Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

340. Bölüm Balonun Başlangıcı

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

Zaman hızlıca akıp gitmişti, balo, Zend'in beklediğinden daha da erken gelivermişti. Zaten zamanının büyük bir çoğunu, Gecenin Parıltısı üzerinde çalışarak geçirmişti Zend. Hâlâ birinci seviyedeydi, ancak onu artık çok daha işlevsel bir şekilde kullanabiliyordu. Günleri bulmuş olan çalışma süresi meyvesini vermeye başlamıştı, yavaş yavaş alışkanlık sağlıyordu Zend tekniğe. Ancak alışması pek kolay olan bir teknik değildi, çünkü Zend iki yeni teknik öğreniyordu aslında, öğrendiği sadece Gecenin Parıltısı değildi. Bu yüzden biraz daha zorlanmıştı öğrenip alışma sürecinde, ama abartılacak bir zorluk da yoktu. Yalnızca biraz yoruyordu onu, kısa bir süre boyunca eğitim yapmaya devam ettiği sürece, bu teknikte ustalık kazanabileceğini düşünüyordu. Tabii öyle hızlı bir şekilde olmayacaktı bu, ustalık kazanması büyük ihtimalle gerçekten de uzun sürecekti. Ancak tekniğe uyum sağlaması çok bir vakit almamalıydı, böyle düşünüyordu genç adam. 

 

''Artık enerjim sonlanmadan Gecenin Parıltısı'nı beş kere kullanabiliyorum, neyse ki sayı yavaşça da olsa artıyor...'' diye mırıldandı, Gecenin Parıltısı'nı son kullanışıyla enerjisini sıfırlamasının ardından yenilemeye başlayarak meditasyon haline girmişti iki saat kadar önce, enerjisi daha yeni tam anlamıyla yenilenmişti, Zend bir şeye birkaç saatini ayırdığı zaman istediğini kesin olarak elde ediyordu genellikle, ancak enerji yenilemek birazcık istisna olan bir durumdu. Çünkü bu son derece zordu, Zend fazlasıyla sabırlı biriydi, bunun farkındaydı kendisi de. Ancak enerjisini yenilerken sabırsızlanmaya başladığı zamanlar bile oluyordu, o, Tanrı Tekniği olarak görülen tekniklere bile çok bir zaman ayırmamıştı ki, Savaş Tanrısı'nın Heyecanı'nı öğrenmesi yalnızca bir dakikasını almıştı. Rüzgar Tanrısı'nın Nefesi'ni de bir dakikada öğrenirdi aslında, ancak o sıralar ruh hali pek iyi değildi, aklı Maddle'deydi. Bu yüzden odaklanıp öğrenememişti bu şekilde, bu yüzden, bir dakikadan fazla bir zaman dilimini ona ayırmak zorunda kalmıştı. Bu bile Zend için bir istisnaydı yani aslında, onun gibi her şeyi hızlı bir şekilde hallediyor olan birisi için garip bir durumdu. Ancak enerjisini yenilemek üzere meditasyon yapmaya başladığı zaman fark etmişti ki, bu yaptığı çok zor bir işti. Enerjisini yenilemesi en azından bir buçuk saatini alıyordu, bu kadar fazla vakti sadece bir eyleme ayırması, onu üzüyordu bile... Buna alışık değildi.

 

Ancak elinden gelen bir şey de olmuyordu. Çünkü enerjinin yapısı böyleydi, ne kadar yetenekli olursanız olun, enerjinizi yenilerken belirli bir hızın üstüne çıkamıyordunuz, Zend Tarini'ye sorduğu zaman böyle bir cevap almıştı. Bu yetenek ya da güç ile alakalı değildi, hatta seviye yükseldikçe enerjiyi yenilemek için daha fazla vakit ayırmak bile gerekiyordu, çünkü enerji, seviyeyle birlikte artıyordu devamlı olarak. Seviye atlamak bunu göze almak demekti, enerjin daha geç bitiyor olsa da, yenilemek için çok fazla vaktini harcıyordun. Elbette getirileri de çok fazlaydı...

 

Tabii, durum Zend'e aslında farklı olduğu bir şekilde gelmişti zaten, yalnızca Zend bunu fark edememişti. O, enerjisini bir buçuk saat içerisinde yenileyebilmekteydi, ancak Gri Engerek'ten duyduğuna göre enerji tamamen bittikten sonra, yedinci seviye birisinin onu baştan sonra tekrar yenilemesi en azından yedi, sekiz alıyordu. Zend bunu iki, hatta bir buçuk saate bile indirebiliyordu, bu yüzden aslında burada da şanslı olduğunu fark edeli çok olmuştu, genç adamın. Ayrıca enerjisini yenilemek onu yormuyordu pek, rahat bir şekilde, gözlerinin kendiliğinden kapanmaya başlamasına kadar onlarca kez enerjisini sıfırlayıp tekrar yenileyebilirdi. Ek olarak, Zend'in fark ettiği bir şey vardı. Eğer devamlı olarak enerjisini bitirip, tekrar doldurursa bir yerden sonra bunu yapışı hızlanmaya başlıyordu, daha kolay odaklandığını söyleyebilirdi. Aslında tam tersi olmalıydı, mantıken düşünüldüğü zaman, çalışmaya devam etmesinin nedeni olarak yorulması ve hareketleri dahil pek çok şeyinin yavaşlaması gerekiyordu, örneğin Gecenin Parıltısı'nı daha yavaş kullanmaya başlamalıydı, enerjisini doldurmasının daha uzun sürmesi lazımdı, Zend bunu yapmaya devam ettiği zaman. Ancak böyle olmuyordu, Zend eğitim yapmaya, savaşmaya devam ettikçe kendinde daha fazla güç buluyordu sanki, istemsizce hızlanıyordu davranışları, kanındaki bir şeyler, ona devamlı olarak çalışmaya devam etmesinin gerekli olduğunu söylüyordu. Son derece baskıcılardı da, Zend, onları her hissettiğinde gerçekten de daha fazla savaşmak istiyordu, hırslanıyordu ve çalışmayı arzuluyordu. Böylece hızlı bir şekilde çalışmaya devam etmesi mümkün oluyordu, emek harcadıkça hızlanmasının nedeni de buydu zaten, Era buna oldukça şaşkın bir tepki vermişti ama Zend, pek şaşırmamaya başlamıştı artık. Tabii bu hırsı, çalışmaya uzun bir ara verdiği anda birden ortadan kayboluyordu. 

 

Yavaşça gerildi, enerjisini tamamen yenilediğine göre baloya birkaç saat kalmış olmalıydı. Dün biraz daha sohbet etmişlerdi, daha sonra da herkes kendi odasına çekilmiş ve hazırlanmaya başlamıştı. Zend hazırlanmaya başlamamıştı tabii henüz, balo için. Zaten yapması gereken çok fazla şey olamazdı, rahat bir şekilde gidecekti oraya. Görünüşü ile ilgilenmesine falan gerek yoktu, buna ihtiyacı yoktu sonuçta... O, nasıl göründüğünün önemsiz olduğunu düşünüyordu şu an, çünkü düşmanı ile karşı karşıya gelecekti bugün. Vosu da orada olacaktı ve Zend'in öldürmesi gereken birisiydi o, doğal olarak düşmanı haline gelmişti onun. Aslında sadece bu yüzden de güzel görünmesi gerekebilirdi, görünüş önemli bir etki bırakıyordu karşıya, bu sebeple Vosu ve Dustin'e göz dağı vermek amacıyla bile güzel görünmesi gerekebilirdi, bunu Gri Engerek'e danışmalıydı önce. Bu konularda pek bilgiye sahip değildi çünkü, kafasının içinde zıt fikirler vardı ve hangisini dinleyeceğini bilmiyordu, bu gibi durumlarda genellikle yapacağına tamamen şans ile karar veriyordu ve rastgele bir seçeneği seçip onu uyguluyordu. Ne kadar doğru olduğunu bilmeden...

 

''Ne gerildin canım, gören de haftalardır oturduğu yerde meditasyon yapıyor sanacak...'' dedi Era, yavaşça esnemişti. Zend'e Gecenin Parıltısı'nı öğrenmesinde sürekli yardımcı oluyordu, bu yüzden sıkıldığı söylenebilirdi. Özellikle o enerjisini yenilerken bekleyip bir şey yapmamak, fazlasıyla canını sıkıyordu büyülü yaratığın. Yapacak bir şey bulamıyordu bu evin içinde, yalnız başına ne yapabilirdi ki? O ev hayatına alışık birisi değildi, dışarıda dolaşmak, hoplayıp zıplamak istiyordu. Ama Zend'i yalnız bırakmak da istemiyordu işte, daha farkına bile varamamışken, genç adama epey değer vermeye başlamıştı. Ona bir zarar gelmesini istemiyordu çünkü, insan ortağı için endişeleniyordu.

 

''Heh, enerjini harcayıp harcayıp yenilemek ne kadar yorucu bir şey, biliyor musun sen?'' diye sordu Zend, ancak aslında pek fazla yorulmamıştı. Yalnızca bunun oldukça yorucu bir şey olduğunu biliyordu ve bu bilgiyi kullanmak istemişti.

 

''O şeyler senin için geçerli değil, sende canavarımsı bir enerji var, devamlı olarak yenilense de seni çok fazla yorgunluğa sokmuyor. Geçen sefer daha gözüne uyku girmeden elli altmış kere baştan doldurabilmiştin enerjini, dünden beri ise sürekli aralıklar vererek oyalandığın için yalnızca on kere falan yapabildin, bunun senin üzerinde çok bir etkisi olmayacaktır, tahmin edebiliyorum...'' dedi, Zend'i iyice tanımaya başlamıştı Eralkavender. Tabii bu doğaldı, devamlı olarak onun yanında vakit geçiriyordu, onu tanımayacaktı da kimi tanıyacaktı? 

 

''Ehehehe, küçük ayrıntı onlar, onları umursamana gerek yok.'' dedi Zend gülerek, Gri Engerek'in odasına doğru ilerlemeye başlamıştı aynı zamanda. ''Neyse, ne giyeceğim ki bugün?'' diye sordu kendi kendine. Ne giyeceğini hiç bilmiyordu, böyle önemli yerlere şık kıyafetler olmadan gidilmezdi, değil mi? Yoksa kabalık olarak anlaşılırdı. Ancak ortada bir sorun vardı; Zend, giyebileceği şık bir şeye sahip değildi. Chibui'den gelirken yanında sadece birkaç kıyafeti vardı, onları da Hollis'ten almıştı daha önce, ustası, onun birkaç sene daha burada kalacağı ve doğal olarak büyüyeceği için ona birkaç tane kıyafet bırakmıştı gitmeden. Ama onlar son derece eskimişti, Chibui'den döndüğü zaman. Bu yüzden Beyaz Taç'tan birkaç kıyafet alıvermişti oraya uğradığında, şimdi giydiği şeyler fena değildi ancak bunlarla bir baloya gitmesi de imkansızdı. 

 

''Gri Engerek, bugünkü baloya neyle gideceğim ben? Giyebileceğim şık bir kıyafetim yok, alıp gelmem mi gerekiyor bir yerden?'' diye sordu, Gri Engerek'in odasının kapısına doğru yaklaştığı zaman, konuşmasını bitirmesinden sonra da kapıyı açmıştı. ''Oh, sizler kendi odalarınızda değil miydiniz?'' diyerek yeni bir soru sormuştu ilkinin hemen ardından, Tarini ve Ranfan'ın da burada olduğunu görünce. 

 

''Yeni geldik.'' dedi Tarini, üzerinde güzel bir kıyafet vardı. Pek açık olduğu söylenemezdi ancak göz alıcı bir ışığı vardı, Zend ona baktığı zaman şaşırmıştı, çünkü Tarini oldukça güzel bir kadındı. Gri, düz saçları sırtından aşağıya doğru uzanıyordu ve yüzündeki gülümsemesi eksik olmuyordu, güzel bir teni vardı, ilgi çekiciydi kadın. Tam olarak olgunlaşmış bir vücuda sahipti. ''Senin de çoktan hazırlandığını düşünmüştüm aslında, eğitimini bir durdurup da... Ancak görünüşe göre bu balo pek ilgini çekmemiş gibi görünüyor. Kendine bu kadar mı güveniyorsun genç, öz güvenli insanları severim.'' dedi ve seslice güldü Tarini, Zend'i bir süzmüştü. ''Kızları etkilemek için yeterince cazibesinin olduğunu düşünüyor olmalısın, hahaha...'' 

 

''...'' Zend kafasını sallayarak bir nefes verdi. ''Evet daha hazırlanmadım ama çok da uzun süremez hazır hale gelmem, ne kadar vaktimi alabilir ki en fazla? Rastgele bir kıyafet alıp gideceğim işte, özel şeyler yapmayacağım... Bir iki saat içerisinde halledebilirim bence bunu.'' dedi, daha sonra da tekrardan Gri Engerek'e baktı. ''Yapmam gereken tek şey şık bir şeyler bulmak, üzerime geçirebileceğim türden. Daha sonra da hazırım. Gri Engerek, nereden alabilirim böyle bir şeyi? Sen biliyorsundur...'' demiş, daha sonra da odanın içerisinde gezdirmişti gözlerini. Aynı zamanda Ranfan ile de karşılaşmıştı onlar, bu şekilde. Ranfan'ın gerçekten şık olduğunu da söylemesi gerekiyordu genç adamın, uzun bir elbisesi vardı onun. Beyaz renkliydi, annesininkilere benzeyen saçları ile yakın renkte olan elbisesi uyum sağlamıştı ona hızlı bir şekilde, göğsünde bir dekolte vardı. Aynı zamanda sırtında da vardı, oldukça güzel bir hava katmıştı kıza, bu ikisi. Saçları annesininkilerin aksine kısaydı, boynunun biraz altında bitiyorlardı, bu da sırtının saçları tarafından kapatılmasını engellemişti, güzel bir tercihti aslında. Aynı zamanda pürüzsüz bir teni vardı, birkaç özel bakıma maruz kaldığı zaman gerçekten güzelleşmişti kız, itiraf etmeliydi Zend. Makyaj, kadınların gerçekten de baştan sona değişebilmesini mümkün kılıyordu...

 

Zend'in kendisine baktığını görünce ellerini yavaşça vücuduna doğru çekmişti Ranfan, birazcık utanmış olmalıydı, Zend ile daha önce vakit geçirmiş olsa da güzelliğine önem verdiği bugünde, onun yanında olup, dikkatinin kendi üzerinde olduğunu hissetmek garip hissettirmişti, muhtemelen bunun sebebi onun da Ranfan gibi genç olmasıydı, aynı zamanda karşı cinstendi de. Gri Engerek de bir erkekti ancak o Ranfan'dan birkaç yüzyıl büyüktü, bu yüzden Ranfan onun yanında utanmamıştı. Aynı zamanda Ranfan, küçüklüğünden beri Gri Engerek'i görüp duruyordu, Tarini ile o yaşlı adam yakın arkadaşlardı, bu yüzden Tarini'nin çocuğu olarak mecburen onu görüp, onunla birlikteyken büyümüştü Ranfan. Ebette bundan şikayetçi olduğu da söylenemezdi, Gri Engerek'i seviyordu. O bir nevi Ranfan için dede gibiydi, bu sebeple Ranfan onun yanında herhangi bir şekilde utanç hissetmemişti. Ancak Zend odaya girdiği zaman işler değişmişti... Zaten Zend'e imrenerek bakıyordu genç kız, onun Ranfan'ı beğeniyor olması düşüncesi, bir anda genç kızın kızarmasına bile neden olmuştu... Ancak bunu hızlı bir şekilde bastırmıştı Ranfan, belli etmemeye kararlıydı.

 

Tabii Zend'in, o ne kadar istemese de bunu anlayabileceğini tahmin edebiliyordu... Zend'in, kendisinin gözlerinin içerisine baktığı zaman onun ne düşündüğünü anlayabildiğini biliyordu, Tarini'den bunu dinlemişti, Zend'in gözlem ve değerlendirme yeteneği olağanüstüydü.

 

''Ranfan'ı beğendin mi, nasıl olmuş? Bak bak, nasıl da utandı, hahahaha!..'' Tarini Ranfan'ın Zend'in kendisini süzmeye başlamasıyla birlikte hafifçe utandığını fark edince, direkt olarak bunu daha da artırmak istemişti. Bu yüzden söze girip, Maızk henüz Zend'e cevap verememişken konuşmaya başlamıştı. 

 

''Anne!'' demişti Ranfan da, çünkü bastırmaya çalıştığı utancı iyice artmıştı. ''Benim utanmamı sağlayan sensin, bir başkası değil!'' dedi, daha sonra da dudaklarını ısırarak, kırmızı yanaklarıyla birlikte Tarini'ye doğru döndü.

 

''Oh, ben de bir an Zend sana baktığı anda toparlanmaya başladığın için, bunu sağlayanın Zend olduğunu düşünmüştüm, çok hızlı tepki vermiştin de bir an aldanmışım, kusura bakma.'' dedi, kıkırdamaya devam ediyordu kadın. Aynı zamanda, Gri Engerek söze girmişti.

 

''Sen yapacağın diğer şeyleri hallet Zend, ben senin için bir şey alıp geleyim hızlıca, benim kıyafetler sana uymaz, bana göre daha uzunsun.'' diyerek ayağa kalktı, daha henüz kendisi de giyinmemiş gibi görünüyordu. ''Ayrıca onları boş ver, kadınlar her zaman kıyafet söz konusu olduğu zaman saatlerce erken davranır, son bir saat içerisinde bile gerekenleri yapabiliriz biz, sorun yok, hahahaha...'' dedi ve Tarini ile Ranfan'a birazcık takılırken, kapıdan dışarı çıkmıştı...

 

***

 

Akşam, balo saatleri.

 

***

 

1859