Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

128. Bölüm Sarsıntı

Çevirmen: Tomato / Editor: Tomato

 

''Zend, ağır ol!'' Ranon'un uyarıcı sesi Zend'in kulaklarında yankılandı aniden. ''Gerçek Ki'yi, küçük de olsa bir dövüşte kullanmak için kendini yeterince geliştirmedin. Elinde patlayabilir! Üstelik vücudun henüz enerjisini yenilemedi!''

''Sakin ol Ranon, sadece ufacığını kullanacağım.'' Zend yavaşlamadan devam etti, sadece bir kere vurmak geliyordu içinden, uzatmayacaktı ve ciddi bir kavga çıkarmayacaktı. Gerginlik yaratmak istemiyordu, sadece onların kendisine karşı gelmemesini istediği için Dealdor'u birazcık hırpalamak istiyordu. Vücudundaki Ki'yi yavaşça dışarıya doğru saldı ve onu parmaklarının gücünü artırmak için parmaklarına yönlendirdi, Dealdor'un bileğini sıkıca kavradıktan sonra diğer elinin üzerinde topladığı Ki'yi Dealdor'un göğsüne doğru yöneltti ve saldırısını başlattı. Karşısındaki üç kişiyi tanımıyor olsaydı, kesinlikle böyle bir saldırıda bulunmazdı. Çünkü karşında iki tane İmparator Seviye, bir tane de Ejderha Seviye savaşçı varken, altıncı seviye halinle onlardan birine saldırmak düpedüz intihar olurdu. Ama şu an Zend'in üzerinde dokunulmazlık vardı, çünkü Lazel, onların Zend'e saldırmalarına kesinlikle izin vermezdi. Zend onlar için güce bakılmaksızın önünde eğilinmesi gereken birisi gibi olmalıydı şu anda, Zend onlarla birazcık da olsa samimi olmak istediği için onlara arkadaş gibi davranmasa, onlar Zend'e ismiyle bile hitap edemezlerdi. Aralarında görünmez bir duvar vardı çünkü, bu duvarı ören kişi bizzat onların efendisi Lazel'di. Zend bu duvara sırtını dayayarak şu an bu saldırıyı yapıyordu.  

Zend'in yumruğu Dealdor'un göğsüne ulaşmak üzereyken, Zend bir anda geriye doğru uçmaya başladı ve mağaranın arka duvarına sertçe çakıldı. Eli henüz Dealdor'un göğsüne ulaşmadan durdurulmuştu, yumruğunda biriktirdiği Ki, vücudu henüz enerjisini toplamamış olduğu için oldukça kararsızdı, düzgün kontrol edilmeyince doğal olarak patlamış ve Zend'i geriye uçurmuştu. Zend elinde birikecek olan miktarı Dealdor'un göğsüne ulaşana kadar artıracak ve yumruğunu böyle atacaktı, böylece kendisi Gerçek Ki'nin oluşturduğu yıkım gücünden etkilenmeyecekti. Ancak elinde biriktirmesi gereken Ki henüz birikmemişken bir yere çarpınca, Zend de geri savrularak arkaya doğru büyük bir hızla uçurulmuştu.

Zend Gerçek Ki'sinin patlaması nedeniyle bir süreliğine vücudu üzerindeki hislerini kaybetmişti. Onları tekrar kazandığında, vücudunun aşağı yukarı yarısının gömülerek çatlattığı duvardan kendini kolları başta olmak üzere sertçe çekti ve büyük bir toz bulutunun eşliğinde dışarı çıktı. Böyle bir hamleyi beklemediği için Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirmemişti, eğer aktifleştirmiş olsaydı duvara gömülmeden önce hislerini geri kazanırdı ve rezil bir şekilde geriye doğru savrulmamış olurdu. Eğer vücudu şu anda sıkıntılı bir dönemde olmasaydı, her şey daha kolay olabilirdi. Uzun süredir Kral Modu açık baygın yatıyordu ve bu yüzden vücudu yorgun düşmüştü, bu yüzden önüne geçildiğini çok geç fark etmişti, saldırısını durduramamış ya da yönünü değiştirememişti. 

Dealdor'un kalbi ise güm güm atıyordu. Biraz önce Sanzirna iki koluyla ona doğru gelen saldırının önüne geçmiş ve ona ulaşmasını engellemişti. Bu yüzden şu an durduğu yerdeydi, o enerji patladığı zaman hissetmişti, eğer o yumruk kendisine ulaşsaydı ciddi anlamda hasar görecekti. Henüz hiçbir tekniğini aktifleştirmemişken, o normal, düşük seviye bir savaşçıdan farksızdı. İmparator Seviye olmasının bir önemi olmazdı. Elinde kılıcı yoktu, üzerindeki zırh onu koruyamazdı. Üstelik o saldırı, açıkça Gerçek Ki'den meydana gelmişti. Gerçek Ki'nin insanın üzerindeki hasarı, son derece büyük etkiler yaratırdı ve geri dönülmesi çok zor olurdu. Normal bir saldırı onu çok etkilemeyebilirdi, ama o enerji tehlikeli bir enerjiydi. Gerçek Ki'yi sadece oluşturmak ve vücuttan dışarı çıkarmak yıllar alıyordu, onunla saldırı yapmak ise daha da fazla zaman alıyordu. Dealdor böyle bir saldırıyı beklememişti. Ayrıca kolu sertçe yakalandığı için saldırıyı savuşturması da neredeyse imkansızdı. Ama Sanzirna onu bu yüzden kurtarmamıştı, Sanzirna'nın bu olaya müdahale etmesinin nedeni, biraz önceki saldırının, Dealdor'un gururunu zedeleyebilecek olmasıydı. Fiziksel yaralar bir şekilde iyileşebilirdi, ama gurur ve şerefe yapılan saldırıların oluşturduğu yaralar uzun süre geçmezdi. Sanzirna, yanındaki bir dostunun aşağılanmasını izlemeyi istememişti.

Zend birkaç parçayı dışarı fırlatarak kendisini dışarı çektikten sonra, ne yapacağıyla ilgili düşünmeye başladı. Bir sorunu yoktu vücudunun, geçen üç yıldan sonra derisini en güçlü bıçaklar bile zor keserken, bu duvar mı ona zarar verecekti? Zaten duvara çarptığı, vücudunun her kısmında kristalleşmeler meydana gelmiş ve Zend'in zarar görmesini engellemişti. Ancak sorun bu değildi. Sorun, aşağılanmasıydı. Şu an onlara saldırmak için içi içini yiyordu, biraz önce ikincil bir kişi tarafından saldırısının önüne geçilmesi onu kızdırmıştı. Daha doğrusu, onu kızdıran şey, saldırıya geçen kendisi olduğu halde ilk taarruzunu kaybetmiş ve geriye atılmış, aşağılanmıştı. Üstelik o söylediği şeyden sonra... Tükürdüğünü yalamış gibi olmuştu adeta, biri bu olanları görse, Zend ile dalga geçmez miydi? Kimsenin onu engellemeyeceğinden oldukça emindi biraz önce, onlarla arasında aşılamayacak bir duvar olduğunu düşünüyordu. Lazel'in emirlerini sorguladı önce Zend. Acaba o adam yumuşak şeyler mi söylemişti? Hayır, bu olamazdı. Eğer böyle olsaydı, onlar Zend ile ilk karşılaşmalarında Zend'e 'lord' diye hitap etmezlerdi, en azından Zend ile karşılaştıklarında başlarını öyle öne eğmezlerdi. Lazel'in emirleri sert ve kesin olmalıydı, öteki halde yaptıkları mantıksız olurdu. 

Peki öyleyse sorun neydi? Onlar Lazel'den bahsederken bile öylesine tutkulu oluyorlarken, Lazel'in herhangi bir emrini herhangi bir şekilde çiğneyebilirler miydi? Bu da çok mantıksızdı. Burada bir sorun vardı sanki, ama bu sorunu düşünmek Zend'in, biraz önce durdurulduğu, geriye fırlatıldığı ve aşağılandığı gerçeğini değiştirmiyordu. Toz bulutunun önünden çekilmesini beklerken bir yandan da biraz önce olduğu yere doğru ilerliyordu Zend. Ne yapacağını henüz kararlaştırmamıştı ama, vücudu yorgundu, saldırı yapıp yapamayacağını bilemiyordu. Saldırıya geçebilirdi, hatta onlar bir şekilde Zend ile savaşmaya karar vermişlerse Üstün'ü işin içine sokarak rahatça işi bitirebilirdi, şu an Zend için bir tehlike yoktu. Oluşan tek kötü şey... Zend'in gururunun bir darbe almış olmasıydı! Zend'in tüm vücudu, açıkça intikam istiyordu! İntikam olarak tabii ki kimseyi öldürmeyecek ya da işkence etmeyecekti, sadece bir yumruk atsa bile bu, sinirini boşaltması için yeterli olabilirdi. Vücudunda enerjinin az bulunması da resmen bu işin tuzu biberi olmuştu. 

''Sana söylemiştim.'' Ranon bir kez daha seslendi Zend'e. ''Vücudun bu kadar enerji harcamışken en iyi halinde bile bir savaşta kullanamayacağın Gerçek Ki'nin yıkıcı yönünü kullanmaya çalışmamalıydın.'' 

''Biliyorum, biliyorum. Sadece yapmak istedim.'' Zend toz bulutunun içerisinde ilerlemeye devam ederken bir yandan zihniyle Ranon'a cevap verdi. Mağara dar olduğundan Zend'in çarparak kırdığı taşlardan oluşan toz bulutu neredeyse tüm mağaraya yayılmıştı. ''Neyse, ne yapmaya çalışıyorlar? Umarım benimle savaşmak istiyorlardır çünkü şu an öfkeden titriyorum.''

''Zend, hala o kadar toysun ki... Böyle küçük şeylere öfkelenmek seni sadece ölüme götürür. Şu an onlar seninle savaşmak istese, Üstün ya da ben olmadan onlara karşı galibiyet almak için hiçbir şansın yok. Sadece biri bile seni tek başına yenebilecek, hatta seni ezebilecek kadar güçlü. Böyle bir durumda yapman gereken tek şey sakinleşmek ve durumu değerlendirmek olur. Her neyse, olan oldu. Ne yapmaya çalıştıklarından emin değilim. Sana zarar verememeleri gerekiyordu normalde, senin saldırını durdurarak geriye uçmanı sağlamaları işten bile değildi. Seninle savaşmak istiyor olmaları da bir ihtimal, seni öldürüp bir şekilde vücudunu kullanarak para kazanmak istiyor olabilirler. Sadece bir anlık öfkeyle hareket ederek en azından senin kadar toy olma ihtimalleri de var. En iyisi onlara sormak. Ama küfür falan etmeye kalkma, ortamı gerginleştirmek bir işine yaramayacak, çocuk. Hahaha...'' Ranon'un alaylı sesi Zend'in sinirlerini bozarak yükseldi.

''Toy olacağım tabii, geçmişte savaşlara girip ödüller falan kazanmadım ben.'' Zend hızlıca cevap verdi Ranon'a. ''Geç dalganı sen geç.'' 

Ranon'un kahkahaları hala son bulmamıştı Zend'in kafasının içinde.

''Bu da ne demek? Benimle savaşmaya mı karar verdiniz?'' Zend her ne kadar hala öfkeden titriyor olsa da sakince konuşmayı başarabildi. Hislerini gizleyemeyecek biri değildi artık. ''Eğer böyleyse söyleyin ki, ölümünüz hızlı olsun.'' Zend hislerini gizleyemeyecek biri değildi, ama bilerek gizlememek ayrıydı. Şu anda oldukça öfkeliydi ve bunu belirten cümleler kurmakta bir sakınca görmüyordu. ''Ya da ölüm şeklinizi seçme imkanını size vereyim.''

Toz bulutundan çıkmayı başardı sonunda Zend, karşılaştığı manzara karşısında pek şaşırmadı. Sanzirna Dealdor'un önüne doğru çıkmış ve Zend'e bakıyordu kararlı bakışlarla. 

O manyak adamla üç yıl geçirmemiş olan Zend, şu anda Sanzirna'nın yeşil gözlerinden çıkan kararlı bakışlarla karşılaşıp afallayabilirdi, ama Zend o üç yılda en çok iradesini geliştirmişti. Bir şekilde kolay kolay kontrolünü kaybetmiyordu artık. 

Zend'in konuşmasının ardından bir anda öne çıkmaya çalıştı Dealdor, Zend onun gözlerinden anladığı kadarıyla genç adam böyle bir sonucun oluşacağını tahmin edememiş; dolayısıyla şimdi de pişman olmuştu. Büyük ihtimalle amacı özür dilemek ve bu olayı tatlıya bağlamaktı. Tam Dealdor ileriye çıkmaya çalışırken, Sanzirna'nın bir kolu onun önünü kesti ve onu durdurdu.

''Cevabınızı bekliyorum.'' Zend hala acayip derecede yorgun ve halsizdi, ama geri adım atmaya hiç niyeti yoktu. Durum kötüleşecek olursa en fazla Üstün yukarı çıkıp gerekeni yapardı. Zend onlara güvenebileceğini biliyordu, Ranon şu ana kadar onu hiç yüzüstü bırakmamıştı.

''Ben, bir arkadaşıma vurulduğunu görmek istemediğim için onun önüne geçtim. Sorumlu benim, özür diliyorum.'' Sanzirna bir anda Zend'in önünde yerlere kadar eğildi. Öyle eğilmişti ki, Onun kum rengine yaklaşmakta olan saçları yere değmişti.

Bu sonuç, Zend'in en çok görmek istemediği sonuçtu.

Çünkü bu sonuçta hem öfkesini dindiremeyecekti, hem de ortada mantıklı bir sebep bulamayacaktı. 

''Şu an ben uyurken bana saldırıp beni öldürmek istediğini düşünüyorum. Öyle bir hareket yaparak benim can güvenliğimi tehlikeye sokmak; böyle düşünmeyen birisinin yapacağı bir şey değil. Arkadaşına vurulduğunu görmemek, beni vücudumda enerji oldukça azken o şekilde fırlatabilecek olmana yetebilecek bir sebep değil.'' Zend içindeki öfkesini dışa vurmamaya çalışarak konuştu. 

''Haklısınız.'' Sanzirna başını kaldırmadan devam etti. ''Sizin o şekilde geriye fırlamanızı hiç istememiştim. Öfkelendiğiniz belli,'' Sanzirna bir anda saygılı bir şekilde konuşmaya başlamıştı. ''Eğer öfkeniz dinecekse bana, benim yaptığımın aynısını, hatta katlarca fazlasını yapabilirsiniz. Benim için sorun olmaz.'' 

Zend Kral Modu'nu açmadan gücünü artırabildiği kadar artırdı, Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirdi, sağ yumruğunda vücudundaki tüm Gerçek Ki'yi topladı, Sanzirna'ya doğru ilerledi.

Zend'in yaptığı şeyleri gören Dealdor, hemen Sanzirna'nın önüne attı kendini. ''Suç bende. Kusura bakmayın, kendimi bilmeden öyle tehditler savurdum. Bunların yaşanmasını da ben sağlıyorum. Yapacağınızı bana yapın.'' 

Zend Sanzirna'nın önüne geçen Dealdor'un yanından geçti, Sanzirna'nın önünde durdu. Genç kadın doğrulmuş, sağlam bir yumruk yemeyi bekliyordu. Toplanmış olan o tüm Gerçek Ki, ona gerçekten büyük bir zarar verebilirdi. Çünkü savunma yapmayacaktı, şu an yapacağı bir savunma, Zend ile Lazel'in arasının bozulmasına neden olabilir, Lazel'in söylediği 'Ben neysem o da o.' sözünü Sanzirna'nın tamamen boşa çıkarmasına neden olabilirdi. Zaten biraz önce onun önüne geçerek Zend'in Lazel hakkındaki düşüncelerini iyice sarsmış olabilirdi, en iyisi Sanzirna şu anda olacak her şeyi kabullenmesi olacaktı.

Zend Sanzirna'nın önünde durduktan sonra yavaşça: ''Zaten enerjim az, geri kalan tüm enerjimi bu saldırıyı yapmak için kullanıyorum. Dışarıya pek belli etmiyorum ama, şu an içimde sinirden seller, fırtınalar oluşuyor. Bu saldırıdan sonra büyük ihtimalle bayılacağım, bana bir süre daha bakman gerekecek. Ben öfkemi boşaltttıktan sonra benimle ilgilenmeye devam et lütfen.'' dedi ve hızlı bir şekilde kendini mağaradan dışarı atarak, altındaki toprak zemine yumruğundaki tüm gücü kullanarak sert bir yumruk attı.

Kendini son derece acınası bir hale girmeye hazırlamış Sanzirna'nın Zend'in söylediklerinden sonra muazzam bir şaşkınlıkla duyduğu ilk şey ise, büyük kayaların, toprağın ayrılmasını andıran, yerin delindiğini ve yeryüzünün çatladığını düşündüren ses, hissettiği ilk şey ise şu ana kadar gördüğü tüm sallanmalardan daha fazla olan büyük sarsıntıydı.

***

1702