Namaz kilan dedeler de takım yıldızı olabilir mi acaba
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
26. Bölüm Karar Vakti - 3
Ertesi sabah Gumho İstasyonu’nda bazı değişiklikler yaşandı.
Öncelikle Han Myungoh ortadan kaybolmuştu. Kargaşa başladığında saklanan adamı gören ya da duyan yoktu. Burada bir yerde mi saklanıyordu, yoksa bir sonraki istasyona mı geçmişti, bunu bilmiyordum.
“Şimdilik onu düşünmeye lüzum yok. Zaten herifi başından beri gözüm tutmamıştı. Ayrıca kaybolan tek kişi o değil.”
Jung Heewon haklıydı. Dünkü kargaşanın ardından Gumho İstasyonu’nda neredeyse hiç kimse kalmamıştı.
Doğrusu hayatta kalan kişi sayısı az sayılmazdı. Kitapta olanlara kıyasla daha fazla insan nefes alıyordu. Ancak sağ kalanların çoğu dün gece istasyonu terk etmişti. Kim bilir, belki de hepsinin kendince bir sebebi vardı.
“Geride kalanlara ne olacak?” diye sordu Yoo Sangah insanlara bakarak.
Ben, Yoo Sangah, Lee Hyunsung, Lee Gilyoung ve Jung Heewon. Bu beşlinin dışında istasyonda sadece beş kişi kalmıştı.
Önce Jung Heewon konuştu.
“Hey, millet. Bizimle gelecek misiniz?”
Bu sıradan sözler insanların dikkatini çekti. Bir çocuğun elini tutan genç bir kadın dönüp bize baktı.
“Ayrı ayrı gideceğiz. Hala paramız var.”
Anne ve çocuğun o kanlı savaştan sağ çıkması beni etkilemişti. Kadın bu kadar güçlüyse belki de biz olmadan da sağ kalabilirdi.
Jung Heewon başını salladı. “Pekala, bol şans.”
Jung Heewon bize geri dönünce diğer insanların rahatladığını gördüm. Aslında verdikleri bu tepki çok da şaşırtıcı sayılmazdı. Sonuçta dünkü durum herkesi ziyadesiyle sarsmıştı.
Ben param olmasına rağmen insanlara yardım eli uzatmamıştım, Jung Heewon ise önüne çıkanı kesip biçmişti. Onlara göre Jung Heewon belki de Cheolsoo Grubu’ndan çok da farklı değildi.
Yanımda boş boş duran Lee Hyunsung’a döndüm.
“Lee Hyunsung-ssi?”
“Ah, efendim?!”
Boş gözlerle Jung Heewon’a bakan Lee Hyunsung adeta havayya sıçradı. Sanırım aklından neler geçtiğini biliyordum.
Bu kadının dünkü olay esnasında aklını yitirip yitirmediğini düşünüyordu. Sonuçta bütün Cheolsoo Grubu’nu katletmişti.
“Hazırlıklar tamam mı?”
“Evet! Elimizden geldiğince bir şeyler topladık. Su koymak için plastik şişeler, soğuğa karşı battaniyeler ve acil durum gereçleri…”
Gerçekten de Lee Hyunsung bir asker olarak böyle durumlarda iş görüyordu.
“Başka bir şey istiyorsan…”
İhtiyacım olan başka bir şey yok… Demek istiyordum ki aklıma bir şey geldi.
“Ah, biraz batarya bulabilir misin benim için?”
“Batarya derken?.. Neden ki?”
Bunu merak etmesi normaldi. Hatlar çekmediği için telefonlar işe yaramıyordu. Ona cevap verdim.
“İşime yarayacaklar çünkü.”
Lee Hyunsung tamam diyerek Cheolsoo Grubu’ndan geriye kalan eşyaları karıştırmaya koyuldu. Lee Gilyoung ve Yoo Sangah da yardım etmek istediler. Jung Heewon bana bakarak sordu.
“Gidiyor muyuz?”
“Evet.”
Çok rahat sormuştu, sanki birlikte devam edeceğimize dair hiçbir soru işareti yokmuş gibi. Jung Heewon böyle bir kadındı. Bence iyi de yapıyordu. ‘Yıkımın Yargıcı’ yetenekli bir şahıstı ve Yoo Jonghyuk’un bile ileride dikkatini çekeceğine emindim.
“Sormak istediğim bazı şeyler var.”
“Şimdi olmaz.”
“Ah… Bazen duvar gibisin, biliyor musun?” derken Jung Heewon bana hafifçe vurdu ve gülümsedi.
[Karakter “Jung Heewon” size 1.500 para verdi.]
“Bu?..”
“Eşit olarak paylaştırıyorum. Hepsini tek başıma alacak değildim. Diğerlerine de vereceğim.”
Demek öyleydi. Dün Jung Heewon tek başına Cheolsoo Grubu’nun büyük bir kısmını katlettiği için paralarını almıştı. Bu arada… bu konu beni biraz geriyordu.
“Bunu yapmana gerek yok.”
Jung Heewon’un bilmediği bir şey vardı. Doğrusu ondan daha zengindim.
“Ben sen değilim.”
Birkaç kez daha bana hafifçe vurduktan sonra sırt çantasını alıp tünele yöneldi.
“Siz burayı halledin. Ben önden gidip etrafı kolaçan edeceğim.”
“Fazla uzaklaşma. Orası hala tehlikeli.”
Jung Heewon “bana bir şey olmaz” der gibi elini sallayarak devam etti.
[‘Ateşin İblis-vari Yargıcı’ sergilediğiniz yoldaşlığı beğendi.]
[‘Boşluğun Kara Ateş Ejderhası’ sinsi sinsi gülüyor.]
Çıkan mesajlara şöyle bir baktım.
‘Dün parayı vurdun herhalde?’
Cevap gelmeyince bir kez daha denedim.
‘Duymazlıktan gelmeyi bırak da cevap ver. İzlediğini biliyorum.’
[Ah, hahaha… yakalandım demek?]
Bihyung’du bu.
‘Ne kadar kazandın?’
[B-Bu… Şey…]
Sessizce baktım.
[Haaah, tamam. Cidden seni kandırmak mümkün değil. Şaka gibisin. Al bakayım.]
[Dokkaebi ‘Bihyung’ size 4.500 para verdi.]
Tahmin etmiştim. Kahrolası dokkaebi.
[Takımyıldızları sponsorluk sistemini kullanmak yerine direkt bana yolluyorlar. Sebebini bilmiyorum. Sana daha sonra iletirim. Ah, bir de şu mesajlar var.]
Aniden mesajlar ortaya çıktı.
[Altın Başlığın Mahkumu senaryonuzdan gayet memnun kaldı.]
[Ateşin İblis-vari Yargıcı kararlarınızdan memnun.]
[Gizli Plancı yaptığınız plandan hoşlandı.]
…
Demek bu yüzden dün hiçbir destek mesajı almamıştım. Bunu merak ediyordum zira öyle büyük bir hadise yaşanmasına rağmen bir kuruş bile kazanmamıştım.
[Para: 23.050 P]
Geçen sefer kazandığım paranın büyük bir kısmını hünerlerime yatırmıştım ve şimdi yine zengindim. Yani hünerlerime yatırım yapma zamanı gelmiştim. Bu kez biraz düşünecektim. Durum penceresini açamadığım için hünerlerimin seviyelerini tam olarak hatırlamam gerekiyordu.
Öncelikle… dayanıklılık çok önemliydi.
[Dayanıklılığa bin iki yüz yatırdınız.]
[Dayanıklılık Sv. 12 -> Dayanıklılık Sv. 15]
[Vücudunuz dirayeti ciddi ölçüde arttı!]
Pasif bir saldırı yeteneğim olmadığından gücümü de artırdım.
[Güce bin altı yüz yatırdınız.]
[Güç Sv.11 - > Güç Sv. 15]
[Kaslarınızdan müthiş bir güç yükseliyor!]
Atiklik için mühim olan saldırılardan kaçabilmekti. Onun dışında fazla abartmaya gerek yoktu.
[Atikliğe dört yüz yatırdınız.]
[Atiklik Sv. 10 - > Atiklik Sv. 11]
[Artık biraz daha hızlısınız.]
Beyaz Saf Yıldız Enerjisi’ni kullanacağım için büyü gücümü 10’un üstüne çıkarmam şarttı.
[Büyü gücüne bin iki yüz yatırdınız.]
[Büyü Gücü Sv. 6 -> Büyü Gücü Sv. 10]
[Ruhunuzda gizemli bir enerji yaşıyor.]
Daha fazla yatırabilirdim ama bilerek yapmadım. Chungmuro’ya vardığımda orada para harcamamı gerektirecek başka bir yere uğrayacaktım.
Ayrıca demin 4.400 para harcamıştım. Benim için hem kolaydı hem de zor. Sağlam hünerlerle doğmuş olsaydım bu kadar para harcamama gerek kalmazdı.
Dayanıklılığı 1. Seviye’de doğan biri… Hayatta Kalmanın Yolları’nda Lee Gilyoung’un dayanıklılığı bile bundan yüksekti.
[Bu arada, hatırlamışken söyleyeyim… iki senaryo daha önerdiler. Olağanüstüsün. Görünüşe göre yakında kanal seviyemi artırabileceğim.]
‘Demek öyle.’
Diğer kontratçılar gibi sponsorumdan destek alamıyordum. Bu nedenle daha fazla para kazanmam şarttı. Ancak Bihyung ile yaptığım sözleşmenin henüz tam anlamıyla karşılığını alamıyordum çünkü dokkaebinin kanalı küçüktü.
‘Küçük’ takımyıldızlarının izleyip bağış yapması yetmezdi. Parayı kırmak istiyorsam daha fazla takımyıldızına ihtiyacım vardı. Chungmuro’ya gittiğimde bunun için ortam hazır olacaktı.
“Herkes hazırsa yola çıkalım. Her şeyi aldınız, değil mi?”
Herkes toplanmıştı ve başlarını salladılar. Gergin hallerine bakınca bir kez daha kafama dank etti. Dünkü olay hepsini adeta aydınlatmıştı.
Böylece Chungmuro’ya olan yolculuğumuz başladı.
…..
Raylı yolun yarısını aştıklarında bir sistem mesajı çıktı.
[İkinci ana senaryo aktifleştirildi.]
+
[Ana Senaryo #1 – Buluşma]
Kategori: Ana
Zorluk: E
Tamamlama Koşulu: Tüneli geçin ve ilk ana üste sağ kalanlarla buluşun.
Zaman Sınırı: Yok
Ödül: 500 P
Başarısızlık: ???
+
Mesajı görünce gerçekten başladığını fark ettim. İlk ana senaryonun aksine ikinci senaryonun bir “ana üssü” vardı.
Jung Heewon sordu. “Ana üs derken? Neresi ki?”
Cevap vermeme gerek yoktu. Çünkü hemen ardından bir mesaj daha çıktı.
[Bir sonraki ana üs “Chungmuro.”]
“Chungmuro mu? Sadece üç durak kaldı o zaman…”
Normalde Jung Heewon’un dediği gibi Chungmuro’ya uzak sayılmazdık. Ancak…
Kukukuku!
Yer fareleri ortaya çıktı. Sayıları 30’u aşkındı. Jung Heewon kaskatı kesildi.
“Kolay olmayacak desene.”
Lee Hyunsung öne çıktı.
“Ben ön tarafı alacağım.”
Sponsoru sağ olsun Lee Hyunsung’un şu anda toplam hünerleri 37’ye ulaşmıştı. Benden daha az para kazanmasına rağmen neredeyse bana yetişmek üzereydi… yüksek hünerlerle doğmanın avantajı buydu işte.
Böyle olacağını bilseydim erken yaşta spor yapmaya başlardım.
“Arka tarafı ben alacağım, Hyung,” dedi Lee Gilyoung. Toplam hünerleri hala düşüktü ama pratik yaparak iletişim yeteneğini geliştirebiliyordu.
“Ben de geliyorum.”
Yoo Sangah büyü gücüyle ipler örerek yer farelerinin hareketlerini dizginledi. Saldırı gücü düşüktü ama genel hünerleri Jung Heewon’dan pek de farklı sayılmazdı.
Kahakk!
“Alt tarafı kalabalıklar işte.”
Jung Heewon’dan bahsetmeye gerek yoktu. Toplam hünerleri Lee Hyunsung kadar yüksek değildi ama fareler için yeterliydi.
‘Karar Vakti’ yeteneği ise ‘Yıkımın Yargıcı’na aitti. Önündeki rakip Mutlak İyi tarafındaki takımyıldızların gözünde “kötü” olarak görüldüğü müddetçe Jung Heewon’un kaybetmesi kolay değildi.
Son fare yere yığıldı. Lee Hyunsung kalkanı yana aldı ve elinin tersiyle alnındaki teri sildi.
“Hahh… bitti herhalde?”
Aslında bu fareleri böyle hızlı temizlemek normal değildi. Evet, yaratıklar güçlü sayılmazdı ama sayıları otuzu aşkındı. Yer İşareti’ni aktifleştirmeden tek başıma hepsini halledemezdim. Ekibimiz güçleniyordu.
Tünel boyunca ilerledik. Nihayetinde önümüze yeni bir durak çıktı.
“Yaksu Durağı. Bu arada… neden kimse yok? Hayır, mesele o değil…”
Yaksu Durağı insan ve fare cesetleriyle doluydu. Yaralara bakılırsa bu insanları öldüren fareler değil, Yoo Jonghyuk’tu.
“Devam edelim. İki durağımız kaldı.”
İlerlemeyi sürdürdük. Neyse ki Yaksu ile Dongdae durakları arasındaki yol dümdüzdü ve bir kilometre bile değildi.
Dongdae İstasyonu’na vardığımızda bir fare grubuyla daha karşılaştık ve onları hallettik. Şimdiye kadar sadece iki kilometrelik bir yol katetmiştik ama farelerle girdiğimiz çatışmalar sert geçtiği için ekiptekiler yorulmuştu.
“Biraz mola verelim.”
“Ohh… Bir durağımız kaldı. Oraya gittikten sonra dinlenebiliriz…”
“Orada bizi neyin beklediğini bilmiyoruz.”
Sözlerimi duyunca herkes sessizleşti. Sonuçta bu dünyada tek dert yaratıklar değildi.
Bir an etrafımı süzdükten sonra konuştum. “Bu istasyonda kimse kalmamış gibi. Temel ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz.”
“Ah, tamam. O halde…”
‘Temel ihtiyaçlar’ lafını duyunca Yoo Sangah nazikçe elini kaldırdı. Jung Heewon ile göz göze geldiler. Bir şey demeden başlarını salladılar. Jung Heewon baktığımı görünce sordu.
“Ne oldu? Dokja-ssi, yoksa bilmek mi istiyorsun?”
Yoo Sangah’ın yüzü değişti.
“…Heewon-ssi?”
“Ahahah, sadece şaka yapıyorum. Elbette kimseye söylemeyeceğim.”
Kadınlar arasındaki bir sırdı bu. Bahsettikleri şeyi pek tabii biliyordum. Mantığım bu dünyada da gayet iyi işliyordu.
Lee Hyunsung da ağzını açtı. “O halde ben tuvalete gideyim.”
Bir an için şaşırdım ama tuvalet gibi yerleri kullanmamak için bir sebep yoktu. Hatta aksine, metro durakları bu yüzden işlevsel sayılırdı.
“Ben de geleceğim,” dedi Lee Gilyoung. Birlikte yola koyuldular. Arkadan onlara bakarken gülümsedim. Aralarında büyük bir yaş farkı olan iki kardeşe benziyorlardı.
Yoo Sangah bana sordu.
“Dokja-ssi, yalnız mı kalacaksın?”
“Biraz yeryüzüne çıkacağım.”
“Ha? Ama zehirli sis… sorun olmasın?”
“Çok kalmayacağım.”
Jung Heewon gözlerini kıstı.
“Şüphelendim şimdi. Dokja-ssi, yoksa tek başına kendine bir ziyafet mi çekeceksin?”
Bir an ona baktım.
“Erkeklere özgü bir sır bu.”
…..
Bir süre sonra Dongdae İstasyonu’nun 6 Numaralı Çıkışı’nda buldum kendimi. Daha önce okuduğum bilgilere göre burası kesinlikle…
[Zehirli sise maruz kaldınız.]
Zehirli gergedanların etkisi hala geçmemişti.
Bu kez Ellain Maymunu’nun Ciğerleri’ni almadığım için elimi çabuk tutmam lazımdı. Nefesimi tutarak doğuya yöneldim. Az sonra bronz bir heykel çıktı karşıma.
[Hasır giyen bir takımyıldızı sizi beklentiyle izliyor.]
Heykel Joseon Hanedanlığı’nda yaşamış bir rahibe aitti. Elinde bambu sopası tutan rahipten yayılan ve kaynağını bilmediğim asaleti hissedebiliyordum.
Heykelin altındaki isme baktım. *Yujeong Samyeongdang. Tamam, güzel. Henüz kimse gelmemişti…
Heykelin önüne geçtikten sonra ellerimi kaldırdım.
[Hasır giyen bir takımyıldızı hareketlerinizden çok memnun oldu.]
[Size 100 para kadar sponsor oldu.]
Tereddüt etmeden Beyaz Saf Yıldız Enerjisi ile Hakiki İnanç’ı aktifleştirdim.
[Hasır giyen bir takımyıldızı hareketlerinize anlam veremedi.]
Sonra heykele saldırdım.
[Hasır giyen bir takımyıldızı yaptığınız hareketler karşısında dehşete düştü.]
….
Magnec