Eh hadi bakalım inşallah planın hezimete uğramaz ?? ellerinize sağlıkkk
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
265. Bölüm Fozre Ailesi (9)
''Oh, yoksa oğlunuzun alçak katilinin genç biri olduğuna dair bir haber mi aldınız? Eğer böyle bir bilgiyi size veren kaynak güvenilirse, gerçekten şaşırtıcı olurdu. Ancak güvenli değilse ya da bu sadece bir tahminse, yerli bir tahmin olduğu konusunda pek emin değilim. Çünkü öyle bir şeyi başarmış ve bizim dahi, biraz önce 'profesyonel' olarak nitelendirdiğimiz birinin, genç bir yaşa sahip olabileceğini açıkçası düşünmüyorum. Sonuçta o gün orada ben de vardım ve olan biteni aşağı yukarı biliyorum. Orada yapılmış olanlar, yaşlı ve tecrübeli olmayan birinin yapabileceği türden değildi.'' Zend Fozre Ailesi'nin liderinin söylediklerinin hemen ardından yüzüne şaşkın bir ifade oturttu ve kendi gözlerine bakıyor olan adamın gözlerine gözlerini diktikten sonra konuştu.
Vosu ise Zend'in söylediklerini, ifadesiz bir yüzle birlikte dinlemiş ve genç adam bitirdikten sonra bir süre bekleyip sessiz kalarak, bekleyişinin ardından konuşmaya başlamıştı: ''Katilin kim olduğu konusunda ciddi tahminlerim var, genç kardeş Zend. Ancak bir kanıta sahip olduğumu söylemem mümkün değil, zira saldırgan, oğluma saldırmadan önce hemen her şeyi düşünmüş ve planlamış. Epey tedbirli biriymiş yani, bunu siz de tahmin ediyorsunuzdur. Zaten her şeyi düşünerek arkasında bir iz bırakmadan hareket etmiş olmasaydı, onu yakalamayı çoktan başarmıştık. Bu yüzden, katilin genç, hatta oldukça genç olduğu konusundaki düşüncelerim tahminden öteye geçemiyor ne yazık ki. Gerçi, arkasında bir şey bırakmış, bir cümle bırakmış ama bu cümlenin üzerinden hareket ederek bir şeye varmamız olanaklı değil, sen de duymuşsundur bu cümleyi , değil mi? Sonuçta bunu Ovaur'a söyleyen senmişsin.''
''Ah, anlıyorum... Bu tahminleri neye göre yaptığınızı bilmiyorum ancak biraz önce de söylediğim gibi, katil epey yüksek kademeli birisi olmalı. Sonuçta siz de iyi bilirsiniz, bu kadar şeyi yapabilecek kadar gelişmek için bu dünya üzerinde fazlasıyla vakit geçirmelidir bir insan, bunları da göz önünde bulundurmalısınız.'' Zend kafasını salladı birkaç kere ve sakince bir nefes aldı. ''Ben o cümleyi ona sadece bir dahaki sefere daha dikkatli olması, kalkan ve bariyerlerin sadece bir yere kadar etkili olduğunu söylemeye çalışmıştım, başardığımı da düşünüyordum. Ancak maalesef ki günün sonunda saldırgan, ona benim söylediğim cümlenin aynısını söylemiş, yani sürücü öyle söylemişti o gece sorduğumuz zaman. Bu yüzden de Fungyuo Krallığı'nın prensesi olan Aena, bir süre düşündükten sonra aşağı yukarı aynı sonuca ulaşmıştı; Ovaur'un katilinin Kraliyet Sarayı'nın içerisinden çıkmış olma ihtimali yüksekti. Benim Ovaur ile yaptığım küçük deneyim paylaşımında söylediğim şeyleri de bu şekilde duymuş olmalı, daha sonra da onu öldürmeden hemen önce söylemiş olduğum şeyi söylemiş ve muhtemelen, birinin onu duyacağını tahmin etmişti. Böylece dikkatleri benim üzerimde toplayarak sıyrılmayı düşündü, Kral Dustin size bahsetmiştir, o cinayet işlendiğinde Kraliyet Sarayı'nda olmayan bir asker vardır büyük ihtimalle, öyle birinin katil olma ihtimali oldukça yüksek. Onları araştırmalısınız bence...''
''Saçma, gün içinde orada olup da gece vakti ayrılan onlarca asker vardır, sonuçta ordudan bahsediyoruz, asker sayısının yüksek olduğunu herkes bilir. Onlardan birinin suçlu olup olmadığını neye göre bilebiliriz ki?'' Vosu hızlı bir şekilde sordu.
''Eh, yüzlerce konuşturma tarzı vardır. Örneğin birisi yeterince acı çekerse, eğer geçmişte ciddi anlamda fazla fiziksel acıya maruz kalmamışsa konuşmaya başlar, bu basit bir bilgidir, biliyor olmalısınız. Eğer tarzınız işkence değilse de birçok büyü var, kişinin geçmiş günlerde nelerle uğraştığına göz atabileceğiniz büyüler mevcut, biraz pahalı olsalar da, paraya kıyarak çağırabileceğiniz büyücüler öğrenmek istediğiniz şeyleri size gösterebilir.'' Zend de seri seri cevap verdi.
''Heh, katil olma ihtimali olan herkes için bir büyücü çağırırsam, katili bulana kadar Fozre Ailesi'nin ekonomisi çoktan batmış olur, böyle bir şeyi liderin ölümünde dahi yapmamız imkansız.'' Vosu Zend'e ciddi bir şekilde bakarken konuştu tekrar.
''Siz bilirsiniz,'' diye ekledi Zend de. ''eğer böyle garantili yollardan yürümezseniz, ancak tahminlerle bir yere varmaya çalışırsınız ve bunun da pek doğru olacağını sanmıyorum.''
''Tahmin yeteneğimin kuvvetli olduğunu söyleyebilirim genç kardeş, endişe etme...'' Vosu konuşurken birazcık gülümsemişti. ''Ayrıca, senin asıl endişelenmen gereken konu başına konulmuş olan ödül değil mi? Birisini gerçekten çok kızdırmış olmalısın, böyle bir ödülü başına koydurmayı başardığına göre... Sürekli saldırılar falan oluyor mu, malum, bir milyon altınlık bir ödül var ve bu ödülü elde etmek isteyen binlerce kişi vardır.'' Yüzündeki gülümseme biraz daha büyümüştü, konuşmasının ardından.
Zend de bu soruya gülümsemesinden hiç ödün vermeden cevap vermişti. ''Buna bir önlem olması için genellikle görünüşümü gizliyorum zaten, sayın lider. Ayrıca pek risk içinde olduğum da söylenemez,'' dedi ve yüzüne, az önceki öz güvenli ifadesini oturttu tekrardan. ''sonuçta ben Gri Engerek'in temsilcisi ve Beyaz Taç'ın bir üyesiyim. Bunlara rağmen birinin bana saldırmaya cüret edebileceğini düşünüp de başıma ödül koyarak bir şey elde edebileceğini düşünen, herhangi bir mantığa sahip olmayan, ileri görüşlülüğü sıfır olan aptalın kim olduğunu henüz bilmiyorum, ama yakında öğreneceğimden emin olabilirsiniz. Tabii bunu benim öğrenmem, Beyaz Taç'ın da öğrenmesi demek. Beyaz Taç öğrendiği zaman ise ne olacak, tahmin etmesi çok kolay.'' diyerek, başındaki ödülün koyulmasını sağlayan ya da en azından ödülde bir parmağı olan Fozre Ailesi'nin liderine bir iğneleme yöneltti. Sonuçta Vosu da biraz önce gençliğe değinerek Zend'den bahsetmişti zaten. Genç adamın bunu fark etmemesi, gerçekten de çok garip olurdu. Üstelik onun, kendisinden şüphelendiğini büyüsünün yeni keşfettiği özelliği ile duyduğu zamandan sonra...
''Bir de, seni Siyahlar'ın içerisinde ilk on beşe girmeyi başardığından dolayı tebrik ediyorum, bu yaşındayken böyle bir şeyi başarman senin adına oldukça umut vaat ediyor. Sana destek vererek güçlenmeni hızlandırmak, Pounz Krallığı'nın gücünü artırmak isterdim ancak ne yazık ki şu anda daha önemli planlara sahibim, kusura bakmazsın, değil mi?''
''Yok canım, kusur filan yok ortada.'' Zend konuşmaya devam etti. ''Fozre Ailesi'nin liderine bu nazik düşüncesinden dolayı minnettarım, ama yardım edemediğiniz için kendinizi üzmenize hiç gerek yok. Sonuçta böyle bir teklifte bulunmuş olsaydınız dahi, bunu kabul etmezdim. Zaten yeterince desteğe çoktan sahibim ve yüzden daha fazlasına ihtiyacım yok, şu an ek bir yardım almam benim bir işime yaramaz, çünkü zaten bir desteğin bana sağlayabileceği her şeye sahibim.'' Yüzünden bir miktar kibir okunabiliyordu genç adamın. Zend şu anda kendisini çok da geri tutması gereken bir konuşmanın içerisinde olmadığı için, dilediği şeyleri rahatça söyleyebiliyordu. Fozre Ailesi'ne karşı ciddi bir hata yapmadığı sürece Beyaz Taç onu korurdu sonuçta. Ciddi bir hata yapsa bile, Gri Engerek onu kollamaktan vazgeçmezdi. Bu yüzden keyfi iyice yerindeydi zaten.
''Oh, bu sevindirici.'' diye konuştu Vosu. Yüzünde ne hissettiğini belli edecek bir ifade yoktu.
Vosu'nun konuşmasını duyduktan sonra, yavaş bir şekilde geriye doğru yöneldi Zend. Ziyareti burada sonlanıyordu. ''Tekrardan geçmiş olsun, oğlunuz için hala üzgünüm. Benimle biraz sorun yaşamış olsa da, kötü biri olmadığını biliyorum. Sadece kısa bir süre boyunca devam etmiş olan hırstan dolayı bir savaş yapmıştık ve daha sonra onu yumruklarımla yenmeyi istediğimi düşünmüştüm, ancak buna fırsatım kalmadı. Bu gerçekten üzücü... Ama artık elden bir şey gelmez, sonuçta ölüleri diriltebilen son büyücü öleli on yıl kadar oluyor, değil mi? Bildiğiniz üzere, onun da belirli şartları vardı ve o hayatta olsa bile Ovaur'un yanına gelene kadar, Ovaur'u çoktan tamamıyla kaybetmiş olurduk. Hayat devam ediyor...'' diyerek Qouen'den bahsetti Zend hızlı bir şekilde. Qouen, dünya üzerindeki, ölüleri diriltebilme gücüne sahip olan tek büyücüydü; genç adamın okuduğu kaynaklarda yazdığı şekilde. Zaten bir savaşta ordunun sekiz yüz bin kişilik bir kısmını anında yok eden, büyük Toprak Stili büyücü Sanarre Fartanso'ya karşılık olarak, ordunun bu kısmını tekrar diriltmiş ve savaşın kazanılmasında çok büyük bir rol oynamıştı. Ancak bunu, Sanarre büyük bir büyüyü yaparak düşman ordusuna ciddi bir zarar verdikten hemen sonra yapmıştı, Zend'in büyü kitaplarından aldığı bilgiye göre Işık ve Karanlık Stilleri'nde ustalaşmış olan Qouen, bu büyüyü ancak yeni öldürülmüş kişilere yapabiliyordu. Ölümün üzerinden uzun bir süre geçmişse, onun da elinden gelen hiçbir şey olmuyordu ne yazık ki. Ölümü engellemek kolay bir iş değildi ve kısa sürede İlah Seviye'ye ulaşarak, dünya üzerinde en güçlü olarak görülen iki büyüde de ustalaşmış, Tanrı'nın Şefkati Qouen bile, ölen kişileri, ancak hemen yaptığı müdahale ile geri diriltmeyi başarmıştı...
Yani, bir kere ölenin tekrar dirilmesi, şu anda dünyadaki bilinen birinin yapabileceği bir iş değildi...
***
Zend odadan çıkıp, normal bir şekilde dışarıya doğru ilerlemeye başlamıştı. 'Neden geldi sorusuna bir cevap oluşturduk, şimdi de gelişimin asıl nedenini gerçekleştirmek için bekleyeceğim. Fozre Ailesi'nin başımdaki ödül ile alakalı olduğundan neredeyse tamamen eminim, bunu kanıtlayabilecek bir şey bulursam eğer, Beyaz Taç ile birlikte Fozre Ailesi'nin üstüne gitmemiz mümkün. Ödülün konulmasında Fozre Ailesi'nden başka aileler de varsa, onların ismini de Fozre Ailesi'nden bir şekilde öğreniriz. Yani sadece Fozre Ailesi'nin bu işin içinde olduğunu kanıtlarsam diğerleri de çorap söküğü gibi gelecek, sorun kalmamış olacak. Bunu başarmam önemli yani.' diye geçirirken aklından, çoktan bahçeye çıkmış ve gelirken Era ile gördükleri o ormanlık alana doğru ilerlemeye başlamıştı. Geçen sefer yaptığı gibi, bu sefer de gecenin çökmesini, Fozre Ailesi'nin malikanesine girmesi için gelecek olan en uygun vakti bekleyecekti. Bu yolun da, daha önce Era'nın da söylediği gibi riskleri vardı ancak henüz güneşin yeni yeni kaybolmaya başladığı bu vakitte, herkes uyanıkken içeri girmesi, bunu gece vakti yaptığı zaman alacağı riske oranla daha fazla bir risk almasını sağlayacaktı. Bu yüzden Era ile birlikte verdikleri karar ile, geceyi beklemeyi kafasına koymuştu.
Yavaşça arkasına dönüp malikaneye bir bakış attıktan sonra, ağaçların olduğu, buraya azıcık uzak olan o bölgeye doğru ilerlemeye başladı...
Kısa bir süre içerisinde de oraya ulaşmayı başarmıştı. Yolculuk boyunca takip edilip edilmediği konusunda tedirgin olduğu için Era'ya onu takip eden birinin olup olmadığını sormuştu birkaç kere, Era da dikkatli bir şekilde, kısa yolculuklarının büyük bir bölümünde onları takip etmeye çalışan biri varsa diye gözlem yapmış, enerjisini kullanarak birilerini sezmeye çalışmış ve kimsenin olmadığını fark edince Zend'e haber vermiş, ancak dikkatle etrafını izlemekten vazgeçmemişti. Ormanlık alana vardıklarında ise, mecburen bir ağacım yanına oturmak zorunda kalmışlardı. Zend genelde yaptığı gibi bir ağacın en tepesine doğru, birkaç hamlede tırmanarak kalın gördüğü bir dala oturmayı düşünmüştü daha önce, çünkü uzaktan bu ağaçlar gerçekten yüksek boylu gibi görünüyordu. Ancak Zend, onların yanına vardığı zaman anlamıştı ki, şu anda çok da uzun boylu ağaçlar yoktu burada ve yukarılarda da, Zend'in oturabileceği kalınlıkta olan bir dal yoktu. Oradakiler, Zend oturur oturmaz anında kırılırdı muhtemelen. Kafasını bir kere etrafında çevirdikten sonra, bir ağacı belirlemiş ve gidip, yanına oturuvermişti hızlıca... Aklında ise, geleceğe yönelik yapacağı şeyler vardı...
***
1614
Magnec