eline sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
169. Bölüm Sanzira'nın Kararı
''Vay, bayağı büyümüşsün görüşmeyeli!'' Sanzirna coşkulu bir şekilde gülerek Zend'e seslendi, sura sırtını yaslamış oturuyordu Zend dışarı çıktığında, kapıya çok uzak değildi ve hızlıca gencin yanına geldi.
''Doğal olarak, kaç yıldır görüşmüyoruz ki? Sizinle ilk karşılaşmamda on yaşında falandım değil mi?'' Zend de bir gülümsemeyle karşılık verdi karşısındaki kadına. Onun şaşırması normaldi, çünkü Zend onun son gördüğünde bir çocukken, şu anda koca adam olmuştu. Görünüşü fazlasıyla değişmişti. Sanzirna'nın görünüşü ise pek değişmemişti, kum rengine yaklaşacak kahverengilikte olan saçları biraz uzamıştı sadece, büyük ve birazcık çekik olan yeşil renkli gözleri sonuna kadar açıktı, beyaz teninde ise bir farklılık yoktu. Yüzündeki otoriter duruş hiç değişmemişti özellikle.
''Evet, çok uzun süre oldu.'' Gülümsemesini sürdürerek bembeyaz ve düzgün dişlerinin görünmesine izin verirken konuştu Sanzirna.
''Hala güzelsin bakıyorum,'' Zend minik bir iltifat yolladı karşısında, son gördüğünde kendisinden uzun olmasına rağmen şimdi yukarıdan baktığı kadına. Nasıl bir tepki vereceğini merak etmişti.
''Beni utandırıyorsun,'' Sanzirna gülümsemesine hafifçe kızaran yanakları da katıldı. ''Bu uzun zamandır görüşmediğin birine söyleyeceğin ilk şey mi?''
''İlk olarak ilgimi çeken şeyi söylemem gayet doğal değil mi?'' Zend, Sanzirna'nın utandığını görünce ona biraz daha takılmak istedi ve sorusuna bir soruyla cevap verdi.
''Eh...'' Sanzirna'nın utanç katsayısı artıyormuş gibi görünürken, kadın konuyu kapatmayı tercih etti. ''Her neyse, bana olan övgülerin için teşekkür ederim, devam etmek ve beni utandırmak istiyorsan bunu yolda yapabilirsin, geç kalmayalım şimdi.'' diyerek direkt asıl yapması gerekenden bahsetti.
Zend Sanzirna'nın samimiyetini takdir etmişti. Karşısındaki kişi dünyadaki sayılı Ejderha Seviye savaşçılardan biriydi ama herhangi bir kibri ya da egosu yoktu, tamamen samimi bir yapısı vardı. Tüm dünyada saygı görecek bir seviyeye çoktan ulaşmış ve fazlasıyla büyük bir gücü elde etmiş olmasına rağmen, sanki hiç ölümsüzlük yoluna girmemiş normal biri gibi konuşuyordu Zend ile.
Zend'in düşündüğü birincil şey ise, ona Lazel'in yanına şimdilik gitmeyeceğini, yapması gereken daha öncelikli bir şey olduğunu nasıl söyleyeceğiydi. Özel bir bahanesinin olmadığını fark edince, direkt olarak söylemeye karar verdi. Burada söylemesi gereken şeyleri daha önce hiç planlamamıştı, planında sadece Sanzirna'yı atlatmak vardı. Bunu nasıl yapacağını düşünmek ise aklına yeni geliyordu...
''Şey,'' Zend elini başının arkasına götürdü ve Sanzirna'nın fazla ısrarcı olmaması için içinden dua etti. ''Sanzirna, Lazel'in yanına gelmeyi inan istiyorum ama şu anda yapmam gereken çok önemli bir şey var. Daha sonra gitsem olmaz mı?''
Sanzirna'nın yüzündeki gülümseme yavaşça silinmişti Zend konuşurken. ''Olmaz olmaz, hayatta olmaz. Efendi Lazel'e sen olmadan geri dönmeyeceğime dair söz verdim, sözümü çiğneyemem. Neden gelmiyorsun ki? Chibui Dağı'ndan çıktığında yapman gereken, Efendi Lazel'i bile ertelemeni sağlayacak kadar önemli olan işin nedir?''
Zend aslında Lazel'in yanına gitmeyi biraz istemiyordu, çünkü zaten nedenini tam olarak kestiremediği bir sebepten dolayı Venda ona adamlarını yollamayı bırakıp insafa gelmişken, -en azından Zend böyle düşünüyordu- gidip de onun en büyük düşmanı ile birlikte olmak pek akıl karı gibi değildi. Bu yüzden basit birkaç bahane sunmaya çalışarak devam etti: ''İşte, yani, gücümü denemem gerekiyor, sonra yeni bir kılıç kullanmaya başladım ve dünya üzerinde bu kılıcın türünden bir kılıcı kullanıyor olan en güçlü kişiyle bir deneyim paylaşımı yapmak ve bunun temelini kavramak istiyorum. Bu benim için oldukça önemli ve yapmam gerek, hem Lazel'in karşısına kullanmak için yıllarımı verdiğim kılıcı kullanamıyorken çıkamam, değil mi? Yeterli değilim henüz.''
''Efendi Lazel beni gönderirken senin hep yeterli olabileceğini ve bu sebeple henüz gelmemeyi istersen bunun bir bahane olmadığını söyledi. Merak etme, zaten Efendi Lazel seni kendi yanında isterken, bunun sebebini şu an sahip olduğun gücün olarak belirlemiyor. Seni geliştirmek istiyor o. Onun yanına geldiğinde gelişmiş olman zorunlu değil. Birilerinden korkuyorsan da buna gerek yok, Efendi Lazel'in gücünün ne kadar fazla olduğunu görünce zaten şaşıp kalacaksın.'' Sanzirna başını hafifçe yana eğdi ve biraz önce yüzünden silinmiş olan gülümsemesini tekrar yerine getirdi.
''Pöf,'' Zend bir of çekti ve devam etti. ''Sanzirna, şu an gerçekten yapmak istediğim bir şey var ve bunu aynı zamanda yapmam gerek. Ayrıca Efendi Lazel'in yanında benim gittiğim gelişme yolunda olan birinin olduğunu sanmıyorum, inan bana, seni kandırmaya çalışmıyorum. Ayrıca benim dönmem gereken bir Beyaz Taç var, ben daha önce size hiçbir zaman yanınıza gelip orada kalacağımı söylemedim, sadece ziyaret edebileceğimi söyledim. Beni geliştirmesine izin verdiğimi düşünmemelisin yani, beni geliştiren biri zaten var ve iddiaya varım, Lazel onun yanında pek de bir şey değildir. Bu yüzden lütfen, bana izin ver.'' Zend normalde bu şekilde tersleyerek konuşmak istemiyordu ama Sanzirna buraya onun bahanelerine hazırlıklı gelmiş gibiydi.
''Zend, eminim seni geliştiren, en azından Efendi Lazel kadar üstün biri vardır, dediklerine inanıyorum. Ancak seni onun yanına götürmek için bir söz verdim, sen olmadan geri gitmeyeceğim, gerekirse güç bile kullanacağım.'' Sanzirna ellerini yumruk yaptı ve yüzündeki ifadeyi sertleştirerek Zend'in gözlerinin içine baktı.
Zend omzundaki Eralkavender'in hafifçe hazırlandığını gördü, eğer Sanzirna Zend'e saldırmak gibi bir şeye kalkışırsa, ona direkt olarak saldıracaktı. Tetikteydi, ama Zend'in zaten şu an Sanzirna ile savaşmak gibi bir düşüncesi yoktu. Bunun yerine işi tatlı dil ile çözmek istiyordu. ''Sanzirna, beni gerçekten şu anda güç kullanarak götürebileceğini düşünüyor musun? Hatırlıyorsan birkaç yıl önce dışarı çıkıp avladığımız Kutsal Seviye büyülü yaratığı birkaç büyüde yok olacak seviyeye getiren biri vardı benimle birlikte olan, onunla tekrar karşılaşabilirsin güç kullanmaya kalkarsan.'' Zend Ejderha Seviye bir savaşçıya karşılık gücünün fazlasıyla yetersiz olduğunu bilse de artık Sanzirna'nın en son görmüş olduğu o küçük çocuk değildi ve gerekirse Üstün'ü buraya çağırabilirdi. Buna ek olarak Era da yanındaydı ama bundan hiç bahsetmemişti bile, o gizli kozu olarak kalmalıydı.
''Buraya tek başıma gelmedim zaten Zend. Bu gibi durumlara karşı hazırlıklı olmadığımı mı düşünüyorsun? Bir işaretimle etraftan onlarca savaşçı ve büyücü fırlayabilir, ayrıca ben senin son gördüğün savaşçı değilim. Bir büyücüyü yenmemiz o kadar güç olmaz.'' Sanzirna'nın kendine olan güveni Zend'in dikkatini fazlasıyla çekmişti, görünüşe göre Zend ile son karşılaşmalarının ardından kendini geliştirmişti genç kadın.
''Ben de senin son gördüğün o küçük savaşçı değilim Sanzirna,'' Zend konuşmaya devam ederken kendine olan güvenini Sanzirna'nın sezmesini sağlıyordu. ''sana garantisini verebilirim, eğer bir ordu getirmediysen şu an beni zorla götüremezsin.'' Zend şu an yedinci seviye bir savaşçı olsa da, yıllarca seviye atlamamış ve Ağır Kılıç'ı kullanabilmek için enerji toplamıştı, o enerjiler ve eğitimler boşa gitmemişti, şu anda seviye olarak yüksek olmasa da, Ağır Kılıç'ı daha önce kullanmamış ve herhangi bir antrenman yapmamış olsa da, sadece çıplak elleriyle Hırsız Çağı gibi bir topluluğun işini bitirebildiğini göz önüne aldığı zaman hiç de zayıf değildi. Üstelik Ağır Kılıç'a birkaç dakikada alışabileceğini düşünüyordu, yanındaki desteklere baktığında zaten şu anda kaybetmesinin hiç de olasılıklı olduğunu sanmıyordu. Eğer çok kötü bir durum olur ve her şey kötü giderse de, elinin altında her an kullanabileceği büyüsü vardı.
Sanzirna bir nefes verdi. ''Denemeden bilemem.''
''Sanzirna, hadi ama. Beni zorla götürdüğün zaman Lazel'in memnun olacağını düşünmüyorsun değil mi? O beni kendi safında istemiyor mu? Beni zorlarsanız zaten bunu kabul etmem, ayrıca beni tehdit edemezsiniz de, çünkü beni tehdit edebileceğiniz şeylere sahip değilim. Kendime ait bir evim, annem, babam, kardeşim, kardeşlerim, herhangi bir akrabam, mal varlığım yok. Zorla kontrol edebileceğiniz biri değilim yani, Lazel gerçekten beni zorlamayı istiyor mu? Bundan emin misin?'' Zend burada bir savaş çıkarmak yerine, kelimelerini kullanmayı tercih ediyordu şu an. Kelimelerin gücü yumrukların gücünden üstündü çünkü, yeterince iyi konuşabilirse zaten Sanzirna, Zend'in ona yumrukla yaptıramayacağı şeyleri gönüllü bir şekilde yapacaktı. Şiddete gerek yoktu her zaman, değil mi?
Sanzirna'nın gözleri birkaç kere seğirdi. Ne yapacağını düşünüyor olmalıydı kadın, Zend'i gerçekten zorlayıp zorlamaması gerektiği konusunda bir bilgiye sahip değildi. Çünkü Lazel, daha önce Sanzirna'ya Zend'i herhangi bir şekilde sıkıntıya sokmaması yönünde bir emir vermişti, ama bu emrin, yine Lazel'in isteği üzerine Sanzirna'nın Zend'i onun yanına götürmesi konusunda geçerli olup olmadığını bilmiyordu. Zend'in memnuniyetsizliğe kapılmamasını sağlamak da bir göreviydi, onu Lazel'in yanına götürmesi de. Lazel, Sanzirna buraya gelmeden önce ona, eğer Zend gelmek istemezse güç kullanacağını söylemesini söylemişti, ama devamında net bir bilgi vermemişti. Güç kullanacağını söyleyecekti, burada sorun yoktu ama gerçekten de güç kullanacak mıydı? Lazel burayı netleştirmemişti ve o an Lazel'in söylediklerinde bir eksiğin olamayacağını düşünen Sanzirna da böyle bir soru sormamıştı.
İşi zora sokup güç kullanmalı mıydı?
Yoksa kullanmamalı mıydı?
Genç kadının aklında iki soru vardı ve biri diğerinden daha mantıklı gelmiyordu o an. Tabii Zend de bunu anlamıştı, kadının yüz ifadesinden, vermekte zorlanıyor olduğu zor bir kararı düşündüğü belliydi. Zend buna karşın sessiz kalmayacaktı, şu an bastırmanın ve Sanzirna'yı bir karara itmenin tam zamanıydı.
''Sanzirna, eğer bir cevap vermeyeceksen ben iznini isteyerek gideceğim.'' Zend Sanzirna'ya çevirmiş olduğu vücudunu surlar kafasının arkasında kalacak şekilde döndürdü ve bir adım attı.
''Of, tamam dur!'' Sanzirna Zend'i boş omzundan tuttu ve konuştu. Gencin diğer omzunun üzerinde boynuna yaslanmış bir kedi bulunuyordu çünkü, Sanzirna ilk görüşünde onun Zend'in büyülü yaratık olduğunu anlamıştı. Seviyesinin pek de yüksek olmadığını düşünüyordu, sonuçta Zend bu büyülü yaratığı Chibui Dağı'nda bulmuştu ve Chibui'de en fazla ne kadar güçlü bir büyülü yaratık olabilirdi ki? Elbette bu yorumu onun görünüşüne bakarak yapmıyordu, Sanzirna dış görünüşe göre güç belirlemesi yapacak kadar acemi biri değildi. Bu genel çıkarımıydı sadece. Biraz odaklandığı zaman, Zend'in omzundaki büyülü yaratığın sekizinci seviyede olduğunu fark etti. Bu seviyedeki biri Sanzirna'ya değil sorun çıkartmak, ona varlığını bile fark ettiremezdi. ''İşlerini bitirmeye gidiyorsan, ben de geleceğim. Efendi Lazel'e sensiz geri dönmeyeceğime dair söz verdim ve bu sözü bozmaktansa ölürüm daha iyi.''
''Benimle mi geleceksin?'' Zend şaşkın bir şekilde gözlerini kırpıştırdı. Sonra da Ranon'a seslendi: ''Ranon, bu bir sorun olur mu? Yüzüne bakılınca bu kararından şaşmayacakmış gibi görünüyor da...''
''Seninle gelmesi sorun olmaz, aslına bakarsan güzel bile olur. Eğer ki yanlış bir adım atarsan ve Yama Ailesi'nde bir şekilde kendini öldürtmeye uğraşırsan, seni kurtarabilir. O Ejderha Seviyesi'nde bir savaşçı. Sana korumalık yapması hayatını garantiye alır, ama ondan başkası gelmesin. Yaptığımız büyü daha fazlasını kaldırmaz, üstelik Lazel'in adamlarının, sürekli senin yanında dolaşması bize tamamen ters olur. Sanzirna senin herhangi bir şekilde etraftaki adamları hissedemeyeceğini düşünmüş olmalı, sonuçta hala yedinci seviye olduğunu biliyor. Üstelik fazla deneyimli birisi de değilsin, ama etrafta on tane on beşinci seviye, yedi tane Dünya Seviye ve iki tane de İmparator Seviye savaşçı var. Beş tane de Dünya Seviye büyücü var, etraftaki insan gruplarının arasına gizlenmişler. Bunlarla birlikte dolaşmak demek, tanınmamak için yüzünü siyaha boyamak ama tüm yüzünün olduğu bir fotoğrafı göğsüne yapıştırmak gibi bir şey, dikkat çekmemeye çalışıyoruz burada.''
''Hm, anladım.'' Zend hızlıca cevap verdi Ranon'a, devamında ise Sanzirna ile konuşmaya devam etti. Kızın yüzü iyice kızarmıştı, bir kararın ortasında hızlı düşünmeye ve tercih yapmaya zorlanmış olduğundan olsa gerek, kulakları ve burnu kızarmıştı. ''Sanzirna, eğer geleceksen sadece sen geleceksin. Etraftaki büyücüler ve savaşçılar gelmeyecek, onlar için ne yeterli büyüm var, ne de gelmelerini istiyorum. Bu yüzden uzak dursunlar, zaten sen bana sahip çıkmak için yeterli değil misin?''
Sanzirna biraz zorlanarak da olsa kabul ettiğini belli edecek şekilde kafasını salladı. Sıcak basmıştı ve kulaklarıyla birlikte yüzü yanıyordu, üstelik Lazel'in, Sanzirna'nın şu anki hareketini onaylamama ihtimali de vardı. Bu olursa ne olurdu, Sanzirna düşünmek istemiyordu.
Devamında ise Zend ortak bir karara vardıkları için rahatladı ve bir nefes verdi, Sanzirna'ya biraz daha takılmak istedi: ''Hmm, ne çabuk kabul ettin? Biraz önceki sorum için düşünüp düşünüp durmuştun, yoksa tek yapmak istediğin benimle birlikte zaman geçirmek falan mıydı?''
Zend'in sorusuyla birlikte Sanzirna'nın zaten vermek zorunda bırakıldığı karardan dolayı kızaran yüzü bir de hafif bir utançla kızarmıştı ve bu sefer yanaklarının kırmızılığı iyice artmıştı. ''Ne alakası var canım, saçmalama, sadece eğer bir yer değiştirme büyüsü yapacaksan ve bunun içine savaşçılarım ve büyücülerim giremeyecek diye düşündüm, onlar için büyünün olmadığını söylemedin mi?! Buna onay vermemin başka bir sebebi yok, ben Ejderha Seviye bir savaşçıyım ve seni geri götürmek için tek başıma yeterliyim. Ayrıca verdiğim sözü tutmamın başka bir yolu yoktu!''
***
1846
Magnec