Bölüm için teşekkürler elinize sağlık , hemen bi tarafı kalkar şimdi :)
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
344. Bölüm Bir Dahakine Dikkat Et
Kendisini tutmak biraz zor olacaktı onun için, bunun dışında herhangi bir şeyde sorun yaşayacağını düşünmüyordu genç adam. Birkaç kişiyle mücadele etmek ne kadar zor olabilirdi ki? Eğer yeterince hızlı davranırsa, karşısındakilerin ona tepki vermeye bile vakti olmazdı. Direkt olarak yenilir ve kenara çekilirlerdi, Zend de sayıları azalmış olan rakiplerine karşı daha rahat bir şekilde savaşabilirdi böylece. Ayrıca fazla sayıdaki düşmanlara karşı kazanınca, etraftakilere daha çok göz dağı vermiş olacaktı. Zaten asıl amacı buydu, bu yüzden iddialı davranmasının bir sakıncası yoktu. Zend, bu binadaki en çok iddialı davranması beklenen kişiydi sonuçta, bunun farkındaydı.
"Oh..." dedi büyük kardeş, Zend'in gerçekten de bu teklifi kabul edeceğini düşünmemiş olacaktı ki, onun konuşmasıyla birlikte gözleri bir anda açılmıştı. "Lord Zend eğer gerçekten bu teklifimizi kabul etmişse, bizi son derece onurlandırdığını da bilmeli. Teşekkür ederiz, eğer isterseniz dışarıya çıkalım, ben de kardeşlerim de, sizin gücünüzü görmek için sabırsızlanıyoruz." dedi, Zend onun dış görünüşüne bakarak karşısındakinin büyücü mü yoksa savaşçı mı olduğunu anlayamamıştı. Buna göre hareket etmeyi düşünüyordu, bu yüzden merak etmişti. "Tabii dilerseniz, daha sonraki bir zaman diliminde de bunu yapabiliriz." diyerek devam etti büyük kardeş, küçük olan ise ağabeyinin konuşmasını dinliyor, sessiz kalmayı tercih ediyordu. Onun, işleri kendisine göredshs iyi hallettiğini zaten biliyordu, biraz önce bir kere daha fark etmişti.
"Tabii, buyurun." dedi Zend, kapıya doğru ilerlemeye başlamıştı bile. Sesi normal ve tekdüzeydi, ufak bir endişesi bile yokmuş gibi görünüyordu, yoktu da. Yeneceğinden son derece emindi, büyük kardeşin seviyesi on iki, küçüğünkü ise sekizdi çünkü. Zend için bir tehdit oluşturmuyorlardı.
"Ben hızlıca ablamı çağırayım o halde," dedi küçük kardeş, ağabeyi ve Zend dışarıya doğru ilerlemeye başlamışlardı, onları bekletmemek için hızlı bir şekilde hareket etmeye çalışıyordu.
'Üçe karşı bir yapacağım yani...' Zend içinden geçirmişti kapıya doğru giderken, kazanacağını bilmesine rağmen hafifçe ürpermişti. Bir savaşa giriyor olmak her zaman tüylerini diken diken ediyordu, onu heyecanlandırıyordu bu, sanki zevk alıyordu savaşmaktan... Tabii bunu belli etmemişti.
"Ablamın da katılması sorun olmaz, değil mi?" dedi genç, Zend'e bakmıştı.
"Yok yok, sorun olmaz." dedi Zend. Elini sallamıştı yavaşça, bunun önemli bir ayrıntı olmadığını düşünüyor olmalıydı... Kendine acayip güveniyordu yani, bu da büyük kardeşin iyice gerilmesine neden oluyordu. Zend için onları yenmek, hiç de zor bir şeymiş gibi görünmüyordu. Bu onun için sıradan, basit bir şeydi sanki. Bu kadar mı zayıflardı üç kardeş, ona karşı? Yoksa hiçbir şey yapmadan yenilecekler miydi? Zend onlarla sadece oynayacak mıydı? Ablası da, kendisi de, kardeşi de güçlüydü, bunu biliyordu. Ancak Zend onlara göre çok daha güçlü olmalıydı, şimdiki tavırlarının başka nasıl bir açıklaması olabilirdi ki? Basitçe kendisine çok güveniyordu o.
Elbette, Zend'in birileriyle düello yapacağını duymuş olan diğer soylular da işi gücü bırakmış, bunu izlemek için Zend'in ilerlediği yön olan, kapı tarafına doğru onun arkasından gitmeye başlamışlardı, herkesin içinde bir heyecan vardı, uzun zamandır merak edilen Zend sonunda birileriyle dövüşecek ve gücünü gösterecekti! Bunu görmek için can atan kaç kişi vardı, tahmin bile edemezdiniz. Kısa bir süre içerisinde mekan boşalmıştı resmen, çok az bir kitle kalmıştı geride, onlar da olayı izlemesi için birini görevlendirmişti. Bu olayı bilmiyor olmak, bir soylu için son derece büyük bir eksi olurdu... Kral Dustin de gitmeyenlerin arasındaydı, Tarini gibi.
"Zend birileriyle mi dövüşüyor?" Yua hızlıca koşmuştu dışarıya doğru, kesinlikle Zend'in dövüşünü kaçıramazdı.
Kısa bir süre içerisinde her şey hazır olmuştu.
Herkes toplanmıştı dışarıya, bir yuvarlak oluşmuştu, ortada da dört kişi vardı, bunlar; Zend ve diğer üç kardeş idi. Kardeşlerin yüzünden gerginlik okunabiliyorken, Zend'de öyle bir şey yoktu. Adam buraya bir bardak çay almak için gelmişti sanki, omuzlarını bile dik tutmuyordu... Sert bir izlenim vermek gibi küçücük bir amacı bile yoktu. Olanlar hiç dokunmuyordu ona...
"Hey, şu üçü Zend ile savaşıyorlar, ama onu ciddileştirebilecek bir güce sahipler mi ki? Sadece tek taraflı bir yıkım izleyecekmişim gibime geliyor, bak gör, Zend onları ezip geçecek."
"Saçmalama, orada Zend'in karşısında duran gençler hiç de sıradan değil, eğer dikkat edersen görürsün, kız on dördüncü seviyede. Onun kardeşi, yani ortanca olan on iki, küçük olan ise sekiz. Bunlar Uykan Ailesi'nin liderinin çocukları, sıradan olmaları zaten mümkün değil. Elbette yenecekler demiyorum, ancak bu seviyelerde kullanabilecekleri çok fazla güçlü teknik vardır. Bunlarla Zend'in epey zorlanmasını sağlayabilirler. Hadi bakalım, güzel şeyler izleyeceğiz."
Fısıldaşmalar artmaya başlamıştı, hatta kendi aralarında bahis oynayanlar bile vardı. Bir savaşçı ya da büyücü için, güzel bir savaş izlemekten daha keyifli ne olabilirdi ki?
"Ona nasıl saldıracağız?" diye sordu, kardeşlerin arasındaki kız. "Büyücülerin ona karşı zayıf olduğunu duymuştum, beni anında yenebilir bile, bilemiyorum... En iyisi siz önden gidin, dikkatini dağıtın. Ben de arkadan, onun dikkati dağılmışken birkaç büyümü yollayayım. Yapabileceğimiz en mantıklı şey bu, aksi takdirde ona zarar vermeye çalışmayı bile başaramayız. Hadi göreyim sizi!" diyerek kardeşlerinin cesaret kazanmasını sağlamıştı, en büyük o olduğu için en deneyimli de oymuş gibi görünüyordu. Kardeşleri de bunu kabul etmiş olacaktı ki itiraz etmeden onun dediklerini yapmaya başlamışlardı.
Zend'e karşı bir şansları olacaksa, bunu ablaları sağlayacaktı. Böyle düşünmüşlerdi.
"Başlıyoruz, Lord Zend, hazır mısınız?!" büyük erkek kardeş sesli bir şekilde konuşmuştu, elinde bir kılıç vardı şu anda. Kardeşi de aynı şekilde bir kılıca sahipti, savaşçı oldukları buradan anlaşılmıştı. Arkadaki kızın ise bir silahı yoktu, görünüşe göre o da büyücüydü, diğer iki kardeşinin aksine.
''Ha,'' Zend karşısındaki gencin kendisine seslenmesiyle birlikte daldığı düşüncelerinden ayrılmışçasına yavaşça irkildi. ''Tabii tabii, saldırın, evet, hazırım.'' dedi sakin bir şekilde, daha sonra da gelecek olan saldırıyı beklemeye başlamıştı. Son derece güveniyordu kendine, bu yüzden rahattı ve bu rahatlığı da dışa vurabiliyordu. Verdiği tepkileri de buna göre ayarlamıştı zaten, şu anda rakibine psikolojik olarak bir baskı sağlamıştı bile. Hem de bunu karşısındakiler anlamamıştı hâlâ, Zend'in onları bir böcek gibi gördüğünü, istediği anda bu dövüşü bitirebilecek güce sahip olduğunu bildiğini düşünüyorlardı. Zend'in tepkilerine kanmışlardı çünkü, Zend ilgisizce, zaten kazandığı bir maça giriyormuşçasına savaşmaya başlıyordu, bu da rakiplerinin otomatik olarak yenilgi alacaklarını düşünmesine neden oluyordu, savaşın başlangıcında dahi. Bu basit bir taktikti...
Bir savaş narası atmasının ardından, Zend'e doğru ilerlemeye başlamıştı ortanca kardeş. Saygılı olmasının yanında cesaretliydi de, belli oluyordu biraz. Tabii sadece yapay bir savaşta cesaret ölçmek mümkün değildi, eğer bu gerçek ve ciddi, ölümün onu yakalayabileceği bir savaş olsaydı aynı tepkileri verir miydi, belli olmazdı. Ama şimdi canı yanabilirdi, muhtemelen de yanacaktı. Buna rağmen direkt olarak saldırıya geçmişti, Zend'in dikkatini toplamaya çalışıyor gibi görünüyordu.
Zend onun kılıç saldırılarından basitçe kaçınmıştı, kendisine yaklaştırmamıştı bile onu. Tecrübesizdi karşıdaki, direkt olarak anlaşılabiliyordu. Seviyesi Zend'e göre yüksekti, ama bu ondan güçlü olduğu anlamına gelmiyordu. Zend fiziksel gücüne hiç sahip olmasa bile onu yenmeyi başarabilirdi hatta. Çünkü o, Chibui Dağı'nda yıllarca öz suyu avcılarıyla mücadele etmiş, büyülü yaratıkları avlamış ve gerektiği zaman onlarla bire bir savaşmış, çarpışmış ve pek çok deneyim elde etmişti. Bu deneyimlerin ona sağladığı fayda ile, aralarında birkaç seviye fark bulunan birisini yenmesi bile mümkün olabilirdi. Eğer bir açık görürse, kılıcını saplayabilirdi çünkü. Eğer kılıca zehir sürdüğünü de düşünürseniz, Zend'in hiç güç kullanmasa bile bu genci öldürebileceğini anlardınız.
Ortanca kardeşin hemen ardından, ilk başta Zend'e saygısızca seslenmiş olan küçük çocuk geldi, o da bir savaş narası atmıştı öfkeli bir şekilde, ağabeyinin kılıcı boşa salladığını görür görmez, kendisinin de bir saldırı yapması gerektiğini hissetmişti. Kılıcını ise Zend'in gövdesine doğru yollamıştı, ancak Zend, usulca geri çekilmiş ve mesafeyi doğru hesapladığı ucu ucuna onun kılıcından sıyrılmayı başardıktan sonra, ona, kafasının arkasından yavaşça vurmuştu bir parmağıyla. Bu onu sinirlendirecekti iyice, böylece yapacağı hataların sayısı artacaktı.
Aynı zamanda büyücü kızın da bir şeyler yaptığını görüyordu, ancak ona bilerek bakmıyordu, gözlerini erkeklerin üzerinde gezdiriyordu şu anda. Çünkü eğer bakmazsa, kız onun saldırıya açık olduğunu ve kendisinin üzerinden tüm dikkatini çekerek ona bir açık verdiğini düşünecek, saldırıya geçecekti. Ancak Zend bu saldırıyı bekliyor olacaktı, büyü ona ulaşmadan saniyeler önce hemen onun doğrultusundan çıkacaktı. Hatta belki de, büyünün kardeşlerden birisine ilerlemesine bile izin verebilirdi... Yok yok, bu olmazdı, bir düşünmüştü de; böyle bir şey yapması gerçekten gaddarlık olurdu. Sonuçta kız bir ateş büyüsü yapsaydı ve küçüklerden birisi bu büyüyle vurulsaydı, sonuç kötü olabilirdi...
''Öyleyse ciddileşeceğim,'' dedi ortanca kardeş, kılıcını vücudunun etrafında çevirmiş ve bir tekniği aktifleştirmişti, anlaşılmıştı enerji dalgalarının değişiminden. ''Kaynayan Kan.'' diye mırıldandı, Zend bu tekniği hızlıca sorgulamıştı hafızasında, bu teknik, Yua'nın daha önce kullandığı bir teknikti. Hatırladığı kadarıyla kullanıcısının hızını artırıyordu, ancak ek özellikleri de mevcut olabilirdi, bilmiyordu şu anda. Ondan kaçınmak için, Savaş Tanrısı'nın Nefesi'ni kullanacaktı.
''Odaklanmış Kılıç.'' diyerek devam etti ortanca kardeş, görünüşe göre bir teknik daha aktifleştirmişti. Zend bu tekniği duymamıştı daha önce, ancak biraz sonra zaten onun işlevini öğreneceği için sorun yoktu...
Bir kere daha bağırdı çocuk, o sırada küçük kardeşi de birkaç tekniğini aktifleştirmeye çalışıyordu.
''Al bunu!'' dedi, kılıcını Zend'e yolladı ve hızlı bir şekilde göğsünü hedefledi onun, büyük erkek kardeş.
'Hmm, hala çok hızlı değil.' diye içinden geçirdi Zend, kılıç, kendisinin göğsüne dik bir şekilde ilerler ilerlemez kenara çekilmeyi başarmıştı.
Ancak Odaklanmış Kılıç adlı tekniğin etkisini hesaplamamıştı tabii... Kılıç, bir süre daha ileriye doğru savrulmaya devam etmesi gerekirken bir anda durmuş ve kenara çekilmiş olan Zend'in göğsüne doğru, yatay bir şekilde ilerlemeye başlamıştı!
''Oh!'' Zend bir nefes verdi, kendini geriye doğru itti ayaklarıyla ve kılıcı, tam göğsüne değmeden önce, sağ elinin iki parmağı ile tutmayı başardı... ''Bu yakındı!'' dedi, demek Odaklanmış Kılıç tekniği bu işe yarıyordu. Kılıç hızlı bir şekilde rakibe ilerlemeyi sürdürüyordu ataklardan sonra, aslında epey işe yarar bir teknikti.
''Kılıcı baş ve işaret parmaklarını kullanarak yakaladı!'' Elbette Zend'in hareketinden sonra ortamda, tutulmuş olan nefeslerin bir anda verilişi büyük bir ses oluşturmuştu, daha sonra da sesli sayılabilecek konuşmalar kalabalığın içerisinde yayılmaya başlamıştı.
''Bu inanılmazdı!'' dedi bir kişi heyecanlı bir şekilde. ''On beşinci seviye bir teknik olan Odaklanmış Kılıç bile Zend'e zarar vermeyi başaramadı! Üstelik Zend o tekniğin yaradığı şeyi bilmiyormuş gibi de görünüyordu, kılıcı tutması tamamen refleksleri sayesinde gerçekleşti!''
''Kesinlikle, o kılıcı o kadar yakından nasıl tutabildi ki? Bunu yapmak için ciddi anlamda güçlü olması gerekiyor, sanırım söylentiler gerçekten de doğru! Elini kılıçtan daha mı hızlı hareket ettirebiliyor yoksa, Kral Modu'nu bile aktifleştirmedi henüz...''
''Salak, dikkatini çeken şey Kral Modu mu? Şu anda ilgi çekici olan Zend'in Kral Modu'nu kullanmıyor olması değil, bir kılıç kullanmıyor olması! Herhangi bir silaha sahip değil o, elleriyle savaşıyor, yani aslında şu anda izlediğimiz şey onun kılıçlı halinin onda biri falan... Daha hiç karşılık vermediğini, istese birkaç kere onları yenmiş olacağını da göz önünde bulundurursak, Zend şu anda gerçek gücünün yüz, hatta belki de binde birini kullanarak mücadele ediyor... Savaş Tanrısı'nın Heyecanı dışında bir teknik bile kullanmadı!''
''İnanılmaz...'' Konuşmaları duyan herkesin yüzü şekilden şekile giriyordu. Zend'in çok güçlü olduğunu biliyorlardı, ancak onun, onlara göre bu denli üstün birisi olduğunu tahmin edememişlerdi!
Bir kere daha saldırıya geçti ortanca kardeş, bu sefer küçük kardeş de onun yanındaydı. Bu sefer, biraz önce yaptıkları gibi yapmayacaklardı saldırırken...
Zend, kendisine yöneltilmiş üçlü saldırıyı fark etmişti. Kızın enerjisi bir alev büyüsünü kullanacağını belli ediyordu, Zend, ona arkasını dönmüş olsa da bunun farkındaydı. Onu sürekli takip ediyordu çünkü. Biraz sonra ise saldıracaktı...
İki adet savaş narası duyulmuştu, erkek kardeşler, aynı anda Zend'e saldırıya geçmişlerdi!
Zend ise, yine basit bir şekilde savuşturmuştu saldırıları... Ama bu sefer arkasından bir büyü yollanmıştı ona, üstelik büyü sadece arkasından değil, üç yanından saldırıyordu ona. Yolda üçe bölünmüş, ikisi kenarlara doğru ilerlemiş ve birisi de ortadan gelmeye devam etmişti. Bu hatalı, hatta resmen rezalet hamleyi, biraz cezalandırabilirdi Zend... Zıplayarak kaçtığı, hala devam eden saldırıları engellemeyi tercih etmişti şimdi. İki kardeşi de bileklerinden yakalamış, daha sonra da gücünün bir kısmını kullanmaya başlayarak ellerini sıkmış ve kılıçları düşürmelerini sağlamış, daha sonra da onları birbirlerine doğru çekerek, gelen büyülere karşı koymasını sağlayacak iki tane canlı kalkana sahip olmuştu... Tabii, bu sadece karşı tarafın korkması içindi. Yoksa zaten engelleyecekti, havayı yutarak buraya doğru gelen, gecenin karanlığını aydınlatmış olan alevleri...
''Hayır!'' dedi büyük kardeş, büyülerinin kardeşlerine gidebileceği, aklına gelmemişti! Güçlü birisiyle savaştığı için, kardeşleri aklından çıkıvermişti bir anda! ''Kalkan olarak kullanıyor onları, kardeşlerimi yakmış olacağım, hayır!'' dedi korkuyla, büyüsü henüz ulaşmamıştı, ancak ramak kalmıştı onlara değmesine...
Zend, onun konuşmasını duyduğu gibi elini, önündeki iki kalkanının ortasından soktu ve alt taraftan, yukarıya doğru çıkardı. Havaya bir yumruk atmıştı! Tüm gücünü kullanmayı da ihmal etmemişti! Böylece, o an orada yukarıya doğru ilerleyen bir hava akımı oluşmuş ve neredeyse birleşmiş olan üç parçalı alevin de havayla birlikte, yukarıya doğru ilerleyerek herkesi ıskalamasını sağlamıştı... Daha sonra da kafasını, yavaşça genç kıza doğru çevirdi Zend. ''Güçlü birisi ile savaşırken dostlarının güvenliğini sağlamamak, sadece daha önce doğru düzgün bir savaşa girmemiş acemilerin yapabileceği bir şeydir... Bir dahakine dikkat et.''
***
2110
Bu arada dostlarım, bizi instagramda @novelgunleri olarak bulabilirsiniz. Zamanı gelince üyelik çekilişlerimiz olacak :)
Magnec