Teşekkürler<3
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
8. Bölüm Ana Karakter - 2
[Sponsor Seçimi sona erdi.]
Havada süzülen mesajlara bakarken derin bir nefes aldım.
[Bazı takımyıldızları verdiğiniz karardan oldukça etkilendi.]
Evet, şimdi başlıyordu.
[‘Boşluğun Kara Ateş Ejderhası’ verdiğiniz karardan hiç hoşnut olmadı.]
[Kara Bulut’a ait diğer takımyıldızları Boşluğun Kara Ateş Ejderhası’nın öfkesiyle sarsıldılar. Bir süreliğine Kara Bulut’taki herhangi bir takımyıldızı size sponsor olmayacak.]
Bu mesaj beni şaşırtmamıştı. Sırf onu reddettim diye bütün grup üyelerini bana karşı dolduran bu varlık… sanırım gerçekten de kitapta Kim Namwoon’u seçen varlıktı. Beni şaşırtmak için bundan daha fazlasına ihtiyaç vardı.
[‘İblis-vari Ateş Yargıcı’ takımyıldızı hayal kırıklığına uğradı.]
[Gelecekte adaletinizi ısrarla takip edecek.]
Başmelek Uriel sadece hayal kırıklığına uğramıştı. Zaten ‘mutlak iyi’ olan takımyıldızları büyük bir sorun olmadığı takdirde insanlardan nadiren nefret ederlerdi.
[‘Gizli Plancı’ takımyıldızı kararınıza ilgi duyuyor.]
[Size 200 para gönderdi.]
İşte bu beklenmedikti. İsmine bakılırsa belki de temkinli hareketlerimle onun takdirini kazanmıştım.
[‘Altın Başlığın Mahkumu’ takımyıldızı kararınıza ilgi duyuyor.]
Büyük Bilge, Cennetin Eşliği ise…
Biraz endişeliydim. Gerçekten doğru kararı mı vermiştim? Bilmiyordum. Belki de önüme çıkan bu büyük fırsatı boşu boşuna tepmiştim.
[Sponsor seçmediniz.]
Ancak bir sponsor seçmek insanı uzun vadede kısıtlıyordu. Sponsor anlaşmaları kesinlikle adil anlaşmalar değildi. Sağ kalmamı sağlayacaklardı ama oyuncakları olacaktım. Yanlış hatırlamıyorsam takımyıldızı olmadan da güçlenmenin bir yolu vardı. Belki de o yol sayesinde en güçlü sponsorun ajanından bile daha güçlü olabilirdim.
[Hahaha, bu gerçek mi… ilginç bir vaka var önümüzde! Ah, evet. Daha sonra başka seçme şanslarınız da olacak.] Dokkaeibi’nin hilal şeklindeki gözleri bir an bana kaydı. [Evet, şimdi herkes seçimini yaptığına göre biraz dinlenin. Ben gidip bir sonraki senaryoyu hazırlayacağım. 10 dakikaya görüşürüz!]
Sponsor Seçimi sona erdikten sonra dokkaebi kayboldu. Bize dinlenmemizi söylemişti ama bu 10 dakika çok kritikti. 10 dakika içinde durumu çözüp diğer senaryolara hazırlanmam lazımdı. Yeteneklerimi zihnime çağırmaya çalıştım.
[Karakter Listesi] ve [Her Şeyi Bilen Okuyucu’nun Bakış Açısı]. Tam olarak nasıl kullanacağımı bilmesem de yeteneklere dair genel bir anlayışım vardı. Bu bir şekilde işime yarardı.
“Toplanalım.” Sözlerimi duyunca herkes bir araya geldi. İlk konuşan Lee Hyunsung oldu.
“Selam, ben Lee Hyunsung.”
“Kim Dokja.”
“Tanıştığıma memnun oldum… ama bu durumda ne denir bilmiyorum. Söylediğim gibi ben askerim… daha doğrusu askerdim.”
“Birliğe ulaşamadın mı?”
“Hayır...”
El ele sıkıştık. Adam güçlüydü. Hayatta Kalmanın Yolları’nın ilk başlarında tank görevi görmesine şaşırmamak lazımdı. Lee Hyunsung’u yanımdan ayırmamaya kararlıydım. Şu anda pek bir şeye benzemiyor olabilirdi ama kitabın sonlarında büyük ve önemli bir karaktere dönüşüyordu.
“Ah, Dokja-ssi.”
“Efendim?”
“Sana teşekkür etmek istiyorum. Sen olmasaydın hepimiz ölmüştük.”
“Hayır, hiç de öyle değil.”
“Sağ kalsaydım bile insanlığımı yitirecektim. Teşekkür ederim. Ve… kendimden utanıyorum.” Lee Hyunsung derin derin eğildi.
Aklım biraz karışıktı. Doğrusu, ben bir şey yapmasam da Lee Hyunsung sağ kalacaktı. Ardından bir başkası omzumu sıktı.
“Hahaha, kontratlı çalışanımız büyük iş başardı. Dokja-ssi, beni tanıyor musun?”
Arkama bakmama gerek yoktu; konuşanın kim olduğunu biliyordum. Elini omzumdan indirdim ve konuştum, “Tanıyorum, Han Myungoh-ssi.”
“Hah, Han Myungoh-ssi mi? Bana Departman Müdürü demen gerekmez miydi?”
Han Myungoh bu durumda bile şirketteki konumunu kullanmaya çalışıyordu. Minosoft’ta yetkisini ölümüne kullanmak konusunda bu herifin üstüne yoktu.
“Şirkette değiliz.”
“Hah, bak sen. O zaman işe dönmeyi planlamıyorsun ha? Sen nerede öğrendin iş etiğini bakayım?”
Adamın kızgın yüzünü görünce bir kez daha bildiğimiz dünyanın yok olduğunu anladım. Bu herif eski dünyada bir ‘avcı’ydı ve ben ise basit bir avdım. Gerçekten de durum öyleydi.
“Nereden bakarsak bakalım saçma sapan davrandın. Yanlış mıyım? Elinde o kadar böcek vardı madem birini bana vermeliydin. Niye öyle fırlattın hepsini?”
“..”
“Dokja-ssi, yerinde olsam bana karşı kullanacağım sözleri iyi seçerdim. Kontratında kaç gün kaldı?”
Aniden herif saçmalamaya başladı. Eski dünyada çok kırılgan, çok korkaktım. “Han Myungoh-ssi.”
“Eh?”
“Kapa çeneni.”
“N-Ne?”
“Hala anlamadın mı? O şerefsiz demin sana vurmadı mı? Gelmiş burada Minosoft diyorsun. Dünyanın sonu geldi artık. Şirket mirket kalmadı!”
Adamın yüzü bembeyaz kesildi. Başımı diğerlerine doğru çevirdim. Madem bir şey söylemeye başlamıştım, o zaman sonuna kadar bunu sürdürmeliydim. “Tek sorun bu adam değil. Sizin için de aynısı geçerli. Uyanın artık, kendinize gelin. Dokkaebi’nin dediği gibi bütün bunlar bir şaka değil.”
“…”
“Aşağı yukarı durumu anlamış olmalısınız. Özellikler penceresinde özel yetenekler var. Oyuna benzeyen bir arayüz. Bunu görmeyen kaldı mı aramızda?”
Kimseden ses çıkmadı. Güney Kore’de bu duruma uyanmayacak çok az kişi vardı. Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla ülkede rol yapma oyunu oynamayan kalmamıştı. Oyun oynamamış olsalar bile en azından bir fantezi romanı okumuş olsalar gerekti.
Lee Hyungun iç geçirdi, “Bu cidden görevdeyken okuduğum bir romana benziyor ama hala idrak edemedim. Gerçekten bir rüyada değiliz, öyle mi?”
“Gerçeğin ta kendisindeyiz.”
Sert cevabımı duyunca Lee Hyunsung’un gözleri değişti.
[Karakter ‘Lee Hyunsung’ size karşı biraz güven hissediyor.]
[Karakter ‘Lee Hyunsung’a dair anlayışınız yükseldi.]
Lee Hyunsung başını salladı. “Emin olman beni rahatlattı. O zaman ne yapacağız? Dokja-ssi, aklında bir şey var mı?”
“Gitmeliyiz,” dedim anında.
“G-Gitmek mi? Sen aklını mı kaçırdın?”
“Dokja-ssi, bence…” Bu kez Yoo Sangah da katıldı. Görünüşe göre hala kendilerine gelememişlerdi.
“O halde burada daha ne kadar kalacağız?” Aslında sözlerim pek mantıklı değildi. Dışarısı yaratık kaynıyordu. Yine de ben biliyordum. Şu anda buradan çıkmamız şarttı. “Ailenizi düşündünüz mü hiç? Bu karmaşada onlar ne durumdadır kim bilir?”
“H-Hatlar çekmiyor. Kakaotalk da yok…” Yoo Sangah çaresizce mırıldandı. Güney Kore’de hala aile değerleri el üstünde tutuluyordu. Lee Hyunsung ve Han Myungoh’un bile ‘aile’ lafını duyunca yüzleri değişmişti.
Lee Hyunsung’un omzunu sıktım. O anda Yoo Sangah kararını verdi.
“Gideceğim. Tamam.”
“H-Hey! O şeyin ne dediğini duymadınız mı? Dinlenin demişti! Burada! Şimdi dışarı çıkarsak beynimiz patlar!” Han Myungoh çaresizce bağırdı.
“Oylama yapalım.”
İlk elini kaldıran Yoo Sangah oldu, sonra ben ve Lee Gilyoung ona katıldık. Ancak oylama üç kişiyle sınırlı kaldı.
Lee Hyunsung söze girdi, “Üsse gitmem lazım ama bu durumda harekete geçmek tehlikeli görünüyor. Ayrıca uyarı da yapıldı.”
“Sıçayım, istiyorsanız kendi başınıza gidin! Ben gitmiyorum! Dışarı mışarı çıkmıyorum!”
Han Myungoh zerre umurumda değildi ama asıl sorun Lee Hyunsung’du. Ne olursa olsun onu yanıma almalıydım…
Taak!
Demir plakadan bir ses yükseldi. 3707 numaralı vagonun kapısı biraz yamuldu.
“N-Ne?” Han Myungoh çığlık atsa da demir kapıdan yükselen ses onu bastırdı.
Taaak!
Biri kapıyı kırmaya çalışıyordu. Bu beklenmedik gelişme beni düşünmeye zorladı. Yaşananların bir sonraki senaryoyla bir bağlantısı olabilir miydi? Hayır. Dokkaebi daha geri dönmemişti. O halde…
Olayı çözmem uzun sürmedi. Tüylerim diken diken oldu ve vücudumu bir titreme sardı. O herifti kapıyı yumruklayan.
“N-Neler oluyor? Birlikte durduralım şunu!” diye bağırdı Han Myungoh ve kapıya doğru ilerledi. Lee Hyunsung da gidecek oldu ama onu durdurdum.
“Durduramazsın.”
“Ha?”
“Gitmeliyiz.”
Ağır gözlerle demir kapıya baktım.
“Ne? Ama…”
“Şimdi gitmezsek—“
3707 numaralı vagondan sağ kalan tek kişi. O kişinin kim olduğunu biliyordum.
“Bir sonraki senaryo gelene kadar hepimiz öleceğiz.”
Evet, o herif nihayet geliyordu. Bu hikayenin ‘gerçek’ ana karakteri.
……
Magnec