Vay vay vay bizimki laf ebesi oldu çıktı şavaşçılıktan politikaya geçecek herhalde
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
256. Bölüm Fozre Ailesi Hakkındaki Planlar (2)
''Eh, fena olmaz. Aslında gerçekten güzel bir rastlantı oldu, bunun sayesinde, gece girdiğimiz zaman geçen sefer yaptığımız gibi, gördüğümüz birini sorguya çekmemiz gerekmeyecektir. Böylece birinin bizden haberinin olma ihtimali de iyice düşer, rahatlamış oluruz.'' Era Zend'in ağzından çıkanları dinledikten sonra, hafifçe güldü ve konuştu. Böyle bir fırsatın ellerine geçmesini beklemiyordu sonuçta, neşelenmişti birazcık.
''Aynen aynen, epey iyi bir fırsat bu. Era, epey şanslıyız ha?'' Fozre Ailesi'nin malikanesinin kapısını izlemeyi sürdürürken, sürekli olarak içeri girip dışarı çıkan yeni yeni yüzleri gören Zend de bu fırsatın ellerine geçtiğini görünce epey mutlu olmuştu, işlerinin kolaylaşacağını gördüğü gibi keyfi yerine gelmişti genç adamın. Genellikle işleri hep en zor yoldan yapıyordu, işlerinin kolaylaştığını görünce de istemsizce keyif kazanıyordu böyle.
''Neyse, çok da gevşeme.'' Era Zend'i uyararak konuştu. ''Bu işimizi kolaylaştırmış olsa da yapacağımız, basit bir şey değil. Eğer rahatlayıp da tetikte olmayı bırakırsak sonumuz kötü olur, böyle fırsatlar eline geçtiği zaman, insan ister istemez rahatlar ve fırsatına rağmen başarısızlık ihtimalini artırır. Gereken şey, aynı sıkılıkta devam etmek. Bu hiç olmamış gibi düşünmelisin, işini kolaylaştıracak bir şey ortadayken, sen sanki onun zor halini yapacakmışsın gibi hareket edersen başarı seni kovalayacaktır, sorun olmaz. Her neyse, şimdi, ne zaman gideceğiz Fozre Ailesi'nin evine?'' diye sordu Era, ''Ayrıca, orada seni yalnız bırakmayacaklardır, bilmiş ol. Muhtemelen devamlı olarak yanında olacak bir asker vereceklerdir sana, ne yapacağını izlemek için. Bunun için de birkaç yol düşünmeliyiz.'' daha sonra da içeri girdiklerinde olacak şeylerle ilgili birkaç plan yapmaları gerektiği konusunda Zend'e bir tavsiye verdi.
''O konuda şimdiden düşüncelerim var bile, sorun yok. Planlarım genellikle kaybetmez, bu yüzden o meseleyi bana bırak.'' Zend sağ elini kullanarak bir zafer işareti yaptı, Era'nın o eli göremediğini ise daha sonradan fark etmişti. Bu genç adamın, şimdi düşündüğü konuda kendine epey güvendiğini dışarıdan ona bakan birinin anlayabileceği bir ifadesi varken, konuşmasına devam etti Zend. ''İçeriye ise biraz sonra gireriz, önce yüzümdeki kumaş parçasını ve kapüşonumu çıkarayım, daha sonra da sen omzuma atla ve saraydaki boyutuna çıkar kendini. Sonra da beni içeri alırlar, bir sorun olacağını hiç sanmıyorum.''
''Heh...'' Era Zend'in kendine olan güveninden dolayı pes ederek bir nefes verdi. Genç adam gerçekten de herhangi bir sorunun gerçekleşmeyeceğini kendine fazlasıyla kabul ettirmiş gibiydi. Haksız da değildi tabii, hemen her ayrıntıyı çoktan düşünmüştü o muhtemelen. Dışarıdan bazen hızlı karar veren ve hareket eden, tez canlı biriymiş gibi görünse de aslında olan, onun önce her şeyi aklından geçirmesi, daha sonra ise bunu oldukça hızlı yaptığı için hemen harekete geçmesiydi. Bunu bildiğinden, onun bir hata yapacağından endişelenmiyordu Era, ona güveniyordu. Zaten ortak olmanın en büyük ve önemli noktası da güven değil miydi? Ona güvenmezse, ortaklıklarının ne anlamı kalırdı? ''Pekala, öyleyse hadi gidelim artık.'' diye konuştu Era.
''Tamamdır,'' Zend arka taraflarında kalmış olan binalardan ikisinin arasındaki dar bir sokağa girdi ve kapüşonu ile yüzündeki kumaş parçasını çıkardı. ''sen de Kraliyet Sarayı'ndaki boyutuna geri dön, o şekilde çıkalım sokaktan.'' diye Era'ya hızlıca seslendi.
''Tamam.'' Era da çabucak onayladı ve Zend'in omzunda, Kraliyet Sarayı'ndayken sahip olduğu büyüklüğe çıkardı kendisini. Sonra da genellikle oturduğu yer olan Zend'in omzuna zıpladı, genç adamın Fozre Ailesi'nin malikanesine doğru ilerlemesini beklemeye başladı.
Zend Era'nın hazır olduğunu görmesiyle birlikte hızlı bir şekilde malikaneye doğru ilerlemeye başlayarak, kapıdaki, dışarıda yürümekte olan insanları izleyerek bir tehlike olup olmadığını sezmeye çalışan koruma ile göz göze geldi. Normal ve sakin bir şekilde yürümeye devam ederek, kapının hemen yanına geldi. ''Merhaba, Fozre Ailesi'nin liderine, oğlunun ölümünden dolayı taziyelerimi sunmak için buraya geldim, girebilirim değil mi?'' diyerek kapıdaki muhafızlardan birine bakmaya devam etti. İçeriden, duvarın arkasından konuşma ve yürüyüş sesleri geliyordu, Fozre Malikanesi'nin bahçesinde biraz doluluk vardı anlaşılan. Dışarıdan sürekli içeri giren ve aynı şekilde dışarı çıkan insan sayısı oldukça fazlaydı. Fozre Ailesi'nin küçük bir aile olmadığını sadece buna bakarak anlamak dahi mümkündü, hüzünlü bir şey yaşadıkları zaman, onları pek çok farklı sebepten yalnız bırakmayan bir sürü aile vardı. Çoğununki çıkar ilişkisiydi elbette, orası ayrı bir konuydu...
Zend'in kendine güvenen yüzünü gören muhafızın, zaten onu reddetmesi imkansızdı. Çünkü şu anda karşısındaki gençten baştan aşağı asillik akıyordu ve buraya gireceğinden kesinlikle emin olduğu rahatça anlaşılabiliyordu, yani bu da demekti ki, o, bir muhafız tarafından reddedilemeyecek birisiydi. Ayrıca o yüzü gördüğünü hatırlıyordu muhafız, birkaç saniye beklemesinin ardından, karşısındaki kişinin aslında Zend olduğunu anlamıştı! Krallıkta en çok aranan kişilerden biri olan, Siyahlar'ın on beşinci sırasına daha on yedi yaşındayken ulaşmayı başarmış bir dahi! Muhafız, tabii ki onu içeri almamazlık yapamayacaktı. Çünkü onun arka planını bilmemek, daha doğrusu tahmin etmemek için aptal olmak gerekirdi! On yedi yaşında Siyahlar'ın on beşinci kişisi olmayı başarmış olan bu çocuğun arkasında, kim bilir hangi muazzam güçteki topluluklar vardı... Üstelik onun Ölüm Yılanı'nın, yani Gri Engerek'in temsilcisi olduğu da tüm Pounz'da duyulmuştu... Zaten son zamanlarda Pounz'da en çok tekrar edilen, ağızdan düşmeyen isim, Zend isminin ta kendisiydi.
Son haftadan önce, Pounz'u geçin, Beyaz Taç'takilerin bile en azından yarısı onun kim olduğunu bilmezken, şu son haftada bu genç adamın ismini Pounz Krallığı'nın içerisinde duymayan kalmamıştı. Zaten duyulmayacak gibi de değildi, on yedi yaşındaki bu çocuk Pounz'da ortaya çıktığı anda başında üç yüz bin altın vardı. Daha sonra ödülü beş yüz bin altına çıkarıldı ve başına, altına ek olarak bir de öz suyu konuldu. Bu olanların ardından ise, bu çocuk bir anda hiç kimsenin ihtimal dahi vermediği bir şeyi yaparak, bir Kraliyet Askeri'ni öldürdü ve Siyahlar'ın, Pounz'un en güçlü ilk yüz kişisinin içerisinde on beşinci olmayı başardı! Bunun üzerindeki altın, tam bir milyona çıkarılmıştı bile! Bu kişinin ismini Pounz'da yaşıyor olan kim, nasıl olur da duymazdı? Üstelik bu genç adamın gelecekteki başarısı düşünüldüğünde... Onu karşısına almaya kim cüret edebilirdi ki? O genç, adeta Pounz'daki dengelerin değişmesini sağlamıştı...
Muhafız yavaşça yutkunduktan sonra, kapıyı araladı. ''Buyurun efendim.'' diye sessiz bir şekilde konuştu ve Zend'in geçmesine izin verdi. Normalde içeri tek başına girebilecek olan biri, ya asil bir ailenin lideri ya da güçlü bir ailede, önemli bir yere sahip olan biri olurdu. Ancak Zend, sadece son zamanlarda hakkında söylenenlerle bile bu bahçeye alınabilecek birisiydi.
Zend kapıyı hiç sorun çıkarmadan açan muhafıza minnetli bir bakış yolladı, ''Teşekkür ederim.'' diyerek içeriye girdi ve derin bir nefes aldı sessizce. Bahçede, bir yas töreninde olduklarından dolayı aşağıya doğru çevrilmiş yüzlere sahip bir miktar insan vardı. Zend hızlıca gözlerini onların üzerinde gezdirirken, bir tanıdık olmadığını gördü. Genç adam tam burada bildiği kimsenin olmadığını düşünürken, bahçe kapısından Zend'den sonra birkaç kişi daha girdi. Zend arkasındaki adımları duyup kafasını çevirmişken, tanıdığı birkaç yüzle karşılaşmıştı.
Gözleri hafifçe açılan kız, Zend'e doğru bakıyordu. ''Kardeş Zend?'' diye mırıldandı ve birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
Zend arkasına dönmesiyle birlikte karşı karşıya geldiği yüzlerden birine bakıp, kendisine bakıyor olan Prenses Yuna'nın gözlerine doğru getirdi gözlerini. ''Ah, Prenses Yuna.'' dedi ve yavaşça oraya doğru ilerledi. ''Sizi burada görmeyi beklemiyordum.'' diye devam ederek yavaşça eğildi ve onu selamladı. ''Ama düşününce, evet, burada karşılaşma ihtimalimin en yüksek olduğu kişilerden birisiniz.''
Prenses, Zend'e selam vermeden ona bakmaya devam etti. Konuşmaya başlamamıştı, çünkü burada ondan büyük, yetkili kişiler vardı şu anda onunla birlikte olan. Örneğin, Kral Dustin gibi...
Yuna'nın hemen yanında, kalın telli, Yuna'nınkilere benzeyen bir renge sahip, birazcık uzun saçlarıyla birlikte Zend'e bakmaya başlamış uzun, yapılı ve oldukça süslü bir kıyafeti olan biri vardı. Bu kişinin sağında kızı, solunda ise iki oğlu vardı, Zend bu yüzlerin her birini tanımıştı direkt olarak. Normalde bu durumda ilk olarak Yuna'ya selam vermek yerine Dustin'e selam vermesi gerekiyordu, bunu biliyordu. Sonra da yaş sırasıyla prenslere, ardından da son olarak prensese selam vermeliydi. Ancak bunu pek umursamayan genç adam, Yuna'ya selam vermişti direkt. Zaten Yuna'nın yumuşakça dudağını ısırmasının sebebinin de bu olduğunun farkındaydı şu anda, genç kız Zend kendisine selam verdiğinde karşılık vermemişti, çünkü orada Zend'in yapması gereken hareketin bu olmadığını biliyordu. O anda yapılan yanlışı devam ettirirse, eve döndüğü zaman azar yiyeceğinin pek iyi farkındaydı.
''Kral Dustin, sizinle ilk karşılaşmamız, değil mi? Anlatılanlardan çok daha etkileyici bir görünüşe sahipmişsiniz...'' diye konuştu Zend, sesli ve saygılı bir şekilde. Kralın ondan uzun olduğunu biliyordu, ama şu an karşısındaki kişi ile aralarında epey bir boy farkı vardı. Üstelik onun vücudunun da oldukça etkileyici olduğunu fark etmişti ilk olarak, tam olarak profesyonel bir savaşçının vücuduna sahipti bu adam... Zend yavaşça onun da önünde eğildi birazcık, selam vermek amacıyla
''Demek şu Zend sensin...'' Dustin, Zend'e yukarıdan bakarak konuştu ağır ağır. ''Evet, ilk karşılaşmamız. İsmin son zamanlarda krallıkta yankılanıp duruyor.'' dedi ve başını biraz eğerek, Zend'in selamını karşıladı adam. Yüzü köşeliydi ve tıpkı kızı Yuna gibi kahverengi gözleri vardı, elleri epey büyüktü ve geniş göğüslüydü. Alnında birkaç kırışıklığın ortaya çıkmış olmasına karşın net bir yaşlılık görülemiyordu tüm vücuda bakıldığı zaman, yüzünde biraz yorgunluk varmış gibi görünse de, onun çok da yaşlı olmadığını biliyordu Zend. Adamın kaşları oldukça gür ve kalındı, özellikle yüz kemikleri kendini epey belli ediyordu, yüzünde bir top sakal vardı, sakallarının rengi de saçları gibi kahverengiydi. Oldukça geniş olan sağ koluna bağlanmış, üzerinde çeşitli taşlar bulunduran bir kuşak vardı. Normal insanlar bunu beline takıyor olmalıydı... Sol elinin tüm parmaklarında çeşitli, epey pahalı oldukları belli olan birkaç yüzük vardı. Zend'in karşısında durduğu zaman, tam bir kral olduğu izlenimini vermişti ona.
Zend yüzünün iyice incelendiğini hissetmişti o anda. ''Eh, Kral Dustin'in bana bunları söylemesi benim için gerçekten büyük bir onur.'' diye alçak gönüllü bir şekilde konuşmasının sürdürürken, prenslere de selam verdi. Onlar da kendisine aynı şekilde selam verdi. Prenslerden birisi Fintan idi ve Zend onu biliyordu, ancak diğerini tanımıyordu. Fintan'ın ağabeyi olmalıydı o, yüzünden bir kibir okunabiliyordu ve Fintan ile Yuna'ya göre daha büyük bir görünümü vardı. Zend ona sadece, ''Merhaba prens.'' dediği için, o da Zend'e kendi ismini söylemeye gerek görmemişti galiba. ''Merhaba.'' diyerek yanıtlamıştı direkt oalrak. Zend burada prens diyerek ona ilk seslenenin kendisi olduğunu biliyordu, bu yüzden kendi ismini ilk söylemesi gerekenin o olduğunu düşünüyordu. Ancak o böyle söylemeyince, Zend de üstelememişti.
''Sormama izin ver, neden buradasın genç adam?'' Kral Dustin, usul bir şekilde ilerlemeye başlamışken Zend'e sormuştu yavaşça.
''Kral neden burada olduğumu tahmin edebiliyor olmalı.'' diyerek, gözlerini Dustin'e çevirdi Zend.
''Ovaur Fozre için geldiğini mi söylüyorsun? Onu öldüren sen değil miydin ki?'' Dustin, soğuk gözlerle Zend'e bakarken duraklamıştı birkaç saniyeliğine.
Zend şu anda bu söylenenin, kendi tepkisini ölçmek amaçlı olduğunun farkındaydı. Bu yüzden hiç bozuntuya vermeden, ''Kral Dustin şaka yapıyor, değil mi? Ancak ne yazık ki bu hoş bir şaka değil, ben böyle bir şeyi asla yapmam...'' diye konuştu ve hafifçe yüzünü astı.
''Tch...'' Dustin ilerlemeye devam etti. ''Ovaur'un katilini, tüm Kraliyet Askerleri'ni çağırmış olsam bile bulamadık, civarda öyle birini ne gören olmuş, ne de duyan. Katil kuş olup uçmuş sanki... Durum böyle olunca, o an orada olan arabaların içerisindeki üst seviye birinin bu cinayeti işlemiş olduğunu düşünmek en mantıklı tercih olarak geliyor. Üstelik o gün Ovaur Fozre ile savaşarak, sürekli kaçmış ve onu tekniklerini göstermeye zorlamış biri, direkt olarak gözümde katil olarak canlanıyor.''
''Beni üzüyorsunuz, kralım... Eğer onu bulamadıysanız bu sizin askerlerinizin yetersiz olmasından kaynaklanıyordur.'' diye konuşurken krala eşlik ederek malikaneye doğru ilerlemeye başladı Zend. Söylediği şeylere dikkat ediyordu, ancak içinden gelen şeyleri söylememezlik de yapmayacaktı. Eskisi gibi, arka planında hiçbir şey olmayan küçük çocuk değildi artık o, yapabileceği şeyler vardı ve buradaki, Kral Dustin dahil hiç kimse ona öyle serbest bir şekilde saldırmaya, zarar vermeye kalkamazdı... ''Ayrıca unutmayın, artık uçmak için kuş olmak gerekmiyor.
***
1807
Magnec