Elinize sağlık. Adam boyle giderse yakinda kral modunu sinirsiz kullanabilcek gibi bu ne :D
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
126. Bölüm ----
''Bu da ne?'' kelimeleri döküldü hafifçe Zend'in ağzından, sessizleşti ve dinlemeye başladı.
''Neyi kastediyorsun Zend?'' Dealdor, ateşi izleyip sessizliği dinlerken, Zend'in konuşmasıyla birlikte ona seslendi.
''Bekle,'' Zend eliyle Dealdor'a susmasını işaret edecek bir işaret yaptı. ''bir şey dinlemeye çalışıyorum.''
Zend gözlerini kapatmış, biraz önceki garip sesin ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. O ses öyle bir sesti ki, sanki biri yardım için çığlık atmakta, korkmakta ve şu anda cehennemi yaşamaktaydı. Bir süre sonra, aynı sesten bir tane daha duyuldu. Ama bu sefer bu ses, anlamlı bir kelimeyi beraberinde getirmişti.
''Yardım!''
''Yardım, lütfen, ölecekler!''
''Hayır, oğlum! Ona saldırmayın, o daha çocuk!''
Art arda gelen sesler, Zend'in beynini işgal etmişti. Öyle ki, Zend şu an acılı bir şekilde bağırmakta ve çaresiz durumda olan kişinin hislerini bire bir hissediyormuş gibiydi. Sadece dört tane bağırış duymasına rağmen, adeta o bağırışların yükseldiği yerde, zulüm görüyordu. Aklının içinde yankılanan sesler garip bir şekilde onu kontrol altına almıştı. Fark etmeden başını kollarının arasına aldı ve kulaklarını kapadı. Ama biraz öncekilere benzeyen ses dalgaları hala onun zihninde yankılanmaya devam ediyordu. Bir erkeğe aitti bu ses, orta yaşlı birinden çıkıyor olmalıydı. Bu ses birden ağlamaya başladı, daha doğrusu, bir yandan ağlıyor, bir yandan da küfürler savurarak öfkeli bir şekilde kükrüyordu.
Zend dayanamadı ve o sesin sahibi gibi kendisi de bağırmaya başladı. "Neredesin?! Duyuyor musun beni?!"
Zend avazının çıktığı kadar bağırdı, ama karşılık alamadı. Bu sefer bir çocuk sesi yükseldi. "Baba! Anne! Beni bırakın, kardeşimi, onu kurtarın!"
Zihninin içinde, kulaklarını kapamasına rağmen devam eden bağırışların yankıları süzülmekteydi. "Sen ne acımasız birisin böyle?! Çocuklarımı nasıl öldürebildin?!"
Derken, biraz öncekilerden de sert bir çığlık koptu. "HAYIR! Hayır, beni öldür, en azından ona zarar verme!"
Birkaç saniye sonra yarıda kesilen, tıpkı biraz önceki gibi muazzam bir bağırış, bir kadından yükseldi. Kadın tam bağırırken öldürülmüş, hatta gelen hırıltılardan anlaşıldığı üzere boğazı kesilmişti.
"Kimse..." Bu sefer ilk başta bağıran adamın sesi tekrar duyuldu. Bu sefer, adamın sesi yaralı bir kurdunkini andırıyordu. Acı içindeydi, sadece sesinden bile anlaşılabiliyordu bu. "Yardım edecek kimse yok mu?"
O bağırışlar öyle fazla duyguyla yüklüydü ki, Zend'in onları her duyuşu, adeta bir işkenceye dönüşmüştü. Sesin sahibi olan adam çocuklarını kaybetmişti biraz önce, üstüne karısının ölümünü izlemek zorunda kalmış, zihnen çökmüştü. "Sana yardım edeceğim, nerede olduğunu söyle!" diye bağırdı Zend, yanındaki üçlünün garip bakışlarına aldırmadan; bir cevap almak umuduyla. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı, o bağırışlar onu derinden etkilemişti ve bir adamın eşini, çocuklarını onun gözü önünde öldürmüş olan şeref yoksunu kişiye haddini bildirmek istiyordu. İçinde öyle bir intikam isteği yükselmişti ki, tanımadığı birisi için bu kadar büyük bir şey hissedebileceği için şaşırmıştı bile Zend.
Beklemesine rağmen hala cevap gelmedi. "Lütfen, en azından onu da benimle birlikte diğer tarafa götürecek birisi yok mu?!" Birkaç saniye sonra bir bağırış daha geldi ve bu, Zend'in nereden geldiğini anlayamadığı öfkesini ve hüznünü tetikleyen şey oldu.
"NEREDESİN?!" Zend Kral Modu'nu da açmış, sesin geldiği yeri belirlemeye çalışıyordu ama bunu bir türlü başaramadı. Çünkü ses etrafında değil, kafasının içindeydi.
Tam bir kere daha bağırdıktan sonra, etrafındaki her şeye ilgisi kesildi Zend'in: önündeki ateşe, Dealdor'a, Sanzirna ve Xienao'ya... Artık onlar etrafında değilmiş gibiydi, onların enerjilerini hissedemiyordu. Birden hava karanlık bulutlarla kaplandı ve Zend'in birkaç metre ötesine büyük bir yıldırım düştü, düştüğü yerdeki otlar tutuştu ve yanmaya başladı.
"Birisi... İntikamımı alsın... Yalvarıyorum..." Zend'in kulaklarına doldu bu sefer hüzünlü ses, ve sesin nereden geldiğini de gayet iyi anlamış, saldırı için hazırlanmaya başlamıştı. "Endişelenme, onu hak ettiği yere göndereceğim!" Zend öfkeli bir şekilde doğruldu ve etrafına, sesin geldiği tarafa baktı. Yerdeki iki küçük bedeni gördü, etrafları kan içindeydi, çocuk oldukları çok belli oluyordu. Gözünü biraz yan tarafa ilerlettiğinde, kafası olması gereken yerde olmayan bir kadın vücudu gördü, bunun kim olduğunu da anladı hemen, onu duymuştu. Öfkesi bu ölü bedenleri görmesiyle birlikte sonuna kadar yükselmeye başladı, o adamın yerindeydi sanki, hayatına mâl olacak olsa bile intikam istiyordu. Biraz önce o adamın yaşadığı şeyler sank kendisine yapılmış gibiydi.
"Son sözün ne?" Soğuk bir ses yükseldi Zend'in az ötesinden, duygudan eksikmiş gibiydi bu sözlerin sahibi. Ayrıca o konuştuğunda, Zend'e çok tanıdık bir enerji dalgası geldi. Adam bu enerji dalgasını isteyerek yollamamıştı, belliydi, sadece vücudundan taşan minicik bir enerji parçasıydı bu. Zend o enerjiyi nereden tanıdığını düşünmeden, direkt olarak saldırıya hazırlandı.
"Onun değil, senin son sözün ne?!" Zend daha saldıracağı kişinin seviyesine bile göz atmadan Savaş Tanrısının Heyecanı'nı aktifleştirdi ve Rüzgâr Tanrısının Nefesi'ni kullanabildiği son seviyede kullanarak adeta ses hızında o adamın, kılıcını iki dizinin üzerine çökmüş, ağlamakta ve karşısındakine küfürler savurmakta olan adama doğrultmuş olan kişinin önüne gitti.
Ama gittiği gibi, dondu kaldı. Çünkü elindeki ortalama boyutlu kılıçla Zend'i hiç umursamadan önündeki diz çökmüş adamın kafasını kesen kişi... O kişi...
Qouen'in ta kendisiydi!
***
Zend gözlerini araladığında, başı son derece acı verici bir şekilde güm güm atıyordu. Sanki başı patlayacakmış gibiydi, öyle büyük hir ağrıydı ki bu, Zend'in içinden, kafasının patlamaması için önlem almak bile geçiyordu.
"Zend, iyi misin, ne oldu sana? Bir anda bağırmaya ve ağlamaya başladın, sonra da öylece yere düştün ve bayıldın. Üstelik hiçbir sorunun yoktu, çok endişelendik!" Sanzirna Zend gözlerini açar açmaz onu soru yağmuruna tuttu.
Zend, başının üzerine kafasını eğmiş olan Sanzirna'yı görüp sorularını duyar duymaz, eliyle onun dudaklarına doğru susmasını gösterecek bir harekette bulundu. Onların sorularına cevap vermeden önce kendi sorularına cevap vermeliydi.
Biraz önce, daha doğrusu ne kadar süre geçtiğini bilmese de ona kısa süre önceymiş gibi gelen şeyler neydi? Bir anda bağırışlar, çığlıklar duymuş, etrafında cesetler ve ölmek üzere olan bir adam, adamın ölümüne engel olmak isterken onun ölümüne neden olacakk kişinin onu ailesinden kaçıran Qouen olduğunu görmüş, adamın ölmemesi için Qouen'in elindeki kılıcın önüne geçmiş, ama başarılı olamamıştı. Kılıç Zend'in içinden geçmiş ve adamın boynuna ulaşmıştı, Zend de sadece şaşkınlık ve öfke, hüzün gibi birçok farklı duyguyla yere düşmekten başka bir şey yapamamıştı. Ayağa kalktığında ise, Qouen onu hiç umursamadan kılıcını Zend'in daha önce onun elinde hiç görmediği yüzüğüne sokmuş ve sakin bir şekilde yürümeye başlamıştı. Bu da ne demekti, Qouen ölmemiş miydi, ya da yaşadıkları gerçek değil miydi?
Zend onun Qouen olduğundan emin olmak için onun önüne atmıştı kendini, ona soracağı bir sürü sorusu vardı hem de. Onu neden Fungyuo'dan kaçırdığını soracaktı ilk başta ona, onu gördükten sonra öyle kolayca bırakması mümkün değildi. Üstelik o adama yaptıklarının bedelini ona ödetmeliydi de, Tou'dan duyduğuna göre her ne kadar Qouen'den çok daha güçsüz olduğunu bilse de hayatı pahasına dövüşecek ve eşinin, çocuklarının ölümünü izlemek zorunda kalan adamın son isteğini yerine getirecek, onun için intikam alacaktı.
Onun önüne fırladığında, Qouen'in yüzünü ayrıntılarıyla inceleme fırsatını yakaladı. Sol gözün üzerindeki büyük yara, diğerine göre daha açık olan sağ göz, o gözler ve saçlar... Bire bir aynılardı. Tek fark saçının Zend'in onu her zaman gördüğü zamanlardaki gibi beyaz değil, siyahın en koyu tonlarında olmasıydı. Ayrıca yine Zend'in her zaman gördüğü gibi olduğundan farklı olarak, yüzünde herangi bir ifade yoktu. Zend Qouen'e ne zaman baksa, yaşlı adam ya gülümsüyor, ya da somurtuyor ve rahatsızlıkla bir şeylere şikayet ettiğini belirtecek bir şekle sahip olurdu. Ama şu an onun yüzünde hiçbir ifade yoktu, sanki hiçbir şey hissetmiyormuş gibiydi.
Bir süre sonra da Zend'in görüşü kötüleşmeye başlamış, nefes alamamış ve bir anda yere düşmüştü. Gözlerinin yavaş yavaş kapandığını hatırlıyordu son olarak, daha fazlası yoktu.
Öncelikle doğrulmaya çalıştı. Sanzirna'nın yüzünden başka bir şeye doğru bakmak için kafasını hareket ettirdiğinde içinde bulunduğu yerin oldukça karanlık olduğunu, bir tavana sahip olduğunu gördü. Bir mağaradaydı.
Doğrulmaya çalıştığında, oldukça yorgun olduğunu fark etti. Onu bu kadar yoran şey neydi? Yoksa o yaşadıkları enerjisini falan mı emmişti?
Sanzirna'dan destek alarak zorlukla kalkmayı başardı. "Neden bu kadar yorgunum?" diye mırıldandı kendi kendine.
"Zend, yaklaşık bir haftadır baygındın." Sanzirna fısıltıyla konuştu, koluna girdiği Zend'in başını ağrıtmak ya da herhangi bir şekilde onu incitmemek için fısıltıyla konuştuğu aşikârdı. "Yorgun olmanın sebebi ise, büyük ihtimalle bayılmadan önce Kral Modu'nu aktifleştirmiş olman. Bir hafta boyunca Kral Modu'nu kapatmadın, vücudunun sadece yorgun olması bile bir mucize."
"Bir haftadır modum açık mı?" Zend şaşkınlıkla Sanzirna'nın hafifçe çekik olan gözlerine baktı. "Bedenim beni hayatta tutmak için çok uğraşmış olmalı."
"Kral Modu'nun en fazla bir saat içinde bir can alınarak kapatılması gerektiğinden eminim... Senin vücudun bir hafta boyunca onu açık tutmayı başarabildiğine göre, sadece uğraşması seni hayatta tutmak için yeterli olmanın yanına bile yaklaşamaz." Sanzirna yavaşça konuştu. Hâlâ vücudundaki kemikler hâlâ sertleşmemiş ve zarar görmeye müsait olan bir çocuğa davranırmış gibi davranıyordu Zend'e.
"Bir saat mi? O kuralların benim için geçerli olmadığını öğrenemedin mi hâlâ?" Zend mağaranın çıkışına doğru ilerlemiş, masmavi gökyüzünü görmüş, keyfini yerine getirmişti.
"Elbette öğrendim, Kutsal Seviye ile olan savaşımızda yaptıkların beni, Dealdor'u ve Xienao'yu ikna etmeye doğal olarak fazlasıyla yetti. Onlardan sonra senin söylediğin bir şeyden şüphe duymam imkânsız. Bu yüzden bunu nasıl yaptığını değil de, o gün neden öylece bayıldığını soruyorum." Sanzirna Zend'in iyi olduğunu görünce mutlu olmuştu, yavaşça konuştu tekrar.
"Ranon, bizi aydınlatmaya ne dersin? Neler olduğundan haberin var mı?" Zend dışarıya bir büyülü yaratık bulmak için göz atmaya başladı, acilen Kral Modu'nu kapatmalıydı. Buraya kadar gelmiş olsa da ne kadar Kral Modu açıkken hayatta kalabileceğini bilmiyordu.
***
1487
Magnec