Burada bu adam *lsün isterdim :/ Ellerinize sağlık<3
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
9. Bölüm Ana Karakter - 3
Lee Hyunsung’un ve Han Myungoh’un gözlerinin içine bakarak konuştum.
“Kapının ardındaki o adama kurban gitmek mi istiyorsunuz şansınızı dışarıda denemek mi? Hangisini seçeceksiniz?”
“A-ah…”
“Dokja-ssi, kapının arkasındaki şahsın düşman olduğu ne malum?”
Çelik Kılıç tam kritik anda ortaya çıkmıştı. Lee Hyunsung’un kitapta ekibin lideri olamamasının bir sebebi vardı.
“Diğer vagondan geldiğine göre o da bizim gibi senaryodan sağ çıkmış olmalı. Buraya gelirse…”
Cümlemi bitirmek yerine kanlar içinde olan vagona baktım. Nereye baktığımı gören Lee Hyunsung sessizce mırıldandı.
“Ne kadar aptalım. O zaman hadi, bir çıkış yolu bulalım.”
“Ç-Çabuk! Çabuk olun!”
Artık gerçeğe uyanmışlardı. Diğer vagonlarda sağ kalanlar da bizimle aynı şeyi yaşamışlardı ama onların bizim gibi “böceklerle” görevi tamamlamadıkları açıktı.
“Kırılmış bu!”
“Kahretsin, bu yöne gidemeyiz!”
Lee Hyunsung ve Han Myungoh’un panik dolu seslerini dinlerken ben de kapıları kontrol ediyordum. Bariyerler kalktığı için artık kapılara dokunmak mümkündü.
Vagonları birbirine bağlayan kapılar bir yana, metroda toplamda sekiz giriş çıkış kapısı vardı. Henüz üçünü kontrol etmemişti.
Taaak!
Duruma bakılırsa demir kapı bir dakikaya parçalanacaktı.
Ana karakter olmasına rağmen onun başlangıçta bu kadar güçlü olduğunu hatırlamıyordum. Doğrusu öyle kalın ve metalden bir kapıyı yıkmak üzere olduğuna inanmak zordu.
“Dokja-ssi! Burası---“
Çalışan bir manuel açma kolu buldum.
“Hayır!”
Açma kapama cihazı düzgün çalışıyordu ama kapı sonuna kadar açılmak yerine bir şeye takılmış gibi aniden durdu. Minik bir aralık vardı.
“…Sanırım bu da bozulmuş.”
“Ya diğerleri?”
“Görünüşe göre tek çaremiz bu kapı.”
Belki bir çocuk geçebilirdi ama bizim için aralık çok dardı. Lee Hyunsung ve Han Myungoh kapıyı açmaya çalıştılar ama kıpırdamadı bile.
[Paranız: 4700]
Paranın bir kullanım alanı genel hünerleri artırmaktı. 2.700 parayla dayanıklığımı 10. Seviye’ye çıkarmıştım.
Kalan paramı güce yatırırsam kapıyı açabilirdim. Ancak bilmediğim bir durumda bütün paramı harcamak akıllıca olmazdı.
Nihayetinde sadece bir yol vardı.
“Lee Hyunsung-ssi. Yetenek kullan.”
“Ha? Yetenek…”
Sessizce Karakter Listesi’ni aktifleştirdim.
[Özel yetenek, Karakter Listesi aktifleşti.]
[Karakter Bilgisi]
İsim: Lee Hyunsung
Yaş: 28
Takımyıldızı Sponsoru: Çeliğin Efendisi
Özel: Adaletsizliği Görmezden Gelen Asker (Genel)
Özel Yetenekler: Bıçak Kullanma Sv. 2, Kamuflaj Sv. 2, Sabır Sv.2
Damga: Büyük Dağ İtişi Sv.1
Genel Hünerler: Dayanıklılık Sv. 8, Güç Sv. 8, Atiklik Sv. 7, Büyü Gücü Sv. 5
Genel Değerlendirme: Genel hünerleri oldukça başarılı. Adaletsizliği görmezden gelse de bir takımyıldızı sponsoruna sahip. Bu onun için bir fırsat.
Lee Hyunsung’un bilgileri yankılandı zihnimde. Neyse ki sponsoru kitaptaki sponsorla aynıydı.
“Özellik penceresini açınca görmüş olmalısınız. Lee Hyunsung asker olduğu için böyle durumlarda kullanabileceği bir yeteneği kesin vardır.”
“Şey… Bir tane var ama nasıl kullanacağı—“
“Düşünmen yeterli.”
“İşe yarayacak mı?”
“Yani. Daha önce yaradı.”
Lee Hyunsung bir şey demeden derin bir nefes aldı.
“Haaa!”
Kol kasları şişti ve kapıyı kavradı. Büyük Dağ İtişi’ni kullanıyordu. Doğrusu bu bir yetenek değil “damga”ydı. Damgalar takımyıldızının gücüydü. Bilerek “yetenek” demiştim çünkü şüphe çekmek istemiyordum.
Tatatak.
Metal bir şeyin dönme sesini duyduk ve kapı kıpırdadı.
“Ne? Ne kadar güçlüymüş!”
“İşte bu! Süper!”
[Karakter “Lee Hyunsung” size güvenmeye başladı.]
[Karakter “Lee Hyunsung”a dair anlayışınız arttı.]
Şüphe bir yana, bana güvenmeye başlamıştı. Lee Hyunsung düşündüğümden de basit bir adamdı.
“Hadi, çıkalım!”
Ama rahatlamıştım. Lee Gilyoung’u Lee Hyunsung’a uzattım.
“Lee Hyunsung-ssi. Çocuğu sırtında taşırsan iyi olur.”
“Tamamdır.”
Vagon kapısı kırılmak üzereydi. Ancak eğer haklıysam asıl meselemiz o demir kapı değildi.
[Ah, ciddi misiniz? Böyle olacağını biliyordum. Size bir yere gitmeyin demedim mi ben?! Kahretsin! Daha senaryo hazır değil.]
Dongho Köprüsü’nün üstünde süzülen dokkaebi kızgın görünüyordu.
“Aaah! Biliyordum, biliyordum işte! Dışarı çıkmayalım demiştim!””
Han Myungoh başını iki elinin arasına, sanki her an patlayacakmış gibi, aldı ama endişelenmesine gerek yoktu.
[Haah… Yapacak bir şey yok. Çok şanslısınız.]
Çünkü tren kapısı açılır açılmaz ikinci senaryo başlamıştı.
[İkinci senaryo geldi!]
+
[İkinci Senaryo – Kaçış]
Kategori: Alt
Zorluk: e
Tamamlama Koşulu: Yıkılan köprüyü geçin ve Oksu İstasyonu’na girin.
Zaman Sınırı: 20 dakika
Ödül: 200 para
Ceza: ??
+
“Dokja-ssi, bir gariplik var. “Yıkılan köprü” diyor ama köprü hala…”
“Bırak onu da koş! Çabuk!”
“T-Tamam!”
Aslında Yoo Sangah haklıydı. Köprü henüz yıkılmamıştı. Diğer bir deyişle “köprü” yıkılmak üzereydi.
“Dokja-ssi, çabuk ol!”
“Geliyorum.”
Henüz yıkılmamıştı çünkü trenden “çok erken” çıkmıştık. Dokkaebi hazırlığın 10 dakika süreceğini söylemişti ama biz üç dakika erkenden çıkmıştık.
Kimileri buna korkaklık diyebilirdi ama bu kısa yol olmadan ikinci senaryoyu tamamlayamazdık. Hele ki yanımda Yoo Sangah ve Lee Gilyoung gibi bir kadın bir de çocuk varken…
“Hoff, hoff. Lee Hyunsung-ssi gerçekten bir asker olduğunu gösteriyor. Terlememiş bile.”
“Konuşmayı bırak. Boş yere enerjini harcıyorsun.”
Lee Hyunsung önden çocukla koşuyordu. Hünerlerine para yatırmamış olmasına rağmen doğuştan yetenekli bir yaratıktı. Gücü, dayanıklılığı ve atikliği toplamda 23’ün üstündeydi.
Onun arkasından Han Myungoh koşuyordu. Yoo Sangah’la biz arkadaydık. Ucu ucuna da olsa başaracağımızı düşünüyordum.
“Ah, o da ne?”
Han Myungoh bağırdı. Han Nehri’nin ortasında büyük bir hortum vardı ve etrafa sular fışkırtıyordu. O dalgaların ortasında ise devasa bir yaratık duruyordu. Bir ihtiyozor. Sorun şuydu ki bu ihtiyozor daha önce gördüğüm yaratığın iki misliydi.
Bir deniz yılanı falan değildi bu… resmen denizin efendisiydi.
Normal bir deniz yılanı 7. Sınıf bir yaratık sayılırdı. 9. Sınıf bir bölge normal insanların başa çıkabileceği bir yer değildi ve 7. Sınıf bir yaratık da ortalama bir insanı kolayca paramparça edebilirdi.
Uzun lafın kısası, denizden çıkan o yaratığı başlangıç aşamasında yakalamamız imkansızdı. Zaten yakalanmak için de yaratılmamıştı.
Kuuuooh!
Han Nehri tsunami dalgalarıyla boğuşurken ihtiyozor harekete geçti. Köprünün ayaklarını kemirmeye başladı.
“Köprü yıkılıyor!”
“Koşun! Koşarsak yıkılmadan geçebiliriz!”
Aşağı yukarı 200 metre kalmıştı. Hesaplamalarım doğruysa bu hızla tam köprü yıkılmadan karşı tarafa varmış olacaktık.
[Oyun çok kolay olursa ne zevki kalır ki?]
Elbette bu hesaplamalar normal koşullarda geçerliydi.
[Senaryo zorluğu ayarlandı.]
[Senaryo zorluğu: E -> D]
Dokkaebi kahkaha attı.
[Öyle kaçıp durmanın ne eğlencesi var? Hadi, biraz ortama tuz biber ekelim!]
[Ölülerin kötücül düşünceleri geri döndü.]
[Çevrenizdeki bölge siyah eterle doldu.]
[İblis-vari insanlar uyandı!]
Arkadan bir hırıltı geldi. Yoo Sangah çığlık attı.
“Z-Zombiler mi?!”
Zombiyi andıran cesetler dalgalar halinde peşimizdeydi. Aralarından bazıları bizimle aynı vagonda olan insanlardı.
“Az kaldı! Çabuk!”
İhtiyozorla aramızda yüz metreden az kalmıştı. Neyse ki Lee Hyunsung sırtında Lee Gilyoung ile güvenlik çizgisini aşmayı başardı. Sorun benim de dahil olduğum geri kalanlarımızdı. Han Myungoh çığlık attı.
“Ş-Şerefsizler!”
Çok sayıda zombi vardı. Sadece trendeki insanlarla uğraşsaydık bir derece işimiz kolay olurdu ama asıl sıkıntı…
“Kuuaaahh!”
Köprünün üstünde ölen araç sürücüleriydi. Lee Hyunsung’un aştığı yol şimdi zombilerle doluydu. Onlara ve bir de yaklaşan ihtiyozora baktım.
“Eğilin.”
Çok geçti.
Paaat!
Köprünün ayakları ihtiyozorun devasa ağzının arasında sarsıldı.
Yaratığuın pulları Han Nehri’ne yağmur gibi yağan tozların arasında ışıl ışıl parladı. Bölgeyi kan ve su dolu bir koku sardı.
Tökezledim ve doğruldum.
Toz bulutu dağılınca manzara netleşti. Çimento ve beton parçaları her yerdeydi. İhtiyozorun kurbanı olan zombi cesetleri dört bir yana saçılmıştı.
Köprünün bir ayağı kırılmıştı.
“Dok…sii… iy… misin?”
Yoo Sangah ve Han Myungoh da biraz ötede ayağa kalktılar.
Han Myungoh bir bacağından yaralanmış gibi görünüyordu.
Lee Hyunsung ve Lee Gilyoung köprünün karşı yakasından bağırıyorlardı ama güvenlik bölgesi yüzünden onları duyamıyorduk.
Ne yapmalıydım? Köprünün kırılma ihtimalini göz önünde bulundurmuştum. Düşünmediğim asıl şey bu durumda Han Myungoh ve Yoo Sangah’ın yanımda olmalarıydı.
O anda bir ses duydum.]
[Biri bir takımyıldızının desteğini kazandı.]
[Takımyıldızı’nın senaryosu *“Deus Ex Machina” aktifleşti.]
Sesin ardından Dongho Köprüsü’nün kalıntıları arasında bir ışık köprüsü oluştu. Ardından önümde bir mesaj açıldı.
+
[Deus Ex Machine – Çift Köprü]
Açıklama: Bir takımyıldızı tarafından oluşturulan ışık köprüsü. Bu köprüden sadece ‘çift’ sayıda insan geçebilir. ‘Tek’ sayı oluşturacak biri geçmeye kalkarsa köprü anında kaybolur.
+
“Dokja-ssi. Bu, zihnimde, aniden—“
Saçmalayıp duran Yoo Sangah’a baktım. Durumu az çok anlamıştım.
Deus Ex Machine. Takımyıldızları senaryolara müdahil olarak büyük riskler alabiliyorlardı.
“Yoo Sangah-ssi’nin sponsoru.”
Hangi takımyıldızı olduğunu bilmiyordum ama Yoo Sangah’ı seçmişti ve kadının yaşamasını istiyordu.
Deus Ex Machine kitapta nadir bir hadiseydi. Ve Yoo Sangah normalde ölmüş olması gereken bir kadındı.
Bir an şüphelendim. Yoo Sangah’ın arkasında hangi takımyıldızı vardı?
[“Karakter Listesi” ile bu şahsa ait bilgilere erişemezsiniz.]
[Bu şahıs “Karakter Listesi”ne kayıtlı değil.]
İşte bu ilginçti.
Onu yeteneğimle göremiyor muydum? Peki neden? Özel biri miydi yoksa? Ya da zihninde bir bariyer mi vardı? İyi de madem böyle bir şeye sahipti… hayır, dur biraz. Belki de bunun sebebi…
“Dokja-ssi, şimdi ne yapacağız?” dedi Yoo Sangah şaşkın şaşkın.
Düşünecek fazla zaman yoktu.
Kukururur!
Han Nehri gürlüyordu. İhtiyozor köprünün bir bacağını yemişti ve şimdi devasa vücudunu diğerine çeviriyordu. Dudaklarımı ısırdım ve köprünün açıklamasını yeniden okudum.
Sadece “çift” sayıda insan köprüyü geçebilirdi.
Nihayetinde “Deus Ex Machina” trajedileri pek bir seven takımyıldızlarının yaptığı bir oyuncaktı.
Herkesin sağ kalması imkansızdı.
Han Myungoh’la göz göze geldik. Adam titredi.
Öyle ya da böyle birinin ölmesi gerekecekti.
Magnec