
''Eh...'' Zend bir nefes verdi ve refleksleriyle kenara çekildi hemen, Ranfan'ın ona gerçekten de bir yumruk yollayacağını düşünmemişti. ''Hey, gerçekten de tüm gücünle saldırdın mı? Bu yumruk epey tehlikeliydi, normalde savuşturmazdım ama bana gelse cidden canımı yakacak bir şeydi bu, ne yapıyorsun?'' diye sordu, Ranfan'a bakarak. Ranfan o sırada çoktan Zend'in çekildiği yere doğru sağ tekmesini yollamıştı bile...
Zend hemen tekmeden de kaçındı ve Ranfan'ın üstünden zıplayıp, genç kızın arkasına, kapı tarafına doğru geçti. ''Sadece şaka yapıyordum Ranfan, sakin ol, tamam mı?'' diye devam etti, hafifçe gülümserken.
''Ah zamane gençleri, ne de güzel şakalaşıyorlar...'' Tarini ise göğsünde kollarını bağlamaya devam ederken, bir iç çekmiş ve konuşmuştu. Gerçekten de bunun bir şakalaşma olduğunu mu düşünüyordu?
''Tarini, bir engel olsan güzel olmaz mı kızına, bu bir şakalaşma değil sonuçta, şuna bak;'' dedi Zend, Ranfan'ın bir savaş narası atıp diğer yumruğunu ona yollamasını izlerken. ''o beni öldürmeye çalışıyor!''
''Heh, ne öldürmesi canım!'' Tarini Zend'e bakmıştı. ''Sadece kendini tutmuyor.''
''Bir arkadaşına yumruk yollarken kendini tutman gerekmez miydi, yoksa ben mi yanlış hatırlıyorum?'' Zend hafif bir alayın sezildiği bir konuşma biçiminde sorarken, Ranfan'a bakmıştı.
''Sen benden güçlüsün, değil mi? O halde niye kendimi tutayım, tüm gücümle saldırmamda sorun yok! Hahaha...'' Ranfan da Zend'e öteki yumruğunu yollamışken, bir kahkaha patlatmıştı annesi gibi. ''Kimmiş çocuk, ha?'' diyerek, yüzündeki gülümsemeyle, baskı altında kalmış olan Zend'e bir bakış attı.
''Ranfan, dikkat et de Zend'in yumruğunu yeme bak, Vankanor'un kılıcını kıracak kadar güçlü o ellerden çıkan yumruklar, bir tanesini yersen seni kurtarmamız pek kolay olmaz, hahaha...'' Tarini, hala keyifli bir şekilde gençlerin karşılaşmasını izliyordu.
Zend ise bu sefer dişlerini sıkmakla yetinen taraf olmuştu. Çünkü karşısındakine bir zarar vermek istemiyordu, ama onun böyle bir düşünceye sahip olduğundan emin değildi. Genellikle savaşlarda öldürmeye oynadığı için, düşman olmadığı biriyle bu şekilde savaşmak Zend'in pek alışkın olduğu bir şey değildi. O hep öldürmek için saldırırdı, böyle, şakalaşırcasına saldırmak onun için kolay olmazdı. Ama yine de, önce öldürmek için saldırarak devamında kendini tutmayı başarabilirdi düşüncesine göre. Bu yüzden öyle yapmayı denemişti hızlıca.
Ranfan'ın bir yumruğu daha Zend'e doğru ilerlerken, Zend kızın sol yumruğunu bu sefer biraz kenara doğru çekilerek savuşturmasının hemen ardından yakalamış, sol bileği tutulan Ranfan kaçmak için bir hamle yapamazken, kendi sağ yumruğunu ona doğru ilerletmişti bir anda. Şu ana kadar sadece geri çekiliyor olan Zend'in bir anda saldırdığını gören Ranfan ise paniklemişti ilk başta, üstelik Zend'den yayılan, bir anda ortaya çıkan o ölümcül aura iliklerine kadar işlemişti, tepki vermeye fırsat bulamamıştı genç kız! Şu anda bir teknik kullanmıyordu kimse, çünkü kullanırlarsa ev bu halini uzun süre koruyamazdı, bu yüzden de hızlı tepki verip geri çekilme ya da kaçınma, Zend onun elini tutarken hızlıca onu engelleme ihtimali olmamıştı... Ama Zend'in bir teknik kullanmazken nasıl o kadar hızlı hareket ettiği de bir merak konusuydu tabii, genç adamın enerjisi sabitti, hissediyordu Ranfan. Bir teknik kullanmadığı da ortadaydı yani, ama bir anda acayip bir hıza kavuşmuş, o şekilde hareket etmiş ve Ranfan'ın bileğini yakalayıvermişti. Bir teknik olmadan, bedeninin temel hızı böyle yüksek miydi yoksa?.. Ranfan'ın aklında birçok soru oluşmuştu o anda, ancak gözlerinin önünde büyüyerek ona yaklaşırken, ölümünü kesinleştirirmişçesine etrafa öldürücü enerji dalgaları yayan yumruktan başka düşünebildiği başka bir şey yoktu. Bir süreliğine nefesi bile kesilmişti Ranfan'ın...
Bu temel hız, Zend'e Hollis'in kazandırdığı bir şeydi. Zend Chibui'deki ilk zamanlarını hatırlıyordu, ustası Hollis ona eğitim verirken bir teknik aktifleştirmesini yasaklıyordu. Çünkü vücudunun hızını geliştirmesi gerekiyordu ona göre Zend'in, tekniklerinin hızını değil. Öncelikli olan vücudun temel nitelikleriydi. Hatta onun kelimeleri bile, Zend'in kulaklarında çınlamaktaydı...
''Zend, tekniklerin bize muazzam şeyler kattığı doğru... Bir teknik aktifleştirerek, tekniğin de seviyesine bağlı olarak müthiş bir hız elde edebilirsin, ancak bu hızı rakibin de elde edebilir. Sonuçta eğer kendine öz, çok iyi bir tekniğin yoksa, güçlü olduğunu düşündüğün teknik rakibinde de olabilir, peki çok güvendiğin teknik rakibinde de varsa ne yapacaksın? Üstelik ondan çok geliştirememişsin de tekniği, başka hız tekniğin yok. Ne olacak, yenilecek misin? Hayır, yenilmeyeceksin. Neden, biliyor musun? Çünkü sen şimdiden temel hızını geliştireceksin ve gerektiği zaman, rakibinin de sahip olma ihtimali olan teknikleri kullanırken daha da hızlı olacaksın. Diyelim ki bir düşmanla karşılaştın, biriniz karşısındakini öldürecek ve ancak o şekilde savaş sonlanacak. Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanacaksın, ikiniz de ilk seviyedesiniz, kimsenin tekniği diğerininkinden üstün değil... İşte burada sonucu belirleyecek olan, fiziksel küçük farklılıklardır. Eğer şimdi temel niteliklerini artırırsan, ileride çok rahat edebilirsin, bunları unutma...''
Zend ustasının sözlerini hatırlarken bir iç çekmişti... Tabii yumruğu Ranfan'a ulaşmadan önce kendini durdurmuştu da, öldürmek için saldırdığı için bir anda vücudunun her kısmından yayılmış olan öldürme isteği taşıyor olan auranın sonunu getirmesiyle birlikte, Ranfan'ın derin bir nefes aldığını görmüştü. ''Evet, sanırım bu kadarı yeterli, değil mi? Yoksa birimizin bir yeri incinecek...'' dedi ve gülümseyerek, biraz önce oturuyor olduğu yere ilerleyerek usulca kendini bıraktı.
Ranfan ise bir süre öyle kalmıştı. Daha sonra yavaşça Zend'e doğru döndü. ''O da neydi öyle... Sen gerçekten de beni öldürmek mi istedin?'' dedi ve şaşırmış bir şekilde Zend'e bakmaya başladı.
''Evet, yumruğumun yeterince güçlü olması için bu gerekliydi.'' Zend ise samimi bir şekilde cevap vermişti, sonuçta biraz önce Ranfan'a saldırmak için kendine neden vermişti birkaç tane. Ranfan'ın saldırılarının ne kadar sinir bozucu olduğunu düşünmüştü, ne kadar gereksiz yere ona saldırdığını, rahatsız ettiğini kendi kendine göstermişti. Daha sonra da karşısındaki kıza öfkelenmesini sağlayarak, yumruğunu hazırlamış ve yollamıştı. Tabii kendine hakim olabildiği için, son anda yumruğunu durdurmayı rahatça başarmıştı.
''Yok canım...'' diye mırıldandı Ranfan. ''İstediğin gibi öldürme isteği saçabildiğini mi söylüyorsun yani? Orada tekniklerim aktif olsaydı bile, bir anda senden yayılmaya başlayan o auranın sonucunda donup kaldığım için mağlup olurdum. Sendeki saf öfkeyi gördüm resmen! Dedim ki, 'Acaba ileri mi gittim? Zend beni cidden öldürecek...' Korkuttun beni, hala ellerim titriyor bak...'' Kız ellerini yukarı doğru kaldırırken bir nefes vermiş ve gülmüştü. ''Gözlerinin içindeki, karanlığın arasında, öfken adeta parlıyordu!'' diye konuştu devamında, sonra da söze annesi, Tarini girmişti.
Kolunu kaldırmış, Zend'e doğru göstermişti kadın önce. ''O an senden yayılan öldürme arzusundan dolayı benim bile tüylerim diken diken oldu Zend, bir an korktum, cidden Ranfan'a vuracağını sandım...'' dedi ve ayağa kalkıp Zend'in yanına gitti, ellerini onun omuzlarına koydu. ''İşte duygu kontrolü diye buna denir!''
***
1610
Bu arada dostlarım, bizi instagramda @novelgunleri olarak bulabilirsiniz. Zamanı gelince üyelik çekilişlerimiz olacak :)
Magnec