Elinize emeğinize sağlık
Novel Günleri - Bilgilendirme!
Bölümün tamamını okumak için üye olmalısınız! Üye olmak için tıklayınız.
33. Bölüm Acil Savunma - 1
[Lee Hyunsung görev başındaki bir subay gibi uyuyor.]
Belki de kitapta böyle bir cümle geçiyordu. Ya da şöyle bir şey de olabilirdi.
[Lee Hyunsung muhtemelen bugün başına neler geleceğini bilmiyordu.]
“Hyunsung-ssi?”
“Ah, hmmm, bir anlığına içim geçmiş. Dokja-ssi, sen iyi dinlenebildin mi?”
“Evet, iyiyim. Bu arada kendi kendine konuşuyordun. Görev başındaki subay falan…”
“Eh, cidden mi?”
“İkinci Sınıf Asker Lee Hyunsung tarzında bir şeyler…”
Lee Hyunsung kıpkırmızı kesildi.
“Ş-Şey… Bu asker olduğum günlerde yaşadığım bir travmaydı.”
“Asker mi? Sen subay değil miydin?”
“Eh… Onbaşıyken üçüncü birliğe transfer edilmiştim.”
“Öyle şeylerin nadir yaşandığını duymuştum. Demek ki tam orduya göre bir adammışsın.”
Lee Hyunsung gülümsedi. Anlayabildiğim bir gülümsemeydi. Orduya uygun çok az insan vardı. Çoğu insan oraya uymuyordu.
O halde şimdi ufak bir taş atmanın tam zamanıydı.
“Yine de burada olduğun için şanslıyız.”
“Hah?”
“Önde senin durman iyi hissettiriyor. Resmen bizi koruyorsun.”
“Öyle mi?”
Lee Hyunsung hafifçe gülümsedi. Zayıf bir gülümsemeydi ama insanı rahatlatıyordu. Biraz sohbet ettikten sonra onu yalnız bıraktım.
Kitaptaki normal gidişata göre Lee Hyunsung’un karakter gelişimini Gumho İstasyonu’nda yaşaması gerekiyordu. Cheolsoo Grubu’na karşı diğer insanları koruyarak evrim geçirmiş olması lazımdı. Ancak Jung Heewon o fırsatı elinden almıştı.
O anda Yoo Sanga, Jung Heewon ve Lee Gilyoung bana yaklaştılar. Onlara döndüm.
“Beni izlediniz, değil mi? Aynen böyle davranacaksınız.”
“Tamam da… Neden?”
Sebebi vardı.
[Karakter ‘Lee Hyunsung’ sorumluluk hissetmeye başladı.]
Lee Hyunsung şu anda masum masum kalkanını siliyordu.
Her Şeyi Bilen Okuyucu’nun Bakış Açısı gerçekten hileden farksızdı. Özellikle karakterler konusunda eşi benzeri yoktu.
“Hyungsung-ssi’ye yardım etmek istiyorum. Son zamanlarda pek iyi görünmüyor. Onu biraz desteklemekte fayda var.”
Bunu Lee Hyunsung için söylemiştim. Konudan asla haberdar olmayan Yoo Sangah başını salladı.
“Arada sırada insanı övmek lazım… Diyorsun yani?”
“Aynen öyle.”
“Tamam. Deneyeceğim!”
Yoo Sangah’ın aksine Jung Heewon şüpheli görünüyordu.
“Dokja-ssi.”
“Efendim.”
“Sponsorun ‘Tek Gözlü Falcı’ falan olamaz, değil mi?”
“O neymiş öyle?”
“Bilmiyor musun?”
Şey, öyle bir şey vardı tabii. Bir anlığına Jung Heewon’un kitabı yazan kişi olduğunu bile düşündüm. Örneğin Gung Ye bir ‘Tek Gözlü Maitreya’ydı.
“Onunla alakası yok. Sadece özel bir yeteneğim var ve bu yetenek insanları iyi anlamamı sağlıyor.”
“Detayları öğrenmek istediğimden emin değilim… Bu yüzden soru sormayacağım.”
“Sağ ol.”
“Peki o yeteneği hiç üstüme kullandın mı?”
Neredeyse duygularımı belli ediyordum. Neyse ki Jung Heewon’un Yalan Saptama yeteneği yoktu. Başımı çevirip Lee Gilyoung’a baktım.
“Sadece erkekler üzerinde kullanıyorum.”
“Yok artık.”
Yalan sayılmazdı. Henüz Jung Heewon’un içinden geçenleri hiç okumamıştım. Henüz.
“Neyse, herkesin bunu yapmasını istiyorum. Önce Jung Heewon-ssi, sonra Yoo Sangah ve en son da Gilyoung. Lütfen sırayla onunla konuşun.”
“’Ahh, Hyunsung-ssi sana çok güveniyorum!’ tarzında bir şey olur mu?”
“Çok da abartmamak lazım.”
“Aah, cidden bu gidişle öleceğim.”
Yine de yapması lazımdı. Bu planın işe yaraması için Lee Hyunsung’un özelliğinin evrim geçirmesi şarttı. Yoo Jonghyuk’un böyle davranacağını bilsem elimi daha çabuk tutardım… ama şansımızı zorlarsak bugün sonuç alabilirdik.
Doğrusu, gayet iyi performans çıkarıyorlardı.
“Hyunsung-ssi, güvenilir birisin. Bizi hep büyük bir ağaç gibi koruyorsun.”
“Hahah, teşekkür ederim Heewon-ssi. En sevdiğim şarkı Yeşil Çam’dır.”
[Karakter ‘Lee Hyunsung’ gururlandı.]
“Sormadım ki.”
[Karakter ‘Lee Hyunsung’un yüzü düştü.]
“Daha önce senin gibi prensiplerine bu kadar değer veren birini görmemiştim.”
“Ah… öyle değil. Ama yine de sözlerin için teşekkür ederim, Yoo Sangah-ssi.”
[Karakter ‘Lee Hyunsung’ adalet konusunda endişelenmeye başladı.]
“Hyunsung hyung, kasların çok sağlam.”
“Sağ ol, ufaklık.”
[Karakter ‘Lee Hyunsung’un öz güveni arttı.]
Neyse ki Lee Hyunsung basit bir adamdı ve bu tarz boş övgüler onda işe yarıyordu. Aynı konuşmaları birkaç kez tekrar edince sistem mesajları değişmeye başladı.
[Karakter ‘Lee Hyunsung’ özelliğini geliştirmek için bir fırsat bekliyor.]
Tamam. Her şey sıkıntısız ilerlemişti.
Yoo Sangah biraz endişeyle sordu. “Sanırım Hyunsung-ssi kendini fazla zorluyor…”
Bu kadın gerçekten iyi biriydi. Böyle bir durumda bile başkası için endişeleniyordu. Ben farklıydım.
“Belki… Ama öyle de olması lazım. Bu dünyada bazı insanların güçlenmesi için yük taşımaları, zorluk çekmeleri şart.”
“Ah…”
“Merak etme. Ayrıca… Gilyoung, sana söylediğim şeyi yaptın mı?”
“Evet, Hyung.”
Lee Gilyoung cevap verdi. Başında anten gibi görünen bir çift hamamböceği duruyordu.
“O noona B1’de.”
“Tamamdır.”
Akıllı bir çocuktu. Artık başkalarının gücünü çalma zamanı gelmişti.
Tek başıma merdivenlerden çıktım. Yer Sahibi İttifakı’nın adamları beni karşıladı.
“Hahaha, kim gelmiş bakın? Şu alçak kiracı değil mi bu?”
“…”
“Bakıyorum da hala tek parçasın. Dün ciddi ciddi dışarıda mı kaldın? Hem de ölmeden? Yoo Jonghyuk mu yardım etti sana?”
Onları sok sayarak yürümeye devam ettim. Herifler korktuğumu düşünüyor gibi üstüme geliyordu.
“Yoo Jonghyuk olmadan ne yapacaksın peki? Bize katıl. Pildu-ssi seni istediğini söyledi.”
Umurumda değildi. Yürürken etrafımdaki yeşil alanları saydım. Bir, iki, üç… bu planın başarılı olması için bir tanesini bile atlayamazdım.
“Elbette o iki kadını da getireceksin. Yoksa olmaz.”
Geriye 11 yeşil alan kalmıştı. Dünkü senaryonun ardından sayı epey azalmışa benziyordu. Plana yetecek bir sayıydı.
“Hey, kime diyorum ben? Sağır mısın?!”
“Dinliyorum. Ona söyle düşüneceğim.”
Adamlar birbirlerine bakıp gülmeye başladılar. İstedikleri kadar gülebilirlerdi.
Geri dönüş yolunda bir kılıç boynuma uzandı. Bu hamlenin geldiğini az çok hissetmiştim… bu tarz bir gizliliğe sahip sadece bir yetenek vardı.
[Hayalet Yürüyüşü.]
“Hayal kırıklığına uğradım, Ahjussi.”
Lee Jihye. Olağanüstü yeteneklere sahip bu kız. Boş yere arkasında Savaş ve Sadakat Dükü gibi bir sponsor yoktu.
“Ahjussi, anlaşma yaparsan o kadınlara ne olacağını bilmiyor musun?”
“Biliyorum.”
“Öyle mi? İyi de dün onları korumak için kendi canını vermeye bile razıydın?”
Omuzlarımı silktim.
“Kaldır kılıcı. Konuşalım.”
“Konuşalım mı? Demek buraya benim için geldin?”
“Evet.”
Lee Jihye kılıcı kaldırdı. Birlikte eksi birinci kattan girişteki bilet gişesine geçtik. Bir süre yürümeye devam ettik.
“Ne konuşmak istiyorsun?”
“İyi de neden buraya geldik?”
“Ustam burayı korumamı söyledi.”
“Korumak derken?”
“Geçmene izin veremem.”
Lee Jihye bilet kapısına dokundu, sonra elini boğazına doğru çekti. Kapının karşı tarafına baktım. Yüzeye çıkan çıkış noktaları vardı ama çıkışların hepsi yüzeye geçmiyordu. O anda içime kötü bir his doğdu.
Yoo Jonghyuk… O rotayı deniyor olamazdı, değil mi?
Yoo Jonghyuk bu noktanın korunmasını istediyse bunun sadece tek bir sebebi olabilirdi.
Senaryo devam ederken o herif Chungmuro’daki ‘gizli zindan’a saldırmaya çalışıyor olmalıydı. Kulağa iyi geliyordu. Doğrusu, ana karakterin güçlenmesinde bir sakınca yoktu.
Sorun şuydu ki bu zindanı Yoo Jonghyuk üçüncü geri dönüşünün sonuna kadar tamamlayamayacaktı. Görünüşe göre bu işi çabucak halletsem iyi olacaktı.
“Yardımına ihtiyacım var.”
“Yardım mı?”
“Bugün Gold Pildu’nun ekibini dağıtacağım.”
“Sen ciddi misin?”
Lee Jihye ciddi olup olmadığımı anlamak ister gibi bana baktı.
[Karakter ‘Lee Jihye’ye dair anlayışınız yükseldi.]
“Ahjussi, yeterince güçlü değilsin. Onlarla başa çıkamazsın.”
“Bu yüzden yardımını istiyorum ya.”
Lee Jihye kaşlarını çattı.
Buna şaşırmamak lazımdı. Lee Jihye bu durağa geldiği ilk gün Gold Pildu’ya meydan okumuş, sonra kaçmak zorunda kalmıştı. Yoo Jonghyuk onu kurtarmasaydı şimdiye çoktan ölmüştü.
“Bir planım var. Bana yardım edersen başarabiliriz.”
“Ustam burayı korumam gerektiğini söyledi.”
“Yardım etmezsen buradaki insanların çoğu ölecek.”
“Er ya da geç ölecekler zaten.”
“Bunu Yoo Jonghyuk’tan mı duydun?”
Lee Jihye titredi.
“Dün konuştuğumuz çocuk öldü. Yaşananların farkında mısın?”
“Evet, farkındaydım.”
“Belki sağ kalabilirdi. Sağ kalsaydı bugün Yoo Jonghyuk’la neler yaşadığını bize anlatabilirdi.”
“Bu…”
“Onu öldüren Yoo Jonghyuk’tu. İstese onu kolayca kurtarabilirdi.”
Konuşurken duygularım biraz karışıktı. Doğrusu, Yoo Jonghyuk’tan pek de farklı sayılmazdım. Metroda olanlar, sonra Gumho İstasyonu… Kendi güvenliğimi ön plana koyduğum için kurtarabileceğim insanları yok saymıştım.
Ancak ikiyüzlü insanlar da mantıklı konuşabilirdi.
“Metrodayken başına neler geldiğini gördüm.”
Lee Hijye’nin vücudunu bir titreme aldı.
“Sağ kalmak için arkadaşını öldürdün.”
“Dur artık.”
“Ama bunu yapmak istemiyordun.”
[Karakter ‘Lee Jihye’ büyük baskı altında.]
“Sen ne anlarsın ki?”
“Anlayacağımı anladım ben. Sadece kendi kendime konuşuyorum.”
“…”
“Ama hazır konuşmaya başlamışken söylemek istediğim bir şey daha var. Bugün kaçarsan, hayatın boyunca verdiğin bu karardan pişmanlık duyacaksın.”
[Karakter ‘Lee Jihye’ derin bir hüzne kapıldı.]
Lee Jihye’nin ‘insanı’ tarafını bilmiyordum ama karakterine hakimdim. Bu kız Yoo Jonghyuk’un sadık bir astıydı. Ancak bunun için henüz erkendi. Şu anda Yoo Jonghyuk’un gücüne hayranlık duyuyordu ama ondan farklı düşünüyordu.
Lee Jihye birkaç dakika sonra konuşmaya başladı.
“Yardım edersem insanlar kurtulabilir mi?”
“Hepsi değil ama bazılarını kurtarabiliriz.”
“Ne yapmam gerekiyor?”
“Bu akşam 7’de başlayacağım.”
Ona planı anlattım. Planın başarılı olması için üstüne düşenleri yapması şarttı.
Lee Jiye şoke oldu ve bana baktı.
“Emin misin? Cidden bunu yapacak mısın?”
“Evet.”
“İşe yarayacağını düşünmüyorum. Ayrıca yardım edebileceğimi de sanmıyorum.”
“Seçim senin.”
Böyle demiş olsa da yardım edeceğine emindim.
[Gizli Plancı hadsizliğinizden hoşlandı.]
[Size 100 para kadar sponsor oldu.]
[Lee Jihye’nin sponsoru sizden hoşlandı.]
[Size 100 para kadar sponsor oldu.]
Artık bütün hazırlıklar tamamlanmıştı.
……
Magnec