Novel Günleri - Bilgilendirme!

Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.

7. Bölüm Ana Karakter - 1

Çevirmen: T4icho / Editor: T4icho

Metro Dongho Köprüsü’nün orta yerinde durdu.

“Aman tanrım…”

Sağ kalanlardan bazıları ayağa kalkıp dışarıdaki manzaraya baktılar. Seul yerle bir olmuştu ve binalar berbat durumdaydı. Büyük yılanları andıran bir grup yaratık Han Nehri’ne düşmüş olan bir savaş jetinin kalıntılarını yiyordu.

“N-Neler oldu burada?!”

Onları tanıyordum. İhtiyozorlar. Genelde deniz yılanı olarak bilinen yaratıklardı. Daha sonraları Hayatta Kalma’nın Yolları’nda bu yaratıklar 7. Sınıf olarak kategorize edileceklerdi.

İçlerinden biri metroya doğru baktı.

“Aaaah! Buraya geliyor!”

İnsanlar korku içinde çığlık attılar ama ben hiçbir şey olmamış gibi yaklaşan yaratığı izledim. Korkmaya gerek yoktu.

Huraaaarr!

Yaratık köprünün altına doğru indi ve bir hava baloncuğunun içinde kayboldu.

Bu dünyada ‘senaryolar’ diğer her şeyden önemliydi. Bir senaryo tarafından korunduğumuz sürece böyle yaratıklarla hemen savaşmamıza gerek olmayacaktı.

[Bedel anlaşması beklenmedik bir senaryo kontrolü nedeniyle gecikti. Lütfen bekleyin.]

Bir hata mesajı yayınlandı. Muhtemelen sebebi bendim. Kim Namwoon’un bedenine baktım; adamdan geriye sadece gövdesi kalmıştı.

Normal hikayede Kim Namwoon bu vagondaki çoğu insanı öldürüp bir sonraki senaryoya geçecekti. Ancak ben buna engel olmuştum.

Yanılmıyorsam şimdi Kim Namwoon öldüğü için sinirlenenler ortaya çıkacaktı. Peki burada mıydılar? Hayır, gökyüzündelerdi.

[Karakter “Kim Namwoon”un ölümü yüzünden iki takımyıldızı size hafif bir düşmanlık gösteriyor.]

Takımyıldızları. Bunlar gizemli varlıklardı. Uzak nebulalardan burada yaşananları izleyen, trajedinin arkasındaki asıl efendilerdi.

Bir takımyıldızı’nın ‘tercih işareti’ ortaya çıkınca sürecin başlamak üzere olduğunu fark ettim.

Komikti. Daha geçen gün ben onların yerindeydim. Kitabı okuyan, yani her şeyi “uzaktan izleyen” kişi bendim. Şimdiyse onlar beni izliyordu.

[Birtakım takımyıldızı senaryonuza ilgiyle yaklaşıyor.]

[Takımyıldızları size 500 para kadar sponsor oldular.]

Bana düşmanlık besleyen takımyıldızları olduğu gibi benden hoşlananlar da vardı. Her iki şekilde de bu durum rahatsız ediciydi. Ancak şu an için elimden bir şey gelmezdi. Şaklabanlık yapma sırası bendeydi.

Kim Namwoon’un bıçağını alırken düşündüm.

‘İstediğiniz kadar izleyin. Nihayetinde ücreti hayatlarınızla ödeyeceksiniz.’

“Dokja-ssi? İyi misin?”

Başımı kaldırdığımda Yoo Sangah’ın bana baktığını gördüm. Omuzları çökmüştü. Beyaz bluzu kanlar içindeydi ve çoraplarında bir yırtık vardı. Bu kadın artık tanıdığım Yoo Sangah değildi. Elini tutarak konuştum.

“Üzgünüm. Teyzeyi kurtaramadım.”

Yaşlı kadının başsız cesedine baktım. Adını bile bilmiyordum. Gelecekte pek çok insan onun gibi ölecekti.

Yoo Sangah karmaşık gözlerle bana baktı.

“Dokja-ssi nasıl bu kadar…”

“Efendim?”

“Ah, yok bir şey. Sadece… Teşekkür etmek istedim.”

“Nasıl yani?”

“Şey, ben…”

Demin yaşananlara gitti aklım. Böcek ağını Yoo Sangah’a doğru fırlatmıştım. Kadının ne düşündüğünü ancak o zaman anladım.

“Sadece bir tesadüftü. Bir daha olmayacak.”

“Ah…”

Yoo Sangah sessiz sessiz başını salladı. Gerçeği bilmiyordu ama kadın akıllı bir kadındı. Ne demek istediğimi anlamıştı. Verdiğim karar yüzünden biri ölürken bir başkası sağ kalmıştı. Sağ kalan kim olursa olsun teşekkürü hak etmiyordum.

[Vov, inanılmaz.]

Dokkaebi aniden ortaya çıktı.

[Burada ne oldu böyle? Diğer vagonları izliyordum…]

Yüzünde keyif ve şaşkınlık dolu bir ifade vardı. Başının üstünde parlayan yıldızlar dolaşıyordu.

Yıldızları saydım. Bir, iki, üç… Yirmi, yirmi bir. Toplamda yirmi iki tane vardı. Mutlu olmasına şaşırmamak lazımdı.

[Kanalıma 21 kişinin geldiğini görmek… Hahaha, çok mutluyum. Sponsorluğunuz için teşekkür ederim. Takımyıldızları. Hahaha, millet! Gerçek değerinizi gösterdiniz mi bakayım?]

Yıldız sayısı kanala bağlanan takımyıldızı sayısını gösteriyordu.

21 pek fazla değildi ama yeni başlayan bir dokkaebi için fena sayılmazdı.

[Epey kişi sağ kalmış. Şu öndeki vagondaki şahıs da manyağın tekiydi… Bugün enteresan bir gün oluyor.]

Dokkaebi bir şey yaptı ve bir an sonra sağ kalanların listesi ortaya çıktı.

[Bulgwang’a giden 3434 numaralı Tren’den sağ kalanlar: Vagon 3807: Kim Dokja, Lee Hyunsung, Yoo Sangah, Han Myungoh ve Lee Gilyoung. Toplamda beş kişi.]

Beş kişi. Düşündüğümden de fazlaydı. Sağ kalanların suratlarına teker teker baktım.

Lee Hyunsung’un fiziği fena değildi ve kendisi becerikli bir adamdı. Sağ kalması beni şaşırtmamıştı. Yoo Sangah’ın da sağ kalacağını az çok tahmin ediyordum.

Bunlara ek olarak Lee Gilyoung vardı. Yanlış hatırlamıyorsam bu isim yanımda duran çocuğun ismiydi. Parçaladığım çekirgenin fışkıran iç organları hala ellerindeydi.

Çocuk annesinin başsız cesedine bakıyordu. Annesi onu tek başına bırakıp yaşlı kadına saldırmaya başlamıştı. Çocuk da başından sonuna kadar her şeyi seyretmişti.

Bir an tereddüt ettikten sonra elimi omzuna koydum. Saçma sapan bir acıma duygusu değildi bu. Basitçe yaptığım şey…

Evet, ikiyüzlülüktü.

“Çocuk.”

Çocuk yavaş yavaş bana döndü ve gözlerindeki korkuyu gördüm.

İçgüdüleri devredeydi. Çocuk annesinin ölümüne üzülmüyordu. Sadece kendi hayatı için endişeliydi. Doğaldı. Sonuçta o bir insandı.

“Yaşamak istiyor musun?”

Çocuğun gözleri kaygıyla titredi. Vücudunu bir titreme aldı. Ardından ufak ufak başını salladı.

“Birlikte gidelim.”

Lee Gilyoung ağır ağır bacaklarıma yanaştı. Yoo Sangah etkilenmiş bir ifadeyle bana bakıyordu. Yine istemeden bir yanlış anlaşılmaya sebep olmuştum. Doğrusu, çocuğu göstere göstere yanıma almamın bir sebebi vardı ama bu Yoo Sangah’ı etkilemek değildi.

[Bazı takılmyıldızları yaptığınız iyilikten etkilendi.]

[Takımyıldızları size 200 para kadar sponsor oldular.]

Aciz bir hareketti ama yaşamak istiyordum.

Yaklaşacağını bildiğim o büyük olayları düşününce şimdiden bazı takımyıldızlarının dikkatini çekmekte fayda vardı.

“A-Artık bizi bırakacak mısnız? İstediğinizi almadınız mı zaten?”

Han Myungoh yırtık gömleğiyle birkaç adım ötede duruyordu. Departman Müdürü Han. Şanlı bir herifti.

Ancak düşünmeden edemedim. O kadar parası olan bir adamın metroda ne işi vardı? Daha geçenlerde bu herifi son model bir mercedesin içinde görmüştüm.

[Hmmm, bırakmak mı? Dışarının halini görmedin mi sen? Cidden oraya gitmek istiyor musun?]

Dokkaebi gülümsedi.

[Takdir edilesi bir hareket gerçekten. Doğrusu, bu vagondan çok bir beklentim yoktu ama ilk senaryoyu geçmeyi başardınız. Bu da demek oluyor ki böceklerin bile sağ kalmaya hakları varmış.]

Sözleri bize konumumuzu açık açık belli ediyordu. Belki de onun gözünde bizler çekirgelerden farksızdık.

[Şimdi, her zorluğun üstesinden gelmenin bir ödülü var derler, yanlış mıyım? İlk senaryonuzun ödülü “takımyıldızları”nın sponsorluğuydu! Aaaaa! Nasıl ama? Heyecanlandınız mı? Hmm, hiç heyecanlıymış gibi durmuyorsunuz. Halbuki bu büyük bir ödül.]

İnsanların verdiği tepkiler normaldi. Burada “takımyıldızı” ya da “sponsorluk” kelimelerinin gerçek anlamını bilen tek kişi bendim.

Takımyıldızlarının sponsorluğu. Ne anlama geldiği açıktı. Hayatta Kalma’nın Yolları’nın en kritik olaylarından biri, “Sponsor Seçimi”, başlamak üzereydi.

[Hmm, soran gözlerle bakıyorsunuz. O zaman açıklayayım. Şu anda çok ama çok zayıfsınız. Diğer senaryolara girecek olursanız bırakın bir “kruk”u, bir yer faresi bile sizi kolayca öldürebilir. Ancak merak etmeyin! Evrende size acıyacak ve size sponsor olmak isteyecek yüce varlıklar var. Şimdi anladınız mı?]

Lee Hyunsung nihayet daha fazla dayanamadı ve konuştu.

“Ne diyorsun sen? Kim kime sponsor oluyor…”

[Yok canım, anlamıyor bunlar. Güney Kore’de eski bir deyiş yok muydu? Yüz kez dinleyeceğine bir kez görsen daha iyi. Buyurun, kendi gözlerinizle görün. Tabii bazı şanssız arkadaşların bunu görme fırsatı olmayabilir, hahaha!]

Gergindim. Şimdi. Şimdi vereceğim karar geleceğimi kolaylaştıracaktı.

“Dokja-ssi? Önümde iki garip seçenek çıktı…”

“Ben de bilmiyorum ki.”

Şüphe çekmemek için yalan söyledim. Bu arad, iki seçenek geldiğine göre Yoo Sangah epey şanslıydı.

“Sakin ol. Bunu bir yetenek testi olarak düşün.”

“Yetenek testi…”

“Zaten kimse neler olduğunu bilmiyor. Niye çekinesin ki?”

“Ah, doğru ya…”

Yoo Sangah başını salladı ve gözlerini kısarak önüne baktı. Yüzünde ciddi bir ifade vardı; sanki bilmediği bir şeye bakıyordu.

Diğerleri de sessizleşti. Herkes önlerine çıkan seçenekleri inceliyordu. Benim de seçeneklerim karşımda duruyordu.

[Sponsor Seçimi]

-Lütfen sponsorunuzu seçin

-Seçtiğiniz sponsor en güçlü destekçiniz olacak.

1-) Boşluğun Kara Ateş Ejderhası

2-) İblis-vari Ateş Yargıcı

3-) Gizli Plancı

4-) Altın Başlığın Mahkumu

Her biri bilmeceyi andıran dört seçenek vardı. Yani dört takımyıldızı beni adanmışları yapmak istiyordu.

Hayatta Kalmanın Yolları’nın ana karakteri ilk seferinde beş seçenek aldığına göre… hiç fena sayılmazdım.

Takımyıldızları asla gerçek isimlerini belli etmezdi. Bu yüzden onlarla anlaşma yaptıktan sonra kişi onlara ‘boşluk’, ‘iblis’ ya da ‘bahçe’ gibi kelimelerle sesleniyordu.

Tabii bu bilmeceler bana, kitabı okuyan yegane kişiye işlemezdi.

Bakalım.

Öncelikle “Boşluğun Kara Ateş Ejderhası.”

Hatırladığım kadarıyla bu takımyıldızı Kara Bulut adı verilen bir grup takımyıldızına liderlik eden güçlü bir varlıktı. Gerçek adını unutmuştum ama epey uzundu.

Bu takımyıldızının avantajı onu seçen kişiye yüksek bir saldırı gücü vermesiydi. İlk başlarda dayanıklılık ve güç olmazsa olmazlardı ve bu konuda Boşluğun Kara Ateş Ejderhası kadar etkili bir takımyıldızı yoktu.

Tabii bu sadece başlangıç süreci için geçerliydi. Ayrıca bu takımyıldızının gücünü kullandıkça kişinin zihni çürüyor ve zamanla kişi çılgın bir katile dönüşüyordu.

Genelde Boşluğun Kara Ateş Ejderhası “chuuni” özelliğine sahip kişilere sponsor olurdu… Neden beni seçtiğini anlayamamıştım. Beni huzursuz eden bu seçeneği hemen eledim.

Sırada İblis-vari Ateş Yargıcı vardı.

Doğrusu bu seçeneği gördüğüme inanamıyordum. Her nasılsa içimde güçlü duygular kıpır kıpırdı.

İlk bakışta ismi kötücül duruyordu ama bu aslında kötüler için kurulmuş bir tuzaktı. “İblis-vari” demek “iblis” demekten farklıydı. Ardından “ateş” ve “yargıç” sözcükleri geliyordu.

İblis olmayan ve ateş yoluyla yargı dağıtan bir varlık. İlginçtir ki bu takımyıldızının efendisi aslında bir melekti.

Yanlış hatırlamıyorsam kendisi Başmelek Uriel’di… İyi hatırlıyordum çünkü romanda biri bu takımyıldızını seçmişti.

Fena bir seçenek değildi. Bunu şimdilik kenara ayıracaktım. “Mutlak iyi” özelliğine sahip takımyıldızları kişiye güç karşılığında saçma sapan engeller koyabiliyordu.

Üçüncü seçenek, Gizli Plancı. Kitabı okumama rağmen bu ismi ilk defa görüyordum. Belki de ben hatırlamıyordum ama… güçlü olmadığına emindim. Çünkü ismi çok kısaydı. Bunu da kenara attım.

Son olarak Altın Başlığın Mahkumu vardı.

Onu görünce kalbim tekledi. Bu takımyıldızını bu kadar erken görmeyi beklemiyordum. Öyle ki bir an için kendi gözlerimden şüphe ettim. Ancak şüphe yoktu, Altın Başlığın Mahkumu karşımda duruyordu.

Altın Başlık. Dünyanın en küçük hapishanesiydi.

Çocukken Batıya Yolculuk’u okumuş herkes bu ipucunu hemen anlardı. Batıya yolculukta altın başlıkta tutsak olan tek bir mahkum vardı.

Çiçek ve Meyve Dağı’nın efendisi, başındaki kilit yüzünden acı içinde yaşayan varlık. “Altın ve keskin gözlü” Yakışıklı Maymun Kral.

Büyük Bilge, Cennetin Eşitliği, Sun Wukong.

Romandaki karakterlerden biri Sun Wukong’un sponsorluğuna hak kazanmıştı.

Yüzlerce varlığın işini tek seferde bitirebilen, bir yıldırım darbesiyle düşünceleri dahi yok edebilen müthiş bir güce sahipti.

Yazar o kısmı öyle bir heyecanla tasvir etmişti ki hala aklımdaydı.

Böyle güçlü bir takımyıldızının bana neden ilgi gösterdiğini bilmiyordum ama Büyük Bilge, Cennetin Eşitliği’nin ajanı olursam bu yeni dünyada diğer herkesten daha kolay şekilde sağ kalabilirdim.

Ancak…

Ön kapıya, diğer vagona doğru baktım. O kapının ötesinde, ‘O’ adam da tıpkı benim gibi seçim ekranına bakıyordu.

Büyük Bilge, Cennetin Eşitliği’ni seçersem… Ona karşı galip gelebilir miydim?

[Seçmek için bir dakikanız kaldı.]

Çok vakit kalmamıştı. Sakince bir nefes aldım ve seçeneklere baktım. Karar vermem uzun sürmedi.

…….

Çevirmen notu
Bölümlerimiz hafta içi her gün efendim.