Vay çakal görüyon mu karşısındaki rakibini zende öldürtmek için neler diyor sarı çıyan olsun yine de seviyor kızı cjjdkxnf
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
210. Bölüm Yüzüncü Kişi
Karkan'ın söylediklerini dinleyen Zend, karşısındaki adamın kendisine doğal olarak moral ve güven vermeye çalıştığını fark etmişti. Karkan Zend'in henüz sekiz yaşındayken katıldığı Beyaz Taç'ın lideriydi ve lideri olduğu bir topluluğa ait, başına yüklü bir ödül konmuş birine güven vermek en basit göreviydi.
''Eğer Tarini Güneş de reddedilirse ne olacak?'' Zend masumca sordu. Şu anda onu dışarıdan görseydiniz, onun bu ödülü almak için hiçbir şey yapmamış olduğuna rahatça inanırdınız. Zaten Zend de buna inanıyordu, ama beklediğiniz her şey, her zaman çıkmazdı.
''Tarini Pounz Krallığı'ndaki en güçlü kişi olup, dünyanın önde gelen, en güçlü ailelerinden biri olan Güneş Ailesi'nin lideridir. Eğer o da reddedilirse, Ödül Sistemi'nden zor kullanarak bu ödülü koyan kişinin kim olduğunu öğreniriz ve gerekirse onu yakalayıp öldürürüz. Bu, dünya çapındaki en güçlü toplulukların arasında olan, pek çok kez bu güç sırasında başa geçmeyi başaran bir topluluğuz. Bu ödülü koyan kişiyi zor yoldan öğrenerek onu evinde rahat rahat otururken bulup öldürmek, bizim için inan çok da zor değil. Bunu yapmamamızın sebebi ise, Beyaz Taç veya Güneş Ailesi olarak bazen bizim de Ödül Sistemi'ni kullanıyor olmamız. Sonuçta bu uygulama tüm dünyaya yayılmış, ayrıca bazı durumlarda gerçekten de çok işe yarar olabiliyor. Ancak bu gibi sistemlerde, güçlü kişilere sırtını yaslamış olan birilerinin başına ödül koymak hiçbir zaman akıllıca olmamıştır, tarihte bunu yapanların çoğunun sonu da ölüm oldu. Hangi zeki (!) sana bu ödülü koymaya cüret ettiyse, endişelenme evlat, karşılığını alacak.'' Karkan hafif bir alayın sezilebileceği bir şekilde konuştuktan sonra elini Zend'in sırtından çekti. ''Ama sen de, bu sürede gidip milleti öldürmemeye dikkat et. İnsanları iyice cezbetmen bizim hiçbir işimize yaramıyor...''
Zend mahcup olmaya devam ederek eğdiği başını kaldırmamıştı. ''Özür dilerim, o benim hatamdı, evet.'' diyerek hatasını kabullendi ve bunun için özür diledi.
''Özür dilemene gerek yok evlat, sana saldıran kişilere karşılık vererek savaşmayı tercih etmen çok doğal. Sonuçta buradan ayrıldığında zaten yaşın oldukça küçüktü ve son birkaç yılını Chibui'de geçirdiğin için, bunu tahmin edememeni anlayışla karşılıyorum. Bunun bir daha yaşanmamasına dikkat et ama.'' Karkan Zend'i teselli ederek konuştu genç adamın, keyfinin yerine gelmesini sağlamaya çalıştı.
''Zend!'' Bu sırada, kapı bir kere daha sertçe açılmış ve içeri, Zend'in biricik ustası girmişti.
Kapıyı tekmeleyerek açan Hollis'i görünce, iyice neşelenen ve keyifli bir ruh haline giren Zend, gülerek ustasına baktı. ''Usta!'' diyerek heyecanlı bir şekilde sesini yükseltti. Ama ustası yaklaştıkça, onun yüzündeki hafifçe kızgın olduğunu belli eden ifadeyi iyiden iyiye seçebilmişti Zend. Bu yüzden biraz daha sakinleşip, sessizleşmişti. Ustasını bile sinirlendirmişse, gerçekten de yanlış bir şey yapmıştı geçen gece...
Hollis Zend'in yanına geldi ve elinde, onun aranıyor posteri vardı. Onu önce Zend'e doğru çevirdi ve sonra okuyabileceği bir şekilde önünde tutarak, üzerinde yazanları okumaya başladı. ''Ödül beş yüz bin altın ve on beşinci seviye bir büyülü yaratığın öz suyu, ha? Artırılma sebebi geçen gece bir kafeste önüne gelen insanı öldürmen ve oranın en tecrübeli savaşçısının kolunu kesip, adam bağışlanma dileyince onun hayatını bağışlamanmış.'' diyerek azarlarmışçasına Zend'e baktı.
''Evet usta...'' Zend kaderini kabullenerek gelen azarlamayı dinlemeyi bekledi.
''Ulan, helal olsun be, Pounz'da en çok aranan ilk beş kişinin içine girersin bu öz suyunu da katınca, öğrencime bak sen, hahahaha!'' Hollis bir kahkaha patlattı ve Zend'in kafasının arkasına yavaşça vurdu. ''Oğlum, niye gelen geçeni öldürüyorsun, yapma böyle şeyler; sonra ustanın harikalığını tüm dünyaya haykırmış olacaksın, hahahahahaha!..'' Hollis gülmeye devam ederek Zend'in beklemediği bir şekilde, genç adamın moralini düzeltmeye başlamıştı.
''Usta!'' Zend ustasından azar yemediğini fark etmesiyle birlikte ona mutlu bir şekilde sarıldı. ''Sen olmasan beni kim neşelendirecek?..'' diye mırıldandı.
Hollis elindeki kağıdı bir kenara bırakıp, Zend'in sarılmasına karşılık verdi. ''Ustalar bunun içindir.'' diyerek gülümsedi ve ayrıldıktan sonra, önündeki gencin başını okşadı sessizce. ''Bu epey tehlikeli ama çok havalı da bir şey, ilk okuduğumda endişelenmem gerekirken gururlandım, ciddi söylüyorum!'' diyerek gülmeye devam eden, sarımtırak saçlarının iyice uzamış, boyunu aşmış olduğu genç adam öğrencisine bakarak konuştu.
''Hahaha...'' Zend de gülmeden edemedi, ustasının etrafa saçtığı neşe dalgasıyla birlikte gülüp eğlenmemek elde değildi.
Saga ve Karkan, Hollis'in bu halini biliyor olmalıydılar ki, onun söylediği şeylerden dolayı hiçbir şey söylememiş, kollarını birleştirip öylece beklemeye başlamışlardı ikisi de. Saga bir nefes verdi ve Zend'e doğru baktı: ''Zend, ben şimdi okula döneceğim. Bir öğretmen olarak, birazdan başlayacak olan dersime girmem gerekiyor, sen Beyaz Taç'tan çıkmamaya dikkat et. Eğer bir sorun olursa ya da bana ihtiyacın olduğunu hissedersen de bana ulaşabilirsin, derse ara verip gelebilirim.'' dedi genç kadın ve Zend'i yanağından yumuşak bir şekilde öperek uzaklaştı. ''Hadi görüşürüz.''
''Görüşürüz Saga, eğer ihtiyacım olursa sana ulaşacağımdan emin olabilirsin.'' Zend de gülerek cevap verdi.
''Zend, unutmadan sana vereyim,'' Karkan usulca sol elindeki yüzüğü, Zend'in eline doğru yolladı ve genç adamın yüzüğüne dokundurdu. ''birkaç yıl önce bir yüzüğün içerisinden bir Ruh Silahı bulmuştun ve ben de ona sahip olmak için yeterince büyük olmadığını söyleyerek onu senden almıştım, artık sende kalabilir. Sendeki Yeşil Şeytan Taşı'nı kullanmadıysan, o taş aracılığıyla o Ruh Silahı ile iletişime geçebilirsin. Yeşil Şeytan Taşı'nın böyle bir işlevi de vardır.'' dedi ve yüzüğündeki bir nesneyi, Zend'in, Yama Ailesi'nin lideri Emerantaos'tan aldığı kızıl kılıcı içinde tuttuğu, yeni aldığı yüzüğüne aktardı. Diğerinin dolu olduğunu bir şekilde anlamıştı anlaşılan, elini ona göndermeye hiç yeltenmemişti.
Zend daha önce unuttuğu, Karkan'ın şimdi söylemesiyle aklına gelen o Ruh Silahı'nı hatırlar hatırlamaz iyice keyiflenmişti. Sonuçta bir Ruh Silahı'na sahip olmak öyle çok da kolay bir şey değildi. Bu Ruh Silahları'nı kullanan Ruh Şövalyeleri, o kadar güçlüydü ki, Kutsal Ülkeler'den biri olmayı başaran Mahendra Krallığı'nın kurucusu olan Mahendra Ailesi'nin en büyük gücü, bu Ruh Şövalyeleri'nden oldukça fazlasına sahip olmasıydı. Bu sayede adeta fazlasıyla güçlü savaşçıların oluşturduğu bir ordusu olmuş oluyordu ve bu orduyla, diğer, kendisininkinden sayı olarak çok daha yüksekte olan ordulara karşı bile kaybetmesi epeyce zor bir hale gelmişti. Bu yüzden bir Ruh Silahı'na sahip olmak da, Zend'in haliyle ilgisini çekiyordu. Belki de ileride bir Ruh Şövalyesi olabilirdi, bir Ruh Şövalyesi olmayı kim istemezdi ki?
''Teşekkürler!'' diyerek Karkan'a, onun için sakladığı Ruh Silahı'ndan dolayı hızlıca teşekkür etti. ''Ben de zaten Yeşil Şeytan Taşı'nı kullanmayıp saklamıştım.'' Zend yüzüğündeki Yeşil Şeytan Taşı'nı aklına getirdi.
''Öyleyse güzel!'' diyen Karkan, devamında Zend'e, ''O halde gidip biraz meditasyon yap ya da dinlen, hava karardı ama okul daha bitmedi ve henüz insanlar Jongtham'dan çıkmış değil. Uyumayı deneyebilirsin, veya bir teknik seçmeyi de düşünebilirsin. Beyaz Taç'ta işine yarayacak çok teknik var, şimdi oturup seninle konuşmayı, muhabbet etmeyi çok isterdim ama hiç vakit kaybetmeden gidip Tarini ile konuşmak istiyorum. Geçen her dakika aleyhimize işliyor.'' diyerek veda etti ve hızlıca, henüz yeni girmiş olduğu kapıdan çıkarak buradan ayrıldı.
''Tamam, görüşürüz Karkan.'' Zend de Karkan giderken arkasından seslendi ve el salladı. Ardından ustasına döndü, Saga gelmeden önce bakıyor olduğu bir şeyi aklına getirdi ve hızlı bir şekilde anlatmaya başladı: ''Usta, Siyahlar'daki yüzüncü kişinin kim olduğunu biliyor musun sen?'' dedi ve eline, biraz önce oturup Siyahlar'ı incelediği masanın üzerinde bıraktığı kitabını geçirdi.
''Evet evet, şu senin arkadaşın olan kızdı değil mi o? Tou'nun seni satıp eğittiği velet.'' diyen Hollis, Zend'in yanına oturdu.
''Evet!'' Zend heyecanlı bir şekilde bağırdı. ''Yua Siyahlar'ın içerisine girmeyi başarmış! Bu benim için gerçekten çok şaşırtıcı bir şey oldu!'' derken, elindeki kitaptaki yüze bakıyordu genç adam.
''Yua Tengo...'' Yua'nın ismini okuyan Zend, daha önce pek çok kez karşılaştığı ve çok da uzak olmadığı bir kişiyi, bir arkadaşını bu listede gördüğü için afallamış ve şaşırmıştı. Onun, Pounz'daki en güçlü yüz kişinin arasına girebileceğini tahmin bile edememişti. Eğer durum böyleyse, Yua gerçekten de Zend'in umduğundan çok daha fazla güçlenmişti. Zend, onun Tou'nun öğrencisi olduğu için oldukça güçleneceğinin bilincindeydi ama Yua'nın, her biri fazlasıyla güçlü olan Siyahlar'ın içerisinde, yüzüncü, yani sonuncu da olsa sonuçta bir yer edinebileceğini hayal bile edememişti. Resmine bir göz attı genç kızın.
Zend ile son karşılaşmalarından sonra, yüz yapısı değişmiş gibi görünmüyordu. Zaten Zend'den büyük olduğu için Zend ile son karşılaşmalarında yüz şekli yerine oturmaya çoktan başlamıştı. Saçlarının kızıllığı, Zend'in hatırladığı Yua ile bire bir aynıydı. Tehditkar bir şekilde bakan gözlerindeki mavilik, hala dikkat çekici derecede belirgindi. Burnu, Zend'in onu son gördüğünden bu yana hafifçe kalkıklaşmıştı anlaşılan, biraz daha yukarı ilerlemiş gibi görünüyordu. Kaşları aynıydı ve teni, Zend'in hatırladığı yüzdeki ten ile tamamen aynıydı. Kız çok da değişmemişti yani, sadece yüz hatları biraz belirginleşmiş ve yüz kemikleri hafifçe çıkıklaşmıştı.
''Onun Siyahlar'a girebileceğini hiç düşünmezdim... Gerçekten güçlenmiş gibi görünüyor.'' diyerek ustasına yavaşça çevirdi kafasını Zend.
''E herhalde, güçlenmesi zaten son derece normal. O Tou'nun öğrencisi, Tou fazlasıyla güçlü biri olduğu için öğrencisinin zayıf olması da beklenemez.'' diye konuşurken Hollis, araya biri girdi.
''Hmm, Yua bu mu, eski sevgilin olan?'' Berinne, Zend'in arkasındaki koltuğa dizlerini koymuş, iki adamın baktığı kitabın son sayfasındaki bir yüze doğru odaklanmıştı.
''Eski sevgilim değil, ama evet, Yua bu.'' Zend hafifçe toparlandı ve Berinne'nin baktığı kitaptaki yüzün Yua'ya ait olduğunu söyledi.
''Güzel kızmış.'' Berinne gülümseyerek konuştu.
''Yani, güzel sanırım.'' Zend de güldü ve kafasını, altın sarısından biraz daha açık renkte olan saçlarının, Zend'in oturduğu koltuktan aşağıya doğru akıyor olduğu kıza çevirdi. Tabii görür görmez, tekrar birkaç saniyeliğine sessiz kalmak zorunda kaldı. Çünkü gözlerini çevirdiği bu kişi, Zend'in, gözlerini tekrar çekebilmesine izin verecek bir yüze sahip değildi. Yua güzeldi, evet, ama bir Tanrıça'yı andıran Berinne ile kesinlikle yarışa bile giremezdi... Berinne'nin sadece duruşu bile fazlasıyla güzeldi, her hareketinin kendine has bir havası vardı genç kızın. Üstelik bir savaşçı olmasına rağmen oldukça zarif ve naifti. Elinde tuttuğu defterde açık olan sayfadaki yüzün sahibi olan kişinin, Yua'nın, güzellik açısından Berinne ile aynı kulvarda olması basitçe imkansızdı. Öyle ki, Zend bu kızı ilk görüşünde, karşısındaki kişinin gerçek olup olmadığını merak bile etmişti. Onun yüzünün özenli bir şekilde yapıldığı net bir gerçekti, ama Zend'in anlamadığı bir kısım da yok değildi. Tanrı, bu kişiyi yarattıktan sonra onu dünyaya gönderebilecek, dünyadaki diğer insanların da bu varlığı görmesine izin verecek kadar nasıl paylaşımcı olabilirdi?
''Güzel demek...'' Berinne sessizce fısıldadıktan sonra ayağa kalktı ve Zend'e bir fikir vermek amaçlı, konuşmaya tekrar başladı. ''Zend, Pounz'un en güçlü yüz kişisinin olduğu listeyi tutuyorsun elinde değil mi? Siyahlar idi, yanlış hatırlamıyorsam. Gelebilecek saldırılara karşılık, neden bu listedeki birinin yerini alıp gücünü herkese karşı kanıtlamıyorsun? Eğer istersen bunu başarabileceğinden eminim, ama bir riskin olmaması için, konuşmalarından anladığım kadarıyla oraya yeni geçmiş olan bu acemi ve tam da senin istediğin üzere, dikkat çekmeden gücünü ispatlayabileceğin bir sıranın üzerinde olan kişinin yerine neden geçmiyorsun? Yüzüncü sırada olursan bence hem gücünü kanıtlamış, hem de gereksiz ilgiden kaçınmış olursun.'' diyerek gülümseyen genç kız, elini çenesine götürmüştü.
''Ama o zaman Yua'yı öldürmem gerekir, Siyahlar'daki birinin yerine geçmek istiyorsan onu öldürmen gerekiyor değil mi?'' Zend masum bir şekilde konuşurken Berinne'nin yüzüne baktı.
''Tamam, sorun ne?'' Berinne gülümsemeye devam ederken konuşmasını sürdürdü.
***
1702
Magnec