Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

237. Bölüm Prenses Yuna'nın Doğum Günü (10)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Zend'in ellerine baksanıza, sanki onlarla hiç yumruk atılmamış, değil mi? Eğer tüm gücünle bir enerji bariyerine yumruk atarsan, zarar versen de vermesen de elin de zarar görür ve en azından şişer. Ancak Zend'in ellerinde, ufacık bir savaş belirtisi bile yok. Hahaha, çok açık, o genç sadece ellerini Ovaur'a dokundurup geri çekiyor.'' Fungyuo Prensesi Aena, herkesi bilgilendirerek konuşurken yumruk yaptığı elini, biraz süre geçtikten sonra tekrar eski haline getirmiş ve savaşı izlemeye devam etmeye başlamıştı. ''Tabii bunu neden yaptığını söyleyebileceğimi düşünmüyorum, onun amacını kestirmek imkansız. Tek yumruğuyla birlikte bu savaşı bitireceğini tahmin ettiği için, Prenses Yuna'ya daha fazla izleyebileceği şey sunarak savaşı bitirmekten kaçınıyor falan olabilir mi acaba?'' 

Prens Fintan Aena'nın söylediklerinin ardından Zend'in parmaklarının üst kısmına baktı birkaç saniye boyunca. ''Gerçekten... O, yumruğu Ovaur'un vücuduna değdikten sonra direkt geri çekiliyor olmalı. Ellerinin bu kadar hasar almamış bir şekilde kalabilmesinin başka bir nedeni olamaz. Ancak bunu neden yaptığına gelirsek... Bu gerçekten de bir soru işareti, mantıklı bir nedeni göremiyorum. Ovaur gerçekten de Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanmayı becerebildi ancak Zend'e yetişemiyor ve Zend'in söylediklerine bakılırsa, o da Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ne sahip. Üstelik bunu geliştirmiş, bu teknikte birinci seviyenin yukarısına çıkmış olduğu çok açık. Üstüne üstlük gözlerinden anlaşıldığı kadarı ile Kral Modu'nu aktifleştirmemiş bile, gerçekten de hayrete düşürücü derecede hızlı o. Şu anda Siyahlar'da sahip olduğu yeri şansa elde etmemiş gibi görünüyor.'' Bir elini çenesine götürüp düşünürken bir yandan da konuşan Fintan, Aena'nın söylediklerini onaylamıştı. 

Berinne de şimdi daha iyi anlamıştı durumu. Zend'in yumruklarının neden etkisiz kaldığını kendine açıklamayı başaramamıştı başta, çünkü Zend'in, bir Ağır Kılıç'ı kaldırmasını bile sağlayabilecek kadar fazla olan fiziksel gücünden haberdardı ve o güçle, en azından bir etki yaratabilmesi gerekiyordu. Ancak onun yumrukları etkisiz bir şekilde geri çekildiği zaman, Berinne ne olduğunu anlayamamıştı. Aena'nın açıklaması geldiği zaman ise genç adamın yumruklarına bir göz atmış ve gerçekten de o kızın haklı olduğunu görmüştü. Berinne Aena'dan önce durumu fark etmeyi başaramamıştı yani... Ama onun da, Zend'in ne yapmak istediği ile ilgili en ufak bir fikri bile yoktu. Neden onu direkt olarak yere sermiyordu ki genç adam? Bunu yapabilirdi, pek zor olacağını sanmıyordu. Zend'in bir düşündüğü olduğunu düşünerek sessiz kaldı ve iki genç savaşçı arasındaki dövüşü izlemeye devam etti. 

''Kaçma artık, nereye kadar kaçabileceksin ki?! Doğru düzgün savaş ve yenilgini kabullen!'' Ovaur öfkeli bir şekilde Zend'e bağırarak, genç adama doğru bir elini tehditkâr bir şekilde sallamıştı.

Zend birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. Vurmuyordu, çünkü onun sinirini bozmak ve başka bir hız tekniğine sahip olup olmadığını öğrenmek istiyordu. Eğer şimdi bu maçı bitirirse, Ovaur'un sahip olduğu, başka, gerçekten işe yarayan bir hız tekniğinin olup olmadığını öğrenemezdi. Bu yüzden kısa bir süre boyunca daha ona zarar vermemeyi düşünüyordu. Bu bilgilere ihtiyacı vardı, çünkü onun amacı zaten Ovaur'u yaralamak falan değildi. 

Onun başka, daha değerli bir amacı vardı şu anda! Bunu yapmak için, bu savaşı kaybetmesi çok da sorun olmazdı. Zaten amacını gerçekleştirdiği sürece, bu dövüşün ne kadar önemi olabilirdi ki? 'Biraz daha devam edeceğim, ama bu sefer yumruklarımın gücünü biraz daha artıracağım, ona az da olsa zarar vermem gerekiyor ki daha çok öfkelensin.' Zend planını düşünürken, Ovaur'un ona bir saldırı daha yaptığını gördü. Genç adam sürekli olarak Zend'e saldırmaya devam ediyordu ve hiçbirinde ona ulaşamamış olmasına rağmen, hala hızını artırmaya çalışmadan Zend'e ulaşmayı deniyordu. Bu, muhtemelen şu anda onun hız sınırında olduğunu gösteriyordu, ama Zend bunu garantilemek için onun saldırısını Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanarak tekrar savuşturdu ve Ovaur'un sırtına doğru, yumruğunu biraz daha güçlendirerek yolladı. 

Bu sefer yumruk Ovaur'un belinin öne doğru bükülmesine neden olmuştu. Ayakları bulunduğu yerden kalkmamış olsa da, bir miktar zarar gördüğü belliydi. ''Savaşmaya devam ettikçe güçleniyorsun demek...'' diye mırıldanmaya devam etti ve kindar bir şekilde Zend'e bakmayı sürdürdü. ''Öyleyse bu savaşı çabuk bitireceğim!'' dedi ve Zend'in üzerine doğru bir kere daha koşup, onun bacaklarından birini hedef olarak seçti. Bir teknik aktifleştirmemişti ve aynı hızda ilerlemeye devam ediyordu. Bu da, Zend'in aradığı cevabı bulmasını sağlamıştı tabii ki.

''Hızının sınırına ulaşmış.'' Genç adam kendi kendine konuştu ve bu sefer, ayağına doğru gelen saldırıdan kaçınmayarak, olduğu yerde kaldı ve yeterince hızlı kaçamamış numarası yaparak, bacağını birkaç santim geriye çekti.

Ancak elbette birkaç santimlik fark büyük bir şeyi değiştirmeyi başaramamıştı. Ovaur Zend'in bacağını bir eliyle yakalamıştı ve Zend, kendi bacağını tutan eli tutup, kurtulmaya çalışırken onun sırtına yumruğunu indirdi. 

Sırtına yumruğu yiyen genç, sert bir şekilde yere yapışmış ve bir toz dalgasının kalkmasına neden olmuştu. Bu sırada, Prens Fintan dişlerini gıcırdatarak savaşı sonlandırması gereken zamanı kaçırmamak için dikkatli bir şekilde bekliyordu. Zend, Ovaur'un bir şeyi yanlış anlamaması için yere düştüğü zaman direkt olarak kalkmaya çalışmadı ve bir süre boyunca savunma yapmamaya devam etti, göğsüne ve yüzüne ondan fazla yumruk yemiş olsa da, henüz bu savaşı bitirmeye karar vermemişti.

Kollarını kafasının üstüne kapatırken, ''Pes!'' diye bağırdı ve sağ eliyle kolunun üzerine art arda iki kere vurdu. ''Kaybettim.'' dedi sesli bir şekilde, Ovaur Prens Fintan tarafından onun üzerinden kaldırılırken. Bu savaşı kaybetmek onun için önemli değildi, hiç umursamıyordu bu yüzden. Elde etmesi gereken her türlü bilgiyi elde etmişti...

''Ovaur, senin hiç utanman yok mu? Senden dört seviye aşağıda olan birine karşı savaşırken bile üzerine koruma bariyerleri almışsın, ne büyük bir utanç! Kardeş Zend'in yenilmesi son derece doğal bir sonuç oldu!'' Fintan bir yandan azarlayarak, ellerindeki kanı temizleyen Ovaur'a bakarken, bir yandan da Zend'in kalkabilmesi için gencin elinden tutmuştu. ''Yazık, çok yazık! Ben seninle bir savaş yapsam ve bu savaşta kendimi korumak için bariyerler kullansam haksızlık olmaz mıydı?! Bu, Zend'e yaptığın şeyin bire bir aynısıdır.'' 

''Yok yok,'' Zend, biraz önce öfkeli ve hırslı bir şekilde savunma yapmayan kendisine saldırıp, yüzündeki pek çok yerin yaralanmasına neden olan Ovaur'a bir baktı. Yüzünden damlayan birkaç damla kanı, yanına ulaşıp ona birkaç havlu uzatmış olan Berinne'den aldığı havlularla birlikte sildi ve ayağa kalkarak, Ovaur'a seslendi. ''Kardeş Ovaur hakkıyla kazandı, değil mi? Sonuçta ben en sonunda ondan kaçınamadım, o bariyer olmasa da sonucun değişeceğini düşünmüyorum. Tebrikler, beni mağlup etmeyi başardın. Ancak,''Genç adam Fozre Ailesi'nin varisine bakarken, samimi bir şekilde konuştu ve biraz ciddileşti ''bariyerler sizi her zaman kurtaramaz, değerli Ovaur.'' 

Konuşmasının ardından ortama bir sessizlik çökmüş olsa da, Ovaur hızlıca bağırmaya devam etmişti.

''Hahaha, senin gibi bir rezilin tebriklerine ihtiyacım yok benim!'' Ovaur, biraz önce Zend'e bir miktar hasar vermeyi başarmış olsa da hala ona büyük bir kin duyuyor gibiydi. ''Ancak kaçarak savaşan birinin zaten başka birini tebrik etmeye hakkı olmaz! Gelecekte her zaman olacağı gibi kaybettin, anlaşılan altmış beşinci ile savaştığında o gerçekten de son derece yorgunmuş. Ancak bu şekilde kazanmayı başarabilmişsindir ona karşı, üstelik muhtemelen ona daha önceden arkadaşlarınla saldırmış ve enerjisinin azalmasına neden olmuşsundur. Sen gerçekten de acınası birisin, bunu sana yumruklarımla öğretmiş oldum, hahahahaha!.. Prens Fintan araya girmeseydi de, seni konuşamayacak hale getirseydim, ezik seni!'' Ovaur bir kahkaha daha patlattıktan sonra, Zend'i aşağılamaya devam etti ve kibrini, herkesin duyabileceği bir şekilde bağırarak etrafa saçtı. 

Zend çoktan iyileşmeye başlamış olan, yüzündeki patlamış yerleri tekrar havluyla temizledi ve Berinne'ye dönmeden önce konuştu, ''Kardeş Ovaur biraz kibirli olsa da sanırım bu kibri hak ediyor.''

''Tabii ki hak ediyorum, hahahaha! Senin gibi birinin beni yenebileceğini falan hiç düşünmüş müydün yoksa?!'' Ovaur'un neşesi yerine gelmiş gibi görünüyordu. Zend'i mağlup ettiğini görmesiyle birlikte hıncını biraz daha çıkarmayı başarmıştı, ancak hala Zend'e karşı oldukça kinli gibiydi. 

Zend içten içe soğukça gülse de, konuşmamayı tercih etti. Berinne'ye dönüp bir baktığında, genç kızın Zend'in yüzünü incelediğini gördü. Bunun ardından Prenses Yuna hemen Zend'in yanına gelmiş, Zend daha bir şey söyleyemeden önce hızlı bir şekilde, ''Kardeş Zend, hemen Kraliyet Doktoru'na götürelim seni, hızlıca iyleşeceksindir, o Işık Stili büyüler kullanabiliyor ve bu yaralarını iyileştirmek onun için çocuk oyuncağı olmalı. Daha fazla bu şekilde acı çekmeni istemem, sonuçta bunu benim yüzümden yaşadın, üzgünüm...'' dedi ve başını hafifçe öne eğdi.

''Hahahah, Prenses Yuna gerçekten de oldukça duyarlı gibi. Ancak merak etmeyin, zaten küçük yaralar ve tamamının iyileşmesi çok vakit almayacaktır. Üzgün olmanıza gerek yok, sonuçta bir hediye getirmeyi unutarak asıl üzülmesi gereken kişi olmayı hak eden bendim, ama bu şekilde kendimi affettirmişimdir, değil mi?'' diye konuşan Zend, küçük bir kahkahanın ardından sessiz bir şekilde Yuna'ya bakmaya devam etmişti.

''Zend, onu neden dövmedin?'' Berinne Zend'e doğru bakarak, sessiz bir şekilde sordu. ''Ona hiç güç uygulamadın bile.'' Genç kızın yüzünde de Zend'in zarar görmesinden dolayı biraz üzüntü varmış gibiydi, ''O sana bir yumruk atmayı bile başaramamalıydı.'' 

''Berinne, yoksa benim için endişelendin mi, hahahahaha!'' Zend havluyu yüzüne basarken, sessiz bir kahkahayı daha bastı.

''Kardeş Zend, gülmesenize, yaralarınız acımıyor mu?!'' Prenses Yuna sesli bir şekilde Zend'in yüzüne bakarak konuştu.

''Sorun yok, sorun yok. Ben iyiyim, acıya dayanabilirim; endişe etmenize gerek yok.'' dedi Zend ona bakarak. Daha sonra Berinne'ye döndü tekrar. ''Ayrıca Berinne, eğer onu dövseydim muhtemelen Prens Fintan ona birazdan bana yapacak olduğu teklifi yaparak sabaha kadar kalmasını isteyecekti, çünkü sorumlu hissedecekti. Aynı şekilde sabah olduğunda da onu evine gönderirken yanına Pounz'un askerlerinden verecekti ve onun yanında bir sürü kişi olmuş olacaktı.'' diyen genç adam kafasını kaldırarak, gecenin çökmüş olduğu gökyüzündeki yıldızlarda gözlerini gezdirdi birkaç saniye boyunca.

 ''Peki bunun zararı ne ki?'' Yuna Zend'e endişeli bir şekilde bakmaya devam ederken hızlıca sordu.

''Bir zararı yok, sadece onun, yanında birilerinin olmasını hak ettiğini düşünmüyorum.'' Zend de hızlı bir şekilde cevap verdi ve Prens Fintan'ın, bugünün misafirlerine yönelik bir duyuruda bulunduğunu gördü. Duyurunun içeriğini de tahmin ediyordu tabii ki.

''Bugünün sonuna gelmiş bulunuyoruz, arkadaşlar. Saraya uğrayıp ihtiyaçlarınız varsa, onları giderdikten sonra, ailelerinize söylemiş olduğumuz gibi sizi erkenden yolcu edeceğiz, kovuyor gibi olmasın ancak bu ebeveynlerinizin isteğiydi, bize kalsa, sizi haftalarca burada ağırlamak isteriz... Aynı zamanda Zend ve Ovaur kardeşlerimize teşekkür ediyoruz, Ovaur Zend'in hediyesini vermesine yardım etmiş olduğu için ona ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca Zend'in de bu şekilde büyük bir hediyeyi Yuna'ya vermiş olduğu için ona da minnettarım, günün kapanışını bu savaşla yaptık ve yavaşça sizi evlerinize doğru uğurlamak isterim, sonuçta saat geç oldu.'' diye sesli bir şekilde konuştu genç adam ve ardından Zend'e döndü. ''Zend, Berinne, isterseniz sizi sabaha kadar ağırlamaya devam edebiliriz, sonuçta bu yaraların unutulması biraz zaman alacaktır, yarının kahvaltısıyla birlikte de ayrılmak isterseniz ayrılırsınız, ne dersiniz?'' 

''Teşekkür ederiz Prens Fintan, ancak bir tedaviye ya da sarayda bir geceye ihtiyacım yok. Bu yaraları çoktan unuttum bile.'' diye konuşurken Zend, eliyle yüzünü işaret etti. Yaraları kaşınmaya başlamıştı, yani en fazla yarım saat içerisinde onlardan geriye bir iz kalmayacaktı. Eski haline dönecekti genç adamın yüzü. ''Bu yüzden direkt olarak evime dönmeyi istiyorum, eminim Berinne de öyledir, değil mi Berinne?'' Zend bugün için planladığı şeyi geciktirmek istemediği için, sarayda vakit geçirmeyi göze alamazdı. 

Prens Fintan Zend'in dövüştüğünü göremediği için biraz hayal kırıklığına uğramış olsa da, bunu belli etmeden konuşmaya devam etmişti. Sonuçta Zend'in, gücünü göstermek gibi bir şeyi istemiyor olduğu için biraz önce Ovaur ile sert bir şekilde savaşmadığının farkındaydı. Yumruklarının gücünü bile kullanmamıştı o, gücünü kullandığını kim iddia edebilirdi ki? ''Anlıyorum...'' diye konuştu ve devam etti: ''Eğer öyle istiyorsanız öyle olsun. 

Bu sırada Zend'in omzuna, çoktan atlamıştı bile Eralkavender. ''Zend, onun bir hız tekniği olup olmadığını öğrenerek ne yapmaya çalışıyordun ki? Ona birkaç tane vursaydın bari, benim içimde kaldı yani...'' diye konuştu ortağına bakarak.

 ''Bekle, Era.'' Zend gözlerini hızlı bir şekilde açıp kapadıktan sonra Era'ya bakıp onun kafasını okşadı. ''İçinde hiçbir şey kalmayacak, merak etme...'' dedi ve gitmek için hazırlanmaya başlamış olan asillerin arasından, Ovaur'u seçerek konuşmaya başladı: ''Kardeş Ovaur, bu arada size kuzenleriniz için başsağlığı diliyorum...'' dedi ve soğuk bir şekilde karanlık gözlerini, onun gözlerine dikti. ''Yakında babanıza da başsağlığı için bir ziyarette bulunurum.'' dedi ve gözlerini iyice açarak: ''Tabii bu, sadece kuzenleriniz için olmayacak.''

Tatmin olmuş bir şekilde arkasını dönüp uzaklaşmaya başlamış olan Ovaur, bir anda Zend'in söyledikleriyle birlikte adeta delirmiş, tekrar Zend'e doğru dönerek aynı şekilde öfkelenmişti bir anda ve öfkesini kusarak ilerlemeye başladı. ''Senin canın herhalde daha fazla dayak yemek istiyor, eğer ölmek gibi bir amacın varsa babama, hayır, bana bunu Kraliyet Sarayı'nın alanının dışındayken söyle!'' Ovaur Zend'e doğru ilerlemeye devam ederken önüne Prens Fintan çıkarak onu durdurdu.

''Kardeş Ovaur, daha fazla savaşa gerek yok, sonuçta Zend'in vermesi gereken bir tane hediye vardı sadece.'' diye konuştu Fintan, bir şekilde Ovaur'u geri dönmeye ikna etti ve genç adam, diğerlerine veda ederek onu dışarıda bekleyen arabasına doğru ilerlemeye başladı.

Zend derin bir nefes aldı ve Berinne'nin herkese veda etmesini bekleyerek, enerjisini kontrol etti. ''Era, sana onu dövmek istemediğimi söylemiştim, değil mi?'' diye sordu Zend, omzundaki ortağına.

''Evet, ama ne yapmak istediğini de söylememiştin.'' Era ortağını izleyerek konuştu.

''Ben, onu dövmek istemiyorum.'' diye sessizce mırıldandı Zend tekrardan. Daha sonra yumruğunu sıktı, dişlerini sıkarak konuştu. ''Ben, onu öldürmek istiyorum!''

***

Zend ve Ovaur'un savaşının ardından bir saat geçmişti ki, son kalan kişi olan Ovaur'a da veda ederek onu en fazla bir dakika önce yolladığı kişilere yapmış olduğu gibi Kraliyet Sarayı'nın alanının kapısından uğurlayan Prenses Yuna, uzun bir günün geçmiş olduğunu düşünerek derin bir nefes aldı.  Prens Ovaur'un da Fozre Ailesi tarafından verilmiş olan at arabasına binip köşeyi döndüğünü görmesinin hemen ardından, biraz önce diğer asillerin, en son da Prens Ovaur'un gittiği taraftan, bir erkekten çıkmış olan çığlığı duymasıyla birlikte irkildi. Daha sonra da etrafa yayılan, birkaç saniyeliğine hareket etmesini bile engelleyebilecek kadar soğuk, ölümcül ve tehditkâr aura ile karşılaştı ve dünyasının, gerçek anlamda karardığını hissetti.

***

2145