Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

314. Bölüm Geri Dönüş

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Heh…’’ Bir araba bulup, içine kendisini atmasının ardından rahat bir şekilde nefes veren genç adam, yavaş bir şekilde sürücüye bakmıştı. ‘’Tolan Şehri’nin merkezine gidiyoruz.’’ dedi ve geriye doğru yaslandı, sürücüde garip bir şey olup olmadığını anlamak için bir süre arabanın içini kontrol etmişti biraz önce, bir şey bulamamıştı. Bu yüzden, tetikte olmayı bırakmamış da olsa biraz rahatlamaya karar vermişti, sürekli aksiyonun içinde olduğu bu yoğun tempo onu epey yoruyordu.

 

‘’Tamam.’’ Sürücünün kendisini onayladığını duymuştu genç adam. Aklında bugün yaşadıkları vardı, o çocuğun, Zend’e bakarken umutla dolu olan yüzü... O yüz bir yerden tanıdık gelmişti ona, Zend’in adaleti sağlayacağına inanması, ona olan hayranlığı… Bir iç çekti Zend, gözlerini hafifçe kapatarak eski günlerini aklına getirdi. Küçükken o da öyleydi… Hayali Kraliyet Ailesi’nde bir koruma olmaktı, güzel zamanlardı…

 

Ama şu an farklıydı, o çocuk da mı farklılaşacaktı? Hayatın gerçeklerini anlamaya başladığı zaman, birini öldürmek zorunda kaldığı zaman değişecek miydi? Yoksa hep böyle saf ve temiz bir şekilde mi kalacaktı? Zend miydi sadece değişen, bu ona özel miydi?

 

Herkes değişiyordu, değil mi? Ama Zend’in etrafındakilerin pek değiştiği söylenemezdi, yaşıtları olan Yun, Bournaz gibi arkadaşları hala eskisi gibiydi, dünyadaki dengeleri anlamamışlardı. Bu onların Chibui’ye gitmemesinden mi kaynaklanıyordu? Olay Chibui Dağı’nda mıydı, değişmek ve gerçekleri görmek, insanların seni öldürmek istediğini anlamak için Chibui’ye mi gitmek gerekiyordu?

 

Hayır… Bu da doğru bir yanıt değildi.

 

Çünkü Emma Chibui’de kalmıştı uzun yıllar boyu, Zend ile birlikte. Ancak şimdi o da tam olarak hayatı kavramış sayılmazdı, eski haliyle bire bir aynı olmasa da, çok farklı olduğu da söylenemezdi. Birini öldüremezdi kolay kolay, eli titremeden büyüsünü sonlandıramaz, bir can almayı tereddütsüz bir şekilde başaramazdı.

 

Ama Zend öyle miydi?

 

Tabii ki değildi…

 

Zend, içinde hiçbir his uyanmadan, kirpiklerinde dahi bir titreme olmadan, tereddütsüz öldürebilirdi birisini. Bu bir nevi içgüdü gibiydi; öldürmek… Zend’in yaparken hiç zorlanmadığı bir şeydi. Belki de Kral Modu’ndan ötürüydü bu, bilmiyordu, sonuçta içinden çıkmak için birini öldürmeniz gereken bu durum, bir süre sonra bir şeyleri öldürmeyi normal bulmanızı sağlıyordu... Olabilirdi, ama eğer böyleyse Beyaz Taç’takiler neden Zend gibi değildi? Bunu da bilmiyordu, ancak ortada bir gerçek olduğunun farkındaydı. Zend bir canı alırken, hiç mi hiç zorlanmıyordu… Bunun nedeni ise hala soru işaretiydi.

 

Kim bilir, belki de önceki hayatında öldürmeyi artık alışkanlık haline getirmiş biriydi…

 

‘’Ne oldu? Daldın gittin birden.’’ Era, sürücüye kendisini fark ettirmeyecek şekilde enerjisini gizlemeye devam ederek Zend’in yanına zıpladı, kıyafetin içinden çıkarak. Dikkat çekilmemesi gerektiği zaman durduğu yer orasıydı, Zend’in en dış kıyafetinin hemen altında konaklıyordu, kimse fark etmiyordu onu orada.

 

‘’Bir şey olmadı.’’ diye cevap verdi Zend sıradan bir şekilde. ‘’Yalnızca o çocuğu düşündüm. Ben de eskiden öyleydim Era, saf bir çocuktum, aklıma kötü şeyleri getirmezdim kolay kolay. İyi şeyleri düşünürdüm… Daha sonra ise çok değiştim. Birilerini bu dünyadan silmek benim için artık sıradan bir şey haline geldi, birilerini öldürürken umursamıyorum bile, içim sızlamıyor. İnsanlığımı kaybetmiş gibiyim sanki… Eskiden sokakta bir sokak hayvanının canının yandığını görsem hemen üzülürdüm, yardım etmeye çalışırdım. Üşümesinler diye evsiz gördüğüm hayvan yavrularını kendi kıyafetimle sarardım geceleri, anne babaları olmazdı, çünkü çocuklarının yaşaması için kendilerini feda etmiş olurlardı...  Bunu düşündükçe üzülürdüm, çocukların yaşaması için ailelerin ölmemesi gerektiğini düşünürdüm, adaleti sağlamak isterdim, birilerinin adaleti sağlayacağına inanırdım…’’ derken bir nefes verdi genç adam, daha sonra da devam etmişti, gözleri ileriye doğru bakmayı sürdürürken.

 

‘’Ama kimse sağlamıyormuş bu adaleti.’’ Aklına Chibui Dağı’nda yaşadığı şeyleri getirmişti bu sefer. Onlarca kişinin suçsuz yere öldüğünü görmüştü, birçok kez, tek kişiye birden fazla avcının saldırdığını, sonra da saldırdıkları kişiyi soyarak öldürdüklerini izlemişti. İnsanların zaaflarından faydalanarak hayatta kalanları, daha sonra da yararlandığı kişiyi hiçbir şey olmamış gibi öldürenleri görmüştü,  Burada bir adaletten söz edilebilir miydi? Elbette edilemezdi, bu dünya böyle bir yerdi... Gücün olmadığı sürece, ne kadar haklı olursan ol, hiçbir fayda etmiyordu sana. Çünkü burada haklı olan, güçlü olandı. Eğer güce sahipsen her şeyi yapabilirdin ve her seferinde haklı çıkardın, yasalar dahi bu şekildeydi, dünya adeta böyle bir saçmalığa uyum sağlamıştı ve herkes buna katılıyordu… Bu… Hatalı ve gereksizdi, değiştirilmeli, düzeltilmeliydi!

 

‘’Bir kere öldüğün zaman geri dönüşü olmuyor.’’ diyerek devam etti Zend. ‘’Haklı olsan dahi, güçsüz olduğun için hatırlanmıyorsun artık. Madem güçlüydün, hayatta kalsaydın, diyorlar. Ölmüş olan kişi haksızdır, yaşayan ve güçlü olan ise haklı… Böyle bir yerde yaşıyoruz, bunu düşünmek beni hasta ediyor… Keşke bunların tamamını değiştirmek için bir fırsata sahip olsaydım… İnsanların artık benim gibi olmasını istemiyorum. Ben artık bir savaşçıyım, istediğimi aldım, ancak istediğim bu değildi. Duygusuz herifin teki oldum çıktım… Hiçbir şey olmamış gibi insan öldürmek, asla gerçek olmaması gereken bir şey. Bir can alıyorsan kötü hissetmelisin, çünkü bu iyi bir şey değil… Ama artık istesem bile bunu yapamıyorum… Keşke… Keşke daha fazla kişinin bana benzemesini engelleyebilseydim...’’

 

‘’...’’ Era da Zend’in söylediklerini dinlerken bir süre sessiz kalmasının ardından, derince bir iç çekmişti. ‘’Zend, kuralları biz belirlemiyoruz. İnsanlar ölüyor, büyülü yaratıklar da aynı şekilde… Çiçekler ölüyor, herkes ölüyor, buna yapacak bir şeyimiz yok. Ancak ara sıra kendine fazla yükleniyorsun, görmüyor değilim.’’ dedi ve patisini, Zend’in dizinin üstüne koydu küçük büyülü yaratık. ‘’Zend, evet, birini öldürmen gerektiği zaman soğukkanlı bir katile dönüşüyorsun.’’ dedi ve yavaşça gülümsedi. ‘’Ancak birini sevmen gerektiği zaman ise… Sevgi dolu biri oluyorsun! Örneğin, bugün o minik kızla konuşurken öyle değiştin ki, insanlar adeta şok oldu. Ona cevap verdiğin zaman üstündeki tüm korkutucu, soğuk hava kaybolmuş, yerine samimi, insanı mutlu edecek bir ruh hali gelmişti, için sevgiyle dolmuştu o anda. Bu yüzden o kız senden korkmadı, ona cevap verdiğin zaman dünyalar onun oldu, çünkü hayranı olduğu Zend, ona sevgiyle dolu, sıcak kelimeler yollamıştı. Sen gerektiği zaman acımasız, gerektiği zaman merhamet dolu olabiliyorsun. Gerektiği zaman siyah, gerektiği zaman beyaz olabiliyorsun. İnsanların ihtiyacı olan şey de bu, keşke, keşke herkes senin gibi olmayı başarsa… Ha, ayrıca duygusuz biri falan da değilsin sen, merak etme.’’ dedi ve bir anda düşünceleriyle boğuşmaya başlamış olan ortağını teselli etmeye başladı Era, aniden böyle bir havaya neden girdiğini anlayamamıştı Zend’in. ‘’O çocuğa zorbalık yapıldığı zaman neler yaşadığını birincil olarak ben gördüm sonuçta, öfkeyle titriyordu ellerin, öyle titriyorlardı ki, omuzlarındaki ben bile titremeden nasibimi alıyordum. Zend, sen hala o çocuksun… Sadece uyum sağlamayı öğrendin, yerine göre acımasız bir savaşçı olmayı başarabiliyorsun, yerine göre de o eski, saf çocuk oluyorsun tekrar. Endişelenmene gerek yok…’’

 

Bu sırada Zend, Era’nın söyledikleriyle birlikte düşüncelerinden arınmıştı, ona bir bakış attı hızlıca. ‘’Seni yufka yürekli çita, bir de acımasız görünmeye çalışıyorsun, aslında böyle tatlısın değil mi? Hahahaha…’’ diyerek, onu iki eliyle yakaladı ve kenara doğru yatırırken karnında gezdirmeye başladı parmaklarını, Era, minicik haliyle Zend’e karşı koyamıyordu.

 

‘’Hey, ne yapıyorsun sen?! Teselli etmeye de gelmiyor ha, hahahaha…’’ Era bir yandan kızmaya çalışırken, bir yandan da gıdıklanmanın etkisinden gülüyor ve Zend’e yaptığı bağırışlarının yarıda kesilmesine neden oluyordu, ancak Zend’in tekrar neşelendiğini görmüştü. Bu yüzden pek sorun değildi şimdi, Era ile uğraşması.

 

Bir süre boyunca iki ortak, bu şekilde eğlenerek ilerlemeye devam etmişlerdi.

 

‘’Heh…’’ Bir nefes verdi Zend, Era kurtulmuştu ellerinin arasından. O da sürücünün onları duyup bir şeylerden şüphelenmesi ihtimalini göz önünde bulundurarak sessizleşmeyi tercih etmiş, Era’yı rahat bırakmıştı. ‘’Neyse ki araba bulmakta bir sorun yaşamadık, bir de araba ararken birileriyle savaşmam gerekse iyice streslenirdim.’’

 

‘’Evet, şanslıyız.’’ dedi Era, bir nefes alıp Zend’in yanına yatmıştı. O ortağı olduğu için, onun üzülmesi ve sıkıntılı bir ruh haline girmesi, kendisini de etkiliyordu.

 

‘’Bakalım Gri Engerek ne diyecek?’’ dedi Zend, Era’dan gözlerini çekmişti…

 

Geleceğe yönelik düşüncelerle dolu bir yol daha bittikten sonra, Zend kendini Tolan Şehri’nin merkezinde bulmuştu. Parayı ödeyip teşekkür ettikten sonra, hızlıca inmiş ve gizli ilerleyişini sürdürmüştü.

 

Kısa bir süre sonra Gri Engerek’in evine varmıştı genç adam, Büyük Maızk’ın bir hizmetkârının olmadığını bildiği için direkt kapıyı çaldı bahçeye girmesinin ardından.

 

Gri Engerek kapıyı açmıştı. Zend’den haber bekliyordu zaten, Fao’nun ne dediğine bakarak plan yapacaklardı, bu yüzden hazır bir şekilde bekliyorlardı evde, Zend’in geri dönmesini. Bir şekilde görüşme ayarlamayı başarmıştı genç adam, Yua’yı kullanarak, işi eline yüzüne bulaştırmamasını umuyorlardı…

 

‘’Zend, neler oldu?’’ diye sordu hemen Maızk, sabırsızlanıyordu Fao ile olanları duymak için. Aslında birkaç şeyi tahmin ediyordu rahatça, sonuçta Fao’nun kişiliğine ve yapabileceklerine br göz atıldığı zaman, onun isteyebileceği şeyler açık bir şekilde belli oluyordu. Ancak yine de duymak istiyordu adam hemen, bu yüzden Zend’i görür görmez söylediği ilk şey bu konuda olmuştu… Arkasından Hollis’in durumu biraz daha meraksızdı ama, kafasını çıkarmıştı yukarı doğru, ‘’Hoş geldin öğrencim!’’ diyerek Zend’i selamlamıştı ilk önce. Fao’dan ya da konuşmadan söz etmemişti.

 

Zend de onları bekletmemek için içeri girmiş, daha sonra da hızlı bir şekilde gülerek konuşmuştu. ‘’Gelin gelin, anlatayım!’’ dedi, ardından hızlıca kapüşon ve maskesini çıkarırken konuşmaya başladı. ‘’en gidip de halledeceğim dediysem halletmişimdir, heh, bir de başarısız mı olacaktım? Fao’yu baskı altına almayı başardım.’’ derken içeriye doğru ilerlemeye başlamıştı, aynı zamanda da Gri Engerek ile ustasının arasında gidip geliyordu gözleri.

 

‘’O bana Fozre Ailesi’nin ödül ile ilgisinin olduğunu gösteren kanıtları getirecek,’’ dedi ve Hollis’e çevirdi gözlerini. ‘’aynı zamanda iş bittikten sonra Fozre Ailesi’nden iyice bir para alacağım, tekniklerini de aynı şekilde… Usta, bana bulabildiğim her tekniği öğrenmemi söylemiştin Chibui’de. Sanırım Fozre Ailesi’nin en iyi tekniklerini kapabileceğim bir yol belirledim.’’ diyerek, Gri Engerek’e döndü. ‘’Ancak Büyük Maızk’ın bir şey yapması gerekiyor…’’

 

‘’Heh…’’ Bir nefes verdi Maızk. ‘’Kimi öldürmemiz gerekiyormuş?’’

 

‘’Vosu’yu.’’ Zend gülerek cevapladı. ‘’Benden Vosu’nun öldürülmesini sağlamamı, böylece onun ailenin başına geçmesine yardım etmemi istedi. Pek çıkarlı bir şey değildi bizim içim, sonuçta Gri Engerek’in kafasına göre herkesi öldürmesi mümkün değildi. Ancak bunu yapabilirdik, çünkü eğer böyle devam edersek ödülün kaldırılmasını sağlayarak Fozre’ye bir şekilde baskın yapmayı başarsak bile, Fozre Ailesi’ni düşman olarak bellemiş olacağız. Bunun önüne geçmek istedim, eğer Fao Fozre’nin başında olursa bizim için daha iyi olur, Fozre ile çatışmak zorunda kalmam. Söylediğine göre Fozre, kısa zaman öncesine kadar epey güçlü bir aileymiş ekonomik yönden, ancak son zamanlarda olan şanssızlıklar nedeniyle bu bozulmuş… Fao’nun bunun bir nevi Vosu’nun suçu olduğunu da söyledi, eğer kendisi Fozre’nin başına geçerse bu durumun kısa zaman içerisinde çözüleceğini düşünüyor, hem ona yardım ettiğimiz takdirde tutunabileceğimiz bir dalımız daha olacak, zor durumlarda, ek olarak bana her konuda destek olacaklardır. Bir düşmanımı dosta çevirmiş olacağım yani… Sana da uygun mu Büyük Maızk? Vosu’yu öldürebilir misin?’’ diyerek konuşmaya devam ederken Gri Engerek’e bakmıştı Zend.

 

‘’Zend…’’ dedi Maızk, düşünmeye devam ederken Zend’i dinliyordu. ‘’Bunu ben yapabilirim ve bir sorun olmaz muhtemelen, aynı şekilde düşüncelerin de mantıklı ve doğru, bir düşman kazanmaktansa, bir dost kazanmak her şeyi daha iyi yapar… Ancak, onu neden ben öldüreyim ki? Sana yardımcı olayım, sen öldür. Böylece iyice deneyim kazanmış olursun, ne dersin?’’ diye sorarken, gülerek Zend’e bakmıştı. ‘’Bence bunu yapabilirsin!’’

 

***

 

1717