Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

211. Bölüm Siyahlar'ın İçinde Bir Yer

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

 

''O da benim bir arkadaşım ama, olmaz ki öyle...'' Zend masum bir şekilde cevap verdi ve gülümsedi, Berinne'nin söylediği şeylere tam olarak anlam verebilmiş değildi.

''Ama o sıra senin hayatta kalmanı sağlayacak şey olabilir, bir arkadaşının hayatıyla kendininkini kıyasladığın zaman; kendi hayatının daha değerli olduğunu düşünmüyor musun yoksa?'' Berinne Yua'nın yüzünün olduğu sayfadan gözlerini bir daha çekerek, biraz geri çekildi ve kollarını göğsünde bağladı.

''Hayatta kalmamı sağlayacak şey eğer Siyahlar'ın içerisinden bir yer edinmem ise, bunu yapmam için yüzüncü kişiyi öldürmem gerekmiyor. Sonuçta doksan dokuzuncu kişinin yerine geçebilmem de mümkün, ne kadar güç farkı olabilir ki doksan dokuz ile yüz arasında?'' Zend Berinne'ye baktı ve sakince cevap verdi.

''Bundan bahsetmiyorum, elbette doksan dokuzuncu kişinin yerini alabilirsin.'' Berinne tekrardan hızlıca Zend'in önünde açık duran kitapçığın üzerine eğilerek onun bir önceki sayfasını açtı. ''Evet, doksan dokuzuncu sırada sadece görünüşünün bile etrafa tehlike saçtığı biri var. Oldukça tecrübeli de görünüyor ve savaştığın zaman ciddi yaralar alabilirsin, ama o Yua'yı öldürmeye karar verirsen böyle bir şeye katlanmak zorunda kalmazsın. Çünkü senin de dediğin gibi o henüz bu sıraya yeni geçti değil mi? Ne zaman kaçacağını, savaşacağını ve barış uygulamaya çalışacağını bilen biri değil. Tecrübeli değil yani, üstelik bu sıraya sahip olduğu için fazlasıyla heyecanlıdır da. Birisi ona bundan dolayı saldırdığı zaman heyecanlanıp panik yapacaktır. Üstelik bunu yapan kişi eski bir arkadaşı olursa, yaptığı panik kat kat artacak ve bir süre hareket bile edemeyecektir muhtemelen. Bu da ona ölümü getirecektir ve sen de alabileceğin en rahat sırayı alacaksın. Hem kendini korumuş, hem de kolayca bir sırayı kazanmış olacaksın. Senin için daha kârlı bir şey olabilir mi?'' 

''Kendi hayatım söz konusu olsa bile, değer verdiğim bir arkadaşımın canına kastedebilecek kadar acımasız biri değilim, benim duygularım var. Böyle bir şekilde kendi hayatımı korumak amaçlı bir arkadaşımı öldürürsem de, kendimi sonuna kadar başımı kaldırıp gururlanamayacağım bir hayata mahkum etmiş olurum, bunun için kendimi affedemem. Bu yüzden risk alıp doksan dokuzuncu kişi ile savaşırım, ne kadar zor olabilir ki?'' Zend ciddi bir şekilde konuşurken Berinne'ye odaklanmıştı.

''Heh...'' Genç kız bir nefes verdi ve güneşin rengini andıran, omuzlarının önüne düşmüş saçlarını sırtına doğru yolladı. ''Pekala, sen bilirsin. Sonuçta kendi kararlarını verebilecek yaştasın, değil mi?'' diyerek güldü.

''Yani, artık yetişkin biriyim ben.'' Zend de esprili bir şekilde konuşarak biraz güldü. 

''Ne zaman doksan dokuzuncu kişiye meydan okumayı düşünüyorsun o halde?'' diyen Berinne, kitabın üzerindeki yüze doğru bakmıştı tekrar. ''Bu savaşlarda büyülü yaratık ortağını kullanamazsın, bu yüzden bunu iyice düşün.'' 

''Prenses Yuna'nın doğum gününe bugünü saymazsak bir gün kaldı, haksız mıyım?'' Zend bir plan yapmaya başladı. Eğer hızlı hareket ederse, bir günde, Siyahlar'ın içerisinden bir yer alma işini bitirebileceğini düşünüyordu.

''Evet.'' Berinne hızlı bir şekilde cevap verdi ve delikanlının şu an kafasında yapıyor olduğu planları dinlemek için beklemeye başladı.

''Usta, doksan dokuzuncu sıradaki bu kişiyi bulmamız için çok uğraşmamız gerekir mi?'' diyerek yanındaki Hollis'e seslenen genç adam, kafasında birkaç plan kurma işini sürdürüyordu.

''Bu gece onu bulup yarın sabah sen uykunu aldıktan sonra nerede olduğunu söyleyebilirim sana, ama genelde savaşların ne kadar süreceğini bilemeyiz. Günler süren uzun savaşlar olur ve bunlardan birine yakalanırsan eğer, gideceğin doğum gününü kaçırabilirsin.'' Hollis Zend'in gitmesi gereken bir doğum günü olduğunu çoktan anlamış olacaktı ki, direkt olarak bu şekilde konuştu.

''Uzun tutmayı düşündüğüm söylenemez, hızlıca bitirmeyi denerim, bitmezse ve uzun sürecek gibi olursa da direkt olarak fırlayıp kaçarım. Sonuçta Eralkavender bana savaşta yardım edemez ama kaçarken yardım edebilir.'' diyerek hemen yanında yatıyor olan Era'nın boynundaki tüyleri okşayıp, büyülü yaratığın kafasını da birkaç kere kaşıyan genç adam, ona güvenle bakarak konuştu.

''Öyleyse tamam,'' dedi Hollis. ''yatmadan önce kafanda birkaç tane daha plan kurmayı ihmal etme, ben de gidip onun nerede olduğunu öğreneyim. Sabah sana bir şekilde haber veririm, sen de belirttiğim yere gelirsin. Harbert'i yakınlarda bir yerlerde bulabiliriz.'' Öğrencisinin güvenliğini fazlasıyla isteyen bir usta olarak Hollis, Zend'in bir şekilde peşindeki tehlikeyi azaltmak için bir imkanı varsa, bunu yapabilmesi için her türlü şeyi yapmaya hazırdı.

''Harbert mi?'' Zend önünde açık olan sayfadaki yüze baktı ve ismi okudu. ''Harbert demek. Ondan nefret etmememe rağmen onu öldürmek zorunda olmam gerçekten de çok kötü.'' dedi ve ustasına doğru baktı.

''Zend,'' diyen Hollis derin bir nefes aldı. ''eğer istersen onu zehirlemem mümkün. Seninle savaşmadan önce bir şekilde zayıflamasını sağlayabilirim, böylece kendini herhangi bir riske atmamış olursun. Ona direkt olarak bire bir bir savaşta adil bir şekilde meydan okumak mı istiyorsun, yoksa senin için ona biraz zarar verip enerjisini kullanmasını engelleyeyim mi? Bu gibi işlerde hayatın her şeyden daha önemlidir, ona göre karar ver ve bir hata yapmamaya dikkat et. Çünkü eğer olur da yaparsan, geri dönüşü çok zor olabilir.'' 

''Adil bir savaş yapmayı daha mantıklı buluyorum, eğer böyle yapmazsak o sırayı hak etmiş de olmayacağım zaten. Hiç gereğinin olduğunu düşünmüyorum. Eğer bu beni riske atıyorsa da atabilir, önemli değil. O adamı zehirleyip de öyle yenmektense riske girip tehlike içinde kalmayı tercih ederim.'' Zend sakin bir şekilde konuşurken net bir cevap verdi.

''Pekala.'' diyen Hollis, kapıya doğru ilerleyerek kaybolmaya başlamak üzereyken, ''Öyleyse ben gidiyorum, görüşmek üzere. Sana sabah haber vereceğim.'' dedi ve gitti. 

''Heh...'' derince bir nefes veren Zend, dirseklerini masaya koydu ve kafasını ellerine yaslarken ellerini de alnının iki kenarına yerleştirdi. ''Demek Siyahlar içinde bir yer kazanmak için bir şeyler yapacağım, ha? Vay be, daha önce bu yaşımda hiç böyle bir şey yapmaya çalışacağımı düşünmemiştim. Pounz Krallığı'nın en güçlü ilk yüz kişisinin içine girmek isteyeceğimi geçmişte tahmin edebilmiştim, ama bunun bu kadar erken olacağı aklımın ucundan bile geçmemişti.'' Zend bir sokakta Yaşlı Dilenci'nin ölmesiyle birlikte ne yapacağını düşünürken düşünceli bir şekilde dolaşıp, birden bir duvara yapıştırılmış, krallığın açtığı savaşçı ve büyücü okullarından biri ile ilgili alımların başladığını söyleyen bir afişe bakıp heyecanlanarak minik kollarını sonuna kadar açıp, savaşçı ya da büyücü olmak istediğini hatırlamasıyla birlikte buraya başvurması gerektiğini kendine söylemiş olan küçük halini getirdi gözlerinin önüne. Yedi yaşına bastığını düşündüğü için kendisinin direkt olarak kabul edilebileceğini tahmin ettiği, ama sonucun hiç de düşündüğü gibi değil, tamamen bambaşka bir şekilde çıktığını görüp umutlarının kırıldığı hali... O hali, gelecekteki kendisinin Siyahlar'ın içerisinde bir yer kazanmaya çalışabileceğine inanır mıydı acaba? Bunu ona söyleselerdi, kendisiyle dalga geçildiğini düşünerek gülmez miydi? Sonuçta o küçük, her şeye inanabilecek kadar saf olan çocuk için değil Siyahlar'ın içerisine girmek; ortalama, hatta ortalamanın bile altında bir savaşçı olmak bile büyük bir hayaldi. Çok farklı bir hayat hikayesi olmuştu Zend'in, henüz yaşının bir savaşçıya göre ciddi anlamda küçük olmasına rağmen. Yaşadığı şeyler gerçekten bambaşkaydı, birisi alıp da yazsaydı onun garip, farklılıklarla dolu hayatını, gerçek bir kitap oluşturulabilirdi...

''Çok zor olacağını düşünmüyor olabilirsin ama yine de ne olur ne olmaz diye gidip, kütüphaneden adamın yeteneklerini ve geçmişte savaştığı kişileri falan araştıralım. Soyadı yazmıyor burada, hangi aileden geldiğine, görülen güçlü tekniklerinin nasıl olduğuna ve bunlara karşı nasıl karşı saldırı yapılabileceğine bir bakalım. Hazırlıksız gitmek olmaz şimdi.'' Berinne Zend'in kafasına hafifçe dokundu ve devam etti: ''Kütüphane neredeydi?'' 

''Zend!'' Berinne'nin konuşmasının hemen ardından, Sanzirna da aniden ortaya çıkmış ve içeri girmişti. Normalde Beyaz Taç dışındakiler buraya alınmıyordu ama Beyaz Taç'taki birinin yakını oldukları için Sanzirna ve Hollis gibi insanlar da buraya girebiliyordu. ''Sen bana gelmememi söylemiştin ama başındaki ödülün arttığını duyunca, yerimde duramadım.'' diyerek önce mahcup bir şekilde konuştu, daha sonra da hemen sesini yükselterek ekledi: ''Sen niye gidip birileriyle savaştın ki?!'' 

''Sanzirna, bunun başımdaki ödülü artırabileceğinin farkında değildim, üzgünüm.'' dedi Zend hızlıca. Bunun açıklamasını bugün yeterince yapmıştı ve tekrar yapmak istemiyordu. Bu yüzden hızlı bir şekilde devam etmek istemiyordu. ''Ama sana geride kalmanı söylemek de biraz bencilceydi, haklısın. Eğer orada sen olsan, böyle bir şey yaşamazdık, biliyorum. Fakat olan oldu ve yarın, Siyahlar'ın doksan dokuzuncu sırasındaki kişiye meydan okuyup yerini alacağım, şu anlık plan böyle yani.'' Zend Sanzirna'nın ona biraz sonra soracağını tahmin ettiği planını hızlı bir şekilde anlattı. 

Sanzirna cevap vermeden önce hemen kafasını salladı. ''Pekala, ben de geliyorum o halde.'' dedi.

Zend bu sefer ona geride kalmasını söylemek istememişti doğrusu. Bu yüzden kabul etti ve kütüphaneye doğru ilerlemeye başladılar.

***

Kısa bir süre içerisinde kütüphaneye gitmişlerdi. Zend bu sırada elindeki kitapçıktaki, doksan dokuzuncu sırayı almış olan adamın yüzünü iyice inceliyordu. Genç biri olmadığı kesindi, kahverengi saçları vardı ve sakal ile bıyıkları dikkat çekiciydi. Yaşlı gibi de görünmüyordu, ama onun, bir savaşçı olduğundan dolayı yaşlı bir görünüme sahip olmadığını tahmin ediyordu Zend. Sonuçta savaşçı ve büyücülerin, yani ölümsüzlük yolunda ilerleyen kişilerin yaşlanması da atladıkları seviyeye göre değişiyordu. Bu adam da düşük seviyeli biri olmamalıydı, en azından on üç ya da on dördüncü seviyede olduğu kesindi. 

''Saga, Fun gibi insanlar neden Siyahlar arasına girmiyor acaba?'' diye mırıldandı Zend. Sonuçta ustası rahatça yetmiş ikinci sıraya girmişti ve Fun'un, güç olarak ustasından çok da aşağıda olmadığını tahmin ediyordu genç adam. Fun Kral Modu'na sahipti sonuçta, Karkan'ın da bu listede olmadığını biliyordu Zend. Siyahlar listesine girmediğini biliyordu onun. Karkan, daha önce Zend'e bundan bahsetmişti. Birkaç sene kadar önce tabii...

''Çünkü bu liste, en güçlü yüz kişiden ziyade para kazanıp ün salmak isteyen yüz kişiyi gösteriyor. Gösteriş gibi yani, bir nevi bu listeye girerek güç gösterisi yapıyorlar. Bu yüzden o listeye, o gerçekten de Pounz'un en güçlü yüz kişisini gösteriyormuş gibi bakma. Aslına bakarsan gerçekten de çok güçlü olan kişilerin yarıdan fazlası bu gibi listelere girmeyi sevmez. Çünkü gereksiz ün, onları sadece uğraştırır ve saçma rakiplerle kafa kafaya olmalarına yol açar. Ayrıca bu listenin, yani Siyahlar'ın içindekiler, her an bu sıralamaları için saldırıya uğrama ihtimali ile birlikte yaşıyor. Böyle bir sürekli riskle birlikte yaşamayı kaç kişi ister ki? Bunun en büyük etkisi senin sürekli tetikte olman ve devamlı olarak savaş beklemen olur. Bu yüzden senin Beyaz Taç'ta bu listeye rahatça girebileceğini düşündüğün kişiler o listeye girmek istememiştir muhtemelen. Elbette birçok etken daha olabilir de.'' Berinne bilgilendirici bir şekilde konuştu.

Bu sırada Zend, aslında yarın yenemeyecek olduğu kişinin resmine bakarken, onu dinlemeye devam ediyordu...

***

1615