Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

305. Bölüm Fao Fozre (2)

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

‘’Öyleyse güzel, benim açıklamama gerek kalmadı, değil mi?’’ Fao Zend’e bakmıştı hızlıca, onun da kafasında bir şapka vardı, giydiği kıyafetinin yüzünün yarısını kapatmasıyla birlikte bu şapkanın örttüğü bölgeler birleşince, Fao’nun da tanınmamayı başarabileceği kadar bir yeri kapattığını göstermişti Zend’e. Ne olur ne olmaz diye giymişti bu kıyafetleri büyük ihtimalle, tabii sadece gizli biriyle konuştuğunu kimsenin bilmesini istemediği için de böyle bir şey yapmış olabilirdi, ama kimliğini gizli tutmaya çalışıyor olmasının Zend’i pek şaşırttığı söylenemezdi. Böyle olacağını da tahmin ediyordu zaten. Sonuçta kendisiyle buluşmaya gelmişti ve Fozre Ailesi’nde önemli bir yeri vardı onun, olur da bir şekilde Zend’in kimliği ortaya çıkar ve Ankoa’yı, Ovaur’u öldüren kişinin o olduğu anlaşılırsa, geçmişte görüştüğü kişilerin arasındakilerden birinin de Fao Fozre olması, Fozre Ailesi’nin Fao’ya tepki göstermesine yol açardı. Tedbirli olduğu için onu suçlayamazdı Zend...

 

‘’Tam olarak öyle sayılmaz.’’ Zend karşısındaki adamı iyice bir süzdükten sonra kafasını salladı iki yana yavaşça. ‘’Ben tahmin ediyorum, ama yine de siz bir anlatın ki daha iyi anlayayım.’’ dedi ve beklemeye başladı. Fao’nun yüzük ile ilgili bildiği şeyleri anlatması Zend’in işine yarayabilirdi, sonuçta hareket ve konuşmalarının ne kadarının kaydedilmiş olduğunu bilmiyordu genç adam, biraz daha net bir bilgi alarak bir şeyleri düşünmeye başlaması daha iyi olacaktı. Ancak elbette, kısa zaman içerisinde söyledikleriyle Fao’yu kontrolü altına almaya çalışacak, baskılayacaktı. Aynı zamanda otoritesini de kabul ettirmesini sağlayacaktı bu. Böylece Fao’nun, söyleyeceği şeylerde daha dikkatli olması gerektiğini söylemiş olacaktı genç adam, kendisinin, on yedi yaşındaki sıradan bir genç olmadığını ona güzelce anlatacaktı. Fao şu anda muhtemelen Zend’in üzerinde etkili olabileceğini düşünüyordu, çünkü karşısındaki ne kadar güçlü de olsa genç ve deneyimsiz biriydi, yaşı belliydi sonuçta… Yetişkinliğe yeni yeni girmeye başlamış birini psikolojik olarak yenmek çok da zor olmamalıydı değil mi? Böyle düşünüyor olmalıydı, ancak başarısız olacaktı...

 

‘’Pekala.’’ Hızlıca cevap verdi Fao, o da karşılaşmalarının hemen ardından Zend’i iyice kontrol etmişti gözleriyle. ‘Bu çocuk o, kesin.’ diye geçirdi içinden. ’Şüphe yok, bu görünüş gece ana malikaneye saldırıp birkaç belgeyi ele geçirmeye çalıştığı söylenen kişiye ait.’

 

‘’Ankoa’nın, ağabeyimin evindeki üçüncü salonda birden ortaya çıktığını biliyorsundur, değil mi? O ortaya çıktığında ben de oradaydım, bana baktı ve seninle ilgili birkaç şey söyledi, daha sonra da parmaklarından birinden çıkardığı yüzüğü uzattı. Senin onu savaşa davet ettiğini ve bunu nasıl olduğunu anlamadığı bir şekilde kabul ettiğini söyledi. O kapüşonlu kişinin gerçekten de sen olduğundan da bahsetti, anlattığına göre bu büyülü eşya her şeyi içine kaydetmişti. Ben de onu kabul ettim tabii, ancak bunun üzerinden çok kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, Ankoa hızlıca aramızdan ayrılmıştı. Elbette benim aklımda birkaç şey belirdi ve bunlardan sebep, Ankoa’nın bana son nefesini vermeden önce verdiği büyülü eşyayı evdeki birinin öğrenmesine engel oldum…  Ama bu sonsuza kadar olacağım anlamına da gelmiyor…’’ dedi ve şeytani bir gülümsemeyle Zend’e baktı Fao, kıyafetinden dolayı yüzü tam olarak görünmese de anlaşılabiliyordu. ‘’Neyse, sonra da kendim bir göz attım yüzüğün içerisindekilere. Gerçekten de bir büyüyle, Ankoa’nın ölmeden önce yaşadığı şeyler kaydedilmişti. Ne kadar acı verse de oturup izledim, onu hızlıca yenmişsin, tebrik ederim. Ondan küçük olmana rağmen, ciddileştiğin anda Ankoa’nın hiç şansı kalmamış…’’

 

‘’Oh, ciddileşmek mi?’’ dedi Zend sakince, ‘’Ciddileşseydim eğer, Ankoa direkt olarak kaçmaya çalışırdı ve muhtemelen ondan geriye pek bir şey bulamazdınız, çünkü bir anda işe dahil olan Yua, Ankoa’nın öldüğünü gördüğünü bile fark edemezdi bir süre boyunca.’’ diyerek, Fao’ya karşı göstereceği kişiliğine bürünmüştü iyice. Bu konuda hiçbir şekilde taviz vermeyeceğini belli etmesi gerekiyordu. Yua’dan bahsetmekte sakınca görmemişti, çünkü bu konuşmayı zaten Yua ayarlamıştı. Bununla birlikte Zend için risk almış olsa da, Zend’in isteğini geri çevirememişti. Ayrıca Fozre Ailesi ve ustasına söylediği şeyleri göz önünde bulundurunca, gerçekleri görmüş olan Fao Yua’nın yalan söylemesinin bir nedeni olduğunu tahmin ederek, Zend ve Yua ilişkisinin bir bağlantıya sahip olduğunu düşünebilirdi kolayca. Zaten Yua’dan bu buluşmayı ayarlamasını istemesinin bir nedeni de buydu genç adamın, Fao’nun Yua’nın Zend’le olan ilişkisinden zaten haberdar olduğunu tahmin etmişti. Bu yüzden de, bunu gizli tutmaya çalışmamıştı.

 

‘’...’’ Fao ise Zend’in bu ani çıkışının ardından bir süreliğine sessiz kalmıştı. ‘’Genç yeğenimin katili ile konuşuyor olmak beni biraz öfkelendirse de kendimi bastırıyorum şu an, o yüzden konuşurken takılırsam pek umursamayın.‘’ diyerek devam etti, ancak yanlış bir suya girmişti...

 

‘’Bu arada Lord Fao, Ankoa’nın ölümünü sağladığınız için size teşekkür ederim.’’ Zend Fao’nun lafı götürdüğü yere baktıktan sonra araya girmişti hızlıca. Dün Yua’nın ona anlattığı bilgilere göre Ankoa, Fao’dan başka kişiler odaya girdiği zaman çoktan ölmüş durumdaydı. Eğer durum böyleyse, Zend rahatça söyleyebilirdi ki Ankoa’nın ölmesine izin veren kişi Fao idi. Çünkü eğer isteseydi, Ankoa ölmeden önce odanın içine Fozre Ailesi’nden başka kişilerin de girmesini sağlayabilirdi, Zend Ankoa’yı kalbinden bıçaklamış olsa da, yer değiştirme büyüleri o kadar kısa menzilde çok hızlı çalıştığı için bıçağın girmesinden en fazla iki üç saniye sonra o, Fozre Ailesi’ne varmış olmalıydı. Yani bıçak girdikten en fazla beş saniye sonra, Fao onunla karşılaşmıştı. Öyleyse en azından on saniye daha vakti vardı ve bu vakit, Ankoa ölmeden, hiç olmazsa bir kişinin bu odaya girip onun son anlarına şahit olması için yeterliydi.

 

Ancak Ankoa’nın son anlarını gören tek kişi Fao olmuştu.

 

Bu da Fao’nun, onu bilinçli olarak ölüme ittiğini gösteriyordu. Bunu neden yaptığı az çok belli olsa da, biraz sonra tekrar soracak ve bu konudaki bilgisini gösterecekti Zend, Fao’ya. ‘’Sonuçta hançerim ona kıl payı ulaşmıştı, yani o, sizin olduğunuz odaya girdiği anda henüz zamanı vardı ölmeden önce, ancak duyduğuma göre diğer kişiler, o öldükten sonra odaya girmiş. Onun son anlarını gören tek kişi sizmişsiniz, bu da son anlarında onu ölüme ittiğinizi gösterir. Ha, elbette diğerleri gelseydi bile bir işe yarar mıydı, orası ayrı. Ciddi anlamda nitelik ve kabiliyet taşıyan bir Işık Stili büyücü yoksa hemen yan odada, o şekilde bir yara alan kişi ölüme mahkûmdur. Ama yine de, benim kimliğimi birine açık etme imkanı vardı, eğer hayattayken başkalarını görmesi mümkün olsaydı. Yani bu konuda bana yardım ettiniz, teşekkürler.’’

 

Fao Zend’in söyledikleriyle birlikte, karşısındaki kişinin olaylara epey basan bir kafaya sahip olduğunu fark etmişti. ‘Bir boşluk bırakmıyor, öyle mi?’ diye sordu kendi kendine, Zend’in ciddi gözlerine baktığı zaman ondan bir şey gizlemesinin pek mümkün olmayacağını düşünüyordu birden bire, istemsiz olarak. Karşısındaki siyah gözler bir çocuğa ait değilmiş gibiydi, sayılamayacak kadar fazla olayı görmüş geçirmiş biri ile göz gözeymiş gibi hissediyordu, sanki o gözlerin sahibi muazzam, kırılmaz bir iradeye sahipti. O bir şey söylemese bile, Fao sadece ona bakan gözlere bakarak sıkışıyordu bir köşeye doğru, tam olarak açıklık getiremeyeceği bir şeydi bu; fakat gerçekti. Bu yüzden içerisinde direkt doğruları söyleme isteği olsa da, kendini daha kârlı bir duruma sokmayı da gerçekten arzu ediyordu. Ancak sonunda… Bir şeyleri gizlemeden, Zend’e düşündüğü şeylerden bahsetmeyi tercih etmişti.

 

‘’Eh… Öyleyse direkt olarak kafamdaki şeylerden bahsedeyim, seni başka bir yere çekemeyecekmişim gibi görünüyor.’’ Fao sitem etmişti birazcık, ses tonundan anlaşılacağı üzere. Ama Zend’in istediği yöne biraz kaymış gibi görünüyordu. ‘’Her neyse, evet, onun ölmesine izin verdim. Bundaki birincil sebep Ankoa’nın zaten kurtarılamayacak durumda olmasıydı, eğer umut olsaydı onu kurtarmak, dolaylı olarak da Fozre Ailesi’ni güçlendirmek için bir şeyler yapmaya çalışırdım. İkincil sebep ise, Ankoa gelecekteki lider olmaya en uygun kişilerden biriydi bu nesilde, Ankoa’nın da ağabeyleri var, evet, ancak onlar benim oğlumun yaş grubunda bulunmuyor. Yani eğer ileride, bu yaştaki bir lidere ihtiyaç olursa kardeşimin çocuğunun değil, benim çocuğumun Fozre’nin başına geçmesini isterim. Bu yüzden benim ekmeğime yağ sürmüş oldun aslında bir bakıma da, buna bakınca, sana çok da öfkelenmemem gerek… Sonuçta sen, Ovaur’u ve kardeşlerini, daha sonra da Ankoa’yı öldürerek Vosu ile Bavoan’ın aile içerisindeki aktifliklerini son derece düşürdün, liderin çocukları ölü olduğu için Vosu, yakın bir zamanda liderlikten çekilmek zorunda kalacaktır, bu da tamamen senin sayende oldu. Benim rakiplerimden birinin elenmesini sağladın yani…’’ dedi ve hafifçe başını eğdi, ‘’Bu sebeple sana minnet duyuyorum.’’

 

‘’Rica ederim Lord Fao,’’ Zend alçak gönüllü bir şekilde cevap vermeyi tercih etmişti, Fao’nun yalan söylemediğini görmüştü ve o da samimi bir ruh haline girmişti aniden. ‘’Hiçbiri benim isteğimle olan şeyler değildi, ancak ne yazık ki, Vosu çocuklarını yetiştirirken yeterli eğitimi verememiş. Ovaur da, kardeşleri de geçmişte bana onları öldürmem için pek çok sebep sundular. Ben de doğal olarak bunu kabul ettim, Fozre Ailesi’nin gücünü azaltmak gibi bir isteğim yoktu ve hala da yok, Fozre Ailesi’ne bir garezim yok benim. Ancak bir sorunum da var tabii bu aile ile, o sorun yok olana kadar da, Fozre Ailesi ile uğraşmaya devam edeceğim. Hem de artık geçmiştekinden farklı olarak, dostlarımla birlikte...’’ diyerek devam etti, sıcak bir şekilde konuşuyor olsa da son derece ciddiydi aynı zamanda, sözlerinin arkasındaki saklı tehditlerin Fao’ya ulaştığından emin olmuştu.

 

‘’Ah, bu sorunu tahmin edebiliyorum.’’ Fao cevap verdi. ‘’Fozre Ailesi’nin başındaki ödülde bir katkısının olduğunu düşünüyorsun, değil mi?’’ diyerek de sordu devamında.

 

‘’Düşünmüyorum, eminim.’’ Zend şüpheye yer bırakmayacak, kesin bir şekilde cevapladı Fao’yu. ‘’Bunu sadece Ovaur’un hareketlerine bakarak bile anlayabildim, ayrıca geçen gece evde yaşananlar da buna bir kanıt oluşturdu benim için, elimde net bir belge olmasa da, sana bunu rahatça söyleyebilirim.’’ dedi genç adam, aslında bundan emin olmasının nedeni, eve girdiği ilk seferde o banyoda, Dustin’le Vosu’nun konuşmalarından bir kesit duymuş olmasıydı, ancak elbette bundan Fao’ya bahsedebilecek değildi. Sonuçta bunu açıklayamazdı ona, gizli kalması daha iyiydi bu konunun, şimdilik.

 

‘’Bunun sebebi olarak da geçen yıllarda Vosu’nun çocuklarını öldürmüş olmanı gösteriyorsun, yanlış mı?’’ Fao konuşmaya devam etti hızlıca, vakit kaybetmek istemiyordu burada, boş yere.

 

‘’Evet, muhtemelen ondan dolayı.’’ Zend onayladı başıyla. ‘’Daha sonra da Chibui’den döndüğüm anda, başıma ödül koydular.’’

 

‘’Korkarım ki Fozre Ailesi,’’ Fao sessiz bir şekilde iç çekmişti ki, Zend onun ne söyleyeceğini hemen anladığı için söze girmişti.

 

‘’Evet, biliyorum. Başımdaki ödülü tek başına karşılayacak kadar fazla altına sahip değil Fozre Ailesi, ancak ben de zaten Fozre Ailesi’nin bunu tek başına yaptığını düşündüğümü söylemedim.’’ dedi ve Fao’nun gözlerine baktı. ‘’Fao, sen benim başıma konulan bu ödülü destekliyor musun, yoksa desteklemiyor musun? Buna göre söyleyeceğim şeyleri seçeceğim.’’ diyerek konuşmasını sürdürdü ciddi bir yüz ifadesiyle, şu anda Fao’dan birkaç şey için yardım alabileceğini düşünmüştü. Bu yüzden konudan biraz sapmış ve konuşmayı başka bir yere doğru çekmeye başlamıştı genç adam…

 

Fao, birkaç saniye boyunca bekleyip düşündü. ‘’Eğer merak ettiğin buysa, elbette senin başına bu ödülün konulmasını gereksiz buluyorum. Sonuçta Fozre Ailesi’nden öldürdüğün kişiler, benim yakınlarımdan değildi. Ovaur’u da, Ankoa’yı da hiç sevmezdim, onları öldürmüş olman, biraz önce de dediğim gibi beni hiç üzmedi. Ovaur’un kardeşlerini de aynı şekilde…’’ dedi ve Zend’in gözlerine baktı, genç adamın ne söyleyeceğini duymak için.

 

***

 

1685