Emekleriniz için teşekkürleer<33
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
11. Bölüm Ana Karakter - 5
Bir başkası görse buna inanamayabilirdi. Yetişkin bir adamı gırtlağından kavramış, bir maymun gibi havaya kaldırmıştı.
Köprünün diğer yakasından Lee Hyunsung’un bize baktığını görebiliyordum. Yüzünde kaygılı bir ifade vardı ama burada neler olduğunu göremiyordu. Çünkü arada güvenlik bariyeri vardı. Ben onu görebilirken o burayı göremiyordu.
“İsmin.”
“Ne?”
“İsmin ne?”
Şu kayıtsız konuşma tarzına bir bakın. Tam da bir ana karaktere benziyordu. Ancak onu şu anda kızdırmak akıllıca olmazdı.
“Kim Dokja.”
“Garip bir isim.”
“Öyledir.”
O esnada Yoo Jonghyuk’un yumruğu karnıma inince midem kasıldı.
“Ahh…”
Bıçağın bile kesemediği bir vücuda sahip olmama rağmen bu yumruk canımı epey yakmıştı.
“Sağlam bir vücudun var. Demek paraları nasıl kullanacağını çözdün?”
“Senden farklı değilim…”
Tak. Bir yumruk daha indi karnıma. İnlememek için kendimi zor tuttum. Bu herifin gücü en az 15. Seviye’de olmalıydı. Üstelik daha dünya tersine döneli sadece bir senaryo olmuştu. Gerçekten de doğuştan yaratık olanlar başkaydı.
“Saçma sapan cevapları kes. Sadece sorularıma cevap vereceksin. Anlaşıldı mı?”
Bir şey demedim. Böyle olacağını tahmin etmiştim. Ancak bu durumla karşı karşıya kalmak hiç istemiyordum.
Başlangıçta Yoo Jonghyuk diğer herkesten daha da korkunç bir adamdı.
Üç kez zamanda geri döndüğü için karakteri değişmişti. Kendi varlığını korumak adına prensiplerini terk etmişti. Şu anda karşımda duran adam amacına ulaşmak için her şeyi yapmaya hazırdı.
“Cevap ver!”
“Anlaşıldı…”
“Saygı eki kullan!”
“Kullanmazsam ne olur?”
Bu kez yumruğu karşılamak için iki kolumu da kaldırdım. Kemiklerim kırılıyor sandım ama darbenin etkisi çok geçmeden dağıldı. Şaşırmış olacak ki Yoo Jonghyuk’un bana bakan gözleri epey açıldı.
[Karakter “Yoo Jongyuk” size karşı temkinli.]
O zaman fark etmezdi. Sırf ana karakter diye bu adamın şahsi kum torbası olmaya niyetim yoktu.
“Üzgünüm ama benden daha gençsin, profesyonel oyuncu Yoo Jonghyuk-ssi. Bu yüzden saygı eki kullanması gereken asıl kişi sensin.”
“Beni tanıyor musun?”
“Tanıyorum. Bir oyun şirketinde çalışıyorum.”
Yalandı. Oyun şirketinde çalışsam dahi bütün profesyonel oyuncuların isimlerini ezberlemem mümkün değildi. Ayrıca dünya tersine dönmeden önce “Yoo Jonghyuk” yalnızca romandaki bir karakterdi.
“Ünlüsün. Zamanında hayranlarından biriydim.”
Ünlü olma işi ana konunu sadece bir parçasıydı. Ancak “hayran olduğum” kısım yalan değildi.
Hikayeyi okurken Yoo Jonghyuk’tan nefret etmiş, ondan hoşlanmış ve onu desteklemiştim. 3.000 bölümü bitirmemin sebebi buydu.
“Hayran demek. Bu kelimeyi duymayalı epey olmuştu.”
Yoo Jonghyuk geçmişi anımsıyor gibiydi. Ancak bu uzun sürmedi.
“Bu seferlik hadsizliğini affedeceğim ama durumun değişmedi.”
“Onun farkındayım.”
Boşlukta sallanan bacaklarıma baktım.
“Sormak istediğim tek bir şey var.”
“Sor.”
“Metrodan nasıl sağ çıktın?”
Beklediğim bir soruydu.
“Cevap verirsem beni bırakacak mısın?”
“Ona bakacağız.”
Yalan söylüyordu. Yüzünden bunu anlamıştım. Hayatta Kalmanın Yolları’nı okuyan tek kişiydim ben. Zihnimde çeşit çeşit olasılık ve hikaye dönüp duruyordu. Bu kahrolası herifi ikna etmek için ne söyleyebilirdim ?
[Karakter “Yoo Jonghyuk”a dair anlayışınız artıyor.]
[Bu şahsa dair anlayışınız zaten çok yüksek.]
Ha?
[“Her Şeyi Bilen Okuyucu’nun Bakış Açısı” özel yeteneğinin 2. Aşaması için gereken koşullar sağlandı!]
[Bu özel yeteneği aktifleştirmek istiyor musunuz?]
Bir an sonra, adamın düşüncelerini kitap gibi okumaya başladım.
[O araçtan sadece Lee Hyunsung ve Kim Namwoon sağ çıkmalıydı.]
[Fakat Kim Namwoon ölürken diğerleri hayatta kaldı.]
[Nasıl oldu bu?]
[Kim bu herif?]
[Bilgiye ihtiyacım var. Canımı sıkan bir şey öğrenirsem… Öldüreceğim.]
Art arda gelen düşünceler seli.
Bir kriz anında olduğum açıktı ama gülmeden edemedim.
Senaryonun sona ermesine 5 dakika kalmıştı.
Başladım anlatmaya. Kelimelerimi kısa ve basit tuttum. “Dokkaebi”nin ilk ortaya çıktığı andan başlamıştım. Elbette sahip olduğum yeteneklerden bahsetmedim.
“Böcekleri öldürerek mi kurtuldun?”
“Şansa bak.”
Yoo Jonghyuk o kadar şaşkındı ki ağzının sonuna kadar açıldığını fark etmişe benzemiyordu.
[Gelecek tamamen değişti.]
Şoke olmuştu. Normalde, 3807 numaralı araçtaki herkes birbirini öldürecek, oradan yalnızca Lee Hyunsung ve Kim Namwoon sağ çıkacaktı.
“Gözlerin keskinmiş. Araçta böceklerin olduğunu nereden bildin?”
Yoo Jonghyuk öldürme isteğiyle bana bakıyordu.
[Yoksa bu herif de mi bir geridönen?]
[Öyleyse onu hemen öldürmek zorundayım.]
Beni yanlış anlamasına şaşırmamıştım. Çabucak konuştum.
“Patlama.”
“Patlama mı?”
“Aracın ön tarafında bir patlama olduğu için böcekleri fark ettim.”
Yoo Jonghyuk duraksadı.
“Düzgün anlat şunu.”
“Patlama yaşandığında bir çocuk yere düştü ve elindeki böcek ağı yere saçıldı. Şans eseri onu ben aldım.”
“Bak sen şu tesadüfe?”
“Tesadüfler hep öyle değil midir zaten? Hepsi gariptir. Bana inanmıyorsan oradaki insanlara sor. Ağı düşüren şu çocuktu.”
Güvenlik bariyerinin ötesinde insanlar bu yana bakıyordu. Senaryo henüz bitmediği için buraya gelemez ya da bizimle konuşamazlardı.
Yoo Jonghyuk onlara baksa da kıpırdamadı. Bakışları değişti ve aklına dolan düşünceleri ben de okuyabildim.
[Demek öyle.]
[Bir patlama.]
[Bu herif bir geridönen değil.]
[Geleceği o değiştirmiş olamaz. Geleceğin değişmesinin asıl sebebi…]
[Benim.]
Patlamada insanların öldüğünü ve Yoo Jonghyuk’un boş boş olanları izlediğini görmüştüm.
[Çünkü diğer seferlerin aksine bu kez onları ben öldürmeye başlamıştım.]
Her Şeyi Bilen Okuyucu’nun Bakış Açısı sayesinde adamın yaşadığı acıyı ve kederi hissedebiliyordum.
“Soruların bitti mi?”
“Evet.”
“O zaman beni bırakır mısın artık? Oksu’ya birlikte geçelim. Senaryonun bitmesine az kaldı.”
‘Kolay değil:’
Ana karakter olmanın kendince zorlukları vardı.
“Söylediğin her şey gayet mantıklı.”
Daha önce hiç Yoo Jonghyuk kadar dikkatli bir ana karakter görmemiştim.
[Bu kadar sakin olması çok garip.]
[Dünya tersine dönmesine rağmen hemen ortama uyum sağlamış.]
[Muhtemelen Kim Namwoon’u o öldürdü.]
[İşe yarayabilir ama bunun da ötesinde çok tehlikeli.]
Yoo Jonghyuk’un sağ gözü altuni bir renkle parlamaya başladı. Ne yaptığını hemen fark ettim. Doğrusu, “bunu” kullanmasa şaşırırdım.
Bilge’nin Gözleri. Yoo Jonghyuk’un en güçlü saptama yeteneği. Bilge’nin Gözleri SS-seviyeydi ve hem hedefin durum penceresini hem de gizli bilgileri görebiliyordu.
Bilge’nin Gözleri’ni kullandığı takdirde gerçek kimliğimi ondan saklayamazdım. Ancak şu anda bunu kullanmasına memnun olmuştum.
Hala “hünerlerimin” ve “yeteneklerimin” tamamına hakim değildim. Yoo Jonghyuk onları görürse ben de zihnini okuyarak bunu yapabilirdim. Ardından, umuyordum ki o yeni bilgileri buradan kurtulmak için kullanabilecektim.
[Özel yetenek “Dördüncü Duvar” aktifleşti!]
[Dördüncü Duvar saptama yeteneği “Bilge’nin Gözleri”nin kullanıldığını saptadı!]
Kıvılcımlar çıktı havadan ve Yoo Jonghyuk tökezledi.
[Kaahh… Ne?!]
Yoo Jonghyuk sağ gözünü kapayarak bana baktı.
“Sen… kimsin sen?”
Üzgünüm ama ben de aynı şeyi düşünüyorum.
[Özel yetenek Dördüncü Duvar Bilge’nin Gözleri’ni engelledi!]
Bilge’nin Gözleri’ni engelleyebilecek bir yeteneğe sahip olduğumu bilmiyordum. Yer İşareti’nden sonra şimdi bir de Dördüncü Duvar ortaya çıkmıştı.
Bu işleri karıştıracaktı. Şimdi Yoo Jonghyuk söylediklerime inanmayacaktı.
[Onu hemen öldürmem lazım.]
Bu herif bilmediği hiçbir şeye güvenmezdi.
“Yoo Jonghyuk.”
O halde plan değişikliğine gitmem gerekiyordu.
“Sağlam bir yoldaşa ihtiyacın var.”
“Nasıl yani?”
“Tek başına 46. Senaryo’yu geçemezsin. Bunu zaten biliyorsun, değil mi?”
Yoo Jonghyuk’un gözleri kısıldı.
“Nasıl?! Yoksa sen—“
“Kim olduğumun önemi yok.”
Adamın gözlerinin içine baktım.
“Asıl önemli olan şey şu: Sana yardım edebilirim.”
[Geridönen değil. Öyle olsaydı onu daha önce görürdüm.]
[O zaman kim bu adam?]
[Yoksa?..]
Madem en iyi ele sahip değildim ve kendi kartlarımı gizleyemiyordum o halde tek bir çıkış yolum vardı. Karşı tarafın yanlış anlayacağı türden bir hamle yapmak.
“Yoo Jonghyuk, ben senin bilmediğin o geleceği biliyorum.”
[Karakter “Yoo Jonghyuk” “Yalan Saptama” yeteneğini kullandı.]
[Yalan Saptama sözlerin doğruluğunu onayladı.]
Yoo Jonghyuk’un gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Nasıl?”
“Başka nasıl olacak?”
[Yok artık. Anna Croft’tan başka bir kahin daha mı varmış? Hem de Güney Kore’de?]
Kahin. Hayatta Kalmanın Yolları’nda geleceği görebilen ve “bütün saptama yeteneklerini engelleyebilen” tek özellikti. Hatta, kitapta bu özelliğe sadece bir kişi sahipti.
[Yalnızca bir kahin Bilge’nin Gözleri’ne karşı koyabilir.]
Ben cevap vermeyince adam dudaklarını ısırdı.
“’İleri Görüş’ü kullanabiliyor musun yoksa?”
“Ona benzer bir şey.”
“Buraya geleceğimi biliyordun.”
“Evet.”
[Anladım. Bu adam kahinse o zaman hareketleri gayet mantıklı.]
Gidişat değişiyordu. Yoo Jonghyuk’un davranışları bunu ele veriyordu. Tek fırsatım gelmişti.
“Özel güçlere sahip olduğunu biliyorum. Sen de geleceğe dair bazı şeylerin farkındasın, değil mi?”
“…”
“Ancak o bilginin bazı eksikleri var.”
Geridönenlerin tek zayıf noktası buydu.
Geleceğe dair sahip oldukları bilgiyi kullandıklarında gelecek değişiyordu. Diğer bir deyişle bütün geridönenler er ya da geç “bilmedikleri bir dünyada” yaşamak zorunda kalıyordu.
“Beni yanına al. O eksikleri ben kapatabilirim.”
Şu anda Yoo Jonghyuk için bir “kahin”den daha iyi bir yoldaş olamazdı. Hatta, mevcut halimle “kahin” rolünü gayet iyi oynayabilirdim. Sonuçta hikayeyi okuyan tek kişi bendim.
[Senaryonun sona ermesine bir dakika kaldı.]
Yoo Jonghyuk başını eğdi ve düşünmeye başladı.
[Bir kahin gerçekten işime yarar.]
[Senaryonun sona ermesine 50 saniye kaldı.]
[Sadece 46. Senaryo’da değil, daha sonraki “chalatustra” savaşında da… Ancak… ona gerçekten güvenebilir miyim?]
[Senaryonun sona ermesine 40 saniye kaldı.]
[Yoldaş.]
Nihayetinde ben sinirle saate bakarken adam başını kaldırıp bana baktı.
“Kararımı verdim. Benimle geliyorsun.”
[Yoğun bağlantı zihinsel gücünüzü ciddi ölçüde tüketti.]
[Özel yetenek, Her Şeyi Bilen Okuyucu’nun Bakış Açısı kapandı.]
Yorulduğum için mi, yoksa rahatladığım için mi kapanmıştı acaba? Ancak yetenek kapanınca Yoo Jonghyuk’un aklından geçenleri okumak imkansız hale gelmişti.
Adam beni köprüye götürdü. Tabii hala yakamı bırakmamıştı… Ama artık işler sakinleşmişti. Bu kahrolası geridöneni ikna etmeyi başarmıştım.
Tam köprüyü geçmek üzereydik ki durdu ve bana baktı.
“Sana son bir şey soracağım.”
“Evet?”
“Kahin olduğuna göre geleceğini biliyor olmalısın, değil mi?”
Adamın ciddiyet dolu gözlerine bakınca tüylerim diken diken oldu. Bana hala güvenmiyordu. Yakamı sıktı.
“Keook.”
Beni hafifçe havaya kaldırdı ve ayaklarım boşlukta sallandı. Han Nehri’nin kokusuna karışan kan kokusu burnuma geliyordu.
“Söyle bakalım, seni nehre atacak mıyım atmayacak mıyım?”
İlk defa ter dökmeye başladım. Düşünmem gerekiyordu. Zihnini okuyamasam bile bu herifi tanıyordum. Gözlerimi yumdum ve düşünmeye başladım.
[Senaryonun sona ermesine 20 saniye kaldı.]
Sonra bir sonuca vardım.
“Yoo Jonghyuk.”
Ne yapacağına emindim. Ne kadar düşünürsem düşüneyim bu herifin çizeceği tek bir yol vardı.
Bir yaratığın yaklaştığını görünce konuşmaya başladım.
“Sana iki şey söyleyeceğim.”
“Ne?”
“Öncelikle ben senin “adamın” değilim. Bundan sonra bana düzgün davranacaksın.”
“…”
“İkincisi, seninle iş birliği yapacağım ama aynı şekilde senin de bana bunun sözünü vermen lazım.”
Yoo Jonghyuk ilgiyle bana baktı ve başını salladı.
“Ee, cevabın ne?”
Gülerek cevapladım.
“Çek elini de bırak beni, şerefsiz seni.”
Ardından beni tutan güç kayboldu. Yerçekimine kapıldım. Düştüğüm sırada Yoo Jonghyuk’un suratını gördüm. Mutlu olmuş gibi gülüyordu.
Orospu çocuğu.
“Sana inanıyorum. Sen gerçekten de bir kahinsin.”
Devasa yaratığın ağzına düşmemi bekliyordu.
Darbenin etkisiyle ve Han Nehri’nin soğuk sularının buz gibi hissiyle gözlerimi yumdum. Derin bir nefes alırken sıcak, devasa bir karanlığın beni yuttuğunu hissettim.
[Senaryoyu bitirmeyi başaramadınız.]
Kahretsin, demek gerçekten de o yöntemi kullanmam gerekecekti.
….
Magnec