İyi hoş adamlar la şu gri engerek miş hocasıymış. Ellerine sağlık dostum. Şu asıl soyunu merakla bekliyorum
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
302. Bölüm Atılacak Adımlar
Zend Yua ile konuşmasının ardından, o peşinden geliyorken dışarı doğru ilerlemeye başlamıştı, Ranon’un ona söylediği bir şeylerle hızlıca irkildi.
‘’Zend, o elemanın elinde, buraya girdikten sonra yaşadığı her şeyi kaydedebilmesini sağlayacak büyülü bir yüzük vardı. Senin söylediğin her şey de onun içindeydi yani, Ankoa Fozre’ye geri döndüyse o bilgileri kesin birilerine aktarmıştır. Haberin olsun.’’ diye konuşurken yaşlı adam, Zend’in ani tepkisi ile karşılaşınca pek şaşırmamıştı, bunu beklediğinden. Ona yardım etmek istemediği için o yüzüğün varlığından bahsetmemişti Zend’e, ancak şimdi, onun en azından bir uyarıya ihtiyacı olduğunu fark etmiş ve konuşmuştu.
‘’Ne?!’’ Zend, ani bir şekilde cevap verdi Ranon’a. ‘’Ciddi misin sen Ranon, benimle dalga falan geçmiyorsun değil mi?!’’
‘’Elbette, neden dalga geçecekmişim ki? Onun parmağındaki büyülü yüzüğü fark etmemen senin hatandı ve bu yüzden karışmadım, şu an ise bir uyarıda bulunmam gerektiğini düşündüm, şu anda senin o kapüşonlu kişi olduğunu itiraf ettiğin anlar Fozre’nin eline geçmiş olmalı. Dolayısıyla Dustin’in eline de…’’ Ranon sakin bir şekilde cevap vermişti Zend’e.
‘’Yok artık…’’ Zend bir elini alnına yolladı hızlı bir şekilde, Ranon’un söyledikleri, yanaklarına adeta bir tokat gibi çarpmıştı… ‘’Buna nasıl dikkat etmedik biz?!’’ diye sordu kendi kendine, daha sonra da Era’ya bundan bahsetti.
‘’Gerçekten mi?’’ Era da donmuş kalmıştı bir an, dikey, yukarı ve aşağıya doğru ilerlerken incelen göz bebekleri iyice görülebilir bir şekilde olmuş, gözleri sonuna kadar açılmıştı. ‘’Lanet…’’ dedi ve ağzına gelmiş olan bir küfrün dışarı çıkmasına izin verdi. ‘’Cidden, buna dikkat etmemiz gerekiyordu… Büyük aptallık yapmışız, şu yer değiştirme büyüsüyle birlikte taş tablete o kadar odaklanmamalıydın sanırım. Bu bize pahalıya patlayabilir, eğer Dustin bunu öğrenirse kesin yakamıza yapışır iyice. Zaten bir kanıt arıyordu seni güzelce suçlayabilmek için, şimdi bir de Kraliyet Askerleri’ni filan peşimize takar.’’
‘’Kesinlikle…’’ Zend de onayladı Era’yı, haklıydı o. Ranon’a sitem etmeyecekti tabii ki, çünkü eğer Ranon ona bunu Ankoa buradayken söyleseydi, Zend bir dahaki sefere yine buna dikkat etmezdi büyük ihtimalle. Şimdi hata etmişti, bundan sonra dikkatli olacaktı bu konuda.
‘’Rakibin üzerindeki sadece bir eşyaya odaklanmak salaklıktır, Zend.’’ Ranon, sözlerinde hiç kendini tutmuyordu. ‘’Eğer dikkatsiz davranırsan bedeli ağır olur. Bir savaşta sonucu etkileyen en büyük faktörlerden biri de, kişinin kullandığı büyülü eşyalardır çünkü. Gözünü sadece bir ya da iki büyülü eşyaya, büyüye dikersen diğerlerini görmeyi unutursun. Bir sonraki için dikkatli olmaya bak sen. Böyle bir dikkatsizliği tekrarlama sakın, benden azarı yersin ona göre.’’
‘’Tamamdır Ranon, bir daha böyle bir şey olmayacak, artık rakibin üzerindeki tüm büyülü eşyalara bakacağım, senin de söylediğin gibi.’’ Zend kafasını salladı. ‘’Ama şimdi her şey ters gitmeye başladı…’’ diyerek de devam etti içinden, Era ve Ranon’un duyabileceği bir şekilde.
‘’Zend, ne yapmamız gerekiyor?’’ diye sordu Era Zend’e. Böyle konularda onun kendisinden daha bilgili olduğunu kabul ediyordu, Era’nın bu tarz planlarda iyi olmadığını, iki ortak da biliyorlardı.
‘’Heh…’’ Zend bir nefes verdi bıkkınlıkla, o sırada Yua konuşmaya girmişti.
‘’Zend, bir sorun mu var? Biraz önce sanki çok kötü bir şeyi duymuş gibi bir ifade oluşmuştu yüzünde, bir şeyler ters mi gidiyor?’’
Zend bir süre sessiz bekledi. Yua’ya bundan bahsetmesi bir sorun oluşturmazdı muhtemelen, genç kız zaten Fozre Malikanesi’ne geri döndüğü zaman neler döndüğünü anlayacaktı, böyle bir şeyin kulağına gelmemesi imkansızdı. ‘’Ankoa’nın üzerinde, burada gördüklerini kaydetmesine yarayan bir büyülü eşya varmış ve benimle konuştuğu her şey, o eşyanın içerisindeymiş… Orada, Ovaur’u öldüren kapüşonlu kişi olduğumu itiraf etmiştim savaşırken, yani itirafım da kaydedilmiş bir şekilde Fozre’ye, dolayısıyla Dustin’e gitti. Şimdi benim eve saldıran, Ovaur’u ve Ankoa’yı öldüren kişi olduğum açığa çıktı. Bu gerçekten can sıkıcı olacak… Dustin iyice üzerime gelecek yani, o içeri geldikçe de ben iyice zıtlaşacağım, huyum böyle…’’
‘’Oh!’’ Yua da Zend’i duymasıyla birlikte şaşırmıştı. Zend’in, Ankoa’nın geri gitmemesi için o taş tablete ve yer değiştirme büyüsüne odaklandığını tahmin etmişti, bu yüzden gencin üzerindeki diğer büyülü eşyalara göz atmamıştı. ‘’Dikkat etmedin anlaşılan…’’
‘’Herhalde dikkat etmedim, dikkat etseydim o eşyayı ilk olarak saf dışı bırakırdım ya da Ankoa’nın o yüzüğü çıkarmasını sağlardım. Bir de yüzük olduğu için, içine eşyasını koyduğu bir şey olduğunu düşünmüştüm onun… Ne bileyim onun bu işe yaradığını, aklıma gelmemişti hiç böyle bir şeyi akıl edebileceği, Ankoa’nın.’’ dedi Zend pişmanlıkla, ama bir işe yaramayacak bir pişmanlıktı bu tabii, artık iş işten geçmişti çoktan…
‘Bu gerçekten kötü mü?’ diye geçiriyordu Yua da aklından, ‘Kral Dustin’in bunu öğrenmesi Zend’i krallığa dahil etmesi için yararlı bir şey olmamış mıdır ki? Sonuçta kral onun üzerine yeterince gidebilirse, Zend geri çekilmek ve onun söylediği şeyleri kabul etmek zorunda kalacaktı, Yua’nın istediği şeylerden biri de buydu elbette. Ama Zend iyice zıtlaşacağını söylediğine göre, Kral Dustin onun ne kadar üzerine gelirse gelsin kabul etmeyecekti, değil mi? Öyleyse ne olacaktı, Kral Dustin ile Zend savaşacaklar mıydı yoksa? Eğer böyle olursa gerçekten sorun olurdu, çünkü Zend’in arkasında Beyaz Taç ve Gri Engerek vardı, Gri Engerek de Avcı Bıçağı’nı kontrol altına alabilirdi, yani Beyaz Taç ile birlikte Avcı Bıçağı Zend’e destek olacaktı, o iki büyük topluluğa kafa tutabilecek kadar güce sahip miydi krallık? Eğer böyle bir zıtlaşma olursa Pounz’un zararlı çıkma ihtimali yüksekti, çünkü Beyaz Taç da, Avcı Bıçağı da dünya çapında ün salmış, unvan kazanmış topluluklardı. Üstelik Gri Engerek yeterince öfkelenirse Astraclar’ı da harekete geçirebilirdi, Astraclar’ın da son zamanlarda Beyaz Taç ile yarışabilecek kadar geliştiği de göz önüne alınırsa, Pounz kesin zararlı çıkardı.
Astraclar…
Yua’nın, Pounz’un karşısında en son görmeyi istediği topluluktu, çünkü bir Astrac, rakibine asla ikinci bir şansı vermezdi…
Beyaz Taç’ın Pounz’da yaklaşık beş yüz üyesi vardı, üç aşağı beş yukarı. Dünya çapında bu sayı katlanarak artıyordu tabii, ancak her bir üye fazlasıyla güçlü ve nitelikli olduğu için Beyaz Taç, dünyadaki en güçlü topluluk olarak görülüyordu. En güçsüz üyeleri bile Kral Modu sayesinde, normal savaşçı ve büyücülere fark atabilecek kadar güçlü oluyordu.
Ancak Astraclar’ın ise…
Pounz’da sadece elli üyesi vardı!
Bu üyelerin tamamı son derece elitti, ama bu elli üye bile, Beyaz Taç’ın beş yüz üyesi ile kafa kafaya savaşabilirdi. Kişinin gücü son derece yüksek seviyeli olmalıydı Astraclar’a kabul edilmesi için, büyük bir dahi olması gerekiyordu yani… Yua, Alim Modu’na sahip olduğu için geçmişte, kendisine özel olabilecek bir topluluk bulup da başvurmayı başaramamıştı, Alim Modu aşırı derecede nadir bir moddu ve sahip olanlar, bir topluluk bile kurmamıştı. Çünkü bu kadar sayıları yoktu… Yua da bu yüzden Astraclar’a girmeyi denemişti geçmişte, oraya girmek demek, gelişmek için her türlü desteği almak demekti. Ama başarısız olmuştu ve girişi reddedilmişti ne yazık ki… Üstelik Yua, daha önce girdiği pek çok yerde dahi olarak görülmüş biriydi! Ancak Astraclar’a kabul edilen kişilerin yanında çok sönük kalıyordu… Eğer Tou onu öğrencisi olarak almamış olsaydı .çok daha güçsüz olurdu elbette, o ayrıydı.
Astraclar’a dahil olmanın büyük bir avantaj olmasının bir nedeni de, bunun kişiyi, Pounz’da bile tüm dünyadaki gelişimi yakalayabilecek seviyeye getirmesiydi. Astraclar’daki yaşlı nesil, genç nesil için devamlı olarak yatırım yapıyordu, bu yüzden genç nesil de hızlıca güçleniyor ve topluluk, büyümeye devam ediyordu. Bu desteklerin boşa çıkmayacağı bilindiği için her bir Astrac, güven dolu bir şekilde yardım edebiliyordu genç kardeşlerine.
Beyaz Taç da üyelerine destek veriyordu, ancak Astraclar’da durum farklıydı. Beş yüz kişiye ayrılacak para elli kişiye ayrılıyordu sonuçta, kişi başına düşen değer çok daha fazla oluyordu bu yüzden. Gelişmek için elde olan imkan da, bu sebeple son derece yükselmiş oluyordu. Beyaz Taç’ın gayesi Kral Modu’na sahip olan kişileri tek çatı altında toplamaktı, bu yüzden sayıları Astraclar’a göre yüksekti. Astraclar’ın gayesi ise mükemmelleri tek çatı altında toplamaktı… Fazla seçiciydi bu topluluk.
Astraclar’a girenlerin, Astaclar’dan başka herhangi bir topluluğa üye olması yasaktı, Gri Engerek ise Astraclar’ın şu anki lideri ile çoculuk arkadaşı olduğu için girmesine izin verilmişti, ancak başka biri kabul edilmiyordu, dünyada ve Pounz’da tek Gri Engerek’e yönelik bir istisna yapılmıştı sadece. Bunda Gri Engerek’in potansiyeli de etkiliydi elbette, Avcı Bıçağı’nı bırakmak istememişti gençliğinde o adam, ama potansiyeli öylesine yüksekti ki Astraclar, onu reddedememişti. Bu aslında bir nevi yararlı da olmuştu, bu sayede şu an Astraclar ile Avcı Bıçağı arasındaki ilişkiler iyi yönde ilerlemişti.
Bir Astrac olmak, kendi neslini direkt geride bırakmış olmak demekti, Zend de buna şahit olmuştu zaten geçmişte…
Chibui Dağı’ndayken, ona saldıran, Kutsal Seviye’de olan Zehirli Güneş Akrebi’ni sadece tek saldırıda mağlup ederek öldürmeyi başarmıştı bir savaşçı. Tabii muhtemelen bu saldırısını, oradaki diğer Astraclar üyesi olan kadının saldırısı ile güçlendirmişti, ama sadece bir saldırıyla Kutsal Seviye bir yaratığı öldürmesi, insanı rahatça hayrete düşürebilecek bir şeydi! O sadece İmparator Seviye’deydi sonuçta, destek almış bile olsa, tek saldırıyla, Kutsal Seviye büyülü yaratıkların arasında yüksek sıralarda olarak görülen bir Zehirli Güneş Akrebi’ni öldürmesi, onun nasıl bir elit olduğunu gösteriyordu… Zend o zamandan beri bir ilgi duyuyordu Astraclar’a, araştırmak istiyordu ancak Pounz’a dönmesinin ardından pek boş vakti olmadığı için keyfi için bir kitaba göz atabilecek kadar vakit bulamamıştı…
Üstelik Elaheh, yani Astraclar’dan Chibui’de Zend’e yardım etmiş olan genç kadın, Zend’e Chibui’den çıktığında kendisini ziyaret etmesini söylemişti, Zend unutmamıştı bunu. Bir ara bunu yapmaya çalışacaktı.
‘’Neyse artık, olan oldu.’’ dedi Yua. ‘’Şimdi dikkatli olmak gerek, ben gidip Fozre Malikanesi’nde durumun nasıl olduğuna bakayım. Oradan çıkış sebebim normalde Ankoa’yı kollamaktı ama bunu başaramadığımı ve onun izini kaybettiğimi söyleyeceğim, böylece üzerimde bir şüphe toplanmaz. Daha sonra da sana haber veririm ve bir şekilde konuşuruz, bunu al,’’ dedi Yua ve yüzüğünden bir parşömen çıkardı. ‘’bu parşömen bendekinin bir eşi.’’ diyerek de devam etti. ‘’Bu büyülü parşömenlerden birine sahip olan, ötekine sahip olanla konuşabilir, buna elini basıp bana seslendiğin zaman seni duyarım. Ben de aynı şekilde sana seslenebilirim.’’
‘’Ah, tamam.’’ Zend yanında yürüyen Yua’nın elindeki parşömeni aldı ve bir göz attıktan sonra yüzüğüne koydu. ‘’Bana evde durumun nasıl olduğunu bir söyleyiver sana zahmet, ben de ona bakarak hareket ederim.’’
‘’Tamamdır.’’ Yua onayladı başıyla.
‘’Ben önden gidiyorum o halde, Gri Engerek ile konuşmak istiyorum.’’ Zend Yua’ya doğru çevirdi kafasını. ‘’Sonra görüşürüz Yua,’’ dedi ve gülümsedi. ‘’bu işi artık hızlıca bitirmem gerekiyor, ne yapmam gerekecekse yapacağım ve şu ödülden kurtulacağım, bunaldım artık. Her neyse, görüşmek üzere!’’ diyerek veda etmesinden sonra da hızlıca ilerlemeye başladı Avcı Bıçağı’nın binasına doğru.
***
İçeri girmesinin ardından, Gri Engerek’in orada olmadığını öğrenmiş ve onun asıl evine gitmek üzere yola çıkmıştı. Gri Engerek genelde orayı kullanmıyordu, bunu biliyordu genç adam.
Kısa bir süre içerisinde de oraya varmıştı tabii.
Kapıyı çalmasıyla birlikte, Gri Engerek çıkmıştı karşısına. Yaşlı adam, epeydir görmediği temsilcisine gülümseyen bir bakış atmıştı anında… ‘’Zend!’’
***
1651
Magnec