Şu Han'ı atın farelere gitsin, en azından bi işe yarar dikkat dağıtır.
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
20. Bölüm Gölge Bekçisi - 1
[O-O zaman top sizde! Yihihihihi!]
Dokkaebi bu sözleri söyledikten sonra kayboldu.
Yiyecek cezası ve sağ kalma cezası. İlk cezadan zaten haberim vardı, ancak kitapta ikinci ceza yer almıyordu. Belki de bu duruma sebep olan şey Bihyung ile imzaladığımız sözleşmeydi.
Jung Heewon cebindeki bisküvi paketinin kaybolduğunu görünce sordu.
“Dokja-ssi, yoksa bunun olacağını biliyor mu---“
“Böyle bir şey bekliyordum. Dokkaebilerin bizimle uğraşmak için neler yapabileceğini düşünmüştüm.”
“Varsayımlarında ne kadar haklıymışsın!”
Lee Hyunsung ve diğerlerini yanıma çağırdım. Durum artık belliydi ve harekete geçmenin zamanı gelmişti.
“Geri ver yiyeceklerimizi!”
“N-Nasıl olur bu?”
Ana gruptaki insanlar ağlıyordu. Cheon Inho ve diğerleri ansızın yaşanan bu gelişmenin ardından ne yapacaklarını bilemez haldeydi. Cheon Inho ile göz göze geldiğimizde adam dudağını ısırdı.
[Belki… bunu tahmin etmiştir? Hayır, bu imkansız.]
Aklından geçenleri az çok tahmin edebiliyordum.
[Karakter “Cheon Inho”nun düşüncelerini anladınız.]
[Karakter “Cheon Inho”ya dair anlayışınız yükseldi.]
Böyle şeylerden de karakter anlayışı yükseliyordu, öyle mi?
Diğer insanların yüzlerindeki ifadelere bakıp neler düşündüklerini tahmin etmeye çalıştım ama sistem mesajı bir daha çıkmadı.
Bu esnada, Cheon Inho çabucak karmaşaya son vermek için herkesi topladı.
“Millet, lütfen toplanın. Bir acil durum duyurusu yapacağım.”
Ne söyleyeceği belliydi: Durum sıkıntılı bir hal aldığı için ana gruptan daha fazla “öncü”ye ihtiyaç var. Acele etmeleri lazım. Artık burada yiyecek kalmadı.
“Bundan böyle öncü olmayanlara yiyecek verilmeyecek.”
Bu sert sözlere rağmen kimse bir şey demedi. Daha doğrusu, diyemedi. Çünkü kaçınılmazdı. İnsanlar bunun farkına varmıştı ve şimdi teker teker öncü olmak için gönüllü oluyorlardı.
Yiyecekler kaybolsa da Cheon Inho’nun hala umudu vardı. Durum kötüleştikçe ana grup genel kitle üzerinde daha fazla kontrol sahibi oluyordu.
Bunu gören Lee Hyunsung gerilerek bana baktı.
“Dokja-ssi, şimdi ne yapacağız?”
“Gidip yiyecek bulmalıyız.”
Bunu duyunca hepsinin yüzü değişti. Yiyecek bulmak. Bu sadece bir anlama geliyor olabilirdi.
“Öncü mü olacağız? Yüzeyde hala yiyecek bir şeyler olmalı.”
“Hayır, yüzeye çıkmayacağız. Oraya gidersek kesin ölürüz.”
Yerdeki bir gaz maskesine baktım. Bu paçavradan hallice maskeyle zehirli sise karşı koyamazdık.
“Ama sadece oradan yiyecek alabiliriz…”
“Lee Hyunsung-ssi. Dünya değişti. Haliyle yiyeceklerin de değişmesi kaçınılmaz.”
Yaksu İstasyonu’na çıkan tünele baktım.
“Bir saniye. Dokja-ssi… yoksa?”
“Evet.”
Bu dünyada artık insanlar besin piramidinin zirvesinde değildi. Yine de kurban sayılmazdık.
“Yaratık avlayacağız.”
….b
Bir süre sonra benim de dahil olduğum bir grup insan Yaksu İstasyonu’na çıkan tünelin önünde toplandı.
“Demek öyle. Sen de mi raylara ineceksin?”
Cheon Inho’nun öncü gruba katılmadığımızı duyunca bize meydan okuyacağını düşünmüştüm ama adam tam aksine grupta olmadığımı görünce rahatlamış gibiydi. Belki de onun için bir tehdit olduğumu düşünüyordu.
“Yani, uzun vadeli düşünürsek, senaryoları tamamlamak için bir ekip şart. Sağ salim dönün.”
Cheon Inho komik bir adamdı. Kaptan gibi konuşuyordu. Ancak işinin bitmesine çok zaman kalmamıştı.
[Karakter “Cheon Inho”ya dair anlayışınız yükseldi.]
[Karakter “Cheon Inho”ya dair anlayışınız belirli bir seviyeye ulaştı.]
Hmm… Şimdi anlamıştım. Karakter anlayışının “artmasını” sağlayan iki hadise vardı.
Bunlardan ilki karakter bana güvendiğinde ya da benden hoşlanmasıydı. Diğeriyse karakterin aklından geçenleri tahmin etmemdi. Belki deminki artışın sebebi ikinci nedendi.
[Karakter “Cheon Inho” sizden şüpheleniyor.]
Belirli bir anlayış seviyesine ulaşınca karşı tarafın duygularına dair birtakım fikirler ortaya çıkıyordu.
“Ah, grup üyelerimden biri de katılabilir mi size? Neler olduğunu öğrenmek isterim.”
Beklediğim gibi Cheon Inho öylece gitmemize izin vermeyecekti. Arkasında duran adama baktım. Bizimle gelecek kişi oydu. Zavallı herif.
“O-onlarla mı gideceğim?”
“Eh, seni yoksa neden çağırayım, Han-hyung? Dün gece Dokja-ssi ile iyi geçinelim diyen sen değil miydin?”
“Ş-Şey…”
Cheon Inho’nun bize katılması için seçtiği kişi Departman Müdürü Han Myungoh’tu.
“D-Dokja-ssi. Sorun yoksa ben de geleceğim…”
“Sıkıntı değil. Gel.”
Han Myungoh cevabımı duyunca şaşırdı. Karşı çıkacağımı düşünmüş olmalıydı. Lee Hyunsung endişeli görünüyordu ama aklıma bir fikir gelmişti.
Her halükarda 3807 numaralı vagondan sağ çıkan herkes bir kez daha bir araya gelmişti.
“Ben de gelebilir miyim?”
“Tam iyileşmedin ama? Sıkıntı olmasın?”
“Bu kadarına dayanabilirim.”
Biri daha katıldı. Jung Heewon’la birlikte toplamda altı kişi olduk.
Grr…
Elbette insan sayısı yaklaşan krize kıyasla pek de fazla değildi.
[Yeni bir yan senaryo başlıyor!]
+
[İkinci Senaryo – Yiyecek Bulmak]
Kategori: Yan
Zorluk: E
Tamamlama Koşulu: Yiyecek olarak kullanılabilecek yaratıkları avlayın ve onları pişirin.
Zaman Sınırı: Yok
Ödül: 500 para
Başarısızlık: ???
+
Tünele adım attığımız anda yan senaryo devreye girdi. Yiyecek bulma. İkinci ana senaryoya geçmeden önce bunu tamamlamamız gerekiyordu.
[Bazı takımyıldızları performansını görmek için heyecanla bekliyor.]
Daha on adım atmıştık ki tünelin karanlığı çoktan bizi sarmıştı. Elimdeki feneri açtım ama yine de her yeri aydınlatamıyordu. Bir perde ışığa engel oluyordu. Asıl şey bu perdenin arkasındaydı.
“Dokja-ssi, biraz duralım. Bundan sonrası çok tehlikeli.”
Yanımda yürüyen Jung Heewon aniden durdu.
“Cidden bu yoldan mı gideceğiz? Bu resmen intihar. Üstelik yanımızda Gilyoung da var.”
“Doğrusu ben de aynı şeyi düşünüyordum. Gilyoung’u bıraksa mıydık? Ayrıca mümkünse kadınlar da…”
“Lee Hyunsung-ssi, belki senin kadar iyi değilim ama nasıl dövüşeceğimi biliyorum. Kendo dersleri almıştım.”
“Ama…”
Gereksiz bir tartışma çıkmak üzere olduğundan müdahale ettim.
“Lee Hyunsung-ssi, daha önce de söylediğim gibi, dünya değişti artık. Kadınların fiziksel anlamda zayıf olduğunu düşünmeyi bırak. Şu anda herkes hünerlerini geliştirerek güç kazanabilir. Ancak Jung Heewon-ssi, sen de sözlerine dikkat etmelisin.”
“Nasıl yani?”
“Her nasıl kadınlar artık zayıf değilse aynı şey çocuklar için de geçerli. Gilyoung, göster onlara.”
Lee Gilyoung öne çıktı. Bir süre etrafa baktıktan sonra yere oturdu ve elini uzattı. Jung Heewon’un gözleri fal taşı gibi açıldı.
“Tanrım, o da ne?”
“K-Kahretsin! Hamamböcekleri!”
Han Myungoh çığlık attı.
Ortaya çıkan hamamböceği Lee Gilyoung’un parmaklarına ip benzeri bir şeyle bağlıyordu. Böcek Lee Gilyoung’un sözlerini uslu bir köpek gibi dinleyerek yeniden karanlığa karıştı.
“Özelliğim Böcek Koleksiyoncusu.”
Böcek Koleksiyoncusu. Lee Gilyoung “Çeşitli İletişim” yeteneğiyle böceklerle basit iletişim kurabiliyordu. Bu nadir bir yetenekti.
“Önümüzde bir şey yok. 100 adım kadar rahatça gidebiliriz.”
Lee Gilyoung gözcülük konusunda eşsiz bir yetenekti ve diğer insanlar bunu duyunca şoke oldular. Lee Gilyoung cesurca onlara baktı.
“Benim için endişelenmenizi takdir ediyorum ama artık bana bakmak zorunda değilsiniz. Buraya da bunun için gelmedim zaten.”
“Ah, tamam.”
Jung Heewon başını salladı. Lee Gilyoung yanıma geldi ve başını okşadım.
Lee Gilyoung’un özelliğini kitapta görmemiştim. Başlangıçta onu kurtarmak doğru bir karar olmuştu. Örtü şeklindeki bariyeri geçtik ve saf karanlığa giriş yaptık.
[Tehlikeli bir bölgeye giriş yaptınız.]
“Y-Yoo Sangah-ssi. Biraz tehlikeli, elimi tut istersen.”
“Sen benden de çok korkuyorsun ama!”
“Y-Yok canım!”
İçerideki hava nemden yapış yapıştı.
“Işığı kıs.”
Yoo Sangah hemen feneri kapattı. Bu fener modelinde ışık kontrolü olmadığı için feneri eliyle kapatmıştı.
“Ahh. Aşağı tutma.”
Jung Heewon yere bakınca kaşlarını çattı. Yerde parçalanmış vücutlar vardı. Daha önce buradan geçmeye çalışanların cesetleri.
Yoo Sangah gözlerini sımsıkı kapattı, Han Myungoh titredi ve cesur Lee Hyunsong bile terlemeye başladı.
İlginçtir ki Lee Gilyoung gayet sakindi, hiç korkmuşa benzemiyordu. Biraz endişeliydim. Yoksa bu çocuk her şeyin oyun olduğunu mu düşünüyordu?
“İnsana benzemeyen bir şey var.”
Lee Gilyoung konuştu. Yerde sadece insan cesetleri yoktu. Yetişkin bir kurt kadar büyük bir şey de vardı. Köstebeği andıran yaratıkların cesetleri dört bir yana saçılmıştı.
9. Sınıf yeraltı türlerinden yer faresi. Bunlar yerin altında yaşayan piranalardan farksızdı. Yer fareleri gruplar halinde yeri delerek saldırıya geçen inatçı yaratıklardı. Ancak bir bombardımana maruz kalmış gibi sağa sola saçılmışlardı.
Jung Heewon iç geçirdi. “Kim yapmış bunu?”
Elbette yer farelerine bunu yapabilecek bir kişi vardı. Yoo Jonghyuk. Tek başına bu yolu kullanarak diğer istasyona geçmişti.
Ancak ister istemez merak ettim. Normalde, Yoo Jonghyuk’un bir sonraki istasyona bu gece ya da yarın geçmesi gerekirdi. Neden bu kadar acele ediyordu? Sabrını mı yitirmişti? Sebebi neydi?
“Dokja-ssi, yiyecek olarak bunları kullanabilir miyiz?”
“Senaryoda “avlayın” diyordu, yani cesetlerin işe yarayacağını sanmıyorum.”
“…Sıkıntı o zaman. Peki ya pişirme işi? Ateş falan mı yakacağız?”
Ateşte pişirmek mümkündü. Ancak bunun özel bir ateş olması lazımdı.
“Heewon-ssi, kendo yaptığını söylemiştin, değil mi?”
“Ah, biraz yapmıştım ama… sen ne yapıyorsun şu anda?”
Bıçağı bir yer faresinin cesedine sapladım ve onu kesmeye başladım. Romanın neresinde okuduğumu bilmiyordum ama düşündüğüm kadar iyi gitmedi.
Sert deriden kurtulduktan sonra omurgayı çıkarmayı başardım. Biraz fazla kesik vardı ama iş görürdü.
“Onu ne yapacağız?”
“Kendo için bir silaha ihtiyacın olacak.”
Taş domuzunun dikeni yeterli olmazdı ama yer faresinin omurgası tek parça olduğu için başlangıç senaryolarında iş görürdü.
Bacağa bağlanan kasları kesip ayarladıktan sonra kemik bir bıçağa benzemeye başladı. Onu Jung Heewon’a verdim.
“Teşekkür ederim. Resmen taş devrine geri dönmüş gibiyiz.”
“Ucunu biraz keskinleştirmek lazım. Yerdeki taşları kullanabilirsin.”
“Huhu, tamamdır. Kaptan.”
Jung Heewon biraz heyecanla silahın ucunu keskinleştirmeye başladı. Başımı kaldırdığımda Lee Hyunsung’un onu kıskandığını gördüm.
“Sen de ister misin?”
“Eh, bana da yapacak mısın?”
“Yaklaşın biraz. Size öğretsem daha iyi olur. Birlikte yapalım.”
Doğrusu ben de daha önce denememiştim. Kitaptaki detaylar olmasa tek başıma yapamazdım.
Hayatta Kalmanın Yolları neden popüler değildi? Çünkü yazar çok “gereksiz” detay veriyordu.
“Dokja-ssi, bu işte epey iyisin.”
Oturduk ve birlikte silah yaptık. Bu kez bir kılıç değil, bir mızrak üzerinde yoğunlaştık. Kendo yeteneğine sahip olmadıkları için uzun bir mızrak daha iyi iş görürdü.
Lee Hyunsung’un mızrağı en büyük yer faresinin omurgasındandı. Yoo Sangah ve Han Myungoh için ise ortalama boydaki fareleri seçtim. Sonunda küçük bir farenin baş kemiğinden Lee Gilyoung’a bir silah yaptım.
[Tek başınıza silah almayı başardınız.]
[Az sayıda takımyıldızı insanlığın ilkel doğasına ilgi duymaya başladı.]
[Size 100 para kadar sponsor oldular.]
Herkes benzer mesajlar aldı.
“Böyle bir şey için bile para aldık.”
“Ölmenizi istemiyorum. Herkesin parası var mı?”
“Evet, var.”
“Sağ kalacak kadar para bırakın, geri kalanını da güce, dayanıklılığa ve atikliğe yatırın. Aksi halde fazla ilerleyemezsiniz.”
“Ah, tamamdır.”
Hazırlıkları bitirince yola koyulduk. Lee Gilyoung’un bahsettiği 100 adım şimdi önümüzdeydi.
[Yan senaryo – Yiyecek Bulmak başladı!]
Yer fareleri çıktı yerin dibinden. Hızla onları saydım. Bir, iki, üç… tam olarak on üç tane vardı. Düşündüğümden fazlaydı.
Grr…
Fare grubu çizginin ötesinden bize hırlamaya başladı. O çizgiyi geçtiğimiz an bize saldıracaklardı.
“Plan falan yok. Hepimiz bu konuda yeniyiz. Kulağa acımasız gelebilir ama hiçbirinizden sağ kalmanızı beklemiyorum.”
“B-Bu…”
“Yine de hayatta kalın, lütfen.”
Grupta canı sıkılan tek kişi Han Myungoh’tu. Diğerleri gergindi ama kararlı görünüyorlardı. Bilhassa Jung Heewon’un gözleri parlıyordu.
“Tamam, bir deneyelim. Hadi, herkes sağ kalsın bakalım!”
Yoo Jonghyuk her nasıl beni denediyse benim de onlara dair beklentilerim vardı. Bir öğretmen ne kadar iyi olursa olsun öğrenci kararlı değilse hiçbir şey yapamazdı.
Nihayetinde bu değişen dünyada her insanın kendi başının çaresine bakması gerekiyordu. Herkesin bu fırsatı kullanması lazımdı.
“Hadi o zaman.”
Ayrıca bu gruptan kimi seçmem gerektiğini de biliyordum.
Bir adım attığımızda fareler harekete geçti. Savaş başladı.
…….
Magnec